Şaşkınlıktan önce ağzımı açıp kapattım. Kendimi toparladıığımda gözlerimi kısarak ona baktım ve "senin ne işiniz var burada," dedim.
Ondan önce Cüneyt soruma cevap verdi."Şey, Zeynep Hanım, biz komiserimle bu evi tutmak istiyoruz" deyince ona gözlerimi kırpıştırarak baktım.
Karşımdaki gereksiz, "bir insan isminin güzelliğini bu kadar mı güzel taşır...Zeynep" deyince onun bu klişe sözlerine gözlerimi devirdim. Sonra Uğur denen zibidiye burnumu kıvararak baktım.
"Bana bak pis zampara! İki kelamla peşinde pervaneye dönen o kızlara benzemem ben! Size, ev falan yok.!. . Gidin kendinize başka ev bulun," dedim, sinirle onun yanından geçip kapıya doğru yürürken salonun girişinde bizimkileri görünce durakladım.
Annemle Nedret teyze şaşkınlıktan kocaman açtığı gözleriyle bana bakarken, Gül'le teyzem gülmemek için dudaklarını ısırıyordu ama tâbi bunu da başaramadılar. Nokta ağzından küçük bir kıkırtı kaçırınca, annesi yani Nedret teyze ona uyarı dolu bir bakış attı.
"Hoş geldin Uğur oğlum! Bugün seni Zeynep kızımla kafede bekledik ama senin işin çıkmış galiba.Ne yaptın halledebildin mi işlerini?"
Nedret teyzeye bakarken bana kal gelmiş olabilir, çünkü etrafımdaki sesler bir anda kesildi. Koluma dokunan Gül'e bön bön baktım ve "şaka, değil mi?" Dedim şaşkınca.
Gül hâlime kıkırdayıp hayır değil derecesine başını sağa-sola salladı. İlk şoku atlatıp bizimkilere baktığımda, annem çoktan işe koyulmuştu ve o Uğur denen zibidiyi sorguya çekiyordu.O zibidi ise hâlinden gayet memnundu ve anneme gülümseyerek tüm sorularına kibarca yanıt veriyordu. Onları incelediğimi fark eden zibidi Uğur'un dudakları biraz daha kıvrıldı ve anneme çaktırmadan bana göz kırptı! Arsız...
"Yok yok! Bundan bir cacık olmaz! Baksana bunun kaşı gözü ayrı oynuyor...olmaz! İmkanı yok bundan bir cacık olmaz! Ben iki günde bunun o göz kırpan gözünü oyar, sonra da mapuslara düşerim haberin olsun. Yok yok mümkünatı yok" dedim Gül'le teyzeme ve hışımla oradan çıkıp üst kata çıktım.
Odama girdiğimde üzerimdeki kıyafetleri çıkarırken sinirden ellerim titriyordu. Adamdaki cürete bak sen! Utanmadan bir sürü kişinin içinde bana göz kırpıyor. Bir Beyefendi böyle bir şey yapar mı? 'Siz sakin olun Hanımefendiciğim, böyle münasebetsizlerin sizin gibi naif bir Hanımefendiyi üzmesine izin vermeyin reca ederim. Her zamanki gibi çok haklısınız Zeki Bey, böyle Zibidilerin beni üzmesine izin vermeyeceğim, dedikten sonra gözlerimi kocaman açtım ve elimle ağzımı kapattım. Ayy, ben Zeki Bey'in yanında nasıl o zibidiye zibidi dedim! Zeki Bey hâlime o şen kahkahalarından birini atıp odadan çıktı...
Derin nefesler alıp sakinleşmeye çalışırken, teyzemle Gül yüzlerinde kocaman gülümsemeyle odama girdi.
"Siz yine neden pişmiş kelle gibi sırıtıyorsunuz? Bir şey oldu değil mi?Evet evet kesin yine bir şey oldu!"
İkisi birlikte kıkırdayınca gözlerimi kapattım ve gelecek olan darbeyi bekledim.
"Akşam yemeğine misafirlerimiz var," deyince teyzem, rahat bir nefes aldım. Oh iyi bari, kaşı gözü ayrı oynayan o zibidi hakkında konuşmayacaklar...
"Eee ne var bunda, neredeyse her akşam bize birileri gelir."
"Bunlar özel misafir ama canım!"
Teyzeme gözlerimi kısarak kuşkuyla baktım, ne demek istiyordu ki? Anlık aklıma gelen düşünceyle gözlerimi kocaman açtım. Bu kadarını da yapamazlar değil mi? Hışımla yerimden kalkıp odanın içinde volta atmaya başladım.
"Her defasında diyorum ki yapmazlar, yapamazlar diye ama nerede! Sürekli atraksyon, sürekli oyun, plan, bu ne ya, Allah Allah! Ben de elinde tesbihi olan bir anne, anneanne istiyorum, çok mu şey istiyorum Allah'ım. Şöyle bir köşede oturup kitap okusalar, örgü örseler ne olur yani! Ama yok, bizimkiler kim örgü örmek kim, bizimkiler örgü örmek yerine bizim başımıza çorap örüyorlar!"
Tiradım bitince yatağın üzerinde oturan Nokta ile Virgüle baktım, kocaman açtıkları gözleriyle, benim arkama bakıp bana kaş göz işareti yaptılar.
Yok Zeki Beyciğim, bu defa siz bile beni kurtaramazsınız...
Ben başıma gelecekleri beklerken, arkamdaki kişi derin bir nefes aldı.
"Eğer söylenmeniz bittiyse Zeynep Hanım, mutfağa gelin...akşam Handan Hanımları yemeğe davet ettim," diyen annemin sesi kırgın çıkıyordu. Sanırım bu defa fena batırdım...
Teyzemle Gül uyanıklık edip yüksek gerilim hattı odadan anında sıvıştı. Zaten sizin misyonunuz bu, sıvışmak,
Korkunun ecele faydası yok deyip arkamı döndüğümde, annemin gözlerinde nadir gördüğüm o kırgınlığı görünce içim sızladı.
"Anne!"
"Bu akşam Handan Hanımları yemeğe davet ettiğim için iptal edemem, ayıp olur. Ama bundan sonra hayatına bir daha karışmam köşemde oturur abilerinin çocuklarına örgümü örerim! Sen de ömrünün sonuna kadar kitapların ve Zeki Bey'inle mutlu mesut hayatını yaşarsın, tamam mı kızım?"
"Anne, ben-" diye söze başladığımda annem elini kaldırdı ve konuşmama müsaade etmedi.Son kez bana bakıp odadan çıktı.
İç çekip kendimi yatağın üzerine attım. Ben bu güne kadar annemin kimseye kırıldığını veyahut küstüğünü görmemiştim ama ben ve susmak bilmeyen koca çenem bunu başarmıştık. Annemi küstürmeyi başaran ilk insan olduğum için kendimden utandım. Bir süre daha yatağımın üzerinde oturup bir tur daha kendime, sen ne rezil bir insan oldun başımıza nidaları çektim, sonra da son kez üzerime çeki düzen verdim ve odamdan çıktım.
Kapıdan çıktığım anda da banyodan çıkan Uğur'la göz göze geldim. Merakla beni inceldi, "sorun mu var?" Diye sordu.
"Senden daha büyük bir sorunum yok şu hayatta!" Dedim ağzımın içinden. Kaşları hayretle yukarı kalktı. "Anlamadım!" Eğer o benim söylediklerimi anlamadıysa kitap yüzü görmek bana nasip olmasın dedim içimden ama sonra, tövbe tövbe dedim. Mazallah duaların kabul olduğu saate falan denk gelirim de, duamın kabul olacağı tutar... bu zibidi yüzünden kitaplarımdan ayrı kalmak mı, Allah korusun.
Ona "yok bir şey," diye mırıldanarak yanından geçmek istedim ama o önüme geçti ve beni durdurdu. Başımı yukarı kaldırdım ve gözlerimi kısarak "çekil önümden!" dedim.
"Çekilmezsem ne olur?"
"Başına geleceklerin fragmanını az buçuk yaşadın! Şansını zorlama istersen!"
Yüzü bir an gerilsede kendini çabuk toparladı ve dudağı yine ukala şekilde kıvrıldı.
"O bir defalık bir şeydi Zeynep'im," dedi ve bir adım daha yaklaştı bana, artık aramızda mesafe kalmamıştı. Zorlukla yutkunup sıklaşan nefesimi düzenlemeye çalıştım; sanırım kalp spazmı geçiriyorum... O ise bundan habersiz başını eğdi ve kulağıma sessizce, "zamanı geldiğinde sana lazım olacaklara zarar verme istersen!"
İma ettiği şey yüzünden yüzüm kızarırken, tüm gücümle onu itekledim ve kendimden uzaklaştırdım.
"Benden uzak dur! Sen ve ben diye bir şey yok, asla da olmayacak. Sen benim tipim bile değilsin, bu dünyada bir sen, bir de ben kalsam, olmaz bu iş, anladın mı, olmaz!"
Gülen yüzü hafifçe soldu, durgun denizleri andıran gözlerinde bir anda şimşekler çaktı.
"Hayatında biri mi var?"
"Bu seni ilgilendirmez!"
"Yanılıyorsun yavrum, seninle ilgili herşey bundan sonra beni ilgilendirir!
"Pardon!" Dedim hayretle. Bu karşımdaki medeni görünümlü evrim geçirmemiş odun ne diyor böyle?
O bana bir adım yaklaşınca, ben de otomatikman bir adım geriye gittim. "Bizimkiler bizi birbirimize uygun görmüş ki, o kafede bugün buluşma ayarladılar, eğer o piç kurusu kadının çantasını çalmasaydı, seninle tanışma şeklimiz ve şartlarımız çok farklı olacaktı. Bugün seninle farklı şartlarda tanışır, haftaya sözlenir ve en geç bir ay sonra da evlenirdik."
"Pardon!.. Ne!! Ne saçmalıyorsun sen?"
"Saçmaladığım falan yok yavrum, ikimizin de yaşı ortada, böyle hayırlı işler fazla uzatmaya gelmez."
Öküz, ıyyy... hem de su katılmamış öküz, sinirle ayağımı yere vurdum. Geri zekalı, dangalak, angut, öküz ya, bildiğin su katılmamış öküz bu kas yığını, bunun da, aldığı o protein tozları yüzünden çalışmayan beyninin de... Allah'ım, bunun da o tozlar yüzünden beyninden çok başka yerleri çalışıyor anlaşılan.
"Sen! Sen var ya... tam bir öküzsün! Madem ben yaşlıyım, o zaman benimle ne işin var be adam! Benden uzak dur anladın mı?.. Bundan önce seninle olma ihtimalim milyonda birdi ama şimdi o bile mümkün değil! Patavatsız..."
İçimden saydırarak onun yanından geçtim, mutfağa bizimkilerin yanına giderken onun arkamdan, "ben şimdi ne dedim de, o kızdı" dediğini duydum.
Yok ya, ben de bu şans oldukça, çöldeki o kutup ayısı da gelir beni öperdi...Yaşlıymışım! Sensin yaşlı! Protein beyinli...
Mutfak girdiğimde oradaki durum ayrı bir âlemdi.Gül hummalı şekilde akşam yemeğini hazırlarken yanına yamak olarak teyzemi almıştı, benim güzel ailemin geri kalanı ise salonda yeni kiracılarıyla karşılıklı çay içiyor ve onları sorguya çekiyordu.
Bir ara dedem hava alma bahanesiyle, mutfağa yanımıza geldi, "Gül kızım, hani diyorum ki, Saliha teyzen görmeden bana bir lokmacık tatlı mı versen? Saliha teyzen çok acımasız bana hiç tatlı vermiyor," derken üzgün gözlerle Gül'e baktı.
"Baba! Şekerin sınırda, diyetine dikkat ettiği için annem sana tatlı vermiyor, bu yaşta yediklerine ve kilona dikkat etmelisin."
"Ben kilolu değilim ki kızım, kemiklerim iri benim, o yüzden kilolu gibi görünüyorum."
Biz Gül'le dedemin söylediklerine kıkırdarken teyzem dedemin tombul yanağını sıktı ve göbeğini okşayıp, "bu ne peki baba?" dedi.
"Zamanında baklava olan Türk lokumu o," diyen dedemle birlikte sesli kahkaha attım. Dedem yanımızda oturduğu süre boyunca, Gül teyzeme çaktırmadan dedeme birkaç defa daha tatlı verdi ama dedemi tatlıya doyurmak ne mümkün. Dedem kaş göz işaretiyle yine tatlı ver deyince Gül sonunda dayanamadı ve "aaa yeter artık ama Tahir amca, gece şeker komasına gireceksin kabak benim başıma patlayacak," dedi.
"Bana bir şey olmaz kızım sen merak etme, eğer öyle bir şey olursa da, suçlu benim hakime Hanım derim Saliha teyzene."
Gül yardım et derecesine bana baktı, ben de kaşlarımı kaldırarak sakın verme dedim, dedem yine ver diye ısrar etti. Biz Gül'le kaş göz işareti ile sessizce anlaşırken anneannem elindeki tepsiyle mutfağa geldi.
"Hayırdır, neden sizin kıçınız başınız ayrı oynuyor yine" diyen anneannem, kıstığı gözlerini bizden dedeme çevirdi ve dedemin yüzünü inceledi, "sen yine ne yedinTahir?!"
"Hiçbir şey ömrüm, Gül kızım bana tatlının tadına bak Tahir amca, dedi ama ben diyetteyim diye ağzımı bile sürmedim, öyle değil mi Gül kızım?"
Dedemin söylediklerinden sonra anneannem şüpheyle bir Gül'e bir de dedeme baktı, Gül anneannem ona kızacak diye kem küm ederken, dedemse olaydan yıttığını düşünerek rahatça burnunun ucuna düşen gözlüğünü ileri ittirdi. "Ben seninle ne yapacağım Tahir! Doktor sağlığın için kilo vermelisin diyor ama sen ne yapıyorsun, yaramaz çocuklar gibi buraya gelmiş perhizini bozuyorsun! Hadi kalk bakalım, bu kadar perhizini bozduğun yeter, hadi salona."
"Hay hay ömrüm. Bayanlar önden lütfen."
"Hiç şebeklik yapma Tahir perhizini bozduğunu için sana kızgınım."
"Ben yarın sabah erkenden yürüyüşe çıkar, yediklerimi eritirim, sen yeter ki kızma ömrüm. Gül kızım tatlıyı çok güzel yapmış görünce dayanamadım, affet beni..."
Anneannemle dedem solana didişerek giderken onların hallerine kıkırdadık. Teyzem başını sağa-sola sallayıp "sana inanamıyorum," deyince, Gül "ne yapayım, gözümün içine öyle tatlı tatlı baktı ki, kıyamadım ona," diye kendini savundu.
Yemekleri hazırlayan Gül'ü salona yolladık ve teyzemle birlikte geri kalan işleri hızla halledip masayı hazırlamaya başladık. Ben her salona girdiğimde annem beni görmezden gelirken, onun aksine Uğur'un gözleri hemen beni buluyordu. Elimdeki ekmek sepetini masaya bırakırken zil çaldı, "ben bakarım," diye kapıyı açmaya yöneldim.
Kapıyı açtığımda, Handan Hanım üzerine yine çok yakışan bordo pantolon ceket takımı giymişti. Yanındaki uzun boylu iri yarı adamı görünce yutkundum. Handan Hanım da uzun boyluydu ama yanındaki adamın yanında incecik ve kısa kalıyordu. "Hoş geldiniz," derken, adamın keskin siyah gözleri benim üzerimde gezindi. O zibidinin şimdi kime benzediği belli oldu.
"Hoş bulduk güzel kızım, bak Faruk, bu güzel kızımız Zeynep," derken bana sarılmak için kollarını açtı, bu defa ben de ona sarıldım. Faruk Bey bana "memnun" oldum derken uzattığı elini öpüp alnıma koydum, adam bu yaptığıma homurdanmaya benzer ses çıkarınca, Handan Hanım genç kızlar gibi kıkırdadı. "Şey...özür dilerim, yanlış bir şey mi yaptım," dedim.
"Yok kızım sen yanlış bir şey yapmadın, Faruk amcan ondan daha genç görünüyorum diye hazmedemiyor" dedi ona göz süzerek.
"Handan!" Diye yine homurdanınca Faruk amca, gülmemek için dudaklarımı ısırdım, gülümsememi gizlemek için başımı çevirdim ve "kapıda kaldınız, buyrun salona geçelim" diye onları içeri yönlendirdim.
Handan Hanımlar içeri girince tanışma merasimi başladı. Annem Handan Hanımı ilk gördüğünde ayaktaydı, ona "hoş geldiniz" derken ayva göbeğini içine çektiği dikkatimden kaçmadı. Sonuçta ikisi de aynı yaştaydı ama Handan Hanım, annemden biraz daha uzun ve düz bir kadındı.Annemin ise daha kadınsı kıvrımları vardı.Annem tanışma faslı bitince, hazır olan masaya göstererek "hadi buyurun sohbetimize yemekte devam edelim," diye herkesi sofraya davet etti.
Ben yemek servisi yaparken annem bir kez olsun gözlerime bakmadı ama onun aksine Uğur Bey gözlerini üzerimden çekmedi. Yemeği biten herkes Gül'e övgüler yağdırdı ama bizim noktanın en çok Cüneyt'in övgüleri hoşuna gitti. Yemekten sonra abimlerle yengelerim gelince iyice kalabalık olduk. Timuçin abimle Soner dayım hemen Uğur'la Cüneyt'i markaja aldılar. Akıllarınca onlar ne kadar delikanlılar diye onları tartıyorlardı protein beyinliler.
Erkekler çay içmek için mutfağın geniş balkonuna çıkarken, biz kadınlar mutfağa ve salona dağıldık. Handan teyze, ki kendisi az önce (Zeynep'cim, bana Hanım diye hitap etmen hem kendimi yaşlı hissettiriyor, hem de resmi dairedeymiş hissiyatı veriyor, sen en iyisi bana şimdilik teyze de olur mu' demişti.) O yüzden ben de ona artık teyze diyordum.
Handan teyzenin çayını doldurduğum sıra, "benim çayımı da doldurur musun," diyen Uğur'un yüzüne bakmadan bardağını aldım ve hızla bardağını doldurup ona geri verdim. Zira benimle konuşup tekrar sinirlerimi zıplamasını istemiyordum.
"Sen şimdi bana ilk tribini mi atıyorsun?"
"Sen benim için kimsin ki, sana trip atayım!"
Timuçin abim Zeynep diye seslenince onun keskin bakışlarından kaçmaya bahanem oldu. Erkeklerin çayları bitmişti onların servisini yapmak istediğimde Timuçin abimle dayım aynı anda "biz burayı hallederiz, sen içeri geç," derken Uğur'a uyarıcı bakışlar attılar...
Sorunsuz geçen gecenin sonunda Handan Hanım ah pardon teyze, "biz artık kalkalım, herşey çok güzeldi ellerinize sağlık ama ben de sizleri iâde-i ziyarete bekliyorum. Arayı çok açmayalım, eğer müsaitseniz bu pazartesi bize bekliyorum... tâbi size de uyarsa."
Annem ona "olur" derken, ben aynı anda "kusura bakmayın," dedim. Herkesin bakışları bana dönünce mahcubiyetten yanaklarım kızardı. "Şey...Handan teyze ne olur kusura bakmayın, size daha önce de söylemiştim ya, benim tatilim bu pazar günü başlıyor, o yüzden ben o gün burada olamayacağım."
Annemle Handan teyze bir müddet birbirlerine baktılar, sonra annem bu gece bilmem kaçıncı kez beni yok saydı ve "biz geliriz Handan'cım sen merak etme, zaten benim numaram var sen de, gelmeden önce yine konuşuruz."
Kapıda bizi düşünceli şekilde dinleyen Uğur, bana kısa bir bakış attıktan sonra anneme gülümseyerek "yarın görüşürüz Birsen teyze," dedi ve annemin elini öpüp artı puanı kaptı pislik!
Annem onlar gidince, "ben yatıyorum yorgunum Songül, siz ortalığı toplayıverin ablam," derken yine bana bakmadan odasına gitti. Onun arkasından anne diye seslendim ama beni duymazdan geldi.
Gül'le teyzem bana yarına düzelir takma kafana dediler ama onlar için söylemesi kolay... Biz teyzemle mutfağı toplarken Gül'de bugün bir türlü yapamadığı cheesecake yapmaya başladı, "erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer diyorlar ama ben bir türlü o mideyi aşıp kalbe geçemedim. Belki o gün bu gündür ve ben, bu tatlıyla belki Cüneyt'in kalbinin efendisi olurum, ha ne dersiniz" dedi ve bizi güldürmeyi yine başardı.
"Ne yani, bize tatlı yok mu?"
"Tabi ki de var Songül abla, dün yaptığım hâlâ dolapta, laf aramızda Tahir amcadan köşe bucak sakladım." dediğinde teyzemle ben kıkırdadık.
"Ama ben bunu onlara yapıyorum, yarın ev taşıyacaklar yorgunluktan yemek yemeyi düşünemez onlar ama biz kapı komşuları olarak bunu düşünmeliyiz...Sonuçta yeni komşuya yemek götürmek, insanlık ve komşuluk görevi, değil ama!"
"Hım, başka bir neden yok yani Noktacığım, bunu sırf insanlık için yapıyorsun öyle mi?"
"Tâbi ki de Ünlemciğim, bundan şüphen mi var yoksa" derken otuz iki dişini göstererek gülümsedi bize.
"Hakan Cüneyt'i kalbinin yeni efendisi olarak seçtiğini duymasın" dedim kinaye yaparak.
"Duyarsa duysun hödük...onun bunun çocuğu..."
Teyzemle önce birbirimize sonra ona baktık şaşkınlıkla.
"Ne oldu Gül, yine ne yaptı o pislik?"
Gül sakinleşmek için derin bir nefes aldı ve "bugün onunla İtalya işini konuşmak için evine gittim. Onu, şey..".derin bir nefes daha aldı ve tek nefeste, "onu müdürünün karısıyla yatakta yakaladım" dedi.
Bir süre beynimiz söylediklerini algılayamadı sonra teyzemle açık kalan ağızlarımızı kapattık ve yerimizden hızla kalkıp Gül'e sarıldık.Bir süre ona sarılıp destek olduk.
Ona, ben sana demiştim, demek istiyordum ama üzgün yüzünü görünce kıyamadım ve işi gırgıra vurdum.
"Şimdi Noktacığım, sen Hakan'ın kıçına tekmeyi bastın ya!"
"Aslında bu durumda o benim kıçıma tekmeyi basmış oldu Zeynep ama, madem sen öyle diyorsun öyle olsun."
"Her neyse, şimdi senin iş eskiyi getir yeni götür mü olacak, yoksa en başa mı döneceksin?"
"Ne saçmalıyorsun kızım sen?"
"Şimdi Hakan'ı bizim otuz yıllık buzdolabı olarak düşünelim, hani yemekleri bozan, bir kez olsun bir bardak suyu bile soğutmayan, içi geçmiş bir buzdolabı. Cüneyt'i de bizim evin yeni kombisi olarak düşün, şöyle yaz ayları gibi içini ısıtan, fokur fokur kaynatan. Bir de yeni basılmış kitabın ilk baskısı Vedat..".
"İşte şimdi saçmaladın Zeynep, o benim farkımda bile değil" diye sözümü kesti. Ona tek kaşımı kaldırdığındaysa "bizimkisi usta çırak ilişkisi" dedi kararlılıkla.
Ona her neyse dercesine elimi salladım ve "biri bana dese ki, eski buzdolabınızı sizden anlıyoruz, size yerine içinizi ısıtacak kombi veriyoruz dese, anında alın hayrını görün o mendeburun derim."
"Of Zeynep," diyen Gül "sen espiri yapma gülüm ne olur, buzdolabı Hakan değil ama senin espirin beni hayattan soğuttu" dedi
"Aaa onun çaresi de ben de güzelim, hemen kombi Cüneyt'i çağırıyoruz anında ortamı ısıtıyoruz," derken kaşlarımı kaldırıp indirdim. Gül halime gözlerini devirdi ve beni yok saydı.
"Eskici geldi abla...eskilerim var...eskici."
Ben eskici dedikçe Gül yanında bulduklarını bana attı, ben de kıkırdayarak artıklarından kaçtım, biz Gül'le gülüşürken, o ara teyzemin telefonu çaldı, "ay Yılmaz arıyor, hadi size kolay gelsin, ben kaçtım," dedi. Teyzeme, "ama bu bana yapılmaz ki, bulaşıkların hepsi bana kaldı," diye söylendim arkasından ama kimin umrunda...
Teyzem kıkırdayarak gidince, Gül "hadi canım bugün sen çok konuştun, dilin değil elin çalışsın," dedi. Ben mutfağı toparlarken Gül'de tatlıyı bitirdi.
"Ben kahvelerimizi alıp geliyorum sen balkona çık," dedim ona. Noktamın sevdiği gibi kahvelerin yanına su ve badem şekerleri koydum. Balkona çıktığımda, Gül elindeki telefonla aşk yaşıyordu, hipnotize olmuş gibi telefona bakıp kalmıştı. Aceleyle tepsiyi masaya bıraktım ve Gül'ün yanına gidip koluna dokundum.
Elindeki telefon düşmek üzereyken son anda yakaladım ve onu neyin perişan ettiğini görmek için ekrana baktım.
Sosyal medya hesabından Hakan'ın hesabına bakıyordu. Hakan, kucağına kumral uzun saçlı, beyaz tenli, mavi gözlü bir kadını almıştı.
Fotoğrafın altında yazan yazıyı görünce kan beynime sıçradı. Zayıf, çıtır kızlar kucağıma da yakıştı hani, yazmıştı omurgasız...
Noktamın gözünden damlalar düşerken ona sıkıca sarıldım."Sen çok haklıydın, o tam bir pislik! Hatta oruspu çocuğu, piç kurusu, İnşallah takımları büzülür de, bir daha işine yaramaz. Ama benim adım Gül'se, ben de bunun acısını o onun bunun çocuğundan çıkarırım..."