ALTINCI BÖLÜM

4961 Kelimeler
Poyraz'ın elinden kurtulduktan sonra okuluna kaldığı yerden devam eden Nazlı, o günden sonra normal hayatına da dönmüştü. Ece'yle beraber sorunsuz sıkıntısız bir şekilde okullarına gidiyorlardı. Olayın üzerinden iki ay geçmişti. Poyraz, o günden sonra kızı bir daha rahatsız etmedi. Nazlı’nın üniversitesini bitirmeye sayılı günler kalmıştı. Bir hafta sonra mezun olacak ve ailesinin yanına dönecekti. Okulda Poyraz'ın yaptığı her şey unutulmuştu. Dedikodular bıçak gibi kesilmişti. Nazlı'yı rahatsız eden o iki serseri artık kızın yakınından bile geçemiyordu. Hiç bir sıkıntıları kalmayan kızlar, huzur için de sadece derslerine yoğunlaşmış gece gündüz çalışıyorlardı. Nazlı, annesi ve dedesinin mezuniyetine gelmesini çok istiyordu. Bu yüzden haftalar önce onları ikna etmişti. Annesi ve dedesi kızın mezuniyetine geleceklerdi tabi ki. Irmağın tek hayalide buydu. Kızının diplomasına kavuşmasını gururla izleyecekti. Nazlı, da mezuniyet için çok heyecanlıydı. Nihayet annesine verdiği sözünü yerine getirmişti. Bir hafta sonra mezun olacaktı. Irmak kızı için harika bir elbise diktirmişti. Yeşilin en güzel tonunda kolları açık eteğin ön tarafı diz kapağından biraz yukarda arkası yere kadar uzanan ve genişleyen bir modeldi. Kızına çok yakışacağını da biliyordu. Kızına elbisenin fotoğrafını atmıştı günler önce. Nazlı, annesinin diktirdiği elbiseyi çok beğenmişti. Nazlı'da annesine harika bir kıyafet almıştı. Sürpriz yapacaktı anneciğine. Okuldaki arkadaşları ilk defa göreceklerdi annesini. Annesinin muhteşem güzelliğini herkes görsün herkes ona hayran olsun istiyordu. ....... Barlas Ağa, babasının sağlık durumuyla yakından ilgileniyor babasına bakmak için sık sık yanına gidiyordu. Konakta kalmayı istemiyordu aslında ama ne var ki babası ve annesi vardı. Onun için haftada bir kaç defa konağa geliyordu. Nazan'ın suratını bile görmek istemiyordu ama ne mümkün her defasında mutlaka Barlas'ı sinirlendirmek için bir şey yapıyordu kadın. Bu sabah Barlas, yine konaktaydı ve ailesiyle kahvaltı yapıyordu. Kendi kahvaltısını da babasının odasına hazırlatmıştı. Babasına onun için tuttuğu bakıcı kahvaltı yaptırıyordu. Annesi ve Barlas odadaki büyük sehpanın üzerine hazırlanan tepside kahvaltılarını yapıyorlardı. Annesiyle sohbet ederek çayını yudumlayan Barlas, kapının tıklatma sesi ve arkasından odaya giren Nazan'ı görünce elindeki çayı sehpaya bırakarak ayağa kalktı. Annesine "Ben gidiyorum anne. Kendine dikkat et." diyerek kapıya doğru yürüdü. Odanın kapısına yaklaştığını gören Nazan, Barlas'ın önüne geçti. "Neden gidiyorsun Barlas, yoksa ben geldim diye mi? Ama çok ayıp insan karısından kaçar mı hiç? Hem de anne bile yapamadığı karısından" "Yeter!! Yeter!! Lan yeter anladın mı yeter. Anne olmayı çok istiyor olsaydın sen benden çok tan boşanırdın. Hala geç kalmış sayılmazsın. Defol git hayatımdan Nazan. Benden hemen boşan. Ben dünden razıyım senden boşanmaya. Senin yüzünü görmemek için konakta bile yaşamıyorum. Yarından tezi yok boşanalım. Seninle evlenecek bir enayi bulabilirsen evlen çocuk yap. Benim yakamdan düş artık." "Öyle yağma yok Barlas Ağa. Sen benden boşanıp o köylü güzelini bulacaksın. Onu bu konağa getireceksin. Ve onunla mutlu olacaksın ha. O biraz zor Barlas. Ne seni ne bu konağı o kadına bırakmam." "Eğer bir gün Irmağı bulursam ki hayattan tek isteğim bu. Sen bana asla engel olamazsın Nazan. Onu başıma taç bu konağa da Hanım yaparım. Bana asla engel olamazsın" "Öldürürüm Barlas Eğer o kadını bulur buraya getirirsen onu öldürürüm. Onu da ki....neyse." "Seninle kaybedecek zamanım yok Nazan. Ben senin yüzünü bile görmeye dayanamıyorum" diyerek odadan çıktı. Barlas, odadan çıkınca Nazan çıldırmış gibi bağırmaya başladı. "Lanet olsun sana Barlas Hanoğlu. Sana da seni tanıdığım güne de lanet olsun. Hayatımı mahvettiniz benim. Hepiniz bir oldunuz beni perişan ettiniz. Bak sana söylüyorum. Beni iyi dinle. Sende mutlu olamayacaksın. Yemin ediyorum, Buna asla izin vermeyeceğim asla." Barlas'ın anne ve babası üzüntü içinde izlediler. Oğullarının başına sardıkları kadını. Adam hasta yatağında oğlu için üzülmekten başka bir şey yapamıyordu. Barlas'a her şeyi anlatacak kadar iyi olabilmeyi çok istiyordu. Fizik tedavi yavaş yavaş fayda vermeye başlamıştı. El ve ayak parmakları kıpırdamaya başlamıştı artık. Doktor bu gelişmenin iyiye işaret olduğunu söylemişti. Yakında daha iyi olacağını da eklemişti. Adam olanları yazarak bile olsa da oğluna anlatmalıydı. O kadar iyi olsa yeterdi ona. Yeter ki oğlu sevdiği kadına ve kızına kavuşsun. Başka bir şey istemiyordu. Çok zaman kaybetmişti oğlu. Ömrünün yirmi yıldan fazlası sevgisiz evlatsız ve mutsuz geçmişti. Ne olursa olsun bir an önce iyileşip oğluna gerçeği anlatmayı istiyordu. Karısı da çok üzülüyordu oğlunun durumuna. Kocasına belli etmemeye çalışıyordu ama gizli gizli ağladığını yaşlı adam biliyordu. Barlas, öfkeyle konaktan çıktı. Irmak'ı kaybettikten sonra sürekli gittiği tepeye gitti. Arabayı park edip kendini dışarı attı. Sonra da var gücüyle Irmak'ın adını haykırdı. Defalarca defalarca boşluğa bağırdı. "Gel artık bir gülüşüne hayatımı adadığım kadınım gel. Bitir içimdeki acıyı. Yıllar oldu bir tanem. Yıllardır kalbim paramparça. Pişmanlık içimi yaktı yıllarca. Sana olan aşkımdan delirdim sevdam delirdim. Gel artık Irmak. Gel ki geriye ne kadar ömrüm kaldıysa sana feda olsun kara gözlüm. Bundan sonra ki yerim dizlerinin dibi olsun herşeyim gel artık ." Barlas, o tepede saatlerce oturdu. Koskoca dünyada yapayalnız hissediyordu. Yıkılmaz, güçlü, zengin herkesin hayran olduğu bir o kadar da acıdığı Barlas Hanoğlu. Şimdi sevdiği kadının sevgisine o kadar muhtaç ve perişan bir haldeydi. Irmak, onun tek gerçeğiydi. Barlas'ın dünyası, mutluluğu bir türlü ulaşamadığı kadını. Yoktu işte, yanında değildi. Uzun acı dolu, pişmanlık dolu yıllar geçmişti. Ama Barlas'ın ne pişmanlığı geçmiş. Ne de Irmağa olan aşkı bitmişti. Aynı saatlerde Irmak, kızının yanına gitmek için hazırlıklarına devam ediyordu. Bir den kalbinde oluşan bir hüzünle koltuğa oturdu. Sanki biri kalbini avuçlarının arasına almış sıkıyordu. Aklına yine ve her zaman olduğu gibi Barlas Hanoğlu geldi. Simsiyah saçları mavi gözleri kemikli yüz yapısıyla bir bakanın dönüp bir daha bakacağı bir adamdı. Irmak, için her zaman ulaşılmazdı Barlas Hanoğlu. Çünkü aralarında ki imkânsızlıklar o kadar fazlaydı ki. Irmak'ın kalbindeki kara lekeydi Barlas. Sarhoş olup kızın dünyasını bir gecede karartan kişiydi. Onun hayatını hem mahveden hem de ona verdiği hediyeyle yeniden  can katan adamdı. Aynı zamanda evli ve imkânsız bir adamdı. Kızı bir hafta sonra mezun olacaktı. Keşke Barlas'la beraber kol kola gidebilselerdi kızlarının mezuniyetine. Keşke normal sıradan bir çift gibi olup kızlarının baş ağrısıyla beraber gurur duyabilselerdi. Daldığı hayallerden dedesinin sesiyle çıktı. Hemen dışarı koşan Irmak dedesinin aksayarak geldiğini gördü. Adam çok acı çekiyor olmalıydı. Çünkü kollarından iki adam tutmuş zorla getiriyordu. Irmak, hemen dedesinin yanına yürüdü. "Neyin var dedem, neden bu haldesin?" dedi telaşla. "Düştüm kızım Ayağım incinmiş sadece başka bir şeyim yok korkma sen" "Ah dedem, nasıl korkmam. Baksana haline ayağını zor basıyorsun." "Tamam, kızım hadi kapıyı aç içeri gidelim daha fazla ayakta duramayacağım." Irmak'ın açtığı kapıdan dedesini eve bırakan adamlar, "Geçmiş olsun" diyerek evden ayrıldılar. Dedesinin koltukta rahat bir şekilde oturmasını sağlayan Irmak. Ağrı kesici merhem ve hap getirdi. Merhemi ayağına sürüp sardı. İlacı da içirdikten sonra çorba yapmak için mutfağa gitti. Tam Nazlı'nın mezuniyeti öncesi böyle olması Irmak'ı çok üzmüştü. Olayın üstünden üç gün geçmesine rağmen Irmağın dedesi tam olarak iyileşmemişti. Mezuniyete üç gün vardı ve Irmak ve dedesi yarın gitmek zorundaydı. Kızına diktirdiği elbise de sorun çıkabilir ve düzeltilmesi gerekebilirdi. Dedesi onunla gitmeyeceğini söylemişti. Irmak, ne kadar üzülse de yapacağı bir şey yoktu. Oda yarın kendi gitmeye karar verdi. Nazlı ve Ece'nin vizeler finaller derken artık okulları bitmişti. Bir tek mezuniyet belgelerini almak kalmıştı geriye. İki kız heyecandan yerlerinde duramıyorlardı. Bir taraftan da Nazlı'nın içinde bir burukluk vardı. Nazlı, yalnız annesinin geleceğini duyduğundan beri çok üzülüyordu. Dedesinin de gelmesini çok istemişti. Baba sevgisinin yerini dedesiyle kapatıyordu kız. Dedesi ve annesi Nazlı'nın arkasında ki dağ gibiydi. Bu yüzden dedesini de yanında çok istemişti kız. Poyraz, şimdi eskisinden daha hırçındı. Hiç bir yerlere sığdıramıyordu kendisini. Nazlı'nın aşkı genç adamın gözünü kör etmişti. Babası gibi oda aşk denilen tuzağa düşmüştü. Yirmi altı yaşına kadar hiç bir kadına hissetmediği duyguları o taşralı kız hissettirmişti. Onu öptüğü gün anlamıştı bunu. Artık  hayatında istediği tek kadın Nazlıydı. Bu durumu inkâr etmeye çalıştı hep. İki ay boyunca daha çok kızla çıkmaya, her gün bir sevgili değiştirmeye başladı. Gece kulüpleri eğlence mekânlarında sabahladı. Sözde arkadaşlarıyla takıldı. Ama hiç bir şey içindeki eksikliği dolduramadı. Aksine içindeki özlem daha da büyüdü kabına sığmaz oldu. Bir kızı öpmeye kalktığında gözünün önünde Nazlı'yı görüyordu. Bir kıza sarılmak zaten ona göre değildi. Nazlı'nın gül kokulu teni aklını başından almıştı bir kere. Her zaman daha ateşli parfüm kokularını seven Poyraz, artık masum ve gül kokan bir kıza tutulmuştu. Genç adam aşkından yerlerde sürünüyordu. Yine de belli etmemek için kendini öfkesiyle kamufle ediyordu. Nazlı'yı öperek kendine mühürlediğini sanarken kendisi kıza geri dönülemez bir şekilde bağlanmıştı. İki aydır delirmenin eşiğine gelen Poyraz, sabah erkenden kalkıp babasının şirketine gitti. Onu orada gören çalışanların gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Çünkü Poyraz Karadağlı ilk defa babasının şirketine geliyordu. Poyraz, babasıyla bir kez bile  büyük kavga etmemişlerdi. Annesinin onu üzmesine izin verdiği için kızıyordu babasına. Pısırık bir adam gibi davrandığı için kızıyordu. Bu yüzden on altı  on yedi yaşından sonra babasıyla bağlarını koparmıştı. Babasının çok iyi  bir adam olduğunu biliyordu aslında. Ama annesine olan sessizliğini kabul etmek istemiyordu. Babası sadece karısına âşık bir adamdı aslında. Bunu yeni anlıyordu Poyraz. İş hayatında acımasız yenilmezken karısının sevgisine muhtaç bir adamdı. Aslında babası adam gibi adamdı. Şimdi kendisi de aynı durumdaydı. Ondan nefret eden bir kadını seviyordu. Babası belki de böyle beddua etmişti oğluna. "Sende delice sev ama sevilme oğlum" demişti belki de. Bu düşüncelerle babasının sekreterinin yanına geldi. Sekreterinden babasının odasında  olduğunu öğrendi. Hızla odanın kapısına geldi. Kapıyı tıklatıp babasının gel demesini beklemeden içeriye girdi. Babası dosyalara gömülmüş gelenin kim olduğunun farkına bile  varmamıştı. Belki kapının sesini bile duymamıştı. Yavaş ve sessiz adımlarla babasının masasına kadar geldi. Babasının arkasına dolanıp bir süre bekledi. Sonra da tıpkı daha küçük bir çocukken yaptığı gibi arkasından sarıldı babasına. Bu sarılmayla bir an afallayan Rıfat Karadağlı. Sonrasında sarılanın oğlu olduğunu anladı. Oğlu en son ne zaman böyle sarıldı unutmuştu adam. O da elini oğlunun sarılan kolunun üstüne koydu. Yıllardır oğlu onun yüzüne bile bakmıyordu. Şimdi ise gelmiş babasına sarılıyordu. Bu gerçek miydi, yoksa oturduğu yerde gözleri açık bir halde rüyamı görüyordu? Bir süre sonra duyduğu "Baba " diyen ses Rıfat Karadağlı' nın uykuda olmadığının kanıtı olmuştu. Ayağa kalkarak karşısında bir dağ gibi ayakta duran kalbinin iki yarısından biri olan oğluna baktı. "Sen, sen geldin oğlum" dedi titreyen sesiyle. Oğlu ondan ne kadar kaçsa da Rıfat Karadağlı, onun hep yanında durmuştu. Bütün yaptığı pis işlerden babası ve Kadir amcası tarafından kurtarılmıştı. Rıfat Karadağlı, bunları oğlundan ne kadar saklamak istese de Kadir amcası Poyraz'a her şeyi anlatmıştı. "Ben geldim baba. Hiç bir halta yaramayan, sana layık bir evlat  olamayan oğlun geldi" dedi. Hüzünlü sesiyle. Babası şuan o kadar mutluydu ki. Yıllardır yaşadığı üzüntüler buhar olup uçup gitmişti. Adam oğluna kızmamıştı hiç. Onun için üzülmüştü sadece. Oğlunun sevgisiz bir hayat yaşamasını istememişti. "Şu an buradasın ya Poyraz. Gerisi önemli değil evladım" diyerek bu sefer Rıfat Bey, sarıldı oğluna. "Beni affet baba. Biliyorum sana hiç hak etmediğin şekilde davrandım seni çok üzdüm. İnan çok pişmanım baba." "Sen benim tek varlığımsın oğlum. Sen benim herşeyimsin, tabi ki affediyorum. Sen bugün benim yanıma geldin ya dünyalar benim oldu. Başka hiçbir şey beni bu kadar mutlu edemezdi Poyrazım" "Bundan sonra iyi bir evlat olmak için elimden geleni yapacağım. Sen benim babamsın canımsın. Ne zaman yanında oğlunu istersen de hep yanında olacağım." "Ben seni her zaman yanımda isterim oğlum. Sen benim herşeyimsin" "Şimdi gitmem gerek baba, işlerim var. İkinci kafeteryamı açacağım yakında. Pars, beni bekliyor" "Seninle gurur duyuyorum oğlum. Çok büyük işler başaracaksın biliyorum ben" "İlk kafeteryamı teyzemden aldığım parayla açtım  baba, bunu biliyorsun. Oradan vazgeçemem ben. Bana ne kadar para verdiyse fazlasıyla ödeyeceğim ona. O zaman aslında gece kulübü açacaktım baba. Ben sadece seni düşünerek kafeterya açtım. Senin başına  yeterince dert açıyorum. Bir de sarhoşlarla, kavgalarla karakollarda uğraşmanı istemedim." "Oğlum, benim param senin. Teyzene ne kadar vermen gerekiyorsa ben veririm sana." "Kendi borcumu kendim ödemek istiyorum baba. Benim yaptığım hataların bedelini neden sen ödeyesin?" "Ben senin babanım oğlum. Benim her şeyim zaten senin. İlla borç olsun dersen  borç veriyorum say oğlum. Teyzeni öde bana borçlan." "Tamam, baba öyle diyorsan öyle  olsun. Borcumun sana olmasını tercih ederim zaten." "Tamam, oğlum hemen yarın hesabına yatırım. Sen miktarı söyle yeter." Babasının yanında bir süre daha kalan Poyraz, oradan ayrılıp gece kulübüne gitti. Bu gece Nazlıyı görmeye gidecekti. Biraz cesaret lazımdı ona. Bir iki kadeh içtikten sonra kulüpten çıktı. Dışarı adım atar atmaz karşılaştığı kızla gözlerini devirdi. "Poyraz, aşkım neden beni aramıyorsun? Telefonlarıma da cevap vermiyorsun. Ben seni çok özledim ama." Poyraz, kızın bu tarz konuşmalarından nefret ediyordu. "Sana bir kere söyleyeceğim kızım. Eğer lafımı ikiletirsen olacaklardan ben sorumlu değilim. Sen ve senin gibi kızlar midemi bulandırıyorsunuz. Seni istemiyorum anladın mı istemiyorum? Sakın bir daha karşıma çıkma. Şimdi burdan uza." Poyraz, kıza söyleyeceğini söyledikten sonra yüzüne bile bakmadan oradan uzaklaştı. Arabasına atlayıp Nazlı'nın evinin olduğu sokağa geldi. Evin bütün odalarının ışıkları yanıyordu. İki gün sonra mezuniyeti vardı kızın. Poyraz, bunu biliyordu. Mezuniyet için şehrin en lüks oteli ayarlanmıştı. Nazlı, güzelliğiyle herkesi kendine hayran bırakacaktı. Poyraz, bunu da biliyordu. İçin de delice bir kıskançlık onu boğuyordu. Şu an o kadar görmek istiyordu ki gül yüzlüsünü. Kızın gül kokusu Poyraz'ın aklını başından almıştı bir kere. Tekrar ona sarılmak kokusunu içine çekmek istiyordu. Taşralı Poyraz'ın ruhuna kalbinin derinliklerine hükmediyordu artık. Poyraz, Nazlı'ya karşı şimdi çok daha güçsüzdü. Onu gördüğünde sarılmak burnunu kızın boynuna gömmek ve saatlerce öyle kalmak istiyordu. Nazlı onu güler yüzle karşılamayacaktı, bunu biliyordu genç adam. Poyraz'ın yüzüne bile bakmayacaktı Nazlı'sı. Poyraz, böylesi bir tepkiyle karşılaşırsa ne yapacağını kestiremiyordu. Kıza zarar vermek üzmek istemiyordu. Nazlı'nın  annesi yarın geliyordu. Onun için Nazlı ve Ece, gece geç vakte kadar temizlik yaptılar. Irmak, temiz ve titiz bir kadındı. Kızların dağınık olmalarına her zaman kızardı. Nazlı, bu sefer annesini kızdırmak ve iş yaptırmak istemiyordu. Temizliği bitirdikten sonra ikisi de bitkin halde odalarına gittiler. Sabah erken kalkmaları gerekiyordu. Irmak, yarın saat on gibi gelecekti. Nazlı, odasına girip önce pijamasını giydi. Odasını havalandırmak için açtığı camı kapatmak için pencereye yaklaştı. Camı kapatmak için elini uzattığında gözüne gelen ışıkla gözleri kamaştı. Gözlerini tekrar açtığında evinin karşısında ki siyah jip dikkatini çekti. Dikkatli baktığında gördüğü kişi tüm sinirlerini alt üst etmişti. Oydu işte Poyraz Karadağlıydı. Yine gelmişti ve gözünü ayırmadan kıza bakıyordu. Nazlı, bu adamdan kurulamıyordu bir türlü. O da bakışını siyah cipten ayırmıyordu. Öfke bütün vücudunu ele geçirmişti. Kurtuldum diye çok seviniyordu oysaki. Tam perdeyi kapatacağı sırada cipin kapısı açıldı. Poyraz, arabadan inerek kızın evine doğru gelmeye başladı. Nazlı, çok korkmuştu on. Bacakları tir tir  titriyordu. Poyraz, saatlerdir beklediği kızın kendi odasına girmesiyle arabasının koltuğunda dikleşti. Perdeler açık olduğu için içerisi görünüyordu. Poyraz, bunun için kıza ayriyeten kızacaktı tabi. Kız pencereyi kapatacağı sırada arabanın farlarını yakıp söndürmeye başladı. Nazlı, şimdi fark etmişti onu ve direk arabaya bakıyordu. Nazlı, ona hiçte iyi bakmıyordu her zamanki gibi. Evle arabanın arasında metrelerce fark olsa da Nazlı'nın nefretini görebiliyordu adam. Nazlı, perdeyi hızla kapatmaya çalışırken Poyraz'ı kızı görememe korkusu sardı. O da arabanın kapısını açarak aşağı indi. Ayakları onu eve doğru çekmeye başladı. Evin bahçe kapısını açarak içeri girdi. Nazlı, donmuş gibi hala Poyraz'a bakıyordu. Balkon demirlerinden tırmanarak Nazlı'nın odasının camına geldi. Şimdi Nazlı, içerden o dışardan birbirlerine  bakıyorlardı. Kızın gözünde gördüğü korku ve nefret Poyraz'ın hiç hoşuna gitmemişti. Korkmuş gözlerle ona bakan kıza pencereyi açmasını işaret etti. Nazlı, olumsuz manada başını sağa sola salladı. Onun bu şekilde Poyraz'ı reddetmesi daha da sinirlenmesine sebep oluyordu. Tekrar işaret ettiğinde aynı cevabı alınca delirdi. İşte o anda gözü hiç bir şey görmeyen Poyraz yumruğunu cama geçirdi. Büyük bir şangırtıyla dağılan camdan elini uzatıp kolu çevirerek pencereyi açtı. O sırada Nazlı, çığlık atarak odanın  köşesine kaçtı. Pencereden içeri giren Poyraz, hızla kızın yanına gidip ağzını kapattı. Cama yumruk attığı eli kanadığı için öbür eliyle kapatmıştı kızın ağzını. Arkasından sarıldığı için kızın kokusu burnuna dolmuş bütün sinirini alıp götürmüştü. "Şimdi elimi bırakacağım Nazlı. Sakın bağırma yoksa çok kötü olur" dedi. Kız başını olumlu anlamda sallayınca elini ağzından çekti. Nazlı, hemen odanın başka bir köşesine kaçtı. Ağlamaklı bir sesle konuşmaya başladı. " Hani hesap kapanmıştı. Sen öyle demiştin. Hani beni bir daha rahatsız etmeyecektin artık. Lütfen bunu bana yapma çık artık hayatımdan." "Ben sana ayrılırken ne dedim gül yüzlüm. Senin suratıma attığın suyun ve ettiğin hakaretlerin hesabı kapandı. Ama daha büyük bir hesap açıldı. Sen bana şimdi daha çok borçlandın gül yüzlü." "Ne? Ne borcu? Ben bir şey anlamadım?" Poyraz, kanayan elini kalbinin üstüne koyarak iki defa sert bir şekilde vurdu. "Çaldığın kalbimin borcu gül yüzlüm. Şimdi senden alacaklı olan kalbim." Nazlı, donmuş bir halde Poyraz'ın yüzüne bakıp kalmıştı. Poyraz, kızdan  ilk defa şaşırma bile olsa farklı bir bakış gördüğü için kalbi titredi. Çünkü hep nefret dolu bakışlar atıyordu gül yüzlüsü. Nazlı'nın yanına tekrar yaklaşarak konuşmaya başladı. "Ben sana mühürlüyüm gül yüzlüm. Bir bakışınla beni öldürende sensin güldüren de. Ben sana tutkunum kızım. Sana giden yolda kimseye acımam sana bile. Benden ne yapsan kurtulamazsın. Onun için o koca gözlerinle bana nefretle bakmayı bırak. Benden kurtuluşun yok senin." Konuşmasını bitirdikten sonra kızın saçlarına yaklaşarak kokusunu içine çekti. Sonra da eğilip yanağından öptü. Kız titremişti bu öpücükten. Belki de korkmuştu. Ama Poyraz, için ilaçtı bu öpücük. Tekrar saçlarını koklayarak Nazlı'dan uzaklaştı. Sonra da kırdığı camdan sessizce çıktı. Dönüp son kez kıza bakarak. "Mezuniyette fazla açık giyinme gül yüzlüm. Sana bakan gözleri tek tek oyarım ona göre" diyerek balkondan atlayarak bahçe kapısından çıktı. Sonra da cipine binerek hızla mahalleden uzaklaştı.Nazlı, gece geç saatlere kadar Poyraz'ın kırdığı camın kırıklarını temizlemişti. Sonra da sabaha karşı yatmıştı. Sadece iki saat uyuyabilen kız sabah olduğunda erkenden kalktı. Bugün annesi geliyordu ve çok heyecanlıydı. Önce banyo da işlerini halledip üzerini giyindi. Sonra da mutfağa girip güzel bir kahvaltı sofrası hazırladı. Annesi saat on buçukta gelecekti. Kızının karşılamaya gelmesini istememişti. Nasılsa otogarla evin arası yakındı. Bir taksiye atlar gelirim demişti. Nazlı, bütün işleri bitirdiğinde saat neredeyse ona yaklaşmıştı. Bugün memleketten Ece'nin ailesi de gelecekti. Nazlı, onların da bu eve gelmelerini istemişti. Ece'nin ailesi saat beş gibi geleceklerdi. Ece de erken uyanıp Nazlı'nın yanına gelmişti. Nazlı, akşam olanları Ece'ye de anlattı. Ece, "polise gidelim Nazlı. Ne olursa olsun artık. Bu adam iyice azıttı" dedi. Nazlı, polisi duyunca çok korkmuştu. Gülsüm teyzesi öldüğü zaman olanlar geldi aklına. "Şimdi bununla uğraşamam Ece. Annem geliyor biliyorsun. Onu merakta bırakmak üzmek istemiyordum. Zaten kısa bir süre sonra buradan ayrılacağım. O adamı başıma sarmak istemiyorum." dedi. Ece, ise korktuğu her halinden belli olan arkadaşının üzerine gitmedi. "Haklısın canım. Sanırım şimdi bunun zamanı değil" dedi. Dün geceden konuşmaya devam ederlerken, Poyraz'ın söylediği şey kafasına takıldı. "Demek sana Gül yüzlüm dedi ha. Seni kendine mühürlemişmiş. Nasıl psikopatça sevme şekli bu anlamadım Nazlı." "Bende anlamadım Ece. Bu adamın sevgisi de korkunç nefreti de." Gece olanlar aklına geldiğinde bir ürperti geçti üzerinden. Poyraz'ın mavi gözleri geldi gözünün önüne. Saçlarını koklayışı Gül yüzlüm deyişi. Bu adam akıllara zarar bir adamdı. Çok tehlikeliydi. Sevgisi bile korkunçtu. Nazlı'yı düşüncelerden çalan kapı zili çıkardı. Hemen mutfaktan çıkıp kapıyı açtı. Karşısında annesini görünce kendisini annesinin kucağına attı. İki aydır sadece telefonda konuşabilmişlerdi. Çok özlemişti anneciğini. "Kızım o kadar sıkma boğacaksın." dedi Irmak gülümseyerek. Ama Nazlı, bırakmak bir yana daha çok sarılmıştı annesine. Onlar sarılırken Ece'de gelip sarılmıştı kadına. Tabi önce Irmağı Nazlı'dan kurtarmıştı. Hoş geldin faslı bittikten sonra Irmak'ın eşyalarını Nazlı'nın odasına taşıdılar. Sonra da hep beraber mutfağa geçtiler. Neşe içinde Nazlı'nın hazırladığı kahvaltılarını yaptılar. Kahvaltıdan sonra Irmak, kızı için diktirdiği elbiseyi çıkardı. Nazlı ve Ece, elbiseye bayılmışlardı. Nazlı, denemek için hemen elbiseyi üzerine giydi. Salona tekrar döndüğünde Ece'nin ve annesinin ağzı bir karış açık kaldı. Zira Nazlı, çok güzel olmuştu ve Ece onu daha önce böyle bir elbiseyle görmemişti. "Kızım sen gerçek misin ya? Şu an buna inanamıyorum arkadaşım. Sen çok güzel olmuşsun." dedi. Irmak, gururla izliyordu kızını bu rengin kızına çok yakışacağını zaten biliyordu. Ama bu kadarını o bile beklememişti. Irmak, oturduğu koltuktan kalkarak kızının etrafında dolandı. Düzeltilecek bir yer var mı diye baktı. Elbise kızına tam oturmuştu. Düzeltmeye gerek bile yoktu. Sonra da Nazlı'nın annesine aldığı elbiseyi denediler. Ece, Irmağa bakarak "Nazlı'nın kimin kızı olduğu belli oldu. Çok güzel oldun Irmak teyzeciğim" dedi. "Benim güzel annem, sen neymişsin de haberimiz yokmuş" Yarın için aksesuarları da hazır ettikten sonra beraber gezmek için dışarı çıktılar. Poyraz, dün gece Nazlı'nın evinden geldiğinden beri yüzü gülüyordu. Kızı görüp kokusunu alınca sanki enerjisi tekrar yerine gelmişti. Babası sabah erkenden hesabına gerekli parayı yatırmıştı. Poyraz, hemen teyzesinin hesabına parayı aktardı. Sonra da teyzesini telefonla aradı. Teyzesi telefonu açtığında, parasını hesabına yatırdığını söyledi. "Teyze kafeterya açmak için aldığım parayı fazlasıyla hesabına yatırdım" dedi. "Neden icap etti Poyraz? Ben senden böyle bir şey istediğimi hatırlamıyorum." "Ben öyle istiyorum teyze. Artık senden hiç bir şekilde para falan istemiyorum. Kendi işimi kendim hallederim" "Peki, bana verdiğin parayı nereden aldın? Annenden alamazsın çünkü annen bu kadar parayı benden izinsiz kullanamaz." "Biliyorum teyze, annemi nasıl parmağında oynattığını biliyorum. Babamla annemin mutluluğunu kıskanıp onları nasıl birbirine düşürdüğünü de biliyorum." "Saçmalama Poyraz. Senin pısırık baban ve bir halta yaramaz annenden bana ne." "Sakın teyze, sakın bir daha babama hakaret etme. Yoksa beni karşında bulursun. Benim babam dünyanın en iyi adamıdır. Annem senin yalanlarına kandığı için babama kötü davranıyor." "Ne oldu küçük Karadağlı? Büyüdün de adam mı oldun sen? Uyuşturucu parası bulamadığın zaman teyzendim. Şimdi nerden geldi bu özgüven." "Benim o hale gelmeme de sebep sendin teyze. Ailemin mutsuzluğunu kullanıp beni hep zehirledin. Beni uyuşturucuya sen ittin. Kendi ellerinle bana uyuşturucu buldun. Babam erken fark ederek Kadir amcayla beraber beni o bataktan kurtardılar. Sen öyle kötü bir insanın ki annemin çocuğu olmasını bile kıskandın. Öz yeğenini harcamaktan çekinmedin. Annem bunun farkında değil ama bir gün anlayacak. Çünkü annem babamı sevmeseydi şimdiye kadar çoktan ayrılırdı. Onlar tekrar mutlu olacak teyze." "Asla anladın mı? Asla izin vermem. Ben mutlu değilsem etrafımda ki kimse mutlu olamaz. O baban Barlas'ın hep arkasında durdu. Hep onu destekledi. Bende gerekeni yaptım. Kız kardeşimin ondan nefret etmesini sağladım. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğim. Sizin bana gücünüz yetmez Poyraz. Benim kötülüğüm benim karanlığım hepinizi boğmaya yeter." "Senden hiç bir şekilde korkmuyorum teyze. Ben senin yeğeninim ve inan benimle düşman olmayı istemezsin. En az senin kadar kötü olabilirim. Şimdi beni dinle ve ailemden uzak dur. Annemi zehirlemekten vaz geç. Bu arada sana verdiğim parayı babam verdi. Benim babam anladın mı, benim babam. Yıllarca sizin yüzünüzden düşman olduğum babam. Senin gibi bir kadın yüzünden babama yaptıklarıma o kadar pişmandım ki. Ama artık anladım gerçeği. Annem ve babam tekrar mutlu olacak teyze ve sen ailemden uzak duracaksın. Ayrıca Nazlı'dan da uzak dur. Sakın o kıza zarar vermeye kalkma karşında beni bulursun" diyerek telefonu Nazan'ın yüzüne kapattı. Poyraz, telefonu kapattıktan sonra Nazan, çıldırmıştı. Odasında ne var ne yoksa dağıttı. Poyraz'ın söyledikleri delirtmişti onu. Yıllardır Poyraz'ın üstünde oynadığı bütün oyunlar geri tepmişti. Şimdi parmağında oynattığı oyuncağını elinden kaçırmıştı. Belki de parmağında oynattığını zannediyordu. Çünkü Poyraz, en az onun kadar psikopattı. Her şeyin farkında olduğunu söylemişti az önce. Ama ne olursa olsun onların mutlu olmasına izin vermeyecekti. "Asla Poyraz Efendi asla. Asla senin de anne babanın da mutlu olmasına izin vermem. Benim kavuşamadığım mutluluğa etrafımdaki kimse kavuşamaz" diye bağırdı. Kapının dışında ta başından beri onu dinleyen kişiden habersiz. Poyraz, teyzesiyle yaptığı konuşmadan sonra kuş gibi hafiflediğini hissetmişti. Üstünden tonlarca yük kalkmıştı. Kadın yıllarca Poyraz'ın hep kötü yönünü tetiklemişti. Şimdi ondan kurtulduğuna göre artık Nazlı'ya odaklanabilirdi. Gül yüzlüsü yarın mezun olacaktı. Ve kısa süre sonra buradan gidecekti. Bunu düşündüğünde Poyraz'ın kalbi sıkışmıştı. Nazlı, buradan gidecekti. Poyraz'ı yalnız bırakacaktı. Belki de memleketinde bir sevdiği vardı. Belki de ona gidecekti. Poyraz, kendi kafasında kurduğu düşüncelerle kendi kendisini çıldırtmayı başarmıştı. "Asla lan asla izin vermem. O benim. O benim gül yüzlüm. O yalnız beni sevebilir. Onu kimseye kaptırmam. Ölürüm lan o zaman. Ben gül yüzlüm olmadan ölürüm. Yine psikopata bağlamıştı kendini. Nazlı'nın yanında başka birini düşünmek Poyraz, için ölümden daha beterdi. Nazlı, annesi ve Ece'nin ailesi hep beraber akşam yemeğine oturmuşlardı. Ece'nin ailesi saat altıya doğru gelmişti. Ece, annesi ve babasını beklerken annesi ve ağabeyi gelmişti. Nazlı, bu durumdan hiç memnun olmamıştı tabi. Çünkü Ece, ne kadar iyi bir kızsa ağabeyi o kadar yapışkan bir adamdı. Gözü sürekli Nazlı'nın üstündeydi. Nazlı, bu durumdan çok rahatsız oluyor ama arkadaşının hatırına bir şey diyemiyordu. Irmak da bu durumun farkına varmıştı. Nazlı'nın adamın bakışlarından rahatsız olduğunu anlamıştı. Bu yüzden kızını yemekten sonra hemen odasına gönderdi. Mutfakta ki işlerini hallettikten sonra kendi de kızının yanına gidip yattı. Nazlı'nın yarın mezuniyeti vardı. Onu üzmek istemediği için bir şey söylemedi. Irmak, sabah erkenden kalkarak kahvaltıyı hazırladı. Ece ve ailesi de kalkınca beraber kahvaltı yaptılar. Irmak, Nazlı'nın kahvaltıya gelmesine izin vermedi. Ece'nin ağabeyi Ferdi, kızının olduğu kadar Irmak'ı da rahatsız etmişti. Nazlı'ya bakışları hiç hoşuna gitmemişti. Kahvaltıdan sonra Nazlı ve Ece, birkaç saatliğine dışarı çıktı. Her ne kadar yanlarında gelmesini istemeseler de Ferdi'de peşlerine takılmıştı. Nazlı, çok tedirgin di bu durumdan. Poyraz, eğer onu Nazlı'nın yanında görürse ne yapardı bilmiyordu? Poyraz'dan kurulamadan bir Ferdi, çıkmıştı başına. Ferdi, son derece yüzsüz biriydi. Oda hayırdan anlamıyordu. Tıpkı Poyraz, gibi. Alışveriş merkezinde ki işlerini hallettikten sonra kuaföre gittiler. Kızlar Ferdi'den zor kurulmuş kendilerini kuaföre atmışlardı. Ece, ağabeyinin Nazlı'ya karşı davranışlarından çok mahcup oluyordu. Çünkü ağabeyi uslanmaz adamın tekiydi. Başını her zaman derde sokan ailesini bile bıktıran bir evlattı. Kızlar saçlarını yaptırdıktan sonra hemen eve geçtiler. Mezuniyet saati yaklaşmıştı. Irmağın saçını Ece ve Nazlı evde halletti. Ana kız elbiselerini giydiklerinde mükemmel olmuşlardı. Ece, kendi odasında giyiniyordu. Ailesini önceden göndermişti mezuniyet töreninin yapılacağı otele. Üçü de hazırlandıktan sonra çağırdıkları taksiyle otelin yolunu tuttular. Girişe geldiklerinde Ece'nin ağabeyini onları beklerken gördüler. Adam Nazlıyı görünce gözleri kocaman açılmıştı. Hızla Nazlı'nın yanına yaklaşıyordu ki Irmak, kızının koluna girerek otelin girişine yöneldi. İçeriye girdiklerinde ortalarda bir masaya gidip oturdular. Bir süre sonra bütün masalar dolmaya başladı. Herkes geldikten sonra önce yemek servisi başladı. Herkes sohbet ederek yemeklerini yiyorlardı. Annesi ve Nazlı, o kadar güzeldi ki gelip geçen herkes onlara bakıyordu. Ferdi'de hala pis bir şekilde Nazlı'ya bakarken Nazlı, kapıdan giren kişiyle neredeyse küçük dilini yutacaktı. Poyraz, bütün gün Nazlı'yı göreceği için içi içine sığmamıştı. Bugün Nazlı'nın kendini ekstradan güzelleştireceğini biliyordu. Babasının bir arkadaşının olan otelde yapılacak olan mezuniyeti zaten haftalar önce öğrenmişti. Babasını üniversite de rektör olan arkadaşı bugün buraya davet etmişti. Ayrıca Barlas Hanoğlu’nda davetliydi Barlas iş yemeği olduğu için gelemeyeceğini söylemişti. Barlas, gelmediği için babası biraz geç katılacaktı. Poyraz, mezuniyet yapılan otelin büyük eğlence bölümüne geldiğinde gelen herkesi masalarda otururlarken gördü. Ayakta çalışanlardan başka kimse yoktu. Gözleriyle etrafı sürekli tarıyordu ama Nazlı'yı henüz fark edememişti. Nazlı, anlamıştı artık. Mezuniyeti gecesi kâbus gibi geçecekti. Ferdi'den kurtulsa Poyraz, vardı. Nazlı, şuan Ferdi'den daha çok korkuyordu. Adamın bakışları çok ürkütücüydü. Tekrar Poyraz'a baktığında onunla göz göze geldiler. Poyraz'da kızı görmüştü sonunda. Gördüğü andan itibaren de şok olmuş bir şekilde Nazlı'ya bakıp kalmıştı. Karşısında ki güzellik onu büyülemişti. Nazlı'ya bakışlarında aşk vardı. Sevda vardı. Büyülenmiş ti genç adam. Gözlerini ondan bir türlü ayıramıyordu. Nazlı, Poyraz'ın bakışlarından ilk defa utanmıştı. Şimdiye kadar ondan hep korkan Nazlı, ilk defa o bakışlardan utanmıştı. Bakışını yere indirdiğinde Ferdi'nin sorduğu soruyla yüzünü ona çevirdi. "Nazlı, benimle dans edersin değil mi? Nasıl olsa erkek arkadaşın yok" dedi Ferdi. "Ben dans etmeyi sevmiyorum sağ ol Ferdi ağabey" "Ne ağabeyi Nazlı? Ferdi de yeter. Senden çokta büyük değilim." "Arkadaşımın ağabeyi benim de ağabeyimdir." Irmak kızının verdiği cevaba gülümsemiş Ferdi 'ye de kötü bir bakış atmıştı. Nazlı, bakışlarını tekrar Poyraz'a çevirdiğinde gözünden ateşler saçarak onlara baktığını görmüştü. Sanki her an bir olay çıkaracakmış gibi bir hali vardı. Genç adamın yumruklarını sıktığını oturduğu yerden görebiliyordu. O sırada Nazlı'nın sınıf arkadaşları geldi masaya. Nazlı, ayağa kalkarak hepsiyle tek tek sarılıp annesini tanıştırdı. Nazlı'nın istediği gibi herkes Irmağa hayran kalmıştı. Bazı arkadaşları annesini Nazlı'dan bile güzel bulmuştu. Nazlı, annesiyle gurur duyuyordu zaten. Nazlı'nın canıydı annesi. Arkadaşları yanlarından ayrıldıktan sonra Ece, oturduğu yerden kalkıp yanına geldi. Kulağına eğilip, "Nazlı, fark ettin mi, Poyraz Karadağlı burada" dedi. "Evet, Ece farkettim. Bakışları çok kötü, gözleri ateş saçıyor sanki Bu kötü bakışlar ağabeyine sana söyleyeyim. Ağabeyin bana sırnaştıkça hayatı tehlikeye giriyor." "Biliyorum arkadaşım. Lütfen kusura bakma. Ben onun gelmesini hiç istemedim inan. Nasıl göndereceğimi de bilmiyorum. Annem babam ağabeyime çok düşkün. Ona bir şey söylesem suçlu ben olurum." "Neyse Ece, yapacak bir şeyimiz yok oluruna bıraktım ben. Annemin üzülmesini istemiyorum. Onun için unutulmaz bir gece olmalı." Yemekten sonra mezun olan öğrencilere belgeleri verildi. Nazlı ve Ece, okulu dereceyle bitirmişlerdi. Keplerde atıldıktan sonra fotoğraf çekimi yapıldı. Bütün bunlar olurken Poyraz, gözünü bile kırpmadan Nazlı'yı izliyordu. Onun yanına yaklaşmıyordu şimdilik. Gecesinin kötü geçmesini istemiyordu. Bu yüzden uzak duruyor, kızı uzaktan izliyordu. Eğer yanlarında ki lavuk Nazlı'ya öyle bakmaya devam ederse de, Poyraz mutlaka haddini bildirecekti. "Gül yüzlüm benim. Seninle gurur duyuyorum" dedi sessiz bir şekilde. Nazlı, sanki hissetmiş gibi dönüp Poyraz'a bakmıştı. Poyraz da ona gülümsemiş ve göz kırpmıştı. Irmak, kızının başarısını ona defalarca sarılarak kutlamıştı. "Canım kızım, bir tanem. Seninle gurur duyuyorum" demiş ve sevinç gözyaşları dökmüştü. Anne kız bu gece yıldız gibi parlıyorlardı. Muhteşem ve farklı güzellikleri dikkatlerden kaçmıyordu. Bütün herkesin gözü onların üzerindeydi. Bu durumun farkında olan Poyraz, kıskançlıktan çıldırmak üzeydi. Bütün belgeler dağıtıldıktan sonra herkes dans edip eğlenmeye başlamıştı. Poyraz'da daha fazla dayanamadı ve oturduğu masadan kalkıp Nazlı'ya doğru yürümeye başladı. O sırada Ferdi, Nazlı'nın tepesinde dikilerek dans etmek istediğini söylemiş Nazlı'dan cevap bekliyordu. Poyraz, Nazlı'nın başına dikilen Ferdi'ye omuz atarak geçip, Irmağın yanına gitti. Herkesin şaşkın bakışları arasında Irmak'ın elini öptü. "Merhaba Irmak Teyze, nasılsınız" dedi. Irmak, bir anda gelip elini öpen gencin kim olduğunu önce hatırlamadı. Sonradan Nazlı ve Ece'nin arkadaşı olduğunu söyleyen Poyraz Karadağlı olduğunu hatırladı. "İyiyim sen nasılsın" dedi. "Beni tanıdığınızı umuyorum Irmak Teyze" "Tanıdım tabi ki. Poyraz'sın sen öyle değil mi? Nazlı ve Ece'nin arkadaşı." "Evet benim. Bir arkadaşımın kardeşi de mezun oldu. Onun için geldim. Sizi de burada görünce selam vermek istedim." Poyraz'ın attığı omuz darbesiyle afallayan Ferdi. Nefret dolu gözlerle ona bakıyordu. Hala yerine oturmamış Nazlı'yı dansa kaldırmak için ısrar ediyordu. Poyraz, bu duruma daha fazla dayanamadı. Nazlı ile dans etmek için Irmak'tan izin istedi. Kızının Ferdi'den sıkıldığını gören Irmak, "Tabi evladım. Nazlı isterse benim için sorun yok" dedi. Poyraz, Irmak'ın yanından ayrılıp Ece'yle yan yana oturan Nazlı'nın yanına geldi. Nazlı'nın sandalyesini tutarak kızın üzerine doğru eğilen Ferdi'ye yumruk atmamak için kendini zor tutuyordu. Gül yüzlüsü ellerini masanın üzerine koymuş Ferdi denen yüzsüz den uzak durmaya çalışıyordu. Poyraz, Ferdi'ye öfkeli bir bakış atıp Nazlı'nın masanın üzerinde duran elini tutarak masadan kaldırdı. Nazlı'nın konuşmasına bile müsaade etmeden piste dans eden gençlerin yanına sürükledi. Fonda çalan şarkıyla herkes dansa kaptırmıştı kendini. Poyraz, yeşil elbisenin içinde peri kızı gibi görünen Nazlı'yı belinden tutarak kendine yaklaştırdı. Nazlı, bir taraftan kurtulmaya çalışıyor bir taraftan da kimse fark etmesin diye uğraşıyordu. Annesi Poyraz'ın onu zorladığını görüp üzülsün istemiyordu. "Şşt Gül yüzlüm, sakin ol debelenme. Bak annen bize bakıyor. Hadi şimdi gülümse" dedi. "Bırak beni Poyraz. Lütfen uzak dur benden korkuyorum" "Ne o yoksa yanındaki lavukla mı dans edeceksin?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE