Otele dönen ıslanmış ve üşümüş Umutcan kendisini hemen duşa attı. İçinden o çocukların babalarına ve sülalelerine saydıra saydıra sıcak suyla yıkanıyordu. O küçük veletler…
Belinde havluyla çıkıp öfkeyle koltuğa yayıldı ıslak ıslak. Az önce çıkardığı ıslanmış pantolonunu kendine çekip cebinden sigara paketini çıkardı ve ağzına bir tane yerleştirdi. Nare hamile olduğu için onun yanında içemiyordu ama şu an bu sinirle buna fazlasıyla ihtiyacı vardı.
İşin ilginç tarafı şu an böyle sinirli olmasının sebebinin sadece yarısı o çocukların ona yaptığı eşek şakasıydı. Diğer yarısı tamamen Aslı’ydı. Yine!
Bunca yıl sonra bile onu bir şekilde böyle sinirlendirebiliyordu demek ki. Aptal, aptal, aptal Aslı! Çocuklarını da kendisi gibi hadsiz büyütmüştü işte. Şimdi Umutcan ona senden anne olmaz derken haksız mıydı? Herhalde çocuklarına sahip çıkmak için harcamadığı bütün zamanı güzelleşmeye harcıyordu. 6 yıl sonra bile bebek gibiydi.
Güzel çocuklardı ama, diye geçirdi içinden. İkiz olduklarını tahmin ediyordu. Annelerinin ki gibi kapkara gözleri vardı. Biri koyu kahverengi saçlı, diğeri kumral saçlıydı. Ki Aslı’nın orijinal saçlarının da kumral olduğunu biliyordu Umutcan. Kumral saçlı olan çocuk diğerine göre daha tatlı, kızsal bir yüze sahipti.
Gözleri dışında birbirlerine pek benzemiyorlardı ama onu ıslatmadan önce ikisinin de gözlerinde beliren o yaramaz bakış birbirinin aynısıydı. Birbirleriyle göz göze gelir gelmez; daha az önce annelerine karşı takındıkları masum ifade, anında şeytani bir karanlığa evrilmiş ve sadece gözleriyle, yapacakları yaramazlık için anlaşmışlardı. İşte tam olarak o şeytani, yaramaz ifade Umutcan’ı sebepsizce aşırı sinirlendirmişti. Öyle… Öyle garip bir şekilde tanıdıktı ki…
Ayrıca Aslı’ya ‘anne’ demiş olmaları da Umutcan’a garip hissettirmişti. Onun birilerinin annesi olması çok ama çok tuhaf gelmişti.
Elinde ilaç kutusuyla yanından geçmiş, çocuklarına doğru yürümüş, onlara Umutcan’ın yüreğini burkan bir anne şefkatiyle gülümsemiş sonra Umutcan’ı fark edince ifadesi hoşnutsuz, sevimsiz bir şey olmuştu. Sanki bir zamanlar ona o kara gözleriyle aşk dolu bakmamış, onu öpmesi için yalvarmamış gibi…
Sigara üstüne sigara yaktı. Öyle ki üstündeki kokuyu çıkarması için tekrar duş alması gerekecekti. Nare’yle evliliği öyle gereksizce huzurlu geçiyordu ki yıllar sonra onu böylesine öfkelendiren kişi yine Aslı olmuştu. Ahhh! Ve o it ‘oğlu’ itler…
————-
“Endişelenme.” diye fısıldadı Nihat Çetin. Çocuklar odadaydı ama ne olur ne olmaz diye yine sesini kısık tutuyordu. Yiğit ve Emir’in her an her yerden fırlama gibi bazı şaşırtıcı özellikleri vardı.
“Döndüğünden bile haberimiz olmadı. Artık gerçekten burada mı kalacak?” dedi Aslı. Ağrı kesici baş ağrısını geçirmemişti. O yüzden başına sımsıkı bir tülbent sarmak zorunda kalmıştı.
“Eylül öyle söyledi.” dedi Şirin. “Burada büyük bir şirkete üst düzey yönetici olarak atanmış Umutcan. Bir de hani geçen gün Koray bizim çocukları eve oyun için çağırmıştı ya, Umutcan aniden eşini onun evine bırakınca zavallı kız bir şey diyememiş. Bahri’yi aramış ama ulaşamamış. Daha doğrusu Bahri araba kullandığı için açamamış. Eve senin çocuklarla girip Nare denen kızı görünce pişman olmuş ama şüphelenmesin diye daha geri de çıkamamış. Sonra Nare mutfakta Eylül’e senin çocukların yaramazlığından şikayet edip kimin çocukları olduğunu sorunca, Eylül de senin olduğunu söylemek zorunda kalmış. Ama daha fazla sormasın diye o panikle babalarını senin bile bilmediğini söylemiş.”
“Valla Şirin…” dedi Aslı. “Umutcan’ın gerçeği öğrenmesi beni orospu sanmasından daha çok korkutuyor beni. Bırak öyle sansın. İyi yapmış Eylül. Keşke fuhuştan filan tutuklandığımı da söyleseymiş.”
Nihat Çetin öfkeyle arkasına yaslandı.
“Valla bugün o sırıtan yüzüne bak bunlar senin oğulların diye bağırmamak için zor tuttum kendimi. Eğer bundan tek incinecek o olsa yapardım da… Ama yeğenlerim için tuttum kendimi. Şu an en son ihtiyaçları olan şey hayatlarının daha fazla karışması olur.”
“Sakın Nihat Çetin.” dedi karısı Leyla. “Umutcan öğrenirse tekrar bu kızın hayatına dadanır. Hem karısı da hamileymiş işte. Bizden ne kadar uzak olursa o kadar iyi. Senin bağlantıların bu herifi fizana filan gönderemiyor mu?”
“Şirketi bizim ailenin rakip şirketlerinden. Korkarım böyle bir istek onların Umutcan’ı daha da sahiplenmesine sebep olur. Ayrıca Umutcan’ı yok yere şüphelendirir.” dedi Nihat Çetin.
“Şu an tek yapabileceğiniz ondan olabildiğince uzak durmak.” dedi Akın. “Zaten daha ne kadar karşılaşacaksınız ki. Eviniz ayrı, yolunuz ayrı. Bir süre Koray ve Bahri’den uzaklaşmanız gerekecek sadece.”
Şirin onaylayarak başını salladı.
“Belki de ben fizana taşınmalıyım.” dedi Aslı. Sehpadaki kolonyayı eline yüzüne boca etti. Bir anne olmasa başına dikip içerdi de.
Nihat Çetin başını iki yana salladı.
“Niye o it yüzünden sen taşınıyormuşsun bakayım? Merak etme öğrense bile ne yapabilir? Senin iznin olmadan dna testi yaptıramaz. En fazla mahkemeye götürür. Mahkemede de senin lehine sonuç aldıracak bağlantılarım var merak etme. Gerekirse dna testini bile değiştirebilirim. Kısaca hiçbir bok yapamaz. Şüphelendiğiyle kalır.”
“Öyle olur değil mi?” dedi Aslı umutla. Diğer herkes ona gülümserken Leyla buna katılmadı. Umutcan böyle kolayca bertaraf edilecek biri değildi. Eli kolu uzundu. Ama bunu burada söyleyip Aslı’nın yeniden ışıldayan ifadesini bozmak istemiyordu.
Zil çalınca çocuklar koşarak içeri doluştu. Pamuk Şirin büyük bir kız gibi zarif adımlarla içeri geldi ve annesinin kucağına yerleşti hemen. Altı yaşındaydı ama hala Leyla’ya çok düşkündü. Kız kardeşi Lale Ece’de babasına koştu. O daha babacıydı.
Akın’ın oğlu Nihat Çetin naif ve iyi huylu bir erkek çocuğu olarak Emir ve Yiğit’e ayak uyduramıyordu. Bir köşede oturup kitap okumayı tercih ediyordu. Bu küçük grupta en iyi anlaştığı kişi onun gibi naif bir çocuk olan Lale Ece’ydi. Süt kardeşi Pamuk Şirin en yakın arkadaşıydı ama çoğunlukla kavga ettikleri inişli çıkışlı bir ilişkileri vardı. İpek ise ağabeyinden daha hareketli ve aşırı neşeli bir çocuktu. Şirin’e aşırı benziyordu. Sanki annesinin küçük bir kopyasıydı. Ki babası Akın buna bayılıyordu.
“Anne pitzaaaa!” diye bağıran Emir, Aslı’nın elini tutup kapıya çekiştirdi.
“Dur oğlum ben ödeyeceğim.” diye ayaklanan Nihat Çetin’in önüne geçti Yiğit.
“Dayı, biz ödemeliyiz. Çünkü biz istedik. Otur lütfen!” dedi ciddi bir tavırla. Bu arada erkek kardeşi çoktan annelerini kapıya götürmüştü.
Pizzayı iki kardeşin de beklediği gibi Şahin abileri getirmişti. Şahin Dumanlı dünyanın en güzel pizzalarını yapan kişiydi ve sırf bu yüzden ikizler ona bayılıyordu. Kendisi aynı zamanda ikizlerin annelerini layık buldukları tek kişiydi çünkü olası bir evlilikte ikizler istedikleri zaman lezzetli pizzalar yiyebilecekti.
“Şahin abiiii, hoş geldin! Burada olduğumuzu bilmez de başkasıyla göndelirsin diye koyktuk ama iyi ki sen getirmişsin.” dedi Emir heyecanla. Bu arada annesini iyice kapının önüne doğru itmekle meşguldü.
“Merhaba Şahin Bey.” diye gülümsedi Aslı rahatsız bir şekilde. Resmen kendi oğulları tarafından bu herife pazarlanıyordu.
“Merhaba Aslı Hanım, bu evden sipariş alınca sizi de burada bulacağımı biliyorum artık. Çocuklara selam vermek için geleyim dedim. Onlar için ekstradan tatlı da koydum poşete. Bizden!”
Aslı pizzaların parasını öderken onu şöyle bir alıcı gözle inceledi. Öyle çok yakışıklı sayılmazdı ama iyi bir adam gibiydi. Hoş gamzeleri vardı. Belki bir gün onu bir kahve içmeye çağırırdı Aslı.
—————
Umutcan tek başına akşam yemeği yerken odasının kapısı çalındı. Merakla kapıya baktı. Nare’yi o alacaktı ama Koray mı bırakmayı düşünmüştü acaba? Kalktı ve kapıyı açtı. Kimse yoktu. Tekrar içeri girecekken kapının önünde bir zarf gördü. Eğilip aldı. Etrafa bir kez daha göz attı.
İçeri girdi ve üzerinde hiçbir şey yazmayan zarfı açtı. İçinde bazı fotoğraflar ve bir flash bellek vardı. Bir de mektup gibi bir şey. Fotoğraflarda farklı zaman dilimlerinden Nare vardı. Birinde karnı dümdüzdü. Birinde hafifçe çıkıntılıydı, bir diğerinde şimdiki gibi kocamandı. Resimlerde ortak olan tek şey Nare’nin yabancı bir erkekle bir kafede oturuyor olmasıydı. İlk resimde orada olmaktan rahatsız gibiydi ama diğerlerinde gayet rahattı. Ama hepsinde gözlerinde tuhaf bir beklenti vardı sanki. Umutcan kaşlarını çatarak mektubu açtı.
‘Resimlerde gördüğün şey hoşuna gitti mi? Bir de videoyu izlemelisin. Ahh, o kibirli yüzünün ne hale geleceğini görmek için neler vermezdim.’
Umutcan içinde yükselen huzursuzluğu zapt etmeye çalışarak flash belleği televizyonun yan tarafındaki usb girişine taktı.
-------
Umutcan’ın kendisini almaya gelmediği gibi, telefonlarını da açmadığını gören Nare, Koray’dan onu eve bırakmasını rica etmişti. Otele varıp kapıyı çaldı ama kapıyı açan olmadı. İçeriden tuhaf sesler geliyordu. Kaşlarını çatarak çantasından odanın kartını çıkardı ve içeri girdi. İçeride televizyonun karşısında oturan yakışıklı kocasını buldu. Televizyondan inlemeler, bir erkeğin hırıltısı ve gıcırdayan yatak sesleri geliyordu.
“Ne izliyorsun sen öyle?” diye çıkıştı kocasına.
Umutcan ona tuhaf ve alaycı bir bakış attı.
“Henüz vizyona girmemiş oscarlık bir film.” diye cevap verdi.
Aynı anda Nare kendi sesinin nefes nefese ‘Birazdan kocam gelecek. Acele et!’ dediğini duydu. Çantası şaşkınlıkla yere düştü.
“Um-… Umutcan!” diye fısıldadı korkuyla.
O sırada videodaki adam ‘Bu gün kocanla da bir sevişmeni tavsiye ederim, hamile kalırsan şüphelenmesin.’ dedi kahkaha atarak ve hemen ardından bir şaplak sesi geldi. Nare dizlerinin üstine düştü. Umutcan ona bakmıyordu. Ama videodaki sesler devam ediyordu. ‘Senin hayvanlığın yüzünden kaç çocuk düşürdüm? Umutcan’a açıklayamıyorum artık. Hamile kalsam hiç fena olmaz.’ diyen kendi sesini tekrar duydu Nare.
Umutcan bu akşamın başında Nare’nin onu hiç Aslı gibi öfkelendiremediğini söylemişti değil mi? Bunda ne kadar yanıldığını şu an kararan gözleri ve titreyen elleri ona yeterince açıklıyordu.