Adım Zenan Sancak. Asker babamın tek kızıydım.
Abimle birlikte küçükken karar vermiştik. O doktor ben öğretmen olacaktım. Babam kendisi gibi asker olmamızı hiç istemedi.
Küçükken geceler boyu onun yolunu gözlemenin acısını iyi bilirdik. Annem daha fazla çocuk sahibi olmayı çok istemişti ama babam müsade etmedi. Hatta ben kazara olmuşum. Abimden sonra çocuk yapmamaya yemin etmiş babam. Annemse babamdan gizli korunma yönteminden vazgeçmiş .
Ve sürpriz: Zenan Salcak dünyaya gelir.
Babam Suriye’den dönünce annemin sakladığı bu sırrı öğrendiğinde ona çok kızmış. Ben askerim ne olacağım belli değil. Hele ki bir kız çocuğu ?! Ben ona babalık edemem. Kendi başınızın çaresine bakın! Bu sözler annemin kalbini yaralasa da bir kere bile pişman olmamış.
Ancak ben doğduğumda babamın tüm fikri değişmişti. Daha doğduğum gün pes etmiş babam. Ve beni gördüğü an yelkenleri suya indirmiş…
“ Bu pembe yanaklı kızın ismi Zenan olsun ! Güçlü kadın demek …İlerde büyük işler başarsın . Gücüyle herkesi kendine hayran bıraksın.”
“ Bey bakıyorum da şimdiden erkek evladının pabucunu dama attın, bir de kız çocuk istemem diyordun .”
“ İkisi de benim can parçam . İkisi için de ölürüm. Ama kız çocuğu bir başkaymış. İyi ki onu benden gizlemişsin.”
Abim Zafer beklenenin aksine beni hiç kıskanmadı. Henüz küçücük bedeniyle babamın olmadığı zamanlar bana babalık yapmaya çalıştı. Evde oyun arkadaşım, sokakta ise koruyucumdu. Bir an bile elimi bırakmadı.
Babam yoktu ama gölgesi hep üstümüzdeydi. Onun her görevden dönüşü bizim için bayram günü demekti. Annem çeşit çeşit yemeklerle tüm apartmanı enfes kokulara boğardı. Abimle aşağıda kapının eşiğinde oturup onu beklerdik.
Elleri hiç bir zaman boş gelmezdi. Bize kucak dolusu oyuncaklar, anneme ise çeşit çeşit elbiseler ve kokular, baharatlar…Orda meşhur ne varsa hepsini yüklenip gelirdi.
Babam bir koluna beni diğerine abimi alıp tüm mahallede tur atardı. O bizim kahramanımızdı. Mahalleli böyle çocuklarına düşkün bir babanın varlığına gıpta ile bakarlardı.
Ahh ne güzel zamanlardı. Keşke hep çocuk kalsaymışız. Annem de babamdan sonra sararıp solmuştu . Kötü hastalık dediler zamanında. Annemi hastalık, görev sırasında ise babamı kaybetmenin verdiği acı hala yüreğimde. Birer yıl arayla ikisi de hayatımızdan çıkıp gitti…Hem yetim hem öksüzdük…Sanki yine babamdan görevden dönecek yine omuzlarına bizi alacak diye günlerce bekledik.
Abimle ben bir başımıza kalınca bir süre amcamda kaldık. Amcamın kendi üç çocuğu vardı. Bizimle birlikte etti beş…
Yengem belli etmezdi ama yükü artmıştı. Kimi zaman sesinde kimi zaman bir bakışında yorgunluğunu, kırgınlığını görürdüm. Halamlar eşlerinden dolayı bizi kabul etmemişti. Erkeğe ve en küçük amcaya düşermiş bizim bakımımız. Gelenek buymuş…
Yengem yine de bizim yüzüme karşı hiç bir zaman sitem etmedi. Yemeğimizi, bakımımızı eksiksiksiz yaptı. Ama ben de abim de bir ailenin düzenini bozduğumuz için küçücük aklımızla üzülürdük.
Gece yatağımıza yattığımızda hayallerimizi konuşurduk. Abim okulu bırakacaktı. Hemen bir işe girip yeni bir ev tutacaktı. Bense okumaya devam edecektim .
Onun fikirlerine saygı duysam da içten içe yanlış olduğunu biliyordum.Abimse kafasına çoktan koymuştu. Bir gün yemek masasında bu düşüncesini açtı.
“ Amca ben okulu bırakıyorum. Bundan sonra çalışıp para biriktireceğim.”
Amcam bu hiç beklemediği konuşma karşısında elinden kaşığını düşürmüştü. Aniden yerinden kalkıp abime delici gözlerle baktı. Hepimiz korkuyla neler olacağını bekliyorduk.
Ve o tokat…Abimin gözünden dökülen sıcak göz yaşları. Küçük kalbinin kırılma sesini ta derinlerimde duymuştum.Aynı tokat benim yüzümede inmişti sanki.
Ağzından köpükler saçarak gürledi.
“ Ulan eşek sıpaları ! Neyinizi eksik ettik? Arpanız mı fazla geldi yoksa? Hele şunun laflara bak ! Para kazanacakmış ! Yediğiniz önünüzde yemeğiniz arkanızda.”
Bu sözler bir ok gibi kalbimi delerken, bilinçaltımda hiç silemeyeceğim anılar oluşturuyordu. Amcam bir noktaya kadar haklıydı. Karnımız toktu. Okul malzemelerimiz eksiksiz alınıyordu.Ama cebimize bir kez bile harçlık konulmadı.
Amcama göre eksik varsa ben alırım, harçlığa gerek yok diyordu. Ama abim de ben de kantin önünden geçmeye çekinirdi. Zira çocukların ağızlarının sularını akıtarak yediği çikolatalar bizim kursağımıza yumru gibiydi .
O çikolatalar para tuzağıymış, sağlıksızmış. Diyemezdik ki kendi çocukların o zaman neden yiyor?
O tokatın ardından hayatımızda yavaş yavaş değişim başladı. Abim okulu asmaya başladı. Beni de amcama söylememem için tembihledi.
Kimi zaman bir komi olarak kimi zaman bir hamal olarak ufak tefek işler yaptı. Tüm kazancını da elime sayıyordu. Bense ikimize de birer tane çikolata alıp kalanını saklıyordum. O küçükken yediğim çikolataların tadı şimdi yok.
Abim sonrasında tamamen okulu bırakıp tam zamanlı işlere girdi. Bazen eve kazancından erzak alıyordu. Bu durumda yengem de amcam da yelkenleri suya indirmişti. Amcam artık abimle gurur duyuyordu.
“ Çalışsın tabi erkek adam çalışır …”
Düzen kurulmuştu. Annemle babamın kaybını bile unutmaya başlamıştık.
Ben liseyi yatılı kazanıp evden ayrılınca abim de arkadaşlarıyla ev tutmuştu. Başta her şey güzeldi.
Abimin aklına girmişler. Bunlar küçük işler oğlum…Buralarda yükselemezsin …Daha çok kazanmanın yolu var…
Bu sözler zamanla abimin düşüncelerinde değişimlere sebep olmuştu . Bense kesinlikle karşı çıkıyordum.
“ Zenan üç kuruş ücretle nereye kadar?”
“ Abim benim bursum var , ben senden para istemiyorum ki?”
“ Olsun bunun üniversitesi var …O zaman birlikte ev tutacağız . Bize bu para yetmeyecek.”
“ Peki abi ne yapacaksın tam olarak? Neden söylemiyorsun? Belli ki sakladığın bir şey var.Benim bu hayatta tek varlığım sensin …Eğer yanlış yaparsan ve seni kaybedersem yaşayamam.”
Ancak yaşamıştım…İnsanın başına gelince her şeye dayanıyormuş…
Abimle görüşmelerimiz zamanla azaldı. Sonrasında şehir dışında çalışmaya başladığını söyleyerek ayda bir konuşur olduk.
Ve bir gün…Onun numarası cevap vermedi. Arkadaşlarına sordum. Uzun zamandır görmediklerini söylediler. Polise gittim ancak ordan da sonuç alamadım. Amcamlarsa çok normal karşıladılar .
“Belliydi zaten…Okulu bırakıp serserilik ederse olacağı bu. Kim bilir başına ne işler açtı .Boşver kızım sen kendi hayatına bak. Unut o serseriyi.”
Abimi nasıl unutabilirdim? Ama gel zaman git zaman bu duruma da alışmaya başlamıştım. Bu yüreğim küçük yaşta alışmaması gereken o kadar çok şeye alışmıştı ki…
Bir gün yatılı okulun bahçesinde kendi halimde kitap okurken bir el okşadı başımı. Başımı kaldırıp baktığımda mili güvenlik öğretmenimle göz göze geldim.
“ Küçük Zenan Sancak. İsmin de soy ismin de çok tanıdık. Baban Suriye’de bulundu mu hiç?”
Yüreğim kuşlar gibi çırpındı.
“ E-evet hocam.”
“ İsmi neydi ?”
Geri ayağa kalkıp kaşlarını hayretle kaldırdı.
“ Pusat Sancak .”
“ Vay benim devrem ! Demek Pusat ha! Zenan aşağı Zenan yukarı sürekli seni anlatırdı. O elim çatışmada ben de vardım. Başın sağolsun kızım. Artık beni de baba yarısı olarak görürsen çok sevinirim. Babanla kardeş gibiydik.”
Adam nerdeyse çocuklar gibi sevinmişti. O günden sonra benimle ayrı alakadar oldu. Babamı tanıyan biriyle tanışmış olmak benim için mucize gibi bir şeydi…
Hayatım o günden sonra yeniden şekil almaya başladı. İçimde bir kıvılcım çakıldı ve bir aleve dönüştü…
Ve ben babam gibi asker olmaya karar verdim.