ÖZÜR

1318 Kelimeler
Umutcan sevgili dostlarını iş çıkışında yakaladı. Utanmadan onu görünce sevinir gibi yapıp yanına gelmişlerdi. Akın bile onu görünce kocaman gülümsemiş ve gelip ona sarılmıştı. Umutcan’ın ona karşı hisleri bir tık karışıktı. Düğününü terk edip gittiği için senelerdir dargındı ama onun Aslı’nın doğumu için ayrılmak zorunda olduğu ihtimalini düşündükçe dargınlığı azalıp öfkesi artıyordu. Eğer bu sebeple düğünden ayrıldıysa; Umutcan, yani çocukların babası iki adım ötesindeydi çünkü. Ona gerçeği söyleyebilir, hayatının en büyük hatası Nare’yle evlenmekten kurtarabilir ve minik oğullarının dünyadaki ilk gününde, babalarının yanlarında olmasını sağlayabilirdi. “Yemek yiyelim. Ne zamandır dördümüz çıkmamıştık.” dedi Umutcan yalancı bir gülümsemeyle. İşin gerçeği onların ağzına s*çacaktı tabi. Şu an zavallı koyunları tuzağa çekme aşamasındaydı. Akın düşünceli bir tavra büründü. “Şirin’le planımız vardı.” dedi mahcup bir şekilde. Ama Umutcan’ın onu kaçırmaya niyeti yoktu. “6 yıldır birbirinizi sürekli görüyorsunuz. Beni ise beş yıldır görmedin. Hadi ama kırma beni.” “Şey aslında çocuklarla Aslı’nın evine gidecektik ama sanırım seninle yemek yedikten sonra gidebilirim. Dur haber vereyim. O beni beklemeden gitsin.” dedi Akın. Çocuklarla Aslı’nın evine gidiliyorsa kesinlikle NÇF iti ve Leyla’da orada olacaktı. Umutcan olmadan onun çocuklarıyla plan yapıyorlardı ve Umutcan bundan nefret ediyordu. “Haber ver tabi. Biz seni bekliyoruz.” dedi. Bahri ve Koray da hemen eşlerini aradılar. Koray, Umutcan’ın yanına geldi. “Eylül, Nare’nin yanına gitmek istiyormuş. Senin için sorun olur mu?” “Olmaz. Nare’nin bir arkadaşı da orada. Kız kıza otursunlar işte.” dedi Umutcan. Nare’nin ne yapıp yapmadığını umursamıyordu. Ne onunla evliliğe ne onun çocuğuna baba olma ihtimaline hevesi vardı artık. 8 aydır ne hayaller kurduğu çocuğun babasının belirsizliği bile ondaki heyecanı ve umudu öldürmüştü. Umutcan göstermemeye ve güçlü olmaya çalışıyordu ama içinde büyük bir yıkım vardı. İkizlerin peşine düşmemiş olsa şu an bir yerde alkol komasına girmiş olurdu muhtemelen. Akın da karısından arkadaşlarıyla oynamak için izin alır almaz güzel bir yere yemeğe gittiler. Tartışacaklarını bildiği için Umutcan onları özel yemek odası olan bir yere götürmüştü. Böyle yerlerde genelde iş yemekleri yeniyordu o yüzden bayağı lüks bir yerdi. Arkadaşları etrafı hayranlıkla incelerken Umutcan da onlara öldürmek ister gibi bakıyordu. “Vaaaay, Umutcan. Turnayı gözünden vurdun sonunda demek. İyi kazanıyor olmalısın.” dedi Bahri. “Patronlarım beni seviyor. Tespit ettiğim sıkıntıları çözerek onlara çok kar ettirdim. Sadece üç yıllık çalışmamdan sonra en genç yöneticilerden biri oldum. Şu an sizinkiyle yarışacak bir şirketin başındayım.” dedi Umutcan. Övünmeyi seviyordu. “Hala çalıştığın kurumdan istifa ettiğine inanamıyorum. Devlete borcum var diye diye bizimle ortaklığa bile girmemiştin.” dedi Bahri. “İstifa etmek zorunda bırakıldım diyelim. Bir kodamanın kuyruğuna bastığım için. Ama sadece herkesin beni gördüğü vitrin kısmından istifa ettim. Hala arka planda derin bağlarım var.” diyen Umutcan içeri giren garsona gülümsedi ve siparişleri alınırken yine arkadaşlarını şahin gibi izlemeye devam etti. “Bize bu derin bağları hiç açıklamadın. Ne bu gizem anlamıyorum ki. İstihbaratta filan mı çalışıyorsun?” dedi Koray garson gidince. Umutcan gülümsedi. Koyunlardan biri tuzağın cazibesine dayanamamıştı işte. “Herkesin sırları olabilir. Sizin yok mu sanki benden sakladıklarınız?” Bahri ve Koray ona doğru başını iki yana sallarken Akın, Umutcan’a alaycı bir şekilde gülümsedi. “Benim var.” dedi. Umutcan anlamış gibi başını aşağı yukarı salladı. “Bu sırrın benimle bir ilgisi var mı peki?” “Hiçbir ilgisi yok.” dedi Akın. “Emin misin?” “Eminim.” Umutcan’ın kafası karışmıştı. Oğulları ile ilgili olan sırla nasıl onun ilgisi olmazdı. “Bu sırrın oğullarımla bir ilgisi var mı peki?” diye sordu pat diye. Bahri ve Koray’ın bakıştığını gözden kaçırmadı ama Akın piçi gayet rahattı. “Sanmam. Oğulların olduğunu bile yeni öğreniyorum.” dedi. “AKINNN!” diye çıkıştı Umutcan. Artık sabrı kalmamıştı. “Bahsettiğin sır benden gizlediğiniz oğullarım değil mi?” “Ne bileyim oğlum? Senin çocuğun varsa senin bize söylemen lazım. Hayırlı olsun bu arada. Oğullarım dediğine göre birden fazla ve erkek galiba. Nare’ye selam söyle bizim için.” dedi Akın. Ahh, Umutcan onun o sırıtan yüzüne yumruğu geçirmeyi nasıl ama nasıl istiyordu. O sırada yemekleri geldi. Yine garson çıkana kadar bir süre sessizliğe büründüler. Garson çıkmadan Umutcan onun kolunu tuttu ve sert bir içkileri olup olmadığını sordu. En sonunda bir şişe şarap istedi. Özel odada tekrar yalnız kaldıklarında iç çekti Umutcan. Biraz kirli oynayacaktı demek ki. “Nare beni aldattı.” diyerek bombayı masanın ortasına güm diye bıraktı. Öyle ki Koray ağzındaki suyu püskürtmüştü. Sonraki yarım saat olan biten her şeyi anlattı. Arkadaşlarının kendisine üzülmesini sağlamak için abartıyordu belki biraz ama… Anlatmak… İyi gelmişti. Bahri’nin ona sarılması da öyle. Gözlerinin dolduğunun farkında bile değildi. Birkaç gündür kendisini nasıl bir umursamazlık kapanına hapsettiğini şu an daha iyi anlıyordu. “Doğumu mu bekleyeceksin.” diye sordu Akın. Umutcan başını salladı. “Ulan kızsam kızamıyorum. Hamile olduğu aklıma geliyor. Bağırıp çağıramıyorum. İçimdeki öfkeyi dökemiyorum. Şu an sadece uzak kalabiliyorum ki… Elimden bir kaza çıkmasın.” “Aynen kardeşim. Kendine hakim olmalısın. Başını yaktığına değmez.” dedi Koray. “Evet. Çocuk seninse ve alabilirsen endişelenme nasıl bakarım diye. Biz sana yardımcı oluruz.” dedi Bahri. Umutcan diliyle yanağını şişirip ona kızgın bir bakış attı. “Aslı’ya yardımcı olduğunuz gibi mi?” diye sordu. Bahri saf görünürdü ama sadece görünüşte. Koray en saflarıydı aslında. O yüzden Bahri, Umutcan’a istediğini vermedi. “Tabii ki. Zavallı kız, o şerefsiz onu hamile bırakınca zor zamanlar geçirdi. Ona destek olmak için elimizden geleni yaptık.” “Aynen.” dedi Akın sırıtarak. “O şerefsiz, yavşak, piç herif kızı ortada bıraktığında hepimiz ona yardımcı olduk. Oğulları kendi çocuklarımız gibi oldu.” “Tanımadığınız herife niye hakaret ediyorsunuz?” diye sordu Umutcan. Birazdan elinden bir kaza çıkacaktı. Avuçları kaşınıyordu. “Kızla yatıp kalkıp götünü dönüp giden herif şerefsiz değil midir? Zavallı çocuklar babalarının nasıl bir or*spu çocuğu olduğunu asla öğrenemeyecekler. Gerçi merak ettikleri de yok.” dedi Koray. Akın ona göz kırptı. Umutcan boynunu esnetti. İkizlerin babası olduğuna dair en ufak bir şüphesi olsaydı bile sevgili ‘arkadaşlarının’ malum ‘babaya’ nasıl küfrettiklerini duyduğunda bütün şüpheleri kaybolurdu. Ellerini masaya koyarak ayağa kalktı. “Bugün Aslı’ya verdiğim gibi size de bir şans verdim. Bunu sakın unutmayın. Size ne kadar zor durumda olduğumu anlatmama rağmen, buna ne kadar ihtiyacım olduğunu görmenize rağmen gerçeği benden saklamaya devam ederek verdiğim şansı kullanmamayı tercih ettiniz. Dna testinden sonra görüşürüz. Aslı’nın benden kurtulma gibi bir şansı yok ama sizinle bir daha konuşmayacağım.” dedi ve kendisini dışarı attı. Arabasına binerek uzaklaştı ama sonra Akın’ın bu akşam Aslı’ya gideceğini hatırlayınca U dönüşü yaparak geri döndü. Akın’ın çıkıp arabasına bindiğini görene kadar bir köşede bekledi. Onu Aslı’nın evine kadar takip etti. Aynı anda park edip aynı anda arabadan indi ve eve doğru yönelmiş Akın’ın koluna girdi birden. İrkilen Akın ona şaşkınlıkla baktı. Umutcan kolunu okşayarak ona yaklaştı. “Beni davet ettiğini karına ve diğerlerine söylersen sevinirim. Yoksa içerideki herkese ortaokulun en başlarında birazcık Leyla’dan hoşlandığını söylerim.” dedi kısık ve flörtöz bir sesle. “Sana bunu söyleyecek kadar sarhoş olduğum güne lanet olsun.” dedi Akın aniden ve tiksintiyle kolunu ondan çekti. “O gün sayesinde Leyla’nın seninle bir ömür dalga geçmesini istemiyorsan bana yardımcı olacaksın.” “Şerefsiz!” “Az önce yeterince duydum bunları. Öyle kolay incinmiyorum şu an.” dedi Umutcan. Kapının önüne vardıklarında Akın el mahkum zile bastı. İçeriden ‘Pitzaaaa!’ diye bir çocuk çığlığı duydular. Akın kendi kendine gülümseyince Umutcan ona merakla baktı. Kapı açıldığında heyecanla Aslı’yı kapıya sürüklemiş olan Yiğit onları görünce bariz bir şekilde hayal kırıklığına uğradı. “Yanlış alarm. Akın dayı ve sapık adam gelmiş.” diye seslendi heyecanla merdivenden inen kardeşine. Aslı, Umutcan’ı kapıda görünce şoka uğramıştı. Akın’a kötü kötü baktı. Aklına bir şey gelen Akın birden Umutcan’a sırıtıp Aslı’ya döndü. “Özür dileyecekmiş Nihat Çetin’den. Malum o, mezuniyet gecesi için özür dileyememişti. Bu akşam kendisini güzelce ikna ettik. Pişmanlıktan kıvranıyor şu an.” Bu sefer ona kötü kötü bakan Umutcan’dı. Ölürdü de o heriften özür dilemezdi. Ama tabi şimdilik içeri girmesi lazımdı. “Ya tabi… Özür dileyeyim, dedim.” dedi zoraki bir şekilde gülümseyerek. Aslı ona hiç inanmıyordu ama yine de kenara çekilip içeri girmesine izin verdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE