Berdelin Soğuk Nefesi
Mardin’in güneşten kavrulmuş toprakları o gün toz duman içindeydi. Havada barut kokusu değil, daha ağır bir şey vardı: Hüküm.
Botan aşiretinin kızı Zerya (Altın/Güneş), konağın yüksek eyvanından ovaya bakarken gözlerindeki yaşı sildi. Abisi kaçmıştı. Bir başka aşiretin kızıyla gönül eğlendirip kaçmak, Mardin’in dar sokaklarında "ölüm" demekti. Ancak aşiret büyükleri toplandı, uzun tesbihler çekildi ve hüküm verildi: Berdel.
Zerya, abisinin canına karşılık, düşman bildikleri Hevî aşiretinin veliahdı Şerwan (Savaşçı) ile evlenecekti.
"Dayê (Anne)," diye fısıldadı Zerya. "Ben o adamın yüzünü bile görmedim. Kalbi taş kesilmiş birine nasıl eş olurum?"
Annesi sadece sustu. Törenin olduğu yerde annelerin feryadı, taş duvarların içinde yankılanıp kaybolurdu.
Düğün günü Mardin bir bayram yerine değil, bir yas evine benziyordu. Davullar çalıyor, zılgıtlar çekiliyordu ama Zerya için her bir vuruş kalbine inen bir darbeydi. Şerwan, siyah atının üzerinde, yüzünde tek bir kas bile oynamadan konağın kapısına geldi.
Şerwan, adının hakkını veren, bakışları kartal kadar keskin bir adamdı. Atından indi, Zerya’nın babasının elini öptü. Gözleri bir an için duvağının altından titreyen Zerya’ya kaydı.
"Korkma," dedi Şerwan, sadece onun duyabileceği bir sesle. "Bu evlilik senin için bir hapis olabilir ama benim için de bir pranga."
Zerya başını kaldırdı. Göz göze geldiklerinde, Şerwan’ın gözlerinde nefret değil, derin bir keder gördü. İkisi de aynı fermanın kurbanıydı.Hevî konağının en üst katındaki odada, Mardin’in ışıkları ayaklarının altındayken Şerwan pencereyi açtı. Gece esen rüzgar, Zerya’nın ağır nakışlı elbisesini uçuşturdu.
Zerya köşede titrerken, Şerwan ceketini çıkarıp sandalyeye attı. "Bana bak Zerya," dedi sertçe. "Seni buraya zorla getirdiler, biliyorum. Benim kalbimde başkası yok ama bu odada bir 'karı-koca' da olmayacak. Sen benim namusumsun, aşiretin gözünde gelinimsin. Ama bu kapı kapandığında, sen özgürsün."
Zerya şaşkınlıkla baktı. "Neden? Töreye karşı mı geliyorsun?"
Şerwan acı bir gülümsemeyle ona yaklaştı. "Ez jite hezdikim" (Seni seviyorum) diyecek bir sevda yok aramızda, doğru. Ama ben bir kadının gözyaşı üzerine yuva kuracak kadar alçalmadım. Zamanı gelince, abinin borcu ödendiğinde, gitmek istersen gidersin."