Ankara’nın soğuk ve steril hastane odaları, Üsteğmen Aslı Erdem için sorgu mağaralarından daha boğucu bir hal almaya başlamıştı. Evet, vücudu iyileşiyordu. Kaburgaları kaynamış, ciğerlerindeki o kimyasal sızıntının etkileri azalmış ve yüzündeki morluklar yerini soluk birer yara izine bırakmıştı. Ancak Aslı’nın ruhu, hala o sarp kayalıkların, barut kokulu mağaraların ve "Pençe" diye sayıklayarak uyandığı o yedi günün esiriydi. Doktorlar fiziksel iyileşmeden bahsetse de, Aslı her gözünü kapattığında Agit’in sesini duyuyor ve üzerine doğru gelen o toz bulutunu görüyordu. Bir sabah, hastane odasının kapısı her zamankinden daha sert bir şekilde açıldı. İçeri giren kişi Yüzbaşı Serdar’dı. Üzerinde sivil kıyafetler vardı ama gözlerindeki ifade, bir operasyon emrinin habercisiydi. "Nasılsın Üste

