Güneş kasabanın üzerinde sıcak ışıklarını serpiştirirken, Lara ve ben uzun bir yürüyüşe çıktık. Bu kez ne gölgeler ne de tehlikeler vardı; sadece kasabanın sakinliği ve hayatın kendisi vardı. Sahilden köy meydanına doğru yürürken, çocukların oyun sesleri kulaklarımıza ulaştı. Gülüşleri, gece boyunca yaşadığımız tüm korkuyu silip süpürüyordu. “Biliyor musun Kuzey,” dedi Lara, bir çiçekçi dükkanının önünden geçerken, “uzun zamandır böyle rahatlamamıştım. Sanki kasaba bizimle birlikte nefes alıyor.” Gülümsedim. “Evet… Ve biz de öyle. Bugün sadece biz varız. Hiçbir gölge, hiçbir çete, hiçbir plan… sadece biz ve kasabamız.” Bir kafeye oturduk, küçük ahşap masalardan birini seçtik. Garson gülümsedi, biz de karşılık verdik. Kahvelerimizi sipariş ettik ve Lara ellerini kucağına koyup rahat bir

