Gözlerimi yavaşça açtığımda yaşadığım için şaşkınlık içerisindeydim. Ölmemiştim. Hala yaşıyor ve bu acınası hayatı yaşamaya devam edecektim.
Parmaklarımı kıpırdattım. Elimdeki probu çıkarıp maskeme uzandım. Maskemi yavaşça çıkarıp öksürdüm. Bir kaç kez öksürüp yavaşça doğruldum. Buradan çıkmam gerekiyordu. Katil damgası yiyip hayatımın sonuna kadar hapishanede yaşayacak değildim. Son sınıf bir hukuk öğrencisiydim. Bu durumdan kurtulmanın tek yolunun da gerçek suçluyu bulmak olduğunu iyi biliyordum. Hapiste olursam elim kolum bağlı oturacaktım. Ama dışarıda olursam belki de gerçek suçluyu bulabilir ve üzerimdeki bu katil damgasını silebilirdim.
Yataktan kalkıp kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı hafifçe araladığımda nöbet tutan polisi fark ettim. Kapıyı tekrar kapatıp odanın içinde yürümeye başladım. Ne yapacaktım? Buradan nasıl çıkacaktım? O polisi atlatıp buradan çıkmam lazımdı. Tekrar yatağın üstüne oturup derin bir nefes aldım. Nefes aldığımda karnımdaki yara daha çok acımıştı. Kazadan sonra küçük bir ameliyat geçirdiğimi fark etmiştim. Küçüktü ama nefes aldıkça da sızlıyordu işte.
Şimdi ne yapmam gerekiyordu? Kapı açıldığında sorumun cevabını aldım. İçeri bir doktor girmişti. "Sonunda uyandın demek." kadın kibarca gülümseyip yanıma geldi. "Ama yatıp dinlenmen gerekiyor. Hala yaran iyileşmedi."
"Biliyorum ama burada kalamam. Gitmem lazım."
"Kusura bakma küçük hanım. Ama kendine geldiğin zaman kapıdaki polis seni alıp götürecek."
"Gidemem, gidemem nolur bana yardım et. Ben kimseyi öldürmedim. Buradan çıkarsam bunu kimin yaptığını kanıtlayacağım."
"Üzgünüm. Bu benim yapabileceğim bir şey değil. Şimdi yarana bir bakalım."
Gözlerimi kapattığımda bir damla yaş daha aktı. O halde yapmam gereken tek bir şey vardı. Ayağa kalkıp çekmecenin üstündeki sürahiyi aldım. Doktor eldivenlerini giyerken arkasına geçtim. "Özür dilerim." arkasını dönmesine izin vermeden kafasına sürahiyi geçirdim. Cam sürahi kafasında parçalanırken doktor yere yığıldı. "Çok özür dilerim." yere eğilip doktorun nabzını kontrol ettim. Sadece bayıldığından emin olduktan sonra üstündeki kıyafetleri ve önlüğü indirdim. Kendi üzerimdeki hastane önlüğünü de indirip hızlıca doktorun kıyafetlerini giydim. Doktoru yatağımın üstüne bırakıp maskeyi de taktıktan sonra kapının önüne geçtim. Derin bir nefes alıp kapı kulpunu aşağı indirdim. Polisin olmadığı tarafa doğru yürüdüm. Hala bana seslenmediğinde içim huzurla dolmuştu. Rahat bir şekilde asansörün düğmesine basıp içine girdim. Zemin katın düğmesine basıp aşağı indim.
Hastanenin çıkışına doğru ilerlerken kapının önündeki polislerin konuşmasını duydum. "Dün gece getirilen suçlu kaçmış, hemen girişleri kapatın." hızlıca dışarı çıktığım için beni fark etmemişlerdi. Kapıdan çıktıktan sonra gözlerimle etrafımı taradım. Birazdan peşime düşerlerdi, bu yüzden hızlıca bir yerde saklanmam lazımdı.
Kimse şüphelenmesin diye yavaş adımlarla acilin önünden uzaklaştım. Ara sokaklardan birine geçip üstümdeki önlüğü çıkardım. Kafamdaki boneyi de çıkardıktan sonra elimi maskeye uzattım. Biri tanıyabilir diye maskeyi çıkarmaktan vazgeçip yürümeye devam ettim.
Arkamdan gelen siren sesleriyle karanlıkta saklandım. Polisler tüm ara sokakları arıyor olmalıydı. İyice karanlığa gömülüp duvara yaslanarak yürümeye başladım. Bir çöpün arkasına geçip polislerin gitmesini bekledim.
Gittiklerinden emin olduktan sonra tekrar yerimden çıkıp hızlıca koşmaya başladım. Hayatımda hiç bu kadar hızlı koşmamıştım.
Nefes nefese kalıp yorulduğumda ellerimi dizimin üstüne koyup nefeslendim. Polisten uzun süre kaçmak zor olacaktı. Ama Selin'i kimin öldürdüğünü bulana kadar bunu yapmak zorundaydım.
Doğrulup hangi sokağa sapmalıyım diye düşündüm. Kalabalıkta yürürsem kimse beni tanıyamazdı. Bu da oradan gitmem için beni teşvik ediyordu.
Ama içimden bir ses tenha yolu seçmemi söylüyordu. Sanki oradan gitmem kaderim olacakmış gibiydi. Hem üzerimde doktor kıyafeti vardı. Kesinlikle gözler üzerimde olacaktı. Bu yüzden tenhada gitmem gerekiyordu.
Derin bir nefes alıp tenha yola saptım. Maskeyi de artık çıkardım. Hastaneden epeyce uzaklaşmıştım. Evime gidemezdim. Polisler mutlaka orada olurdu. Gideceğim hiçbir yer yoktu. Geceyi geçirebileceğim bir yer olmalıydı.
Telsiz sesi duyunca gördüğüm ilk çöp bidonunun arkasına saklanıp nefesimi tuttum.
"Amirim kızı kaybettik, bakmadığımız sokak kalmadı."
Kendi kendine mırıldandı. "Sikeyim böyle işi. Yaralı bir kıza bile sahip çıkamadılar!"
Bu o polisti. Dün beni sorguya çeken polis. Ve sesi oldukça yakından geliyordu. Başımı yavaşça uzatıp nerede olduğuna baktım. Beş adım ötemde telefonuna bakıyordu. Tek hareketimde beni yakalardı. Bu taraftan gelmediğine göre yanımdan geçip gidecekti. Bu da beni görmesi anlamına geliyordu. Nefesimi tutup kendimi hazırladım. Bugün yakalanamazdım. Buraya kadar gelmişken yakalanamazdım.
İçimden üçten geriye doğru saydım. Bir dediğim anda koşmaya başladım. Tüm hızımla koştuğumu sanarken birden ayaklarım yerden kesildi. Karnımdan yakalayıp beni kendine çektiğinde bağırdım. "Bırak beni!"
"Neden bırakacakmışım kaçak?"
Eline yumruklarımı indirirken aklıma gelen şeyle tekrar bağırdım. "Yardım edin! İmdat, sapık var!"
"Hiç işe yaramaz kaçak. Boşuna uğraşma."
"Bırakmazsan bağırmaya devam ederim."
"Yavrum unuttun ama ben polisim."
Kafamı arkaya doğru atıp vurmaya çalıştım ama her hareketimden kaçıyordu. "Ya bırak, katil ben değilim. Onu bulacağım. Gerçekten bırak onu bulup geri döneceğim."
"Ha ben de buna inandım."
"Ya..." elini o kadar sıkı sarmıştı ki hiçbir türlü kurtulamıyordum ondan. "Ya gerçekten... Ben katil değilim."
"Mina sus. Sadece benimle gel."
"Hayır. Buraya kadar gelmişken karakola dönemem. Onu bulmadan, adımı temize çıkarmadan oraya geri dönemem."
Derin bir nefes alıp üflediğinde nefesini ensemde hissettim. "Sus artık." yavaşça eli gevşediğinde yanağımı ısırıp kanattım. O kadar acımıştı ki ama yine de buna değmişti. Yavaşça ağzımdaki kanı dışarıya doğru akıttım.
"Yaram acıyor." fısıldayarak konuşmam işe yaramıştı ki elini çekmeden beni kendine doğru çevirdi. Utanmadan formamı sıyırdı. Elimle karnımı kapatıp bağırdım.
"Sapık mısın sen ya?"
"Yarana bakıyorum küçük hanım. Uslu dur."
Göğsüne vurdum. "Bakma, sapıksın!"
"Bana bak, sessiz olacak mısın sen artık?"
"Hayır olmayacağım!" dizimi kaldırıp özel bölgesine tekme attım. İki büklüm olurken hızlıca ellerinin arasından çıkıp kaçmaya başladım.
Bugün bir kez daha polisin eline geçmeyecektim. Kendimi ispatlamak için bu gece kaçacak ve bir kez daha ellerine düşmeyecektim.
Elinde telsiz olan sivil polisleri görünce hızlıca başka bir ara sokağa daha girdim. Hala beni arıyorlardı. Ama asla bulamayacaklardı. Buna izin vermeyecektim.
Bir binanın kapısının önüne geçip saklandım. İki sivil polis sokaktan geçtikten sonra kafamı çıkarıp etrafı kontrol ettim. Kimsenin olmadığına emin olduktan sonra saklandığım yerden çıktım. İşte artık tamamen özgürdüm. Peşimdeki o amirden de kurtulmuştum üstelik.
Biri eliyle ağzımı kapatıp tekrar beni binanın içine doğru çektiğinde çırpınmaya başladım. Tekrar karanlıkta kaybolduğumuzda iki sivil polis daha geçti sokaktan. Biri beni kurtarmıştı resmen.
Polisler uzaklaştıktan sonra elini yavaşça ağzımdan çekip beni kendine doğru çevirdi. Karanlıkta yüzünü seçemiyordum. Ama konuştuğu an onu tanıdım.
"Sessiz olmazsan yakalanırsın. Ona göre."
"Zaten yakalanmadım mı?" bu o amirdi.
"Sana bir şans veriyorum Mina. Madem gerçeği aramak istiyorsun sana izin veriyorum. Ama tek başına değil. Benimle beraber. Beraber bulacağız suçluyu."
"Ne?"
"Ama eğer kaçmaya çalışırsan ya da o katil zaten sensen bil ki cezan çok ağır olur kaçak."
"Ben katil değilim."
"İspatla o zaman."
Başımı salladım. "Ne olursa olsun ispatlayacağım."
Başını salladı. "Önce seni güvenli bir yere götüreceğim. Beni izle." elini elimle buluşturup parmaklarını kenetledi. Başını çıkarıp etrafı kolaçan ettikten sonra tekrar bana döndü. "Gidelim." yavaşça saklandığımız yerden çıktık. Karanlıkla bir bütün olup gri volvonun yanına geldiğimizde arabanın kapısını açtı.
"Dur biraz." arabaya girmeden önce durdum. "Sana güvenmiyorum. Beni karakola götürmeyeceğini nereden bileceğim?"
"Bilemezsin."
"O halde seninle gelmiyorum."
"Gelmek zorundasın kaçak. Başka şansın yok. Bana güvenmek zorundasın."
"Güvenmiyorum."
Gülümsedi. Tam ağzını açmak üzereyken ayak sesleri duyuldu. "Amirim?"
Hızlıca arabanın kapısını açıp içeri girip eğildim. "Amirim, kızı bulamadık."
Amir boğazını temizledi. "Sorun değil, herkes evine geçsin. Başka bir şeyler düşünürüz sabah."
"Peki amirim."
Ayak sesleri uzaklaştıktan sonra kapı açıldı. Yavaşça başımı kaldırdım. Kemerini bağlarken konuştu. "Şimdi güveniyor musun bana?"
Bir şey demedim. Tamamen doğrulup kemerimi taktım. Bir peçete uzattı. "Dudağın kanıyor."
Elinden peçeteyi alıp kanayan yere bastırdım. Şu an bu arabadaydım ve ona güvenmekten başka şansım da yoktu.
Bütün yol boyunca karakola mu gidiyoruz diye kontrol etmiştim. Öyle bir şey olması durumunda hiç düşünmeden kendimi arabadan atabilirdim.
Ama öyle bir şey olmamıştı. Bir binanın önünde durduğumuzda etrafa bakındım. Etrafta hiç de karakol benzeri bir şey yoktu. "İn bakalım."
"Burası neresi?"
"Evim." kemerini açıp arabanın kapısını açtı. "İn hadi." tereddüt de etsem arabadan indim. Benden önce yürüyüp binanın girişine geçti. Hemen arkasında durup kapıyı açmasını bekledim. İçeri girdikten sonra merdivenlere yöneldi. İkinci kata geldiğimizde cebinden bir anahtar daha çıkardı. Evi burasıydı sanırım. Kapıyı açtıktan sonra girmem için yer açtı. "Geç bakalım."
İçeri girdikten bir kaç saniye sonra ışıkları açtı. "Salona geç, senin için kıyafet getireceğim."
Başımı sallayıp salona geçtim. İkili koltuğa oturup beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra elinde kıyafetlerle geldi. "Bunlar benim. Tişört biraz bol. Eşofman iplikleri var eğer bol olursa bağlarsın. Banyo sağda. Orada giyinebilirsin."
Başımı salladım. "Tamam."
Tekrar az önceki odaya girdiğinde ben de gösterdiği banyoya girdim. Hızlıca elimi yüzümü yıkayıp verdiği kıyafetleri giydim. Eşofmanın iplerini çekip bağladım. Tişörtü bana elbise gibi olmuştu adeta.
Saçlarımı ensemde topuz yapıp banyodan çıktığımda o da koltuğun üzerine örtü serip yastık bırakmıştı.
"Burada yatabilirsin."
Başımı salladım. "Peki." başka bir yastık daha yere atıp uzandı. "Sen yerde mi yatacaksın?"
"Evet. Şimdi sus ve yat."
Koltuğa oturup yüzünü izledim. Kolunu başının altına koyup uyumuştu. "Neden yatağında uyumuyorsun?"
"Yatağımı sana verdim ya işte."
Koltuğa baktım. "Sen koltukta mı uyuyorsun?"
Gözlerini açmadan mırıldandı. "Evet. Şimdi uyur musun lütfen."
"Polisler o kadar da iyi kazanmıyor sanırım."
Oflayarak gözlerini açtı. "Kendime ait bir odam var. Param da var. O odaya bazı ıvır zıvırları yerleştirdim hepsi bu."
"Ne gibi?"
Tekrar gözlerini kapattı. "Uyu artık."
Koltuğa uzanıp üstümü örttüm. Yerde nasıl uyuyacaktı ki? Üstelik altına bir şey de almamıştı.
"Bir şey daha sorabilir miyim?"
"Hayır."
"Adın ne?"
"Uyu dedim ya."
"Adını merak ediyorum." koltukta doğrulup tekrar ona baktım. Gözlerini istemeyerek açıp bana baktı.
"Yağız. Adım Yağız, Mina. Şimdi uyu."
Gülümseyip başımı salladım. "İyi geceler Yağız Amir."
Tekrar mırıldandı. "İyi geceler Mina."
Bu gece belki de son kez rahat bir şekilde uykunun kollarına teslim edecektim kendimi.