BEŞİNCİ BÖLÜM

4205 Kelimeler
Ece, telefonuna gelen mesajı okuduğunda marketten aldığı her şey elinden kayıp yerle buluştu. Barlas, Ağa ekili tarlayı kâhyasıyla beraber geziyorlardı. Barlas'ın rutin işlerinden biriydi bu. Adam konağa gitmek bile istemiyordu. Bu yüzden bütün işlerle kendisi ilgileniyordu. Evden uzak durmak için kendini bir şekilde meşgul ediyordu. Hem şirketler hem tarım işi adamın tüm zamanını alıyordu. Karısı Nazan'ın yüzünü bile görmek istemediği için konağa arada sırada uğruyordu. Annesi babası iyice yaşlanmıştı. Barlas, yalnızca onlar için gidiyordu konağa. Babası oğlunu Nazan, gibi bir kadınla evlendirdiği için çok pişman olmuştu. Ama iş işten çoktan geçmişti artık. Koskoca Hanoğulları Nazan, gibi bir kadının elinde kukla olmuştu. Barlas'a çocuğu olmadığı için kısır ağa diyordu herkes. Bu durum yaşlı adamı kahrediyordu. Yaşlı adam oğlunun kısır olmadığını Nazan ve kız kardeşinin konuşmasında duymuştu. Duydu oğlunun kaybettiği yıllara, çektiği acılara, işittiği hakaretlere daha çok üzülmüştü. Yaşadığı üzüntüden zaten kalp hastası olan adam bir de felç geçirerek konuşamaz yürüyemez hale gelmişti. Artık yatağa bağlı yaşıyordu. Oğlu en iyi doktorları getiriyor babasına gözü gibi bakıyordu. Barlas,  ne yapsa da adam yıllardır aynı haldeydi bir gelişme kaydedememişti. Annesi de yaşlı olduğu için babasının özel bakımı için iki tane hasta bakıcı tutmuştu. Babası oğlunun iyilikleri altında eziliyordu şimdi. Oğluna hiç de iyi bir baba olamamıştı. Ne evliliğinde ne okul hayatında Barlas'a söz hakkı tanımamıştı. Barlas, babası ne isterse hep onu yapmıştı. Şimdi çok mutsuzdu oğlu. Yıkık dökük bir hayat yaşıyordu. Oğlunun da  kalbiyle ilgili problemleri vardı. Barlas, bir kaç defa anjiyo olmuştu. Babası onun hastalığıyla daha çok üzülmüş yıkılmıştı. Barlas, anne ve babasına çok iyi bakıyordu ama kendini koyuvermişti artık. Kendisi için yaşamıyordu artık. Yaşlı adamın tek istediği oğlunun Nazan, cadısından kurtulması. Yıllardır arayıp bulamadığı sevdiği kadını bulmasıydı. Nazan'ın onların yerini bildiğini de biliyordu yaşlı adam. Hatta oğlunun kendi kanından canından bir kızı olduğunu da biliyordu. Her şey Nazan, cadısının planıydı. Barlas'ı elinde tutabilmek için her türlü kötülüğü yapmıştı. Belki de şuan  hayatta ki tek torununun başı dertteydi. Ama yatağa bağlı konuşamayan adam ne yapabilirdi ki. Barlas, tarladaki işlerini bitirdikten sonra babasına bakan adamı aradı. Babasının durumunu öğrendikten sonra telefonun kapattı. Sonra da Kâhya’sına gerekli talimatları verdi. Bir kaç gün şehirde kalacağını konakla ve işlerle onun ilgilenmesini söyledi. Sonra da son model Mercedes arabasına binerek çiftlikten uzaklaştı. Şehirde arkadaşlarıyla buluşup kafa dağıtması gerekiyordu. Yoksa hem Nazan, hem dedikoducu çevresi adamı çıldırmanın eşiğine getirmişti. Nazan'sa sürekli Barlas'ı bir gün kaybedeceği korkusuyla yaşıyordu. Barlas'ı kaybetmek hem daha zengin hem güçlü olma hırsını bir kenara bırakmak demekti. Irmak ve kızını yıllardır takip ettiriyor ve kontrol altında tutuyordu. Barlas'ın başka kadınlarla beraber olmasını kafasına bile takmıyordu. Onun tek derdi Irmaktı. Irmak, Barlas'a bir çocuk vermişti. Her ne kadar kızından haberi olmasa da bir gün öğrenecek korkusuyla diken üstündeydi Nazan. Barlas, ayrıca kalbini de  Irmağa vermişti. Yıllardır Irmağı bıkmadan usanmadan arıyordu. Barlas'ın hayatına birçok kadın girip çıkmıştı. Irmak'ın konaktan kaçarak gittiği günden sonra Nazan'ın yüzüne bile bakmamıştı. Nazan, o günden sonra Barlas, için sadece bir yabancıydı. Nazan ise çıldırmış gibiydi, akli dengesini kaybetmek üzereydi. Belki de kaybetmişti. Öyle olmasa psikopat yeğenini Irmağın kızının başına sarmazdı. Biliyordu Poyraz'ın ne çeşit bir manyak olduğunu. Poyraz'ı her yönüyle kendine benzetiyordu. Poyraz, istediği bir şeyi almak  için önüne çıkan herkesi ezip geçecek bir ruh hastasıydı. Barlas Ağa, Nazan'ın yüzüne bile bakmamanın cezasını çekiyordu, çekecek ti. Hiç bir zaman Irmağına kavuşamayacaktı. Bir kızı olduğunu asla öğrenemeyecekti. Öğrense de mutlu olmalarına asla izin vermeyecekti. Barlas'ın gözünün önünde gözünü bile kırpmadan öldürürdü. Hem Irmağı hem de kızını. Madem kaderi ona adaletsiz davranmıştı. Nazan, adaleti kendi sağlardı. Irmağın kızının işi çok zordu artık. Poyraz'a ne kadar uzaktan izle dendiyse de onun kızın peşine düşeceğini biliyordu. Ve diğer kızlara nasıl acı veriyorsa aynısını o kıza da yapacaktı. Ece, aldığı mesajdan sonra koşarak eve geldi. Eli ayağı titriyordu. Ne yapacaktı şimdi. Kimseyi de arayamazdı. "Eğer birini ararsan Nazlı'yı son görüşün olur" diye yazmıştı aşağılık adam. Adı gibi emindi Ece. Poyraz Karadağlı kaçırmıştı Nazlı'yı. Mesaj Nazlı'nın telefonundan geliyordu ama yazan başkasıydı. Kendini koltuğa atıp tekrar tekrar okudu mesajı. "Nazlı’yı  iki gün sonra aldığı yere bırakacağını eğer polise veya ailesine haber verirse Nazlı'nın yüzünü bir daha göremeyeceğini de" yazmıştı. Yapardı da her şey beklenirdi bu adamdan. Kız şimdi ne yapacaktı? Kime ne söyleyecekti? Yapacağı pek bir şey yoktu aslında. İki gün bekleyecekti mecburen. Adam öyle söylemişti. Nazlı'nın hayatını tehlikeye atamazdı. Nazlı, Ece, markete girince onu dışarda beklemeye başlamıştı. Zaman geçirmek için çantasından telefonunu çıkarmıştı. Telefonunu karıştırırken önünde duran siyah arabayla bakışlarını arabaya çevirdi. Arabanın siyah camı açıldığında karşısında gördüğü Poyraz Karadağlı  Nazlı'nın nefesini kesmeye yetmişti. Hemen markete girmek için döndüğünde Poyraz,"Dur!!"diye bağırdı. Çaresiz yüzünü  arabanın içinde korkutucu gözlerle ona bakan adama çevirdi. Adam bir süre kıza baktıktan sonra. "Bin!!" dedi sert bir ses tonuyla. Nazlı, hayır anlamında  başını sağa sola salladı. Poyraz, hızla  arabadan inip kızın yanında aldı soluğu. Nazlı, telaşla etrafına bakındı. Ona yardım edecek tek kişi bile yoktu. Olsa da Poyraz Karadağlı ‘ya kim karşı çıkabilirdi? O gün o kafeterya ya gittiğine bir kez daha lanet etti. Poyraz, kızın dibine kadar yaklaşarak. "Lafımı ikiletme kızım. Bin diyorsam bineceksin " dedi. Başka çaresi var mıydı? Varsa Nazlı neden bulamıyordu o çareyi. "Bırak beni lütfen. Söylesene ne istiyorsun benden? Seninle gelmek istemiyorum anlamıyor musun?" Kız bağırıyordu ama ne dönüp bakan vardı nede halini soran. Bu ülkede böyle kavgalara karışmazdı hiç kimse. Belki kocası belki kardeşi belki de babası derler kurtarmazlardı mazlumu. Kimse o kadın da bir can. Etten kemikten bir canlı. Canı yanabilir diye düşünmezdi. Kendi eline diken batsa acısına dayanamayan caniler... Kadınları sopalarla, kemerlerle, olmadı yumruklarla darp ederlerdi. Bazıları da kadınlar acı çekerken dayak yerken sadece izlerler sonrada çekip giderlerdi. Zordu bu ülkede kadın olmak. "Eğer arabaya binmezsen... Ne Ece'ye, ne annene, ne de dedene acımam Nazlı." Şimdi beni zorlama bin şu lanet olası arabaya." Nazlı, duyduğu tehditlerle ne yapacağını şaşırmış aklı başından gitmişti. Tek çaresi binip onunla gitmekti. Ailesine bir zarar gelsin istemiyordu. Her şey Nazlı, yüzünden  olmuştu zaten. Sonucuna katlanması gereken kendisiydi. Hiçbir şey demeden arabanın arka koltuğuna binip oturdu. "Ya sabır!" diyen Poyraz. Arka kapıyı açarak kıza öfkeyle baktı. "Babanın özel şoförü yok çabuk öne bin!" dedi bağırarak. Sonra da Nazlı'nın kolundan tutup aşağı indirdi. Ön kapıyı açıp kızı içine resmen  fırlattı. Nazlı "Ah!!" diye inleyince Poyraz, hızla eğilip Nazlı'ya baktı. Kızın alnı direksiyona çarpmış ve kaşı kanamıştı. Poyraz, delirmişti. Sinirden arabanın kaputuna defalarca yumruk attı. Ondan sonra elini kendi kaşına götürdü. Hissettiği hafif sızlamayla yüzünü buruşturdu. Bu kızın yaşadığı her acıdan neden onunda canı yanıyordu? Bu kızın acılarını neden hissediyordu acaba? Poyraz, arabanın lastiğine tekme atıp arabaya bindi. Gazı kökleyerek acı lastik sesiyle oradan uzaklaştı. Kısa bir yolculuktan sonra kendi dairesinin olduğu lüks bir siteye geldi. Nazlı'nın  arabadan inmesini beklemeden kendisi kapıyı açıp kızı  hiçte yumuşak olmayan bir biçimde arabadan indirdi. Arabasının anahtarını park etmesi için güvenliğe verdi. Güvenlik arabayı götürürken Poyraz, Nazlı ile beraber kendi dairesinin olduğu binaya girdi. Kızı sürükler bir biçimde binanın içine getirdi. Hemen asansöre binerek beşe bastı. Nazlı, hiç sesini çıkarmadan Poyraz'ın istediklerini yapıyordu. Burada başına ne gelecek bilmiyordu? Bacakları o kadar titriyordu ki neredeyse yere  düşüp kalacaktı. Başını önüne eğmiş Poyraz'ın yüzüne bile bakmıyordu. Adam şu an kızgın boğa gibiydi. Yapacaklarının sınırı yokmuş gibi geliyordu kıza. Gece yarısını geçtiği için çoğu dairelerde ses seda yoktu. Etrafını zifiri bir karanlık sarmıştı sanki. Sanki kız çırpındıkça karanlığa daha çok giriyor kayboluyordu. Asansör beşinci kata gelince durdu. Kapı açıldığında Nazlı'nın hala başını yerden kaldırmadığını gören Poyraz. Kızı kolundan tutarak asansörden indirdi. Elini bırakmadan dairesinin kapısına kadar sürükledi. Kapıya geldiğinde anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. Nazlı'nın tekrar kolundan tutarak dairenin içine çekti. Nazlı, girişte ayakta durmaya devam ederken. Poyraz, odanın içinde kayboldu. Bir süre sonra üzerini değiştirmiş olarak geri döndü. "Geç o koltuğa otur " dedi sert sesiyle. Nazlı, sanki hayattan soyutlanmış gibi bakıyor, Poyraz Karadağlıyı duymuyordu bile. Poyraz'ın "Otursana lan!!" diyerek tekrar bağırmasıyla Nazlı, hemen gidip gösterilen yere oturdu. Sesinin titrek çıkmasına aldırmayarak "Oturdum işte. Lütfen bağırma artık korkuyorum" dedi. "Korkmalısın da kızım. Benim sana yapacaklarımdan gerçekten korkmalısın. Şu an ben bile kendimden korkuyorum." "Lütfen bırak beni, ailem çok merak eder. Annem kahrından ölür. Bırak gideyim. Kimseye bir şey söylemem, lütfen Poyraz, lütfen" "Ne!!?" dedi Poyraz. "Sen bana Poyraz mı dedin kızım? Sen kimsin de bana adımla hitap ediyorsun? Kimsin lan, kimsin sen?" "Ne dememi istiyorsun? Vicdansız mı diyeyim sana yoksa..?" "Sen var ya, kaşınıyorsun Nazlı. Haberin olsun kaşınıyorsun" diyerek Nazlı'nın kolundan sert bir biçimde tutarak oturduğu yerden kaldırdı. Başka bir odanın içine götürüp yatağın üzerine fırlattı. "Sakın sesin  çıkmasın, yat zıbar" dedi ve kapıyı kilitleyerek dışarı çıktı. Bazıları için dışarı çıkmak için saat geç olsa da Poyraz için gece yeni başlıyordu. Gittiği gece kulübünde neredeyse saat üçe kadar kaldı. Adını bile unutacak hale gelinceye kadar içti. Daha fazla ayakta durmadığında arkadaşları onu taksiyle evine gönderdiler. Siteye geldiğinde taksiden indi. Yürümek bir yana ayakta bile duramıyordu. Güvenlik görevlilerinin yardımıyla dairesine çıktı. Anahtarı kapıya neredeyse yarım saatte zor taktı. Zorla da olsa kapıyı açıp dairesine girdi. Aklını bir türlü toparlayamıyordu. Yatak odasına geldiğinde kapının kilitli olduğunu fark etti. Anahtarı çevirip kapıyı açtı. Yatak odasına girip kapıyı tekrar kapattı. Başını döndürüp yatağına baktığında  Nazlı'nın yattığını ve uyumuş olduğunu gördü. Kızı uyandırmamak için yavaş adımlarla yalpalayarak da olsa yatağının karşısında ki koltuğa kendini attı. Arkasına yaslanarak  kızı izlemeye başladı. Ne kadarda güzeldi bu kız adını doğru bulmuştu Poyraz, 'Gül yüzlü' diyordu ya kıza. Adının hakkını veriyordu Nazlı. Poyraz, kızı izlerken koltukta sızıp kalmıştı. Nazlı, gece yarısı yavaş  yavaş gözlerini açtı. Nerede olduğunu bir süre idrak edemedi. Başını yastıktan kaldırmadan gözleriyle sağı solu taradı. Aklı başına gelince birden yataktan fırladı. Karşı koltukta uyuyan Poyraz'ı görünce olduğu yerde dondu kaldı. Ses çıkarmamak için elini ağzına kapattı. Sessizce yataktan indi. Kapıya ulaşıp odadan dışarı çıkabilirse  belki de kurtulabildi. Adamın saat kaçta geldiğini duymamıştı bile. Kapı sesine de uyanmamıştı. Yavaşça kapıya doğru yürümeye başladığında nefes bile almıyordu. Eğer adam onun kaçmaya çalıştığını anlarsa elinden kurtulamaz ve öfkeyle ne yapacağı belli olmazdı. Tam kapının kolunu tutmuştu ki. Hızla koluna yapışan adamla ağzından kaçan çığlığa engel olamadı. "Hayırdır Nazlı Hanım, bir yere mi gidiyordunuz?" diyerek Nazlı'yı yatağın üstüne tekrar savurdu. Yatağın yumuşaklığı nedeniyle kızın canı yanmamıştı ama kaçamadığı için çok üzülmüştü. "Öldürürüm kızım seni. Sakın bir daha böyle bir aptallık yapma. Ben istemezsem seni buradan kimse çıkaramaz." Nazlı, korkudan ve üzüntüden ne yapacağını bilemedi. Yatağın en uç köşesine gidip oturdu. Poyraz, odadan çıkarak mutfağa gitti. Dolaplara baktığında yiyecek bir şey olmadığını gördü. Hemen Pars'ı arayarak alışveriş yapmasını ve dairesine getirmesini istedi. İstedikleri gelinceye kadar kendisi banyoya girdi. Yatak odasında ki banyoya girdiği halde dönüp Nazlı'ya bir defa bile bakmamıştı. O yokmuş gibi duşunu almış üzerini banyoda giyinip çıkmıştı. O sırada çalan kapıyla hızla odadan çıktı. Kapıyı açtığında karşısında elleri poşetlerle dolu Pars'ı gördü. Aldıklarını mutfağa koyan Pars kapıdan çıkmak üzereyken Poyraz, tarafından durduruldu. Pars'a Nazlı'nın arkadaşına göz kulak olmasını söyleyerek daireden gönderdi. Sonra mutfağa giderek ekmek arası bir şeyler hazırladı. Bir tepsiye koyarak Nazlı'nın kaldığı yatak odasına getirdi. Tepsiyi yatağın üzerine bırakıp, "Hepsi bitecek" dedi  sonra da kapıya yöneldi. Tam kapıdan çıkmak üzereyken tekrar döndü. Nazlı'ya bakarak banyonun yerini gösterdi. "Banyoyu kullanabilirsin. Rahat ol ev senin" diyerek odadan çıktı. Nazlı, şok olmuş bir şekilde arkasından baktı. Nasıl bir psikopattı bu adam? Bir günü bir gününe uymuyordu. Ne yapacaktı kız, nasıl kurtulacaktı buradan? Yada kurtulabilecek miydi acaba? Hayatı bir anda tepetaklak olmuştu. Karnı çok aç olduğu için tepsidekileri alıp yedi. Sonra banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Saçı başı darmadağınık olmuştu. Ama ne düzeltmeyi ne de başka bir şey yapmayı istemiyordu. Tek derdi bir an önce buradan kurtulmaktı. Annesi ve dedesi duyarsa perişan olurdu. Poyraz, gün boyunca dairede olmasına rağmen kızın yanına hiç uğramadı. Aklından geçenlerden korkuyordu Poyraz. Kız çok güzeldi. Muhteşem bir vücudu vardı. Belki klişe bir laf ama etrafındaki kızlar gibi değildi. Etrafında ki kızlar Poyraz, onlara kötü davransa bile adama sırnaşmaya çalışırdı. Ama bu kız dönüp yüzüne bile bakmıyordu. Onu üç dört defa görmesine rağmen Nazlı'dan çok etkilenmişti. Nazlı'nın bakışlarında ise hiç bir duygu kırıntısı yoktu. Akşam saatleri yaklaştığında Poyraz, oturduğu koltuktan kalkıp yatak odasına gitti. Odaya girdiğinde kız yatağın üzerinde oturuyordu. Önce bir süre sessizce onu  izledi. Sonra yatağın karşısında ki koltuğa oturdu. Arkasına yaslanarak kıza bakmaya devam etti. "Neden mirası reddettin?" dedi. Nazlı, bir anda ne demek istediğini anlayamadan Poyraz'a baktı. "Ölen kadının sana bıraktığı mirası neden reddettiğini soruyorum." Sonradan aklı başına gelen Nazlı, "Bana lazım değildi" dedi. "Nasıl lazım değildi. Bildiğim kadarıyla meteliğe kurşun atıyorsunuz. Ne yaptığını sanıyorsun sen? Fakir ama gururlu bir kız vardı moduna mı  girdin?" "Bak bu seni ilgilendirmez ama yine de söyleyeyim. Evet durumumuz çok iyi olmayabilir ama biz idare edebiliyoruz. Hem yakında okulum da bitecek inşallah senden kurtulursam mezun olacağım. Kendi paramı kazanıp aileme bakmayı düşünüyorum. O paraya benden daha çok ihtiyacı olanlar için bağışladım. Asla da pişman değilim. Hayatta her şey para değildir benim için." "Benim için her şey paradır" dedi Poyraz. Parasız hayat mı olurmuş. Sen fazla hayalperestsin.  Aslında  senin  kuracağın hayalden ne olacak. Dünyan kadar hayallerinde küçük." "Benim dünyam da  hayallerimde seni ilgilendirmez. Ben böyle mutluyum, lütfen beni bırak. Çık artık dünyamdan beni kendi halime bırak lütfen." Poyraz, hızla ayağa kalkarak yatağa kızın yanına yaklaştı. "Neden yapayım?" dedi. "Neden seni bırakayım? Benim mekânımda bana laf yetiştirirken gayet cesurdun. Şimdi neden panterden salak bir kediye dönüştün." "Senin gibi birisiyle muhatap bile olmak istemiyorum ben. Lanet olsun oraya gittiğim güne. Düş artık yakamdan düş. Tamam, mı düş yakamdan." "Ben ne zaman istersem, o zaman benden kurtulursun kızım. Şimdi beni sinirlendirmekten vaz geç. Yoksa olacaklardan ben sorumlu olmam." "Yeter artık yeter anladın mı ne olacaksa olsun. Ben artık bana ne yapacak diye düşünmekten kafayı yiyeceğim. Ne yapacaksın, öldürecek misin öldür hadi öldür" "Poyraz hızla kızın üzerine eğilip çenesinden sert bir şekilde tuttu. "Benim daha iyi bir planım var" dedi."Benim daha iyi bir fikrim var." dedi Poyraz. Sonra kızın çenesinden ellerini çekerek saçlarına dokunmaya başladı. Poyraz'ın bu hareketi kızı çok korkutmuştu. Nazlı, hızla geri çekilerek yatağın köşesine sindi. Poyraz, hemen yatağın üstüne çıktı. "O köşeye sinerek benden kurtulacağını zannetmen çok saçma değil mi?" "Sakın bana yaklaşma, uzak dur benden lütfen." "Bunu neden yapayım? Sen şu an ben ne  istersem onu yapmaya mecbursun Nazlı. Benim neler yapabileceğimi az çok biliyorsun. Annen ve dedeni bir sözümle o küçük evin içine gömerler. Ece, var ya o çok değerli arkadaşın. Pars, onu  bir lokmada yutar biliyor musun? Adamım diye demiyorum kendisi kadınlara karşı benden daha.. Neyse şimdi biraz eğlenmeye ne dersin?" "Lütfen lütfen yapma hayatımı karartma benim. Ben bunu yapamam. Böyle yaşayamam. Ölürüm ben ölürüm." Ailene zarar gelmesi umurumda değil mi senin taşralı?" "Dedem ve annem benim için çok önemli, onlara bir şey yapma. Ben onlar olmadan yaşayamam. Hem onların sana ne zararı var? Onlar sana bir şey yapmadılar." "Bende onu diyorum işte. Sen beni mutlu et, bende seni." "Be-ben bunu yapamam. Ölsem de yapamam. İstersen ayaklarına kapanırım. Kafeterya da sana söylediklerim için özür dilerim. İstediğin kadar özür dilerim. Ama lütfen babam olacak adamın anneme yaptıklarını sen bana yapma. Benim  hayatımı karartma lütfen." Poyraz, Nazlı'nın söylediklerini duyunca olduğu yerde donup kaldı. Bu kız ne diyordu böyle? Babası annesine ne yapmıştı? Hem babası kimdi. Cenaze de Nazlı'nın annesi yalnızdı. Sadece dedesi vardı yanlarında. "Baban kim senin taşralı? Annene ne yaptı, çabuk söyle?" "Bunu anlatmak istemiyorum, sorma bana. Bitsin artık bu işkence yeter lütfen." "Ben bir şekilde öğrenirim kızım. En iyisi anlat beni zorlama. Sen daha beni tanıyamadın galiba. Şimdi anlatıyor musun, yoksa farklı yöntemler mi kullanma mı istersin?" "Tamam. Tamam anlatacağım. Anlatacağım lütfen bir şey yapma." "Ha şöyle akıllan biraz. Şimdi anlat bakalım benim güzel taşralım. Baban olacak adam annene neler yaptı?" "Babam olacak adam, gerçi adam demeye bin şahit ister ya. Anneme tecavüz etmiş duydun mu? Hem de annem konuşamıyorken hastayken. Ben o tecavüzün çocuğuyum bunumu duymak istiyorsun? Annem o olaydan hemen sonra annesini kaybetmiş. Sonra memleketinden kaçıp dedesine sığınmış. Hamile olduğunu öğrendiğinde dedesi bile evden kovmuş. Çaresiz kalmış annem. Yardım isteyeceği kimsesi yokmuş. Tek çaresi ölüm olarak düşünmüş. Dedemin tüfeğiyle kendini vuracağı sırada dedem yetişmiş. Anneme yaptıklarına, onu kovduğuna pişman olup annemi bağrına basmış. Annemi de alıp yayla evine götürmüş. Herkese babamın askerde öldüğü yalanını söylemişler." "Sen gerçeği nasıl öğrendin peki?" Diye sordu Poyraz. "Neden merak ediyorsun, dalga geçmek için mi?" "Anlat şunu Nazlı!!"diye bağırdı Poyraz. "Tamam. Tamam, anlatacağım bağırma ne olur. Ben on altı yaşıma kadar babamın askerde öldüğünü zannediyordum hep. O yıl yaz tatilinde öğrendim her şeyi. Dedemle annemin o adam hakkında konuştuklarını duydum. Benim dinlediğimden habersiz kendi aralarında konuşuyorlardı. Ben aniden içeri girdim. Konuyu kapattılar hemen ama ben zaten duyacağımı duymuştum. Dedem dışarı çıkınca anneme bütün konuştuklarını  duyduğumu söyledim. O da inkâr etmedi bana her şeyi anlattı. O adam aşağılık birisi ve ondan nefret ediyorum. Anneme kim olduğunu sordum, ama söylemedi. Zaten başka bir karısı varmış. Belki de çocukları vardı bilmiyorum. Annem beni dişiyle tırnağıyla büyüttü. Çok büyük zorluklarla büyüttü. Kendim için hayatta kimseye yalvarmam. Ama anneme, dedeme zarar verme. Özür dilerim tekrar. Lütfen beni bırak lütfen." Poyraz, yarım saattir oturduğu yatağın üstünden hızla kalktı. "Güzel hikâyeydi ama sana inanmamı bekleme. Ayrıca ben tecavüzcü falan da değilim. Şimdi senin sesini duymak istemiyorum. Benim dışarda işlerim var." diyerek odadan dışarı çıktı. Poyraz, duyduklarıyla büyük bir şok yaşamıştı. Nazlı'nın  annesinin başına gelenler onu çok şaşırtmıştı. Teyzesi o kadını yuva yıkan bir kadın olarak tanıtmıştı. Nazlı'nın söyledikleri yüzde yüz doğruydu. Nazlı, yalanlar uyduracak bir kız değildi. Annesine kim tecavüz etmiş  ve ortada bırakmıştı. Bu kadın eniştesinden ayrıldıktan sonra bunları yaşamışsa Nazan, cadısı neden hala onların peşinde? Sonuç olarak kadın Barlas Ağa'yı yıllardır görmedi. Barlas Ağa'da onu görmedi. Peki, neden  hala o kadına ve kızına acı vermeye çalışıyorlardı?" Sonra aklına gelen olasılıkla  Poyraz, olduğu yerde çakıldı. Olabilir miydi acaba? Bu kız, bu kız  Barlas Ağa'nın kızı olabilir miydi? İyi de eniştesinin çocuğu olmuyordu ki. Kaç tane doktor sorunun eniştesinde olduğunu söylemişti. Poyraz'ın aklı allak bullaktı. Bir an önce kendini dışarı atması kafasını toplaması gerekiyordu. Hemen dairesinden çıkıp kendini en yakın bara attı. Bu gece fazla içmeyi düşünmüyordu. Teyzesinin  onu ne tür işlere bulaştırdığını öğrenmesi gerekiyordu. Poyraz'dan kızı izlemesini isterken aslında ondan uzak durmayacağını biliyordu yaşlı cadı. Kıza zarar vereceğini biliyordu. Ama Poyraz Karadağlıyı hiç tanımıyordu. Nazlı'yla geçmişten gelen  hiçbir hesabı yoktu Poyraz'ın. Diğer  hesapta bu gece kapanıyordu. O cadı artık Poyraz'ı kullanamayacaktı. "Kendi işini artık kendi yapsın" dedi Poyraz. İki saat barda kaldıktan sonra evine geri döndü. Hızla yatak odasına girdiğinde kızın yine uyuduğunu gördü. Onu bu gece bırakacaktı aslında ama madem kız uyudu sabah ta bıraksa olurdu. Kendisi yine koltuğa oturdu kızı izlemeye başladı. O kadar güzel uyuyordu ki sabaha kadar izlese bıkmazdı. Bazen uykusunda gülümsüyor bazense suratı buruşuyordu. Uykusunda bile sanki mücadeleler veriyordu küçük taşralı. Poyraz, şuan  kendi  yaptığına bir anlam veremedi. Ne yapmaya çalıştığını  anlayamadı? "Lan resmen burada oturmuş âşık olduğu kadını seyreden salak aşıklara benzedin. Unutma oğlum sen Poyraz Karadağlı ‘sın. Sen âşık olmazsın, onlar sana âşık olur. Sen bir kadın için acı çekmezsin. Onlar senin için acı çeker. Etrafında pervane olur. Kendine gel. Bu kız senin için  zayıflık olmaya başladı. Hesabı kapat gönder onu artık" dedi kendi kendine. Nazlı'ya baktığında hala derin uykuda olduğunu gördü. Üstü açık halde uyuduğu için üşümüştü. Ellerini kendine sarmaya çalışıyordu kız. Poyraz, sessizce ayağa kalkıp yatağa yaklaştı. Dolaptan aldığı pikeyi kızın çıplak bacaklarına bakmamaya çalışarak üzerine örttü. Kız üzeri örtülürken  kımıldayarak yan dönmüştü. Uzun saçları yüzünü tamamen  kapatmış kızı rahatsız ediyordu. Poyraz, biraz eğilip elini kızın saçlarına uzattı. Yavaş bir şekilde kızın saçlarının üzerine koydu. Yumuşak saçları adamın elinin altında bir pamuğa dokunuyormuş hissi veriyordu. Gözünün önündeki saçları çekti. Kızın kokusu sanki gül kokusu gibiydi. Poyraz, kızın üstüne iyice eğilerek saçlarını kolladı. Gül kokusu  aklını başından almıştı. Ne kadar zaman öyle kaldığının farkında bile değildi. Kızın "Anne" diyerek inlemesiyle kendine gelerek hızla koltuğuna geri döndü. Sabah Nazlı'dan önce uyanan Poyraz, yatağa yaklaşarak. Nazlı'ya sert bir şekilde bağırdı. "Uyan lan çabuk, hemen  kalk ayağa" dedi. Nazlı, sıçrayarak kalktığında onun bu halini umursamadı bile. Nazlı, korkulu gözlerle Poyraz'a bakarken o konuşmasına devam etti. "Kalk hazırlan gidiyoruz buradan" "Nereye gidiyoruz" dedi kız korkuyla. "Hesap kapandı taşralı, seni aldığım yere bırakacağım. Sende benden kurtulacaksın artık." dedi. Nazlı, sevinçle gözlerini kırpıştırdı. "Gerçekten beni bırakacaksın değil mi? Allah’ım sana şükürler olsun sonunda kurtuluyorum" dedi. Bu sözler Poyraz'ın taş kalbinde çatırdamalara yol açmıştı. Kız Poyraz'dan kurtulacağı için seviniyordu. Başka kızlar onunla bir saat geçirmek için ölürken bu kız bir an önce kurtulmak istiyordu. Kimden birazcık ilgi beklese böyle oluyordu. Önce annesi, sonra başka bir adam için onu bırakan Sevtap. Şimdi de bu taşralı. Neredeyse kendinin lanetli bir adam olduğuna inanacaktı. Ya da dünyanın kanunu böyleydi. Senin istediğin seni istemez. Onlar seni ister sen istemezsin. Karşılıklı sevgi yaşayanlar çok şanslı olmalılardı. Çünkü her kes için öyle bir şans yoktu. Poyraz, "Hemen çıkalım" dedi sakin tutmaya çalıştığı sesiyle. Nazlı, Poyraz'a gülümseyerek, "Ben hazırım çıkalım" diye cevap verdi. Evden çıkıp asansöre bindiler. Poyraz, kızın yüzüne bakmıyordu. Kafası karmakarışıktı ya da kalbi mi bilemiyordu. Nazlı, ise sevinçliydi. Bir an önce gitmek istiyordu buradan. Asansörde terleyen ellerini eteğine silerek kurutmaya çalıştı. Asansör durunca Poyraz'ın geçmesini bekleyerek çıkmadı. Ama Poyraz eliyle çıkmasını işaret etti. Nazlı, önden yürüyerek binadan  çıktı. Poyraz, arkasından yavaş adımlarla takip etti. Güvenlikten arabasını getirmesini isteyen Poyraz, kızın heyecanını görüyor ve deli oluyordu. Kızın Poyraz'dan kurtulacağı için içi içine sığmıyordu. Poyraz, Nazlı'nın yüzüne bakınca dağıldığını hissetti. Bunca yıllık kadınlara olan nefreti bu kızı gördükten sonra bitmemişti ama bazı kadınların iyi  olabileceğini anlamıştı. Nazlı'nın annesi iyi bir kadındı. Kızı için dünyayı karşısına almış, ondan vaz geçmemişti. Bütün imkânsızlıklara rağmen kızının hep yanındaydı. Poyraz'ın annesinin her türlü imkânı vardı oysa. Para mal mülk onu seven bir koca çocuk. Hepsi olduğu halde mutlu olmayı da mutlu etmeyi de başaramamıştı. Nazlı, demişti ya her şey para değildir. Bir nevi doğru söylemişti. Çok para iyi bir anne yapmıyordu. Tıpkı az paranın kötü bir anne yapmayacağı gibi. Bu duygu kalpten geliyordu. Her çocuk doğuran kadın iyi bir anne olamıyordu maalesef. Poyraz, güvenliğin getirdiği arabayı görünce düşüncelerden sıyrıldı. Adamdan anahtarı alıp arabaya bindiler. Nazlı, bu sefer itiraz bile etmeden ön koltuğa oturmuştu. Poyraz, hiçbir şey söylemeden arabayı çalıştırıp yola çıktı. Saat henüz sekizdi. Bu yüzden Poyraz, yavaş ilerliyordu. Poyraz, ne kadar yolun bitmesini istemese de Nazlı, tam tersi bir an önce evine kavuşmak istiyordu. Evlerinin olduğu sokağa geldiklerinde Poyraz, arabayı durdurdu. Nazlı, emniyet kemerini çıkartmaya çalışırken Poyraz, için süre bitiyordu. Dakikalardan saniyelere düşen süre,  ayrılık vaktinin geldiğini söylüyordu. Bunun  için Poyraz'ın elinden bir şey gelmiyordu. Zamanı durduramıyordu bir türlü. Bir süre emniyet kemerini çözmeye çalışan Nazlı. Sonunda başarmıştı. Tam arabadan inmeye yeltendiğin de. "Dur bir dakika " dedi Poyraz. Olduğu yerde kalan Nazlı ne olduğunu anlayamamıştı. Arabanın simsiyah camlarını kapatan Poyraz. "Sana son bir şey vereceğim" dedi. "Ne? ne vereceksin." dedi Nazlı korkuyla Poyraz, yüzünü Nazlı'ya döndü. "İşte bunu" dedi ve kızı hızla kendine çekti. Nazlı, ne olduğunu anlayamadan Poyraz, kızın dudaklarına yapıştı. Poyraz'ın öpmeye başlamasıyla Nazlı donup kalmıştı. Ateşe dokunmuş gibi yanmıştı dudakları. Çünkü Poyraz'ın teni gerçek bir ateşti. Adamın  dudakları halakızın dudaklarının üstünde kımıldamadan duruyordu. Nazlı, birden  kendine gelerek Poyraz'dan kurtulmaya çalıştı ama mümkün değildi. Demir gibi kollarıyla tutmuştu kızı. Kızı öyle derin ve ateşli öpüyordu ki sanki hayatında kimseyi öpmemiş gibi heyecanlıydı. Bir süre daha kızı öpen Poyraz, sonra kendiliğinden uzaklaştı. Nazlı'nın eli ayağı zangır zangır titriyordu. İlk defa böyle bir şey yaşamıştı. Nefret ettiği  adamla yaşamıştı hem de. Şu an suratına tokattı geçirmek istiyordu ama korkuyordu. Tekrar aynı şeyleri yaşamaktan korkuyordu. Poyraz, kızın gözlerinin içine bakarak. Önce sol göğsünün üstünde ki  izi işaret etti. "O işaret bana ait olduğuna dair bir imzaydı Nazlı. Bu öpücükse bir mühür. Bu mühürle seni kendime bağlıyorum. Sen artık  benimsin anladın mı? Okuluna dikkatli git. Erkekler den uzak dur ki ne onların nede senin canın yanmasın. Şimdi inebilirsin. Yine görüşeceğiz Gül yüzlü." Nazlı beyni durmuş bir halde indi arabadan. Nazlı ya neler demişti bu geri zekâlı. O istedi diye Nazlı ona boyun mu eğecekti. Hem nasıl olurda onu öperdi? Kim oluyordu o? Ona asla teslim klimayı düşünmüyordu tabi ki. "Daha çok beklersin" dedi içinden. Daha dün taşralı diyerek dalga geçen adam. Bugün "Gül yüzlüm" diyerek ilanı aşk ediyordu. Arabanın kapısını sert bir şekilde kapatan Nazlı, hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Hemen evine girip kapıyı kapattı. Kapı sesiyle odasından çıkan Ece, Nazlı'yı gördüğünde gözlerine inanamadı. "Nazlı, sensin değil mi, Allah’ım gelmişsin çok şükür " diyerek göz yaşları içinde kıza sarıldı. Nazlı'nın az önceki olayın etkisiyle bacakları hala titriyordu. Bundan sonra ne yapacaktı kız? Bu aşağılık adam hep peşinde mi olacaktı? Ama okul az kalmıştı, okulu bitirip hemen buradan gitmek istiyordu. Önce duş almak için banyoya gitti. O sırada Ece, Nazlı için yiyecek bir şeyler hazırladı. Beraber gün boyu oturup konuştular. Nazlı, Ece'ye yaşadığı her şeyi anlattı. Ece, adamın yaptıkları karşısında şok olmuştu. Hem kıza zarar  vermeye çalışıyor. Hem de sen benimsin diyerek kızı kendine mecbur bırakmak istiyordu. Barlas Ağa, şehre geldiğinin ikinci gününde arkadaşları ile buluşup yemek yiyeceklerdi. Avukat Kadir Sargun ve Poyraz'ın babası Rıfat Karadağlı ile lüks bir restoranda buluşan Barlas, kendi hayatı hakkında her şeyi bilen arkadaşlarıyla koyu bir sohbetin içine girmişlerdi. Barlas ve Rıfat iki kız kardeşten yıllardır çok çekiyorlardı. Barlas'ın aksine Rıfat, karısını çok seviyordu. Onu kardeşi Nazan'ın zehirlediğini  biliyordu adam, ama elinden bir şey gelmiyordu. Nazan, kendinin  mutsuz  bir evliliği olduğu için kız kardeşinin sevilmesini hazmedemiyordu. Rıfat Karadağlının karısına olan aşkı o kadar büyüktü ki onun bütün aşamalarına katlanıyordu. Oğlunun karşısında pısırık bir adam gibi görünmeye bile katlanıyordu. Aslında pısırık bir adam olmadığını herkes biliyordu. En az Barlas Ağa, kadar sevilen sayılan aynı zamanda güçlü bir adamdı. Barlas, Kadir ve Rıfat saatlerce sohbet ettiler. "Üzülme be kardeşim" dedi. Rıfat. "Bizimde şansımıza böyle bir hayat düştü. Hiç kimsenin hayatı dört dörtlük değil ki. Sen sevdiğin kadını kaybettin yıllardır bulamıyorsun. Ben sevdiğim kadınla aynı evde yaşıyorum ama iki ayrı dünya gibiyiz. Bilmiyorum bu yaşa geldik hala mutlu olamadık. Affedersiniz b.. gibi para kazanıyoruz ama kendimize bir hayrımız yok."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE