Serdar, elleriyle kızgın kayaları kazmaya başladı. "Aslı! Ses ver! Aslı, buradayız!" diye bağırdı. Sesi vadide yankılanıyor, ardından derin bir sessizlik çöküyordu. Balyoz ve Gözcü de yanına çöktüler. Tırnakları kopana, parmak uçları kanayana kadar taşları ayıkladılar. Dakikalar, saatler gibi geçiyordu. Oksijen tükeniyor, umut her saniye biraz daha sönüyordu. Tam o sırada Balyoz, molozların arasından çıkan ince, kanlı ve toz içindeki bir eli fark etti. "Burada! Komutanım, burada!" Hızla üzerindeki ağır kaya bloklarını el birliğiyle kaldırdılar. Aslı, iki dev kayanın oluşturduğu küçük bir doğal kovuğun içine sığınmış, patlamanın ana şokundan mucizevi bir şekilde korunmuştu. Ancak durumu çok ağırdı. Bilinci kapalıydı, yüzü tamamen gri bir tozla kaplanmıştı ve nefes alışı o kadar zayıftı ki

