Irmak, duyduğu sesle hızla arkasına baktı. Gördüğü kişiyle ise ayakları yerden kesildi.
Gördüğünün gerçek olduğuna inanamadı.
Gerçek olamazdı değil mi?
Tabi ki gerçek olamazdı. Hemen arabaya tutundu sarsak adımlarla.
Tekrar baktı aynı noktaya.
Barlas Hanoğlu'ydu işte. Kıyameti, ölümü, yeniden dirilişi. Kalbinin karası. Kara sevdası ve en önemlisi kızının, en değerli varlığının babası.
Nefesi kesildi Irmağın.
Kalbi titredi. Bir eliyle arabadan tutunurken bir eliyle kalbini sıktı.
Ona o kadar acı veren adam için hala böyle atması normal miydi?
Nazlı'ya baktığında onun taksiye bindiğini ve kendisini beklediğini gördü.
Barlas'ın Irmağa seslendiğini duymamıştı anlaşılan.
Irmak, kendine gelerek hızla taksiye bindi. Tekrar Nazlı'ya baktı telaşla. Nazlı'nın yola baktığını görünce bir oh çekti. Taksiciye gidebileceklerini söyleyerek tekrar arkaya baktı.
Barlas, hızlı adımlarla onlara doğru geliyordu.
Irmak, korkudan ve heyecandan ölmek üzereydi.
Eli ayağı buz kesmişti. Zangır zangır titriyordu kadın.
Taksi hareket ettiğinde Irmak'ın son gördüğü Barlas'ın cebinden telefonunu çıkardığıydı.
Kesin taksinin plakasını almıştı ve taksi durağını arıyordu.
Nazlı, annesinin stresli halini fark etmişti. Genç kadın sürekli ellerini ovuşturuyordu.
Buda Nazlı’nın dikkatinden kaçmamıştı.
"Ne oldu annem, neden bu kadar gerginsin?" dedi annesine sarılarak.
Irmak, kızının sarılmasına karşılık verip yanağından öptü.
"İyiyim canım. Hiç bir şeyim yok. Sana öyle gelmiş bebeğim. Ayrıca gergin falan da değilim.
Hem kızım üniversite mezunu meslek sahibi bir kız oldu.
Biraz heyecanlanmış olabilirim" dedi Nazlı'ya gülümsemeye çalışarak.
Irmak, evlerine yaklaştıklarında taksi şoförüne durmasını söyledi.
Nazlı, annesinin bu hareketine şaşırsa da ses çıkarmadı.
Irmak, şoföre para uzattığında adam parasının ödendiğini söyledi.
Irmak, o kadar dalgındı ki, kim ödedi diye sormadı bile. Çantasını alarak hemen arabadan aşağı indi.
Annesinin indiğini gören Nazlı da diğer kapıdan indi.
Nazlı, taksi parasını kimin ödediğini anlamıştı tabi.
Eli hemen göğsünde ki yaraya gitti.
"Poyraz Karadağlı başımın belası" dedi.
Annesi apar topar kızının yanına geldi.
"Neden indik anne daha evimize vardı" dedi.
"Ben geldik zannettim kızım. Sokakları karıştırdım her halde özür dilerim."
"Yapma annecim, özür dile diye söylemedim.
Mezuniyetten çıktığımızdan beri sende bir şey var fark etmedim zannetme."
"Ne olabilir kızım gayet iyiyim. Hadi geç oldu evimize gidelim" diyerek önden yürümeye başladı.
Nazlı'da annesinin peşinden evlerine doğru yürüdü.
Barlas Hanoğlu, davetli olduğu mezuniyet törenine önemli toplantısı olduğu için katılmayacaktı aslında.
Ortaklarının birinin rahatsızlığı nedeniyle bu saatlerde gireceği toplantı ertelendi.
Barlas, arkadaşına verdiği sözü yerine getirmek için hemen mezuniyetin yapılacağı otele geldi.
Arkadaşını görüp bir süre sohbet ettikten sonra uçağa yetişmek için dışarı çıktı. Şoförünü arayarak arabayı getirmesini istedi.
Bu arada da otele tekrar dönmedi ve dışarıda beklemeye başladı.
O sırada yolun karşı tarafında uzun siyah saçlı bir kadın dikkatini çekti.
Kadın gelen bir taksiye binmek üzereydi ama eteği çantasına takılmış ve kurtarmaya çalışıyordu.
Kadının zarifliği uzun siyah saçları Barlas'ın dikkatini çekmişti.
Barlas, kadını çok merak etti. Daha dikkatli baktığında kadının Irmak, olduğunu anladı.
Irmak, Irmağı Barlas'ın Irmağı.
Barlas'ın sevdası. Barlas'ın hasreti.
Yıllardır gözlerinin önünden hayali gitmeyen yâri.
Gördüklerine inanamadı önce.
Gördüğü kadın kesinlikle hayaldi.
Bu imkânsız bir şeydi. Sadece göz yanılması olmalıydı.
Irmak, burada olamazdı değil mi?
Hem ne arıyor olabilirdi ki bu şehirde?
O kadar güzeldi ki eskisinden çok daha güzel ve muhteşem.
O olamazdı bu kadın. Onu yirmi iki yıldır arıyordu.
Türkiye’nin her yerinde aramadık yer bırakmamıştı.
Nasıl burada karşına çıkardı. Bu kadar yakınında nasıl olabilirdi.
Barlas Hanoğlu'nun kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.
Karşısında gördüğü kadın basbaya Irmaktı ama o gerçek olduğuna hala inanamıyordu.
Bir anda içinden bir ses kadına seslenmesini söyledi.
Etrafa rezil olsa da umurunda değildi.
"Irmak!!" diye bağırdı heyecanlı bir o kadar da ürkek ses tonuyla.
Kadın önce biraz bekledi ve sonra dönüp Barlas'a baktı.
Barlas gördüğü güzellikle aklını kaybedecekti.
Oydu işte ömrünü yoluna adadığı kadını.
Acı çektirip canını yaktığı parçalara ayırdığı Irmağı.
Onun için her gün ayrı yanmıştı yüreği.
Irmağa yaptıklarının cezasını her gün, her ay, her yıl acı çekerek ödemişti.
Belki de ödeyememişti.
Yıllardır bulamadığı ama bir türlü ümidini kesmediği kadın şu an karşısında ona şaşırmış bir şekilde bakıyordu.
Barlas, hızla Irmağa doğru yürümeye başladı.
Irmağın hemen taksiye binip oradan uzaklaşmasıyla Barlas, çok üzülmüş ve ne yapacağını şaşırmıştı.
Yıllar önce olduğu gibi Irmak yine kaçmıştı elinden.
Taksinin plakasını alıp hemen telefonunu çıkardı.
Trafik şubedeki arkadaşını arayarak taksinin plakasını verdi.
Arkadaşından taksinin hangi durakta çalıştığını öğrenmesini rica etti.
Telefonu kapatan Barlas, kaldırıma oturdu.
Zira kalbi artık teklemeye başlanmıştı.
Oturup biraz dinlenmesi iyi olacaktı.
Bu kadar heyecan kalbine zarar vermeye başlamıştı.
Birkaç dakika sonra arkadaşı arayıp taksi durağının telefon numarasını verdi.
Barlas, durağı arayarak Irmağı otelden alan arabanın onları nereye bıraktığını öğrendi.
Yanına gelen şoförünü gören Barlas, oturduğu yerden kalktı.
Arabasına binerek taksi şoföründen aldığı adresi şoförüne verdi.
Taksi şoförünün verdiği adrese doğru hızla yola çıktılar.
Verilen adrese geldiler ve her yeri aramaya başladılar.
Yanına çağırdığı adamlarına da her yeri karış karış arattı.
Adamları her evi her apartmanı tek tek aradılar ama Irmağı bulamadılar.
Irmak, yine yoktu, kaybolmuştu.
Barlas, onu bulmanın sevincini bile yaşayamadan elinden yine kaçırmıştı.
Sebebi olacaktı bu kadın.
Adamlarına bu sokağı ve çevrede ki bütün sokakları aramalarını söyleyerek kendisi oradan ayrıldı.
Yetişmesi gereken acil işleri vardı ve Barlas, uçağı çok tan kaçırmıştı.
Bir sonraki uçağa yetişmek için hemen havaalanına doğru yola çıktı.
Çok önemli işleri olmasa bu şehirden bir yere asla ayrılmazdı.
Poyraz, yeni açtığı kafeteryada oturuyordu.
Yanında Pars ve Kaya'da vardı her zaman olduğu gibi.
Poyraz, dakikalardır aynı yere bakıyor ve hiç bir şey konuşmuyordu.
Pars, Poyraz'ın Nazlı'ya âşık olduğunu çok iyi biliyordu.
Onun için durgundu böyle. Sevdiği kızı özlüyordu. Haftalardır Nazlı'yı görmemişti.
Normalde Poyraz Karadağlıyı hiç kimse durduramazdı.
Şu an burada pineklemez güzel bir kızın koynunda olurdu.
Poyraz, Nazlı'nın mezuniyet gecesinde olanları unutamıyordu.
Yeşil kıyafetin içinde kızı gördüğünde aklı başından gitmişti.
Kalbi yerinden çıkacak gibi atmış kabına sığmamıştı.
Hele herkesin dönüp Nazlı'ya bakması Poyraz'ı çıldırtmıştı.
Önce kızla dans etmişti. Sonra da hırsını kızın dudaklarından çıkarmıştı.
Poyraz, o geceden beri artık başka bir şey düşünemez olmuştu.
Kızı öptükten sonra aklı Nazlı'nın dudaklarında takılı kalmıştı.
Hele o gül kokusu yok mu Poyraz'ı mahvediyordu.
Nazlı, Poyraz'a ondan uzak durmasını söylemişti.
Poyraz da kabul etmişti ama nasıl uzak kalacaktı gül yüzlüsünden.
Onun aldığı nefese bile âşıkken nasıl kalbine dur diyecekti.
Bir taraftan da eniştesi Nazlı'nın annesini görmüştü.
Barlas, eniştesinin kadına bakışlarını gördüğünde anlamıştı ona ne kadar âşık olduğunu.
Oysa Nazlı'nın annesi Barlas, eniştesini görünce ondan kaçmıştı.
Nazan, farklı anlatmıştı Poyraz'a.
Kadının eniştesine yapıştığını yuvasını yıkmaya çalıştığını söylemişti.
Nazlı'nın annesi eniştesinin yüzüne bile bakmamıştı.
Onu görür görmez oradan uzaklaşmıştı.
"Sen nasıl bir insansın teyze, insanlara neler yapıyorsun sen? Örümcek beyninin içinde neler gizliyorsun?"
"O tam bir yılan" dedi Nalan, kapıdan girerek.
"Anne sen ha, ne zaman geldin?"
Evet, benim oğlum beklemiyordun değil mi?"
"Anne sen yurt dışında değil miydin aylardır? Hangi ara geldin? Babam bir şey söylemedi."
"Çok oldu geleli oğlum. Sen bana anne mi dedin? Yoksa yanlış mı duydum?
"Sen bana genelde Nalan Hanım derdin de."
Anne oğulun yalnız konuşması gerektiğini düşünen Pars ve kaya, onlara veda ederek kafeteryadan ayrıldılar.
Poyraz, annesine bakarak az önce ki sorduğu soruyu cevapladı.
"Sen benim annemsin, başka ne diyeceğim sana?"
"Hem sen ne dedin az önce?
Teyzem hakkında hiç kötü konuşmazdın sen, hayırdır.
Onun için babamla bile kavga ediyorsun sürekli."
"Ah oğlum lütfen affet beni. Teyzen baban hakkında yıllarca beni doldurdu.
Beni hiç sevmediğini çıkarı için evlendiğini söyledi hep.
Ben onun elinde bir kuklaydım oğlum.
Ona karşı duramadım, kocamı oğlumu koruyamadım.
Ben tam bir salağım yavrum. Babanın bana olan aşkını sevgisini anlayamadım.
Ona iyi bir eş sevgisine layık bir kadın olmadım.
Sana da iyi bir anne olamadım.
Yıllarımızı o yılan yüzünden hep boşa geçirdik.
Ama artık bitti biliyor musun, artık her şey bitti.
Beni nasıl zehirlediğini öğrendim
Çok geç oldu çok yıllar kaybettik ama bitti oğlum.
Artık baban ve senin için yaşayacağım ben.
Birazdan babanın yanına da gidip gerekirse ayaklarına kapanacağım.
Af dileyeceğim ondan.
Ben Nazan'ın babanla benim mutluluğumuzu ve aşkımızı kıskandığını bilemedim oğlum.
Kendi mutsuz bir evlilik yaptığı için. Benim mutlu olmamı istemeyeceğini düşünemedim.
Ablamdı o. Kardeşiydim ben onun. Nasıl düşünebilirim ki böyle bir şeyi?"
"Hiç bir şey için geç değil anne. Eminim babam seni seve seve affeder.
O seni çok seviyor. İnsan sevince anlıyormuş her şeyi anne.
Bende babama yıllarca çok kızdım.
Senin bağırmalarına hakaretlerine karşılık vermiyor, senin karşında hep ezik kalıyor diye çok kızdım.
Ama yeni anladım anne, insan sevince sevdiğine kıyamıyormuş.
Babama bende gittim, ondan özür diledim anne.
Yıllardır vurdumduymaz ve saygısız davrandım ona. Ona layık bir evlat bile olamadım.
Ama kötü günler bitti artık.
Bundan sonra her şey çok farklı olacak."
"Bende çok istiyorum beni bağışlamasını oğlum. Rıfat'a karşı çok suçluyum biliyorum.
Ama kendimi affettireceğim.
Sende affet oğlum ne olursun."
"Seni bu kadar değiştiren ne oldu anne?
Sen yurtdışına giderken babamla çok kötü kavga etmiştin.
Hatta boşanmaktan bile bahsetmiştin."
"Ben yurt dışından dönünce ilk önce ablamın yanına gittim her zamanki gibi.
Kapıyı çaldım ama duyan olmadı.
Ben de anahtarla girdim.
Teyzen telefonda bağırarak konuşuyordu. Bende kiminle konuştuğunu ve neden bağırdığını merak edip onu dinledim.
Konuştuğu kişi sendin oğlum.
Sana yaptıklarını duyunca çıldırdım.
Babanla bizi ayırmak için yaptıklarını
söyleyince saçını başını yollamak için kendimi zor tuttum.
Evden çıkıp uzun süre düşündüm oğlum.
Bu kadının başından beri yaptıklarını düşündüm.
Yıllarca beni kullanmış biliyorsun sen bunu. Hem seni hem beni babana karşı doldurup durmuş hep.
Hele sana yaptıkları aklımı yitirmeme neden olacaktı oğlum.
Kendime gelmem uzun sürdü inan. Buraya gelecek cesaretim yoktu Poyraz. Ben cesaretimi zor topladım.
Sonra da çıkıp buraya geldim.
Bu kadın çok tehlikeli Poyraz.
Ona karşı senin yanındayım artık.
Öz kardeşinin mutluluğunu bile kıskanan insandan her şey beklenir.
Sizin için korkuyorum oğlum.
Baksana bugüne kadar neler yapmış ailemize?"
"Gerçeği görmene sevindim anne.
Yalnız bir süre teyzemle aranı bozma tamam mı?"
"Neden oğlum? Ben artık onun yüzünü bile görmek istemiyorum."
"Lütfen anne sadece bir süre. Sana her şeyi anlatacağım zamanı gelince.
Şimdi git babamı gör ve onunla barış. Seni görünce çok sevinecek emin ol."
Nalan Hanım, oğluna sarıldı sıkıca. Sonra oradan ayrıldı.
Annesi çıktıktan sonra Poyraz Pars'ı arayıp annesini takip etmesini söyledi.
Annesinin bu ani değişiminde ki gerçekleri öğrenmeliydi.
Belki teyzesi Poyraz'ı tuzağa düşürmek için annesini kullanıyor olabilirdi.
Annesinden tamamen emin olmadan Nazlı'dan bahsetmek istemiyordu.
Nazlı, ise annesiyle beraber kendi memleketlerine gitmek için hazırlanıyorlardı.
Irmak, mezuniyet gecesi Barlas'ı gördükten sonra sürekli diken üstünde duruyordu.
Bir an önce memleketine dönmek istiyordu.
Dağ evinde kimse bulamazdı onları.
Ece'nin ağabeyi Ferdi, mezuniyet gecesi ağzı burnu kırılmış halde gelmişti eve.
Nazlı ve Ece, bunu kimin yaptığını çok iyi biliyordu tabi ki.
Ece, Ferdi'yi bu hale getirmesine rağmen Poyraz'a kızmamıştı.
Çünkü abisi hak etmişti bu hale gelmeyi.
Ece, onu kaç defa uyarmıştı oysa.
Ağzı burnu kırılan Ferdi annesiyle beraber o gece memleketlerine döndüler.
Irmak, hazırlıklarla ilgilenirken,
Nazlı ve Ece, birkaç yere iş başvurusunda bulundular.
Ayrıca Ece'nin ısrarıyla avukat Kadir Sorgun'a da gitmişlerdi.
Adam Nazlı'yı daha önce iş için aramış ama Nazlı, kabul etmemişti.
Ofisine gittiklerinde Kadir Sargun kızlara çok iyi davranmış en kısa zamanda ikisi için de bir şeyler yapmaya çalışacağını söylemişti.
Bütün her şey hazırdı. Artık kendi evlerine gideceklerdi.
Dedesi sürekli arayıp dönmelerini istiyordu.
Irmak, Barlas Hanoğlu’nun deli gibi onu aradığını tahmin ediyordu.
Adam yıllardır Irmağı aramaktan vaz geçmemişti zaten.
Bunu dedesi söylemişti ona.
Irmak şimdi daha da emin olmuştu.
Çağırdıkları taksi gelmiş onları bekliyordu. Evden çıkacakları sırada Nazlı'nın telefonu çalmaya başladı.
Nazlı, telefona baktığında arayanın avukat Kadir Sargun, olduğunu gördü.
Nazlı, biraz geride kalarak telefona cevap verdi.
Avukat Kadir Sargun Nazlı'nın ve Ece'nin hemen ofise gelmelerini istemişti.
Taksi de kapıya gelmiş onları bekliyordu.
Nazlı, hızlı bir şekilde ne yapması gerektiğini düşündü.
Annesine taksiye atlayıp otogara önden gitmesini söyledi.
Avukata uğradıktan sonra kendisinin de geleceğini, yetişemezlerse yarın gelebileceğini söyledi.
Irmak, çaresiz kabul etti.
Eşyalar yola çıkmıştı zaten. Birinin gidip ilgilenmesi gerekiyordu.
Üçü beraber evden çıktı.
Irmak, kızlarla vedalaşıp taksiye bindi. Kadın otogara giderken nazlı ve Ece, avukat Kadir Sargun'un ofisine gittiler.
Kızlar ofise geldiğinde Avukat Kadir Sargun, onları bekliyordu.
Onlara oturmalarını söyleyerek kendisi de yerine geçti.
"Buyurun Kadir Bey, bize önemli dediğiniz için hemen geldik. Sizi dinliyoruz" dedi Nazlı.
"Öncelikle kızlar Kadir Bey değil geçen görüşmemizde de söylediğim gibi Kadir Amca, derseniz sevinirim.
Nazlıcığım bana da haber yeni geldi. Senin memleketinde zengin toprak sahiplerinin ziraat mühendisine ihtiyacı varmış kızım.
Bir kaç tane zengin toprak sahibiyle görüşmüştüm daha önce. Özellikle senin memleketine yakın yerlerle konuştum.
Oradan seni aramadan bir kaç saat önce haber geldi.
Beni telefonla aradılar. Bende arkadaşlarıma gerekli araştırmaları yaptırdım.
Güvenilir insanlar olduklarını öğrendiğim için seni aradım.
Birkaç toprak sahibine birden çalışacaksın kızım.
Şimdilik Ece, sana yardım eder.
Onun da pek yabancı olduğu bir konu değil nasıl olsa. İkiniz de ayrı ayrı paralarınızı alacaksınız.
Siz şimdilik çalışın eğer memnun kalırsanız çalışmaya devam edersiniz.
Bir sıkıntı çıkarsa beni aramaktan çekinmeyin.
Ben size her zaman yardıma hazırım.
Bunları neden yapıyorsunuz diye sorabilirsiniz belki. Ben size hemen söyleyeceğim.
Gülsüm Hanım ve eşi benim en iyi dostlarımdandı. Onların yakınları benimde yakınımdır.
Bir de ikinizi de çok sevdim kızlar. Dürüstlüğünüze hayran kaldım."
Avukat Kadir Sargun 'un konuşmasını dinleyen kızlar önce birbirlerine baktılar.
Sonra da Nazlı, boğazını temizleyerek.
"Kadir Be.. Yani Kadir amca, çok teşekkür ederiz. İşe gerçekten ihtiyacımız vardı. Tabi ki kabul ediyoruz.
İnanın sizi mahcup etmeyeceğiz.
Ece'yle beraber elimizden gelenin en iyisini yapacağız."
"Biliyorum kızım. Size güveniyorum zaten. Yoksa çağırmazdım değil mi?"
Avukat amcalarıyla konuşmalarını bitiren Nazlı ve Ece ofisten ayrıldılar.
Kızlar gittikten sonra Poyraz saklandığı odadan çıkıp Kadir amcasının yanına geldi.
"Sağ ol Kadir Amca, bu iyiliğini unutmayacağım" dedi.
"Oğlum sen ne yaptığının farkındasındır umarım."
"Farkındayım Kadir Amca. Çok büyük bir işin içine girdim. Sonun da acı çekmekte var. Çok mutlu olmak ta var.
Bilmiyorum hangisi olur ama.
Eğer tahminlerim doğru çıkarsa birçok insan mutlu olacak."
"Dediğin gibi olsun bakalım. Sana güveniyorum Poyraz."
Poyraz, ofisten çıktıktan sonra Nazlı'nın evine doğru yola çıktı.
Nazlı'yı mutlaka görmesi gerekiyordu artık.
Neredeyse bir aydır görmüyordu kızı.
Kadir Amcasının ofisinde sadece sesini duyabilmişti.
Yüzünü bakışlarını sesini her şeyini özlemişti gül yüzlüsünün.
Ne olursa olsun bu gece onu görmeliydi.
Yoksa kafayı yemek üzereydi.
Eniştesinin memleketinden olan arkadaşına Nazlı, için iş ayarlatmıştı.
Şans eseri onların da ziraat mühendisi ne gerçekten ihtiyacı vardı.
Nazlı'yı hiç düşünmeden işe almışlardı.
Yalnız çok önemli bir sorun vardı.
Arkadaşı genç ve çok çapkın bir adamdı.
Nazlısına göz koyabilirdi.
Onun için Poyraz, bir süre eniştesinin çiftliğinde kalmak için Barlas'tan izin istemişti.
Nazlıyı kimseye kaptıramazdı.
Ne gerekirse yapardı onun için. Nazlı'dan asla vazgeçmez başka birine gitmesine izin vermezdi.
Çiftliğe Pars'la birlikte gidecekti.
Buradaki işleri bir süre Kaya'ya bırakmayı düşünüyordu.
Henüz babasıyla konuşmamıştı.
Onunla da konuşup ona da haber vermesi gerekiyordu.
Nazlı'dan önce ki Poyraz, olsa kimseden izin almaz kendi bildiğini yapardı.
Gül yüzlüsü çok değiştirmişti onu.
Babasına yaptıklarına hala çok pişman oluyordu genç adam.
Bir hiç uğruna aptalca davranmış, babasıyla geçecek güzel yıllarını heba etmişti.
Artık geçmişi geri döndüremeyeceğini biliyordu. Bundan sonra ailesini bir arada tutmak için elinden geleni yapacaktı.
Annesi babasıyla konuşmuş ve kendini affettirmişti.
Karı koca ikinci baharlarını yaşamaya başlamışlardı o günden sonra.
Onların hayatı yavaş yavaş düzene giriyordu.
Ama Nazan cadısı annesini rahat bırakmayacaktı buna artık iyice emin olmuştu Poyraz.
Kadın etrafında mutlu insan görmeye dayanamıyordu.
Poyraz, Nazan'ı göz altında tutmak zorundaydı.
Poyraz, Nazlı'nın mahallesine gelirken bir taraftan da bunları düşünüyordu.
Nazan, ise Poyraz'a o kadar kızgındı ki kaç gündür sinirini atmamıştı.
Irmak ve kızı şimdilik tehlike teşkil etmiyorlardı.
Onun için bir süre kafa dinlemek için babasından kalan yazlığa gidecekti.
Orada biraz kalıp kafa dinleyip düşünmesi lazımdı.
Düşmanı çoğalmıştı iyice.
Irmak ve kızını Barlas'ın yanında görmemek için her şeyi yapıyordu yıllardır.
Babası bile ona kırgın ölmüştü.
Babası, Nazan'a, Barlas’tan boşanmasını söylemişti.
Ölüm döşeğinde olan babasına bütün yaptıklarını anlatmıştı Nazan.
Babası bir çocuğun ortada kalmasını istememişti.
Kızına çok yalvarmıştı son nefeslerinde.
Nazan'ın kini o kadar büyüktü ki herkese karşı.
Önce onu istemeyen, Barlas'la evlenmesine göz yuman sevdiği adama.
Sonra istemediği bir evlilik yapmasına neden olan babasına çok kızgındı.
En büyük kini ise Barlas Hanoğlu'na idi.
Nazan'ı oda sevmemişti hiç.
Yetmiyormuş gibi bir hizmetçiden çocuk yapmıştı.
Yıllardır o kadın için kahroluyordu.
Nazan'a ne olmuş umurumda bile değildi adamın.
Barlas, ona yaptıklarını fazlasıyla hak ediyordu aslında.
Poyraz, Nazlı'nın sokağına gelmiş arabasının içinde oturuyordu.
Nazlı, kendi henüz odasına gelmemişti.
Oturma odasından kızların sesleri geliyordu dışarıya kadar.
Nazlı, neşe içinde gülüyordu. Onun sesiydi bu güzel ses.
Çok mutluydu anlaşılan gül yüzlüsü.
Bir süre sonra kahkaha sesleri kesildi. Nazlı, odasına gelmişti işte. Bir aydan fazladır beklediği an gelmişti.
Arabasından inip evin bahçesine girdi.
Ev tek katlı olduğu için balkona kolayca atlamıştı.
Geçen sefer de aynı yöntemle görmüştü kızı.
Pencereye geldiğinde perdenin kapalı olduğunu gördü.
Perdenin arasından içerisi azda olsa görülüyordu.
Nazlı, yatağın üzerinde oturuyor ve telefonla biriyle konuşuyordu.
Telefon konuşması bittikten sonra
geceliğini eline aldı.
Bir süre düşündü ve üzerinde ki gömleğinin düğmelerini açmaya başladı.
Poyraz, kendini sapık gibi hissetmeye başlamıştı.
Bu kız perdesine neden dikkat etmiyordu.
Şu an izleyen başkası da olabilirdi.
Kız gömleğini çıkardığında muhteşem vücudu gözler önündeydi.
Poyraz, bu görüntüyle aklını kaybetmek üzere geldi.
Daha fazla dayanamadı ve hemen camı tıklattı sert bir şekilde.
Nazlı, korkuyla hemen üzerini giydi.
Sonra da cama yaklaştı. Perdeyi hafif araladığında kendine öldürecekmiş gibi bakan Poyraz'ı gördü.
Daha önce olsa adamı görünce titreyen Nazlı, şimdi soğukkanlılıkla bakıyordu Poyraz'a.
"Pencereyi aç" dedi Poyraz öfkeyle.
İtiraz etmedi kız çünkü biliyordu itirazı fayda sağlamayacaktı.
Nasıl olsa kırar camı girerdi içeriye.
Bu tüzden pencerenin kolunu çevirip açtı.
Poyraz, hemen atlayıp açılan camdan içeri girdi.
"Ne var, ne istiyorsun benden?" demeye kalmadan poyraz, kızı hızla duvara yasladı.
"Şş, gül yüzlüm, sakin ol biraz tamam mı? Beni sinirlendirmek hiç işine gelmez ona göre.
Şimdi ben konuşacağım sende sessizce dinleyeceksin"
"Ne konuşacaksın sen benimle ya?
Düş artık yakamdan bıktım senden anlamıyor musun bıktım?"
Poyraz, kendisine bağırıp çağıran kızın boynuna eğilip derin bir nefes çekti içine.
"Senin kokuna ölürüm kızım. Senin kokuna ölünür. Dünya'nın en muhteşem kokusu bu.
Seni çok özledim Nazlı.
Kaç günlerdir senden uzak durmak için çabalıyorum. Ancak bu kadar dayanabildim.
Senin şu dudakların yok mu beni kendisine tutsak etti.
Her gün rüyalarımdasın Nazlı'm. Senin için çıldırıyorum."
"Kaç kıza aynı şeyleri söyledin sen acaba?
Kaç aptal senin bu yalanlarına inandı?
Benden uzak dur tamam mı? Lütfen diyorum bak, benden uzak dur artık.
Sana inanacak başka aptal bul kendine.
Senin sevgini de düşmanlığını da hiçbir şeyini istemiyorum.
Git başımdan Poyraz Karadağlı git başımdan" diyerek Poyraz'dan kurtulmaya çalıştı.
"Ben seni istiyorum Nazlı. Bu bana yeter anladın mı?" dedi kızı daha da sıkıştırarak.
"Hem ayrıca hiç bir kıza bunları söylememe gerek kalmazdı.
Hepsi direk altı...Neyse gül yüzlü.
Şimdi beni sinirlendirme.
Hem sen neden perdeni düzgün kapatmıyorsun.
Senin o güzel vücudunu benim yerime başkası görebilirdi.
Ve inan bu benim hiç hoşuma gitmez."
"Ne!!? Ne diyorsun sen be? Sen beni mi izledin sapık."
"İtiraf etmeliyim muhteşemdin gül yüzlüm. Görebildiğim her yerine bayıldım.
Göremediklerimi düşünemiyorum bile."
"Bir sus ya sapık mısın sen, neden beni izliyorsun aptal?"
"Şş senin dilin fazla mı uzadı ne? Senin o diline neler yapmak istiyorum bir bilsen. Böyle konuşmaya cesaret edemezsin"
"Tamam, daha fazla konuşma artık.
Ne söyleyeceksen söyle ve git başımdan."
Poyraz, kendini kıza iyice yasladı.
Parmaklarını Nazlı'nın saçlarına doladı.
"Çok şeyler söylemek istiyorum Nazlı. Ama bana izin vermiyorsun ki.
Aklımdan çıkmıyorsun demek istiyorum mesela.
Hep hallerimde sen varsın örneğin.
Rüyalarımda seninle neler yapıyorum bir bilsen aklın şaşar demek istiyorum."
"Beni rüyalarına bile alma Poyraz Karadağlı.
Ne gecemde ne gündüzümde ben seni istemiyorum.
Git artık ne olur beni rahat bırak."
"Tamam, canımın içi gideceğim.
Ama sanma seni tamamen bırakacağım.
Sen bana aitsin bunu unutma ve ona göre davran.
Çevrende bir tane sülük görürsem hem onu hem seni bitiririm."
Nazlı'ya tekrar sarıldı sıkıca kalbini içine katacak gibi.
Onun aşkıyla yanacaktı Poyraz. Hem yanacaktı hem de yakacaktı.
Alnına bir öpücük kondurdu ve biraz geri çekildi.
"Benim mührüm burada dedi kızın göğsünün üstündeki yarayı işaret ederek.
Senin mührün burada gül yüzlüm" dedi kalbini göstererek.
"Belki sana açtığım yara iyileşir ama senin bana açtığın aşk yarası iyileşmez Nazlı.Nazlı, yatağına uzanmış halde az önce giden Poyraz'ı düşünüyordu.
Adamda hiç utanma sıkılma diye bir şey yoktu.
Sanki sevgilisiymiş gibi. Kıza her şeyi söylüyor öpüp kokluyordu.
Nazlı’nın daha önce yaşadığı şeyler değildi bunlar. Böyle sözlere, böyle davranışlara asla izin vermemişti şimdiye kadar.
Bugüne kadar hiç erkek arkadaşı olmamıştı.
Kız hiç kimseyi yakınına bile yaklaştırmamıştı.
Annesinin başına gelenler yüzünden erkek milletinin her birinden ayrı nefret ediyordu zaten.
Burada kaldığı sürece Poyraz Karadağlı, kızı rahat bırakmayacaktı bunu anlamıştı.
Bu yüzden buradan gitmesi çok iyi olacaktı.
Nazlı ve Ece, sabah ilk otobüsle bu şehirden gidiyorlardı. Annesi ve dedesine kavuşacaktı sonunda.
Artık bir işi de vardı. Avukat Kadir amcası iş ayarlamıştı ona ve Ece'ye.
Bir an önce sabah olsun istiyordu.
Poyraz Karadağlıyı bir daha görmek istemiyordu artık.
Onu her gördüğünde bıçakla açtığı yara geliyordu aklına.
Korkudan ona hayır bile diyemiyordu.
Poyraz, kafasına göre Nazlı'nın evine girip çıkıyordu.
Ne kadar cesaretli durmaya çalışsa da Poyraz'ı görünce eli ayağı boşalıyordu.
Her yerini ateş basıyor kendini bile unutuyordu.
Bu kesin korkuydu. Başka ne olabilirdi ki?
Nazlı, Poyraz'dan ölesiye korkuyordu.
Gece geç saatlere kadar gözüne uyku girmeyen Nazlı, sabah neredeyse otobüsü kaçıracaktı.
Ece'nin otobüsün kalkmasına bir saat kala uyanmasıyla otogara zar zor yetiştiler.
Otobüs yolculuğu kahvaltı bile yapmadan yola çıkan kızların midesini alt üst etmişti.
Molalarla beraber beş saat süren yolculuktan sonra nihayet Nazlı'nın kasabasına geldiler
Otobüsten inip hemen valizlerini aldılar.
Dedesinin köyüne giden dolmuşa bindiler.
Yarım saat süren kısa yolculuktan sonra köye geldiler.
Nazlı, otobüsün camından dedesinin onları at arabasında beklediğini gördü.
Nazlı, dolmuştan indi ve koşarak gidip dedesine sarıldı.
"Seni çok özledim dedeciğim, nasılsın iyisin değil mi?" diyerek art ardına sormaya başladı.
"İyiyim kızım, sakin ol. Beni merak etme. Evine hoş geldin yavrum. Bende seni çok özledim" dedi Nazlı'nın alnını öperek.
Ece, çantaları dolmuştan alıp onların yanına geldi.
Nazlı'nın dedesinin elini öptü ve etrafını izlemeye başladı.
Köy küçüktü ama çok güzel ve yemyeşil görünüyordu.
Ece, derin bir nefes çekti içine.
Nazlı, at arabasını çeken atlara baktı. Kendi atı ve dedesini atının gördü.
Aylardır atını görmüyordu kara kızını ve çok özlemişti.
Koşarak gitti atına sarıldı.
Atı da özlemiş olmalı ki kişnemeye başladı.
Nazlı, atını severken yavaş adımlarla dedesi geldi yanına.
Dedesi çok özlemişti Nazlı'yı. Sarılmaya doyamıyordu. Tekrar sıkı sıkı sarıldı torununa. Neredeyse üç aydır oda görmüyordu torununu.
Bir süre hasret giderdikten sonra valizlerini at arabasının üzerine koydular.
Nazlı, atın terbiyesini eline aldı ve hemen yola koyuldular.
Nazlı, dedesinden at arabasının nasıl gideceğini atların nasıl yönetileceğini öğrenmişti.
Atlar da yola alışıktı zaten ezbere gidiyorlardı.
Kısa bir yolculuktan sonra dedesinin yayla evine geldiler.
Nazlı, at arabasından çantasını alıp hemen eve koştu.
Evini aylardır görmüyordu. Okulun ikinci dönemi başladıktan sonra fırsat bulup bir türlü gelememişti.
Annesi mutfakta yemek hazırlıyordu.
Kızının geldiğinden henüz haberi yoktu kadının.
Nazlı, sessizce mutfağa girip annesine arkasından sarıldı.
"Ben geldim anneciğim. Seni çok çok özledim bir tanem "diyerek annesini öpücüklere boğdu.
Irmak, da kızına dönüp sıkıca sarıldı. Öpüp kokladı canının parçasını.
"Kızım benim canım, evine hoş geldin.
İnan sensiz buraların tadı tuzu yoktu. Buralar sensiz çok ıssızdı yavrum. Senin nefesini bile özledi bu ev "
Annesinin her an ağlamak üzere olduğunu anlayan Nazlı.
Hemen konuyu değiştirdi.
"Anne ya açlıktan ölüyorum. Sabah kahvaltı bile yapamadık.
Otobüste midemiz alt üst oldu" dedi.
"Yemek hazır yavrum. Hadi sen üzerini değiş elini yüzünü yıka. Bende sofrayı kurayım"
O sırada Ece'de çantasını salonda bırakıp mutfağa gelmişti.
Irmak, ona da sarılıp hasret giderdikten sonra kızları üzerlerini değiştirmek için mutfaktan gönderdi.
Irmak, kızlar gidince hızlı bir şekilde sofrayı kurdu.
Nazlı ve Ece, hızlı bir şekilde üzerlerini değiştirdiler. Sonra da ellerini yıkayıp sofraya geldiler.
Hep beraber yemeklerini yedikten sonra iki kız çevreyi gezmek için dışarı çıktılar.
Önce atları ahırdan çıkardılar.
Nazlı, at binmeyi çok iyi bildiği için hemen atına bindi.
Ece, Nazlı, kadar olmasa da o da iyiydi.
Nazlı'nın yanına gezmeye geldiğinde Irmak ve Nazlı, onu zorla ata bindiriyorlardı.
Bu sayede oda ata binmeyi öğrenmişti.
At sırtında saatlerce dağ bayır dolandılar.
Yorulduklarını anladıklarında bir çeşme başına gelip atlarından indiler.
Önce atlarını suladılar. Onları bir ağaca bağlayıp önlerine biraz ot attılar.
Sonra da kendileri su içip serinlediler.
"Kızım buralar çok güzel ya. Doğallığını kaybetmemiş hiç.
Bu kadar güzel yerlerin olduğunu bilmiyordum" dedi Ece çeşmede elini yüzünü yıkarken.
"Buralar doğa harikası insan elinin az değdiği yerler arkadaşım.
Buraları satın almaya çalışan çok oldu ama Buraların sahipleri ve dedem satmadı.
Dedem kendine ait yerleri anneme bırakacak. Annemin de satılmasını istemiyor.
Her şey para değil bu hayatta.
Bu güzelliği bir daha nerde bulabiliriz baksana.
Bizim ailemiz parasızlık yüzünden çok şey kaybetti. Çok acılar yaşadı.
Yine de paraya düşkün bir aile asla olmadı.
Ne dedem, ne annem, ne de ben.
Üç kişilik küçük bir aileyiz biz.
Ailemi hiç bir şeye değişmem.
Tabi yayla evini de.
Bir de sen varsın arkadaşım. Benim kardeşim gibisin. Seni çok seviyorum"
"Sus kız şimdi ağlatacaksın beni. Bende seni çok seviyorum arkadaşım çok"
İki arkadaş çeşmenin başında birbirlerine sarıldılar.
Sonra da atlarına binip gezmeye devam ettiler.
Tabi onları uzaktan izleyen adamdan habersiz.
Akşama kadar gezdikten sonra tekrar eve geldiler.
Duşlarını aldıktan sonra Irmak'ın hazırladığı akşam yemeğini yediler.
Yarın onlara işveren toprak sahibiyle görüşmeye gideceklerdi.
Dinlenip yarına hazır olmaları gerekiyordu.
Yemekten sonra biraz oturdular sohbet ettiler. Sonra da erkenden yattılar.
Irmak, kızının iş bulmasına çok sevinmişti ama bir taraftan da çok korkuyordu.
Barlas Hanoğlu, bu çevrenin en zengin ve en çok tanınan ağalarından biriydi.
Kızını görmesini istemiyordu.
Görse bile Nazlı'nın Irmak'la bir bağlantısı olduğunu bilmesini istemiyordu.
Irmak, Barlas'ın karısından çok korkuyordu.
O kadın her şeyi yapabilecek bir kadındı. Kızına bir şey yapmasından çok korkuyordu.
Yıllardır o kadından kızını ve kendini korumak için yayla evinden hiç bir yere gitmemişti.
Sadece kızının yanına gitmişti yıllarca.
Irmak, bir taraftan da baba kızın birbirine kavuşmasını çok istiyordu.
Nazlı, şu an babasından nefret ediyordu ama her halükarda Barlas Hanoğlu, Nazlı'nın babasıydı.
Nazlı'da Barlas'ın tek çocuğu.
Bu gerçeği kimse değiştiremezdi.
Nazlı, sabah annesinin mutfaktan gelen tıkırtılar ile uyandı.
Yatağından kalkıp önce banyoya gitti. Banyoda işlerini hallettikten sonra, annesine yardım etmek için mutfağa geldi.
Anne kız hızlı bir şekilde kahvaltı sofrasını hazırladılar.
Dedeleri çoktan kalkmış bahçede oturuyordu.
Ece'nin de uyanmasıyla beraber kahvaltıya oturdular.
Neşe içinde geçen kahvaltıdan sonra kızlar hazırlanmak için odalarına gittiler.
Nazlı, rahat etmek için kot pantolon sivit bir kazak giyip çıktı.
Ece, önce etek giymek istedi ama tarlalara gidebileceklerini düşünerek oda Nazlı gibi pantolon giymeyi tercih etti.
İki kız hazırlandıktan sonra hemen dışarı çıktılar.
Önce dedesinin eski kamyonetiyle gitmeyi düşünse de daha sonra kararını değiştirip atla gitmeye karar verdi.
Ece, dedesinin atına bindi Nazlı da kendi atına atlayıp yola koyuldular.
Kırk beş dakikalık at yolculuğundan sonra avukat amcasının söylediği konağa geldiler.
Atlarından inip yürüyerek kapıya yaklaştılar.
Konağın büyük kapısını çalıp beklemeye başladılar.
Bir süre sonra kapıyı orta yaşlı bir kadın açtı.
"Buyrun kime baktınız kızım" dedi gülümseyerek.
Nazlı, kadına biraz yaklaşıp cevap verdi.
"Biz Yiğit Karan'a bakmıştık. Bizi avukat Kadir Sargun gönderdi.
Yiğit Bey'le görüşmemiz vardı bugün."
Nazlı, konuşmasını bitirir bitirmez siyah bir jip konağın yakınında durdu.
İçinden çıkan genç ve bir o kadar da yakışıklı adam kızlara doğru geldi.
Kapıda ki kadına bakarak.
"Kezban abla kim bu bayanlar, ne istiyorlarmış?" diye sordu kapıyı açan kadına.
"Seni görmek istiyorlarmış evladım.
Avukat Kadir Bey, göndermiş."
"Nazlı'nın ziraat mühendisi olduğunu söyledi "Ece, öne çıkarak.
"Siz avukat Kadir amcanın yere göğe sığdıramadığı Nazlı ve Ece, olmalısınız."
"Evet, biz onlarız ama daha başardığımız hiç bir şey yok. Kadir amca biraz abartmış." dedi Nazlı.
"Dışarda mı konuşacağız buyurun konağa girelim."
"Atlarımızı nereye bırakabiliriz acaba?" dedi Nazlı atının yelelerini okşayarak.
"Atlarınızla ilgilenirler merak etmeyin.
Buyurun biz geçelim içeriye."
Konaktan koşarak gelen iki adam kızların elindeki atları alarak uzaklaştılar.
Nazlı ve Ece, adamı takip ederek konaktan içeri girdiler.
Konak dışardan göründüğünden daha da gösterişliydi.
Kızlar ağızları açık hem etrafa bakıyorlar hem de Yiğit Karan'ı takip ediyorlardı.
Avludan hızlıca geçip taş merdivenlere yöneldiler.
Merdivenleri çıktıklarında büyük bir kapıdan içeri girdiler.
Yiğit Karan, " Buyrun bu taraftan" diyerek onları büyük bir odaya soktu.
Adamın çalışma odası olduğu her halinden belli olan odaya girdiklerinde iki kız ayakta beklemeye devam ettiler.
Yiğit Karan, kızlara oturmalarını söyledikten sonra kendisi çalışma masasına geçip oturdu.
"Öncelikle tanışalım ben Yiğit Karan.
Bu konağın ve oldukça geniş bir arazinin sahibiyim."
"Ee ne yapalım herkes senin gibi şanslı doğamıyor" dedi Ece Nazlı'ya yaklaşarak.
"Efendim bir şey mi söylediniz?"
"Yok, bir şey söylemedim size öyle gelmiş.
Bu arada benim adım Ece" dedi. Oturduğu yerden kalkarak Yiğit Karan'la tokalaştı.
"Benim adım da Nazlı. Memnun oldum Yiğit Bey" dedi Nazlı, yerinden kalkmadan.
"Bende memnun oldum arkadaşlar.
"Kısa bir zaman öncesine kadar yurtdışında yaşıyordum.
Babam vefat edince annem ve amcalarım işlerin başına geçmemi istediler.
Bizim işimiz tarım ve hayvancılık.
Benim bildiğim ve yapabileceğim işler değil.
Onun için Kadir amcadan rica etmiştim.
Güvenilir bu işin eğitimini almış birilerini bulmasını. Sizi bana tavsiye ettiğini göre size çok güveniyor olmalı. Bu yüzden sizinle çalışmayı çok isterim.
Eğer kabul ederseniz yarın başlayabilirsiniz.
Tarlalarda ki mahsullerin sorumluluğu sizin.
Bununla beraber bahçelerdeki meyve ağaçlarıyla siz ilgileneceksiniz.
Size her konuda yardımcı olacak adamlarım var.
İşiniz ürünlerin ve meyvelerin kaliteli olması için ne yapılması gerekiyorsa yapmak. Herhangi bir şeye ihtiyacınız olursa söylemeniz yeter.
Ne isterseniz hemen yerine gelecek."
"Elimizden gelenin en iyisini yapacağız Yiğit Bey, merak etmeyin."
"Size güveniyorum Nazlı Hanım.
Kadir Amcam, size güvenebileceği mi söyledi zaten.
Ücret konusunda anlacağımıza eminim.
Yarından itibaren başlayabilirsiniz"
"Tabi Yiğit Bey. Yarın sabah sekiz buçukta burada oluruz."
"Şunu dokuz yapalım Nazlı Hanım.
Zaten çok yorulacaksınız.
Çok erken gelmenize gerek yok."
"Tamam, siz bilirsiniz dokuz da çalışmaya başlarız o halde."
Nazlı ve Ece, görüşmeyi bitirdikten sonra konaktan ayrıldılar.
Kızlar gittikten sonra Yiğit telefonunu çıkarıp Poyraz'ı aradı.
"Arkadaşların bugün geldiler Poyraz.
Biz konuştuk anlaştık yarın işe başlayacaklar."
"Buna sevindim Yiğit. Çok teşekkür ederim."
"Kadınlara uygun değil bu araziler ama ne yapacaklarını göreceğiz.
Birkaç toprak sahibi daha arazileriyle ilgilenilmesini istiyor.
Zaman bulduklarında onlarla da çalışabilirler."
"Sağ ol Yiğit bu iyiliğini unutmayacağım."
"Yapma Poyraz, çocukluğumuzda az güzel günlerimiz geçmedi.
Sen benim arkadaşımsın.
Hem benim işlerim de çok kolaylaşacak.
Biliyorsun bu işlerden pek anlamam."
"Evet, Yiğit güzel günler geçirdik.
Üzücü zamanlarda oldu ama hayat kimse için dört dörtlük değil.
Kızları işe aldığına pişman olmayacaksın. İkisi de güvenilir kızlardır merak etme."
"Göreceğiz bakalım ne olacak?
Ha bu arada kızlar da çok güzelmiş. Hele Nazlı afet gibi dostum.
Sevgilisi veya eşi falan yok değil mi?"
"Poyraz öfkeyle yumruklarını sıktı."
"Bilmiyorum özel hayatlarını Yiğit sadece arkadaşım onlar."
"Umarım yoktur Poyraz. Çünkü Nazlı'yı çok beğendim."
"Poyraz'ın öfkeden gözü dönmüştü.
Oturduğu ağacın altından kalktı ve sert adımlarla yürümeye başladı.
" Neyse Yiğit acil işim çıktı kapatmam lazım" diyerek hemen telefonu kapattı.
Biraz daha konuşursa Yiğit'e küfür etmeye başlayacaktı ve buda hiç iyi olmazdı.
"Ulan birinizde güzel bir kız görünce hemen yavşamayın lan.
O benim benim oğlum. Anladın mı, Nazlı benim?" dedi kapattığı telefona bakarak.
Bu konuşmayı Yiğit'in yüzüne yapmak çok isterdi.
Onun yüzüne ve herkesin yüzüne Nazlı'yı nasıl sevdiğini söylemek isterdi ama bu şimdilik mümkün değildi.
Çözülmesi gereken bir geçmiş vardı ve Poyraz, er geç her şeyi öğrenecekti.