"Sana bir şey sorabilir miyim enişte?" dedi Poyraz, eniştesine bakarak.
"Tabi ki Poyraz ne istersen?"
"Sen hiç âşık oldun mu?
Biliyorum teyzemin eşisin. Sana bunu sormam biraz tuaf oldu.
Biliyorsun seni ne kadar sever sayarım.
Babamın da en yakın arkadaşlarından birisin.
Bu yüzden yani samimiyetimize güvenerek soruyorum bunu.
Sen hiç âşık oldun mu enişte?
Çünkü teyzemi sevmediğini çok iyi biliyorum."
"Sana açık olacağım Poyraz. Lütfen beni yanlış anlama.
Ben teyzenle isteyerek evlenmedim.
Ailelerin ısrarıyla evlendik.
Teyzenle birbirimizi sevemedik.
Bizim dünyalarımız düşüncelerimiz çok farklı. Teyzeni kötülemek istemiyorum ama onun tek yaşama sebebi para ve güç. Benim ki ise çok farklı oğlum.
Benim için maddiyattan daha önemli şeyler vardı var bu dünyada.
Âşık oldun mu sorusuna gelirsek.
Evet Poyraz. Âşık oldum evlat. Hem de deliler gibi sevdim. Onu öyle sevdim ki, Ayrılmamızın üzerinden yıllar geçti onu hala unutamadım.
Unutacağımı da zannetmiyorum"
"Ona âşık olduğunda evli miydin enişte?"
"Bak Poyraz. Sana nasıl anlatayım bilmiyorum? Benim için utanç verici bu durum. Şimdi ye kadar kimseye anlatmadım. En yakın arkadaşlarım bile her şeyi ayrıntılı bilmiyor.
Ama sana anlatabilirim. Yıllar sonra da olsa birisine anlatmaya çok ihtiyacım var. Benim bu dünyada âşık olduğum kadın hariç, kimseye verecek hesabım yok.
Teyzenle bizim ilişkimiz âşık olduğum kadını tanımadan çok önce sarpa sarmıştı.
Teyzen beni çok önce kaybetmişti.
Çocuğumun olmadığını herkesin içinde yüzüme vurup beni sürekli rencide etmeye çalıştı. Beni sürekli suçlayıp hayatımı zindana çevirdi. Benim ona nefretim de sürekli arttı. Sonra da onunla hiç bir ilişkim kalmadı.
Yıllardır da boşanmak istediğimi söylüyorum. Bir türlü yanaşmıyor.
Ama yakında ondan tamamen kurtulacağım.
Sevdiğim kadına gelince.
Onunla tanıştığımda teyzenle beş yıllık evliydik.
Ona öyle bir anda rastladım ki Poyraz.
O gece hiç bir şeyin hâkimiyeti benim elimde değildi.
Teyzenle yaşadığım büyük bir kavga sonucunda arkadaşlarla buluşup çok içmiştim.
Ayakta duracak halim bile kalmayıncaya kadar hem de.
Sonra arkadaşlardan ayrıldım.
Sokaklarda arabamla amaçsız gezmeye başladım. Eve falan gitmek istemiyordum.
İçkinin etkisiyle bir ara kendimi kaybetmişim. Fark etmeden önümden geçen birine çarptım.
Hemen arabadan inip kime çarptığıma baktım.
Ayakta duracak bile halim yoktu ama son bir gayretle yürüdüm.
Yanına kadar yalpalayarak gittim.
Hemen eğilip kim olduğuna baktığımda çarptığım kişinin bir kız olduğunu gördüm. Hem de hayatımda gördüğüm en güzel kız.
Bana geç kalan. Ona geç kaldığım aşk o gece karşıma çıktı Poyraz.
Yüzü gözü çarpmanın etkisiyle yaralanmıştı.
Onu zorla arabaya bindirip hastaneye götürdüm.
Orada öğrendim ki konuşamıyor muş.
Doktora el işaretleriyle bir şeyler anlatmaya çalışırken anladım bunu."
"Poyraz, eniştesinin anlattıklarını nefes bile almadan dinliyordu.
Ve duyacakları hiç hoşuna gitmeyecekti. Bu şimdi den belli olmuştu."
"Ben onu hastaneden alıp, tekrar evine bırakmak için arabaya bindirdim.
Yol baya uzaktı. Ya da çok sarhoş olduğum için bana öyle gelmişti.
Tenha bir yolda ilerlerken ne olduğunu anlayamadan direksiyonun üzerine sızmışım.
Zaten yavaş ilerlediğim için firene basmışım herhalde.
Araba olduğu yerde durmuş.
Aradan kaç saat geçti bilmiyorum.
Gözlerimi araladığımda arabanın içinde sızdığımın farkına vardım.
Bir süre kafamı toparlamaya çalıştım.
Sonra arabayı çalıştırıp tekrar ilerlemeye başladım.
Biraz ilerledikten sonra arabadaki kızı hatırladım. Arka koltuğa baktığımda orada uyuduğunu gördüm.
O kadar güzeldi ki Poyraz. O kadar güzeldi ki, Allah beni kahretsin.
Allah benim belamı versin ki.
Onun güzelliğine cazibesine dayanamadım.
Tek hatırladığım arabayı durdurup arka koltuğa geçtiğim ve onun çığlığı.
Onun çığlığı hala kulaklarımda biliyor musun?
Yirmi iki yıl geçti. Ben yirmi iki yılın her gecesinde onun çığlılarıyla uyandım.
Ben yirmi iki yıl boyunca yandım kahroldum Poyraz.
O günün üzerinden iki hafta geçmişti.
Ben hala onu aratıyordum tabi.
Onun hakkında hiç bir şey bilmiyordum.
Onu ikinci görüşüm odamda oldu.
Banyodan tam çıkmıştım ki karşımda o vardı. Önce hayal zannettim ama oydu işte. Konağın temizliği için gelen çalışanların içindeymiş.
Benim odama da temizlik için gelmiş.
O gün ondan özür diledim, yalvardım.
Seninle evlenmek istiyorum dedim.
Ama benim yüzüme bile bakmadı.
Seninle evlenmektense ölürüm daha iyi dedi.
Bana inanmadı. Benim onu sevebileceğime inanmadı.
Rüyalarımda hep sana acıyorum deyişini duyuyorum
Ben gerçekten acınacak bir adamım Poyraz.
Benim gibi adamlar bu dünyada yaşamamalı.
Ona yaptıklarımın bedelini yıllardır ödüyorum. Yıllardır ona hasret yaşıyorum ben."
"Çok şaşırdım enişte. Sen benim gözümde dünyada ki en mükemmel adamdın.
Nasıl böyle bir şey yapabildin?
Gerçekten anlayamıyorum. Sen nasıl böyle bir adam olabildin?
Bence içkiye suç bulma. İçmeyebilirdin. Madem içtin ne bileyim işte. Şişede durduğu gibi durmuyor. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Çok büyük hata yapmış sın enişte.
Biliyor musun enişte? Ben de böyle bir hatanın tam kıyısından döndüm. Eğer ona dokunsaydım. O kötülüğü yapsaydım şimdi ne halde olurdum bilemiyorum."
"Evet Poyraz. Hatamın bedeli çok ağır oldu. Ama Irmak, için daha da ağırdı.
O gecenin sabahı annesini de kaybetmiş.
Annesine ilaç bulmak için evden çıkmış o gece.
Ve bana benim gibi bir pisliğe denk geldi.
Üzerimde ki yük çok ağır Poyraz.
Ben bu vicdan azabını taşıyamıyorum artık.
Kısır ağa diyorlar ya bana inan umurumda değil. O bile umurumda değil. Tek Irmağımı bulayım. Ondan af dileyeyim. Tek istediğim bu. Tek isteğim ölmeden önce onun beni affetmesi."
"Özür dilerim enişte. Yaranı deştim.
Seni anlıyorum inan. Aşkı bende biliyorum.
Âşık olmak insanı farklı bir boyuta götürüyor.
Bazen çok büyük hatalar yapıla biliyor.
Bende çok hatalar yaptım enişte.
Beş para etmez bir adam gibi yaşadım yıllarca. Artık o hataları yapmak istemiyorum.
Hayatıma temiz bir sayfa açmak istiyorum.
Önce yılların pisliğinden kurtulmam gerek.
Sevdiğim kıza layık bir adam olabilmek için yapmam gereken şeyler var.
Senin içinde en iyisini diliyorum.
Zamanın ne göstereceği belli olmaz enişte. Belki bir gün sevdiğin kadın karşına çıkar.
Senin ona olan hasretin biter.
Belki de ona çok yakınsındır. Belli mi olur?"
"İnşallah Poyraz, tek istediğim bu zaten.
Barlas, Poyraz'la konuştuktan sonra kendini iyi hissetmediğini söyleyerek dinlenmek için odasına gitti.
Poyraz, duydukları karşısında büyük bir şaşkınlık yaşamıştı.
Nazlı'nın anlattıklarının aynısını eniştesi de anlatmıştı.
Nasıl olabilirdi böyle bir şey? Eniştesinin çocuğu olmuyordu. Bunu az önce kendi bile söylemişti.
Nazlı'nın annesi ise babası olarak tecavüz eden adamı söylemişti kızına.
Durum böyle olunca, ya Nazlı'nın annesi yalan söylüyordu.
Ya da teyzesi bir oyunlar oynuyordu.
Bunu çözmesi gerekiyordu Poyraz'ın.
Ne yapacağını şimdilik bilmiyordu ama bir yolunu bulacaktı mutlaka.
Bir taraftan da Nazlı'yı koruması lazımdı. Teyzesi Nazlı'nın Barlas Hanoğlu'nun burnunun dibinde çalıştığını öğrenirse hiç iyi olmazdı.
Nazlı'nın hayatı tehlikeye girerdi.
Annesi’nin bir şeyler bildiğinden emindi ama kadın nedense hiç bir şey söylemiyordu.
Nazlı, pazar sabahı erkenden kalktı. Ece'yi uyandırmadan Kara kızını ahırdan çıkardı. Uyku tutmamıştı ve atla gezintiye çıkmak iyi gelecekti.
Bugün pazardı ve işe gitmeyeceklerdi nasılsa.
Gece gördüğü rüyadan sonra uykusu kaçmıştı.
Sabaha kadar yatakta dönüp durmuştu.
Sabah olur olmazda kendini dışarı atmıştı.
Rüyasında Poyraz Karadağlıyı görmüştü. Yanında bir kız vardı ve sürekli ona sarılıyordu. Poyraz da kıza sarılıyordu aynı şekilde.
Bir süre sonra müzik çalmaya başladı.
Poyraz, kızın elinden tutarak dansa kaldırdı.
Mezuniyet gecesinde Nazlı'nın giydiği kıyafetin aynısı vardı kızın üzerinde.
O gece çalan aynı müzikle dans ediyorlardı.
Poyraz, bir süre dans ettikten sonra kızı kalabalık ortamdan tenha bir yere götürdü. Orada hem dans etmeye devam ediyorlardı. Hem de kızı deli gibi öpüyordu. Nazlı, onları görüyordu ama onlar Nazlı'yı görmüyorlardı.
Nazlı, Poyraz'ı öyle görünce kalbinde bir şeyler kırılmıştı. O kızı öpmesi Nazlı'yı çok üzmüştü.
"Hani beni seviyordun" diye bağırdı kız.
Hani ben senin gül yüzlündüm.
Yalancısın sen Poyraz Karadağlı.
Sen aşağılık bir yalancısın"
Yataktan kan ter içinde fırladı. Saate baktığında gecenin üçüydü. Kâbus görmüştü kız. İki aydır aklına bile gelmeyen adam rüyasına girmişti.
Poyraz'ı rüyada bile olsa başka bir kızla görmek kızı sarsmıştı.
Anlam veremediği duygular girmişti kalbine.
Birden bire. Durduk yere bu duygular da neyin nesiydi böyle?
Kara kızıyla yavaş yavaş evlerinin biraz uzağında ki ağaçlık alanda gezmeye başladılar.
Biraz ilerde de akarsu vardı. Atını orada sulayıp. Biraz otlaması için yeşillik alana bırakacaktı. Akarsuyun başına yaklaştığında başka bir atın da su içtiğini gördü.
Atın ürkmesini istemediği için yavaşça kendi atını da suya yaklaştırdı.
Atı su içerken Nazlı, atının üzerinden indi. Kara kızının su içişini izlemeye başladı. Bir taraftan da diğer atın sahibinin kim olduğunu merak ediyordu. Atı suyunu içip çekildi ve yeşillik alana doğru yürümeye başladı.
Nazlı, elindeki yuları atın boynuna dolayıp atı kendi haline bıraktı.
Kara kızı Nazlı'yı bırakıp gitmezdi asla.
Oda suyun az ilerisine oturup hem kendi atına hem de diğer ata bakıyordu.
"Atın çok güzelmiş küçük Hanım" diyerek gelen adamın sesiyle de hemen ayağa kalktı.
Hemen yan tarafına baktığında ellili yaşlarda. Saçlarına yer yer aklar düşmüş. Ama hala çok yakışıklı görünen bir adam gördü.
Adam kıza doğru yaklaşarak.
"Seni korkutmadım umarım küçük Hanım" dedi
"Atımla buradan geçiyordum. Atımı sulamak için durdum. Bende yeni aldığım araziye bakmaya gitmiştim"
"Şey sizi hiç görmedim. Buralardan değilsiniz galiba"
"Hayır değilim ama çokta uzak değiliz"
Madem karşılaştık tanışalım o zaman.
Benim adım Barlas Hanoğlu. Ya siz kimsiniz küçük Hanım"
"Barlas Hanoğlu. Sizin adınızı duymuştum.
Çalıştığım toprak sahiplerinin sık sık sizden söz ettiğini duydum.
Bu çevrenin en zengin ağası sizin olduğunuzu söylüyorlar"
"Zengin. Neye göre zengin olduğuna bağlı.
Para ve gücü kastettilerse. Doğru çok zengin bir adamım.
Ama manevi zenginlikten bahsedersek.
En fakir adam benim bu çevrede"
"Ne demek istediğinizi anlamadım?
Neyse sormadım farz edin, ben gideyim artık.
Beni merak ederler. Herkes uyurken çıktım evden"
"Adını söylemedin küçük Hanım"
"Adım Nazlı. Nazlı Günay. Ziraat mühendisiyim. Bu çevredeki birkaç toprak sahibinin işleriyle ilgileniyorum"
"Ya öylemi? Çok sevindim Nazlı.
Sana Nazlı, diyebilirim değil mi?"
"Tabi ki Barlas Bey"
"Senden söz ettiklerini bende Duydum Nazlı. Arkadaşınla beraber iyi işler çıkarıyor muşsunuz.
Bizim çevrede haberler çabuk yayılır kızım."
Barlas'ın kızım kelimesini kullanmasıyla Nazlı'nın kalbi sımsıcak olmuştu.
"Bende seninle konuşacaktım.
Benim arazilerimle de ilgilenir misin?
Ben de senin gibi güzel ve tatlı bir kızın benim le de çalışmasını çok isterim.
Lütfen yanlış anlama. Seni görür görmez kanım ısındı kızım"
"İnanın ne diyeceğimi bilemiyorum Barlas Bey"
"Bak Nazlı. Benim işlerim çok yoğun. Arazilerle istediğim gibi ilgilenemiyorum. Zaten ilgilenecek birini bulacaktım.
Bu kişi sen olursan çok sevinirim"
"Arkadaşımla da konuşayım. Size bildiririm efendim"
"Sana telefon numaramı vereyim"
"Peki, olur" diyen Nazlı, hemen Barlas'ın telefon numarasını kaydetti.
"En kısa zamanda cevap veririz. Görüşürüz Barlas Bey"
"Görüşürüz kızım."
Nazlı, hemen atının yanına gidip atın sırtına atladı ve oradan uzaklaştı.
Barlas Hanoğlu, ise onun ardından bakıp kalmıştı.
Irmağa ne kadar da benziyordu.
Sanki karşısında onun yıllar önceki halini görmüştü.
Irmak, aklını öyle başından almıştı ki adam artık gördüğü her yüzde ondan bir şey arıyordu.
Barlas, bir süre daha akarsuyun yanında oturup düşündü.
Sonra da atına binerek oradan ayrıldı.
Nazlı'nın aklı çok karışmıştı.
Barlas Hanoğlu'nu ilk defa görmüştü ama sanki yıllardı tanıyor gibi gelmişti.
Adamın samimiyeti, hele kızım deyişi onu çok etkilemişti.
Babasız büyümenin bir eksikliğiydi bu.
Dedesi ve annesi ona babasının eksikliğini hissettirmemeye çalışmışlardı.
Yine de Nazlı'nın içinde bir ukte olarak kalmıştı baba özlemi.
Onun babası aşağılık adamın biriydi.
Öyle bir babası olduğu için de çok üzülüyordu.
Bazen annesine o acıları yaşamaktansa keşke beni hiç doğurmasaydı dediği zamanlar olmuştu.
Öyle acılar ve utanç içinde doğan bir çocuk olmak hiç istemezdi kız.
Düşünmekten başı çatlamak üzere gelmişti.
Hemen eve gelip atını yerine bağladı.
Kendisi de eve girdi. Annesi mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Hemen yanına gidip sıkıca sarıldı.
"Annecim çok özür dilerim. Ne olur beni affet" dedi ağlayarak.
Irmak, kızının gözyaşları içinde neden af dilediğini anlayamadı.
"Neden özür diliyorsun canım? Ne yaptın ki sen?"
"Benim yüzümden çok acılar çektin.
Beni dünyaya getirmek için çok sıkıntılar yaşadın.
Ben olmasaydım bu kadar acı çekmezdin. Ne olur sana acı vererek doğduğum için affet beni"
"Nazlı'm ne diyorsun sen?
Ne demek doğmasaydım.
Sakın böyle şeyler söyleme. Sen benim canımsın kızım.
İyi ki doğurdum seni. Sen benim yaşama sevincimsin"
"Bugün bir adam gördüm anne.
Bana kızım dedi biliyor musun?
Benim o adam gibi bir babam olmalıydı anne.
Benim babam bir tecavüzcü olmamalıydı.
Ben bunu hazmedemiyorum Anne.
Senin yaşadığın acıları utancı düşünemiyorum bile."
"Sen annenden utanıyor musun Nazlı?" dedi Irmak yıkılmış bir halde.
"Annem canım annem. Ben senden utanmam asla. Hatta gurur duyuyorum. Senin gibi bir annem olduğu için.
Benim nefretim babam olacak adama."
O sırada dedesi geldi mutfağa.
"Canım kızım biz seni çok seviyoruz tamam mı? Ne kendini üz ne de anneni. Belki babanda çok pişmandır şimdi.
Belki de sizi arıyordur."
"Aramasın dede. Ne beni nede annemi aramasın. Onun gibi bir adama baba diyeceğime ölmeyi yeğlerim"
"Lütfen kızım böyle söyleme.
Neden öleceksin? Ölüm den bahsedip durma artık.
Herkesin bir kaderi var yavrum.
Bizim kaderimiz de böyle yazılmış"
"Ben böyle kader falan istemiyorum.
Öyle babada istemiyorum.
Bu konu burada kapandı."
"Tamam kızım. Sakin ol artık.
Hadi kahvaltıya oturalım. Geçmişi geçmişte bıraktım ben.
Şimdi sen varsın yavrum. Yalnızca sen"
Nazlı o gün akşama kadar hem Poyraz'ı hem babası olacak adamı düşündü.
Kızın yıllardır düşünmeye bile korktuğu şeyler bugün inat yapar gibi önüne çıkmıştı.
Barlas Hanoğlu'nu görünce baba özlemini ta kalbinde hissetmişti.
Onun gibi güçlü, sevgi dolu, annesine âşık bir babası olabilirdi.
Poyraz, ise rüyasına girecek zamanı bulmuştu.
Kız aklına bile getirmiyordu iki aydır.
Bütün gün düşünmekten yorulan Nazlı gece erkenden yattı.
Sabah işe gitmesi gerekiyordu.
Dün kendini o kadar perişan etmişti ama değişen bir şey olmamıştı.
Onu için sadece geleceğe odaklanmalı ve çalışmalıydı.
Sabah erkenden kalkıp Ece'yi de uyandırdı.
Dün onunla konuşmayı unutmuştu.
Kahvaltı sofrasında Barlas Hanoğlu konusunu konuşsa iyi olacaktı.
Annesi kahvaltıyı hazırlamış onları bekliyordu.
İkisi beraber sofraya oturdular.
Nazlı, hem çay koyup hem de Ece'ye işten bahsediyordu.
"Barlas Hanoğlu adamın adı" dedi arkadaşına.
O sırada Irmak'ın elinde ki tabaklar büyük bir gürültüyle yere düştü."Adamın adı Barlas Hanoğlu Ece'ciğim"
"Barlas Hanoğlu mu" dedi Ece merakla.
"Evet, canım Barlas Hanoğlu"
Barlas'ın adını duyduğunda Irmak'ın elindeki tabaklar büyük bir gürültüyle yere düşüp paramparça oldu. Nefesi kesildi kadının, eli ayağı birbirine girdi.
Hemen duvardan destek alarak kendine gelmeye çalıştı.
Nazlı, Barlas Hanoğlu, demişti değil mi? Barlas Hanoğlu, demişti işte.
Korktuğu başına mı gelmişti?
Böyle bir şey nasıl olabilirdi?
Duyduğu şey gerçek miydi?
Bu arada gürültüyü duyan kızlar hemen masadan kalkarak Irmak'ın yanına geldiler.
Nazlı, "Ne oldu anne, bir şeyin yok değil mi?" dedi telaşla.
"Yok, kızım bir şey. Tabaklar elimden kaydı. Siz gidin oturun. Devam edin kahvaltınıza"
"Emin misin anne? İstersen biz toplayalım yerleri. Sen pekiyi görünmüyorsun."
"Aa hadi ama işe geç kalacaksınız.
Ben iyiyim hallederim kızım"
"Peki anneciğim. Sen bilirsin"
Kızlar Irmağın yanından ayrılıp tekrar masaya otururlar.
Sonra da konuşmaya devam ettiler.
"Barlas Hanoğlu'mu dedin Nazlı?
Şu toprak sahiplerinin hep söz ettiği kısır ağa değil mi o?" dedi Ece.
"Böyle söyleme Ece. Ağzına yakışıyor mu hiç?
Barlas Bey, o kadar iyi bir insan ki.
İş teklifini kabul etmek istiyorum ben"
"Hayır" diye bağırdı Irmak.
Kızının ona yakın olması demek tehlikenin içine girmesi demekti.
"Neden anne. Neden hayır dedin.
Hem neyin var senin rengin solmuş.
Az önce iyiyim demiştin"
"Şey yani kızım iyiyim ben. Bir şeyim yok. Zaten yeterince yoruluyorsun.
Bir iş daha almanıza gerek yok demek istemiştim"
"Bence kabul etmeliyiz Irmak teyze.
Barlas Hanoğlu, bu çevrenin en zengin ağası. Nazlı'nın kariyeri için çok iyi olacak.
Benim içinde iyi daha fazla para kazanacağız. Bu az birşey değil"
"Ece, canım. Her şey para değil.
Sağlığınıza da dikkat etmelisiniz.
Zaten yeterince yoruluyorsunuz"
"Anne neden Barlas Hanoğlu'nun işini kabul etmemizi istemiyorsun?
Onun adını duyduğundan beri bir tuhafsın."
"Ne olabilir ki kızım?" diyerek dedesi gelip masaya oturdu.
"Annen sizin yorulmanızı istemiyor.
Ama illa kabul etmek istiyorsanız,
size engel olmaz annen. Değil mi Irmak?"
Irmak dedesinin söylediklerinin üstüne fazla bir şey söylemek istemedi.
Biraz daha konuşmaya devam ederse Nazlı, iyice şüphelenecekti.
"Tabi dedeciğim. Tabi ki engel olmam.
Sonuçta iş onların işi"
"O zaman kabul edelim" dedi Ece.
"Tamam, madem istiyorsun. Barlas Hanoğlu arayıp kabul ettiğimizi söylüyorum.
Nazlı, telefonunu çıkarıp. Kaydettiği numarayı aradı.
Irmak, heyecandan ne yapacağını bilmiyor, yerinde duramıyordu.
Şimdi kızı canı. Babasıyla konuşacaktı.
Kader onları bir şekilde karşılaştırmıştı.
Dedesi Irmağa bakıp sakin ol anlamında işaret etti.
Ama sakin olamıyordu. Eli ayağı titriyor ayakta zor duruyordu.
Hala çalan telefonun açılmasını beklerken Nazlı, "Hoparlörü açayım da sende konuştuklarımızı duy" dedi. Ece'ye.
"Süper olur. Onu bende çok merak ediyorum. Herkes yere göğe sığdıramıyor onu. Ne kadar yakışıklı ve güçlü olduğunu konuşuyor herkes.
En azından sesini duyalım önce"
Nazlı, gülümseyerek baktı arkadaşına.
O sırada telefon açıldı. "Alo" dedi Barlas.
Irmak'ın nefesi kesildi birden. Elini kalbine götürdü. Yumruğunu sıktı bütün gücüyle. Adamın sesini yıllardır duymuyordu. Tam yirmi iki yıl olmuştu onu görmeyeli. Sesini duymayalı.
Nazlı'nın mezuniyet gecesinde net olarak algılayamamıştı. Ne sesini ne yüzünü.
Ama şimdi onun sesini net olarak duyuyordu.
Barlas Hanoğlu. Kalbindeki kara leke.
İlki, sonu, sonsuzu. Ne yapmalıydı Irmak.
Adamı delice sevmeli miydi? Yoksa ölesiye nefret mi etmeliydi?
Ona kızını verdiği için kalbinde mi tutmalıydı? Namusunu annesini aldığı için kalbine mi gömmeliydi?
Bilmiyordu Irmak. Bu adamı ne yapacağını. Nerelerde tutacağını bilmiyordu.
"Ben Nazlı, nasılsınız Barlas Bey"
"İyiyim Nazlı kızım. Sen nasılsın?" dedi Barlas. Kızım demişti Nazlı sına.
Irmak'ın kalbi şuan durabilirdi.
Baba kız nasılda yumuşaktı birbirine.
Kanımı çekmişti yoksa? Hani diyorlar ya insanlar. Kan çekermiş diye.
Kan çekmişti işte.
Irmak, nefes bile almadan dinliyordu baba kızın konuşmasını.
"Biz arkadaşımla konuştuk. İş teklifinizi kabul ediyoruz. Onun için aramıştım"
"Çok sevindim Nazlı. Sizinle çalışmayı çok istiyordum. Ne zaman isterseniz Hanoğlu, konağına gelin ayrıntıları görüşelim."
"Tamam, Barlas Bey. Biz öğleden sonra geliriz. Öğleye kadar dolaşacağımız araziler var"
"Tamam Nazlı, öğleden sonra bekliyorum sizi"
Nazlı, "Tamam görüşürüz" diyerek telefonu kapattı.
Nazlı, telefonu masaya bıraktıktan sonra arkadaşıyla beraber kahvaltısına devam etti.
Elini kalbine koyarak ayakta durmaya çalışan annesinden habersiz.
Irmak, kızlara farkettirmeden dışarı çıktı.
Evin balkonuna gelerek derin bir nefes aldı.
Ardından dedesi geldi yanına.
"Irmak, böyle yapma kızım.
Kendini bu kadar üzme artık.
Bak kader kendi ayarlıyor her şeyi.
Ne kadar kaçmaya çalışsanda kaderden kaçamıyorsun.
Onları kader bir araya getiriyor.
Baba kızın birbirlerine yaklaşmasını istiyor.
Akışına bırak artık. Ne olacaksa olsun. Engellemeye çalışma."
"Ne diyorsun sen dede? Sanki bilmiyor musun? Benim korkma sebebimi. Karısı olacak kadın. Benim kızım için tehlike bunu biliyorsun.
Barlas'ın ona düşkünlüğünün farkına varırsa. Kızıma neler yapar dede.
Sen korkumun sebebini biliyorsun.
O kadın çok tehlikeli. Kızımı öğrenirse onu öldürür.
Barlas'ın kısır olduğuna herkesi inandıran o. Barlas, bile buna inanmış.
Doktorları satın almıştır bu kadın dede.
O çok tehlikeli bir kadın. Yapacaklarının sınırı yok.
"Bi sakin ol Irmak. Birini öldürmeyi kolay mı zannediyorsun?
Korkma sen o yılan hiçbir şey yapamaz kızıma."
"İnşallah dede. İnşallah bu kadınla karşı karşıya kalmayız"
Dede torun balkonda konuşmaya devam ederken.
Kahvaltılarını bitiren Nazlı ve Ece evden çıktılar. Irmak ve dedesiyle vedalaşan kızlar atlarına binerek yola çıktılar.
Bugün gezecekleri arazi buraya yakındı.
Onun için atla gidiyorlardı. Şimdi arazilerde hasat zamanıydı. Bu yıl verim çok güzel olmuştu.
Doğru ilaçlama gübreleme işlemleri yapılmıştı Nazlı'nın sayesinde.
Allah’ın da izniyle bol bol arpa buğday hasat edilecekti.
Nazlı ve Ece, ayrılarak işi daha çabuk bitirmeyi planladılar.
Nazlı, Yiğit'in arazilerine bakacaktı.
Ece ise diğer toprak sahiplerinin işleriyle ilgilenecekti.
Nazlı, hızlı bir şekilde tarlaları gezmeyi bitirdi. Hasat gayet iyi gidiyordu.
Biçerdöverler buğday ve arpaları biçiyor, ürünler saman ve tanelere ayrılıyordu.
Nazlı ve Ece, işleri erkenden bitirip eve geldiler.
Öğle yemeğini evlerinde yediler ve Barlas Hanoğlu'yla konuşmak için kamyonetle tekrar yola çıktılar. Hanoğlu, konağı baya uzak olduğu için kızlar atları yormak istemediler.
Bir buçuk saatten fazla süren yolculuğun ardından konağa geldiler.
Nazlı ve Ece, konağı görünce ağızları açık kalmıştı.
Konak çok büyük ve gösterişliydi.
Ece, "Vay kızım baksana şu konağa?
Paranın gözü kör olsun" dedi.
"Ay Ece, saçmalama önce huzur kızım."
"İkisi de olsun canım. Fazla mal göz mü çıkaracak?"
O sırada konağın büyük kapısı açıldı.
Orta yaşlarda bir adam, "Buyurun efendim" dedi.
"Biz Barlas Hanoğlu'yla görüşmek için gelmiştik. Bizi bekliyordu."
"Biliyorum efendim. Barlas Ağa, sizi bekliyor"
Adam önde kızlar arkada Barlas Hanoğlu'nun çalışma odasına doğru yürümeye başladılar.
Barlas, sabah bütün işlerini halletmiş kızların gelmesini bekliyordu.
Kapısı tıklatılınca hemen ayağa kalktı. İçeri giren kızlara, "Hoş geldiniz buyurun. Bende sizi bekliyordum" diyerek karşıladı.
Nazlı, çalışma odasına girince önce Ece'yi tanıştırdı.
Sonra da oturup iş hakkında konuşmaya başladılar.
Kızlar yapacakları işlerden bahsederken Barlas, gözünü Nazlı dan ayıramıyordu.
Konuşurken ki el hareketleri tıpkı Irmaktı. Saçlarıyla oynaması, konuşurken gözlerini kırpıştırması.
Irmağı sadece iki defa görmüştü. Ama kızın her halini aklına kazımıştı. Ya da kalbine.
Barlas, sonunda delirmeye başladığını düşünmeye başlamıştı.
Irmağın aşkı sonunda onu çıldırtmıştı.
"Barlas Bey!!" Nazlı'nın seslenmesiyle kendine gelen Barlas.
Daldığı düşünceleri kafasından atmaya çalışarak.
"Evet kızlar. Ne diyorsunuz anlaştık mı?" dedi.
"Tabi ki anlaştık. Neden anlaşmayalım" dedi Ece, gülerek.
"Sizin gibi bir patronumuz olduğu için çok şanslıyız Barlas Bey"
"Bakın kızlar şu Bey, lafını ortadan kaldıralım olmaz mı? Madem bundan sonra arada sıra da görüşeceğiz. Bana Amca diyebilirsiniz."
"Tamam, Barlas Be... Şey Barlas Amca, biz artık gidelim.
Biz arazilerinizi, ekili alanlarınızı yarın gezmeye başlarız.
Elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Merak etmeyin lütfen."
"Size güveniyorum kızlar.
Çünkü herkes sizden çok memnun"
Nazlı ve Ece, Hanoğlu konağından ayrıldıktan sonra kamyonete atlayıp evlerinin yolunu tuttular.
Onlar konaktan ayrılır ayrılmaz Poyraz, geldi konağa.
Pars, kızların Hanoğlu, konağına geldiğini söylemişti.
Günlerdir kızları uzaktan takip ediyorlardı. Bazen Pars. Bazen de Poyraz. Onların peşinde gölge gibiydi.
Poyraz, eniştesiyle Nazlı'nın karşılaştığını görmüştü.
Bu karşılaşmayı engellemeye çalışmıştı ama başaramamıştı.
Şimdi de kızların konağa geldiğini duymuştu.
Neden geldiklerini çok merak ediyordu.
Hemen gidip eniştesine sorsa iyi olacaktı.
Eniştesinin çalışma odasında olduğunu düşünerek hemen yanına gitti.
Barlas, hala çalışma odasında evrakları inceliyordu.
Poyraz, kapıyı tıklatıp başını içeri uzattı.
"Gelebilir miyim enişte?" dedi Barlas'a bakarak.
"Tabi ki Poyraz gel. Benim de işim bitmişti zaten"
"Nasılsın enişte? Misafirin vardı galiba. Ben gelirken konaktan giden birileri vardı."
"Yeni işe aldığım ziraat mühendisi kızlar Poyraz.
İşlerinde çok başarılılar oğlum.
Bu çevrede pek çok iş yapmışlar.
Bir kaç ayda baya ün yapmışlar"
"Sen de onlara çok güvendin galiba"
"Evet Poyraz çok güvendim.
Özellikle Nazlı. Nazlı bana o kadar yakın geliyor ki.
Biliyorum eniştem delirdi diyeceksin ama onu Irmağa çok benzetiyorum.
Bütün hareketleri tıpkı o. Sevdiğim kadın.
Nazlı, konuşurken gözümü ondan ayıramadım."
"İnsan insana benzer enişte.
Hem belki de onun kızıdır ha.
Nerde olduğunu bulamadığınızı söylemiştin enişte.
Belki evlendi. Çocuğu oldu."
"Yok, olamaz Poyraz. Olamaz böyle bir şey. Evlense mutlaka haberim olurdu.
Irmak, evlenmedi. Ben ne kadar araştırma yaptırdım bilemezsin. Adamlarım her yerde onu aradı.
Ülkenin her yerinde her yıl evlenenleri bile tek tek araştırdım"
"Bu kadar olur enişte.
Sen ne yaptın böyle?"
"Ben Irmak için her şeyi göze aldım Poyraz. Nazlı, onun kızı olsaydı bile.
Ona kucak açardım. Sahip çıkardım.
Onun canı benim de canımdır.
Ama biliyorum. Irmak, evlenmedi.
Bir yerlerde benim onu bulmamı bekliyor. Ve ben bir gün onu mutlaka bulacağım"
"Ah enişte" dedi Poyraz içinden. "Sevdiğin kadın burnunun dibinde haberin yok"
Nazlı ve Ece eve geldiğinde onları kapıda Irmak karşıladı.
"Hayırdır sultanım sen bizi kapılarda karşılamazdın" dedi Nazlı annesine sarılarak.
"Karşılarım tabi ki kızımı. Bundan sonra isterse her gün karşılarım.
Ee nasıl gitti görüşmeniz. Anlaşabildiniz mi Barlas ağayla?"
"Bir görseniz Irmak Teyze. Adam o kadar yakışıklı ki. O yaşına rağmen birçok gence taş çıkartır valla."
"Ece’nin aklı fikri adamın yakışıklılığında kaldı anne.
Ben anlatayım sana.
Barlas Hanoğlu'yla anlaştık.
Bütün şarjlarımızı kabul etti. Biz de onun şartlarını tabi. Zaten fazla da bir şartı yoktu. Yani anlayacağın anlaştık anne"
Ece, Nazlı ya bakarak, "Bir şey dikkatimi çekti Nazlı. Adam sürekli sana baktı. Sakın yanlış anlama. Öyle kötü falan değil. Şefkat dolu bir bakıştı bu. Dakikalarca gözünü senden ayırmadı" dedi.
Irmak, konunun fazla uzamasını istemiyordu, "Neyse kızlar. Geçin içeri. Size harika bir yemek hazırladım.
Bakalım beğenecek misiniz?"
Hep beraber mutfağa geçip hazırlanan masaya oturdular. Hamza dedeleri yorgun olduğunu söyleyerek erkenden yatmıştı. Kızlar yemeklerini yedikten sonra Irmak'ın ısrarlarına aldırmadan mutfakta ki bütün işleri yaptılar.
Sonra da üçü beraber kahvelerini içtiler. Bir kaç saat sohbet ettikten sonra hemen yattılar.
Nazlı, yine aynı rüyanın etkisiyle gece yarısı uykusundan uyandı.
Kız iki gündür rüyasında Poyraz Karadağlıyı görüyordu.
Bu durum onu düşündürmeye başlamıştı artık.
"Hayırdır inşallah. Bu ne ya? İki gündür adam rüyalarıma tünedi resmen.
Bir git ya hayatımdan. Bir git artık"
Yatağından kalkıp hemen dışarı çıktı.
Yayla evinin etrafında ev yoktu.
En yakın ev yürüyerek yarım saatten daha fazla uzaklıktaydı.
Tenha olmasına rağmen güvenliydi buralar.
İnsanoğlunun henüz zarar veremediği yerlerdi.
Balkon da biraz oturmak iyi gelecekti.
En azından yıldızları seyrederdi.
Oradaki sandalyeye oturdu ve gökyüzünü izlemeye başladı.
Herkes uyuduğu için askılı ve kısa geceliğiyle çıkmıştı dışarı. Yazdı ve hava çok sıcaktı. Bir süre gökyüzünü izledi öylece.
Sonra da gözlerini kapattı. Böcek seslerinden başka ses yoktu.
Yine aklına Poyraz, geldi. Hızla gözlerini açtı.
"Ya sabır. Bu ne ya? Ne oluyor kızım sana? Kendine gelsene" dedi kendi kendine.
O sırada ağaçların arasında bir gölge gördü.
Biraz daha dikkatli baktı. Karanlıkta çokta net görülmüyordu ama. Sanki atın üstünde biri onu izliyordu.
Hemen diğer sandalyenin üzerinde ki annesinin şalını alıp örtündü.
Az önce baktığı yere tekrar baktı.
Şimdi kimse yoktu. Hayal mi görmüştü acaba? Yoksa göz yanılması mı?
Her ne gördüyse kızın içi ürpermişti.
Birden eli göğsünde ki yaraya gitti.
O olabilir miydi? Poyraz, buraya gelmiş olabilir miydi? "Saçmalama Nazlı. İyice çıldırdın artık. Git yatağına zıbar" dedi kendi kendine. Sonra da kalkıp içeri girdi.
Poyraz, eniştesiyle konuştuktan sonra atla gezmeye çıkmıştı.
Bir süre Hanoğlu’na ait arazilerde dolandı. Sonra aklına Nazlı geldi yine ve her zamanki gibi.
Kaldıkları yayla evi çok uzaktı.
Atla gidebilmek için saatler lazımdı.
Ama imkânsız değildi. Poyraz, hiç beklemeden atını hızlandırdı.
Öyle hızlı gidiyordu ki atın nefesi kesilecekti neredeyse.
Bir saatten fazla yol gittikten sonra durup atı dinlendirdi.
Su içmesi için akarsunun başına getirdi.
Artık iyice karanlık çökmüştü.
Buraları fazla bilmiyordu. Ama kaybolmazdı her halde.
Tekrar atına atlayıp yola devam etti.
Üç saatin sonunda nihayet yayla evi görünmüştü.
Saat neredeyse gece yarısını gösteriyordu.
Evde ışık falan yoktu. Herkesin uyuduğu belliydi.
Bir süre evi izledi uzaktan. Karşısında ki evin bir odasında sevdiği kadın uyuyordu şuan.
Aklına onu ilk öptüğü an geldi.
Arabanın içinde ilk kez öpmüştü onu.
Kızın kalbi korkudan çırpınırken Poyraz, heyecandan ölmek üzereydi.
Nazlı, çok kızdığı halde hiçbir şey söyleyememişti.
Kendine çok kızdı Poyraz.
Bunu yapmamalıydı. Ama pişman mıydı? Asla.
Nazlı, onun hayatının aşkıydı.
Bir zamanlar Sevtap'ı sevdiğini zannedip çok acılar çekmişti.
Ama şimdi anlamıştı Poyraz.
Sevtap'a hissettikleri Nazlı'ya hissettiklerinin yanında bir hiçti.
Poyraz Karadağlı'nın gerçek ve tek aşkı Nazlıydı. Kalbinin sahibi. Gül yüzlüsüydü. Serseri mayın gibi oradan oraya savrulan hayatına bomba gibi düşmüştü Nazlı.
Şimdi Poyraz Karadağlı, rüyasında bile görse inanamayacağı bir adam olmuştu.
Durulmuştu Poyraz. Nazlı'nın güzel kalbi ve sevgisi, onun hayata olan nefretini bitirmişti. Şimdi tek istediği Nazlı yâriydi. Ve bu yolda yapamayacağı şey yoktu.
Poyraz, düşünceler içinde atın üzerinden evi izlerken. Kapı birden açıldı. Nazlı'sı yarı çıplak bir halde dışarı çıktı.
Poyraz, öfkeyle yumruklarını sıktı.
Ne yapmaya çalışıyordu bu kız?
Dağ başında hem de yarı çıplak dışarı nasıl çıkardı?
Bir süre kızın ne yapacağını izledi.
Nazlı, sandalyeye oturup gökyüzünü izlemeye başlamıştı.
Sonra başını sandalyeye yasladı.
Atın üzerinde ki adamı ne hale getirdiğinden habersiz.
Poyraz, Nazlı'nın güzelliğiyle aklını kaçırabilirdi.
Şu an orada olup ona sıkıca sarılmayı ve o dudaklarını tekrar öpmeyi ne kadar çok isterdi.
Atı bir anda yürüyünce Nazlı, hemen doğruldu ve onlara bakmaya başladı.
Poyraz'ın yapacak bir şeyi yoktu.
Kız onları görmüştü. Nazlı'nın telaşla üzerini şalla kapattığını gördü.
Oda fırsattan yararlanıp hemen oradan uzaklaştı.
Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu adamın. Sonra göğsünün üstünde bir acı hissetti. Hemen elini göğsüne götürdü. Nazlı, Poyraz'ı hissetmişti demek ki. Poyraz, anlamıştı artık. Nazlı da onu sevmeye başlıyordu.