On Yedi

1203 Kelimeler
Üç aydır Seyhan'ın canı kâh ekşi istiyordu kâh tatlı. Bazen koca bir poşet eriği bol tuzla katır kutur yiyor bazen de kocaman çikolataları mideye indiriyordu. Üç ayda biraz kilo almaya başlamıştı ve zayıf vücudu giderek şekil alıyordu. Karnı büyümemişti henüz ama sanki yuvarlak küçük bir şişlik oluşmuştu. Halil her sabah üç aydır olduğu gibi Seyhan'ın önce yüzünün her yerini öpüyor, dudaklarına uzun uzun öpücükler veriyor, ardından karnını içini çeke çeke öpüyordu. "Günaydın güzellerim" cümlesi ise dudaklarından eksik olmuyordu. Seyhan pamuklara sarılmış gibi Halil'in bütün ilgisini ve sevgisini alarak karnında büyüyen bebeğine aktarıyordu ve her seferinde "Beni böylesine seven bir adam seni nasıl sever kim bilir" diyordu. Nazike ninesi çoktan Seyhan bebek patiği örmek istediğini söylediğinde anlamıştı onun hamile olduğunu ve ağlaya ağlaya elini öpen gencin saçlarını sevgiyle okşadı. "Benim kınalı kuzum kendi gibi güzeller güzeli bir bebek mi doğuracakmış, evimize neşe katacakmış, bir yuva olacakmış" diye diye dizlerinde yatan genci sevmişti. Seyhan ise göz yaşları içinde "Allah senden razı olsun nenem, bana görmediğim ana sevgisini gösterdin, koşup geleceğim ev oldun, beni Halil'imle kavuşturdun" derken yaşlı kadına sarıldı anne baba sevgisinin eksikliğinin tamamlanmasıyla. Nazike ninesi yeri gelmiş başını okşayan annesi olmuştu, yeri gelmiş tüm köye karşı "O benim torunum size laf düşmez" diye arka çıkmıştı. Ne yapsa da hakkını ödeyemezdi, biliyordu. Çocukları doğduğunda onun da babaanne sevgisini tatmasını istiyordu. Yaşlı kadın ise ondan tek bir şey rica etmişti. Oğlan da doğsa kız da doğsa çocuğun isminin yanına ölen evladının ismini iliştirsinler istemişti. Seyhan büyük bir mutlulukla "Artık çocuğumuzun ismi ne olursa olsun Nur olacak, adını yaşatacağız o güzel gencin nene" diyerek gözü yaşlı kadını bu kez o sarmıştı kollarına. Seyhan'ın hamileliği ise köydekilerin sesini kesmişti sonunda. Meğerse erkek gibi görünen kadınmış bu uğursuz denmeye başlamışlardı. Gerçeği ise bir tek Filiz biliyordu. Seyhan'ı merakından araştırmış ve çift cinsiyetli bireyleri öğrenmişti. Seyhan'ın hamile olmasına üzülmemişti ama Halil'in kucağına çocuğu verenin kendisi olmamasına canı yanmıştı. Ve bir sabah sessiz sedasız köyü terk edip şehirdeki halasının yanına taşınmıştı. O güne kadar da üç ay boyunca onlar hakkında çıkarttığı dedikoduları düzeltmek için çabalamış, galayana gelmeye hazır köylüyü ben kötüledim o genci, onun suçu günahı yok diye susturmuştu. O yüzden de selamını esirgeyen köylü tekrar Halil'e selam vermeye, Seyhan'ın iyi olup olmadığını sormaya, bir ihtiyaçları olursa yanlarında olacaklarını söylemeye başlamışlardı. Halil elbette çokta umursamıyordu köylünün şimdiye kadar ne dediğini, şimdiden sonra da bizden uzak Allah'a yakın olsunlar deyip aile içindeki huzuru koruyordu. Özellikle Seyhan'ın stresten ve üzüntüden uzak olması gerektiğini öğrendiği günden beri. Seyhan'ın hamile olduğunu öğrendiği günün ertesi günü hiç vakit kaybetmeden doktorun yanına gidip her şeyi en ince ayrıntısıyla öğrenmiş, Seyhan'ın hamilelik sürecinde ne yapması gerektiğini harfiyen aklına kazımıştı. Kolunun altında Seyhan'ın canı çekti diye çarşıdan aldığı koca bir karpuzla evin yolunu tutuyordu neşeyle. Seyhan çoğu zaman canının ne çektiğini utanmadan sıkılmadan söylesin diye Halil resmen hamile gibi aşeriyordu. "Şöyle sulu sulu şeftali mi yesek ya da tatlı mı tatlı çilek mi canım çekti ne oldu bana böyle." Seyhan da kahkaha ata ata "Bu gidişle ben değil sen doğuracaksın Halil resmen aşeriyorsun" diyordu. Bilmiyordu ki her gün canı başka bir şey çekiyordu diye Halil çarşıyı eve taşımayı düşünüyordu. Çatal kapının önünde dudakları huzurla kıvrılan Halil ayağıyla çatal kapıya hafifçe vurdu ve çoktan sese evden fırlayan Seyhan kapıyı açıp kolunun altında karpuz taşıyan adama uzandı. "Ağır mı? Dur ben alayım." Halil cıklayarak ellerini uzatan gençten uzaklaşıp "Sen ağır taşıyamazsın yasak" diyerek bahçeye girdi. Seyhan ise omuz silkerek sırıtıp eve doğru salına salına yürümeye başladı. "Tamam o zaman ben de güzelce dilimlerim ki karpuzu." Bazen Halil'e bu mutluluk fazla geldiği için bir yere düşüp yıkılacağını düşünüyordu. Dağ gibi adamı hiçbir güç deviremizdi de Seyhan'ın cilvesi yerle yeksan ederdi. O da gülümseyerek eve girdi ve mutfakta ağzının suyu aka aka elinde bıçakla bekleyen gencin yanına gitti. Masanın üzerine konulan karpuzu büyük bir dikkatle kesip dilimlere ayırmaya başladı ve çoktan bir kaç dilimini ağzına atmıştı bile. Ağzı yüzü karpuz suyu olan Seyhan'ı tuttuğu gibi kendine çekerek dudaklarına yapışan Halil ise oh çekerek "Sulu ve tatlıymış" dedi. Seyhan aylar önceki gibi utanarak "Halil" diye cırlayıp büyük bir dilimi Halil'in ağzına ittirerek "Kendin yesene" dedi ama gözlerinin içine aşkla bakan adamın başını sallayarak "Senden yemesi daha güzel" demesine omzunu dürttü. "Hiç utanman kalmamış Halil valla." Elindeki dilimi de ağzına atan Seyhan, Halil'in beline sarılan koluyla ona doğru çekildi ve boynunu koklayarak öpen adamla kıkırdadı. "Eşimin utanmazı da olurum, kölesi de." Seyhan sonunda boynundan öpe öpe ancak uzaklaşabilen Halil'le ellerini onun yanaklarına götürüp dudaklarını büzerek öptü. Sonra da Halil'in dudaklarının üzerinde "O utanmaz gece de göstersin kendini" diye fısıldadı. Halil sırıtarak Seyhan'ın dudaklarına uzanıp uzun uzun öperek "Özlemişsin belli" dedi ve omuz silkerek dudak büzen Seyhan'ın "Ama üç ay oldu" demesine güldü. "Bir de bana der utanmaz diye." Seyhan kaşlarını çatarak Halil'in yüzünü bıraktı ve kollarını göğsünde kavuşturup omuz silkti. "İstemiyorsun beni, çirkin oldum demi?" Halil dudak büzen genci kendine çevirip kilo almış demeden tek koluyla bile kaldırıp kucağına aldı ve artık oturma odası olarak kullandıkları odaya götürdü. Somyaya oturup ona iyice sokularak bacaklarını beline dolayan Seyhan'la elini saçlarına götürdü. Dakikalarca hiç konuşmadan kucağında uyuklayan genci sevdi. Seyhan ise başını Halil'in omzuna yaslamış başını yana çevirerek kucağında oturduğu adamın boynunu küçük küçük öperek kokusunu soluyordu. Seyhan'ın dünya üzerinde ezbere bildiği tek koku Halil'inin kokusuydu. Kilometrelerce uzakta olsalar bile Seyhan bu kokuyla Halil'i arayıp bulabilirdi. "Güzelim" diyen Halil'le "Hmm" diye mırıldandı. "Senin güzelliğini anlatabilecek hiçbir kelime yok lügatımda. Öyle güzelsin ki dilim tutuluyor, aklımı kaybediyorum. Nasıl çirkin oldum dersin güzelliğine." Seyhan dudak büzerek omuz silkince Halil bunun hamilelik duygusallığı olduğunu bilerek onu daha da kendine bastırdı. "Bastonlu bir dede olup gözlerim kör olsa dahi ben yine senin güzelliğini göreceğim Seyhan'ım." Başını onun omzundan kaldıran Seyhan gözleri aşkla parlayarak Halil'in gözlerinin içine baktı ve hâlâ o gözlerde yalnızca kendisini görüyordu. Kıkır kıkır gülerek "O zamana kadar buruşuruz Halil'im, vakit varken meyveleri yemeliyiz" deyince Halil de gülerek onu yatağa yatırdı. "Bu hamilelik senin hormonlarınla oynuyor güzelim. Sen de benim ayarlarımla oynuyorsun." Seyhan ise üstündeki adamla dilini çıkardı. Yutkunarak bakışları diline kayan adamla da tekrar kıkırdadı. "Dağ gibi adamı deviririm Halil'im tek bakışımla." Halil çoktan büyülenmiş gibi Seyhan'ın boynuna saldırırken "Onu biliyoruz güzelim, üç aydır ölüp ölüp dirilttin beni" diyerek öpe öpe Seyhan'ın dudaklarına ulaştı ve tam o güzel pembe dudaklara yapışacağı sırada bahçede duydukları "Biz geldik" sesiyle Halil hızla Seyhan'ın üstünden kalktı. Kenan biz geldik diyerek yanında gelen Orkun'u da ima etmişti ve ikiliyi tam zamanında yakalamıştı. Halil aceleyle önündeki kabarıklığı ustaca gizlemiş ve kahkaha ata ata odadan çıkan Seyhan'la "Gece görüşürüz seninle kınalı kuzu" diye seslenmişti. Kenan ve Orkun bebek için şimdiden bir sürü hediye almış, cinsiyeti henüz belli olmasa da renk renk kıyafet almışlardı. Onların çocuklarının olacağı en çokta Kenan'ı mutlu etmişti. Seyhan gibi güzel bir kalbe ve Halil gibi kocaman bir sevgiye sahip iki insanın bir aile olması, buna da minik bebeğin eklenmesi gözlerini dolduruyordu. Bahçede oturan ikiliyle Seyhan karpuzu iki tabağa güzelce dilimleyip masaya koydu ve Kenan'ın "Bugün de tatlıdan mı gidiyor küçük yaramaz" diyerek Seyhan'ın karnını gösterdi. Seyhan ona karpuz yediren Halil'le keyifle gülümseyerek karnını okşadı. "Kız mı erkek mi daha bilmiyoruz ama kesin benim gibi aç doğacak." Kenan ve Orkun onun söylediğine kahkaha atarken Halil Seyhan'ın dudaklarının kenarından akan karpuz suyunu baş parmağıyla silerek gülücük saçan eşine hayran hayran bakıyordu. Güzellik dendiğinde aklına sadece Seyhan geliyordu ki aylardır, başka da güzel bilmiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE