Hayatın kantarında bazen terazi şaşırır, kaldıramayacağı yükleri insanoğlunun omuzuna yüklerdi. Bu yükün ne zamana kadar üzerinde olacağını bilmeyen bizler ise altında ezilir, ruhsal boşluklara düşerdik. O zaman bir arayış başlardı işte. İster kara bir kuyu, ister sonsuza uzanan apak bir yol. İşte burada mizanını bir türlü kestiremeyen kalp devreye girerdi. Çıkış yolunu bulmaya çalışan bir pusulaydı o. Ellerimi sıkıca geçirdiğim beden çok ilginçtir sanki bütün yükleri benden alıp üzerine bindiriyordu. Yüzümü gömdüğüm, gözyaşlarımla suladığım göğsünde kalp atışlarını hissetmek yolumu şaşırmış pusulama bir ayar veriyordu. Kollarımı gövdesinde çekmedim epey. İnce tişörtünden tenine geçirdiğim parmaklarımla sıkıca kavradım. Gözümü, burnumu bütün ıslaklığıyla hiç çekinmeden sürdüğüm göğsü odu

