İlk Buluşma

1505 Kelimeler
                   Deniz, kapanan kapının ardından biraz ayakta durduktan sonra mutfağa girdi. Kırılan kupanın dağılan parçalarını dikkatli bir şekilde toplamaya başladı. Bitirdikten sonra banyodan getirdiği paspasla dökülen kahveyi temizledi. Ne kadar oluşan dağınıklığı temizlese de kahveden nasibini alan, halı için yapabileceği bir şey yoktu.  Tüm bu işleri yaparken Kerem, sadece izlemekle yetindi. Bu defa içebilmeyi ümit ederek kendisine bir fincan kahve koydu. Tam kahveyi yudumlayacağı sırada kendisini izleyen mavi gözlerdeki yoğunluktan rahatsız oldu.  Başka bir fincana kahve koyup masanın üzerine, Kerem'in içmesi için bıraktı. Kerem ceplerindeki ellerini çıkarıp kahveye uzandı. Herhangi bir ekleme yapılmamış olan saf kahveden bir yudum aldı. Aralarındaki sessizlik, bir girdaba dönüşürken hangisinin önce savrulacağı meçhuldü. Deniz konuşmamakta kararlıydı. Bu adamı  bir şekilde alt edecekti. Bunun için kısa sürede bir kaç yol düşünmüştü ve sırasıyla onları deneyecekti.  Kerem ise oluşan sessizlikle düşünceler alemine giriş yapmıştı. Deniz'e davrandığı zoraki halinin  aksine, hiçbir zaman insanlara zorla bir şeyler yaptırmamıştı.  Başarılı bir iş hayatı, kariyeri, geniş bir arkadaş çevresi, kardeş diyebileceği iki yakın dostu, birbirine bağlılık içermeyen özel hayatı ve bunun tam tersi, her şeyi ile birbirine bağlı, samimi bir ailesi vardı. Her şey rayında ilerlerken neden babası, hayatının içine limon suyu sıkmak zorundaydı? Tamam mükemmel bir aileye sahip olabilirdi. Hem ablası, hem abisi çok mutlu bir evliliğin içinde olabilirdi. Ama kendisi evlenince mutlu olacak değildi. O böyle mutluydu. Mutluydu da bir aması vardı artık. Babasının anlamadığı bir şekilde, evlilik üzerine baskı kurması onu yıpratmıştı. Kendisince yaptığı kaçış planı, karşısında duran bu kızla evlenmesiydi. Tabi bu asi prensesi ikna edebilirse. Asi prenses.! "Kahvaltı etmeyecek misin?" Deniz hiçbir tepki vermedi. Duymamış gibi kahvesini içmeye devam etti. "Küs müyüz yoksa?"  Sinir bozucu bir şekilde çıkan bu cümleye cevap vermemek için kendini tutmuştu. Salona geçip televizyonu açarak kendisine izleyecek bir şeyler aradı. Kerem, Deniz'in yanına  oturdu. "Gerçekten konuşmuyorsun. Baksana; çocukların çikolatalı pastayı çok sevdiğini duydum. Eğer benimle konuşursan sana istediğin kadar alırım. Ne dersin?" Deniz kesinlikle Kerem'e bakmıyordu. Baksaydı  katil olurdu. İçinden kendini sakinleştirmekle yetindi. Sakin Deniz sakin. Pes etme! Yenilme! Bırak konuşsun ama cevap alamasın. Gözlerini televizyondan ayırmadan boş boş kanalları gezerken Kerem, elindeki kumandayı alarak televizyonu kapattı. Deniz eliyle alnını ovuşturmaya başladı. Görmeyecekti. Kerem Hazar onun için görünmez adam olacaktı. Umuruna bile katmayacaktı. Az sabret kızım. Deniz kendi kendine, içinden söylenirken Kerem, Deniz'in gözlerinde gördüğü öfke tohumlarıyla doğru yolda olduğunu anladı. Acaba nereye kadar dayanırdı?  Deniz bileğindeki siyah tokayla saçlarını tepesinde topladı. Mutfağa geri döndü. Masaya hazırlanmış kahvaltılıklardan kendisine bir tabak hazırladı ve salona geri döndü. Kerem bir gölge gibi peşinde dolanıyor,  kobay fareymiş  gibi  her hareketini gözlemliyordu. Koltuğa yeniden oturduğunda kumandayı tekrar alarak yine televizyonu açtı. Bu defa kumandayı garantiye almış koltuğun arasına sıkıştırmıştı. Bir yandan yiyor bir yandan da izliyordu. İzlediği program da kadınların, cadı kazanı gibi dedikodu kaynattığı bir magazin programıydı. Aslında hiç sevmezdi. Ama sırf bu adamı sinir etmek için katlanabilirdi. Kendisi bile zor katlanıyorsa, bu adam için işkenceye dönüşebilirdi. Umarım. Taklitçi bir maymun gibi onun yaptığını yapan Kerem, yanında ki yerini almıştı. Deniz yine ona dönüp bakmamıştı.  Sadece kısa bir süre kahvaltı etmişler ve televizyon izlemişlerdi. Kerem, karşısında ki kızı ikna etmesi gerekirken şu an hiç konuşmuyorlardı. Kabul gerçekten iyi dayanıyordu. Dayanıyordu da sanki kışkırtma azdı. Biraz daha üzerine gitmenin bir sakıncası olmazdı. Çatalıyla Deniz'in tabağından zeytin alıp ağzına götürürken konuştu. "Ben almayı unutmuşum da. " Deniz bir şey demeden tabağını kucağına koyup, sehpaya koyduğu meyve suyunu eline aldı. Dudaklarına götürürken Kerem elinden bardağı hızlı bir şekilde aldı. Ve çoğunu içti. Deniz, Kerem'i görmezden gelecekti de aniden bardağın elinden alınmasıyla sinirli bir şekilde Kerem'e bakmadan kendini alamamıştı. Neyse ki toparlanması uzun sürmemişti. Kerem zafere yaklaşmanın verdiği sevinçle, ufak bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Tabi bunu Deniz'e göstermeden yaptı.   İçinde azı kalmış meyve suyunu Deniz'e uzatarak pişmiş bir şekilde sordu. "İster misin?" Tamamen önündeki tabağa odaklanmış, bir an önce kahvaltısını bitirmeye çalışırken, aklından bu ego yığını heriften kurtulmak için kiralık katil tutmayı geçiriyordu. Şu Kerem Hazar'la tanıştığından beri Deniz, içindeki cinai potansiyelin farkına varmıştı. Yine bir şey demedi. Sessizce, yavaş adımlarla odasına giderken Kerem yine peşindeydi. Deniz arkasından geldiğini elbette fark etmişti. Odadan içeri girmeye bir adım kalmıştı. Ama o bir adımı öyle hızlı atmış ve kapıyı aynı şiddetle kapatmıştı ki; Kerem suratına kapanan kapının şoku ile bir beş saniye, öylece kalmıştı.  Tam kapının kolunu asılmış açacakken, duyduğu kilit sesi ile elleriyle, sakin kalmak için yüzünü sıvazlamıştı.  İkisi de sözsüz bir anlaşmayla birbirlerine savaş açmışlardı. Hangisinin beyaz bayrak açacağı ise belli değildi. Deniz kendisini yatağa bırakıp gecenin telafisi olan uykuya dalmayı düşünürken, Kerem onu yanıltma amaçlı bir süre sessiz kalmaya karar vermişti. *************************** Deniz sanki gün boyu uyumuşcasına kendini zinde hissediyordu.  Ama kendisini uyandıran, uykunun yeterliliği değil yüksek sesle çalınan müzikti ve ardı ardına kapısına inen yumruklar. Saate baktığında henüz öğlendi. Deniz, Kerem'in sesini duymasıyla onun gitmediğini anladı. Kalktığı gibi kendini yatağa atıp bir kaç yumruk indirdi.  Ve içinde bulunduğu duruma sessiz küfürler yağdırdı. O içinden küfürler ederken müziğin sesi kesildi. Kesilen ses ile Deniz'de neler olduğunu anlamak için kapıya yaklaşıp dinlemeye başladı.Uzaktan gelen bir kaç adım sesi, açılan kapı ve ardından kapanışı. Bu kapı dış kapıydı ve Deniz öyle olması için dua etti. Umarım yanılmamışımdır. Yine de dışarı çıkmamıştı. Emin olmak için bir süre daha bekledi. Dakikalar sonra telefona gelen bildirim sesiyle eline telefonu aldı ve gelen mesajı açtı. Tanıdığı birisi değildi. İsim yazmıyordu. " Gidiyorum. Yine geleceğim. Kerem..." Bir insan mesaj yazarken bile kişiliğini ortaya nasıl koyardı? Bu adamın olacağı buydu ne bekliyordu ki. Hem böyle bir beklenti nerden çıkmıştı? Ona neydi? Kapıyı açıp salona geçtiğinde kimse yoktu. Diğer odalara baktı kimse yoktu. Çok şükür ki gitmişti. Deniz önceden de planladığı gibi bugün alışverişe çıkacaktı. Bunun için hazırlandı. Rahat kıyafetler seçmişti. Hazır olduğunda aşağı inmiş sitenin yakınlarında ki duraktan bir taksiye binerek alışveriş merkezine gitmek için yola koyulmuştu.  Bir kaç çocuk mağazası gezdikten sonra istediği gibi bir şey bulamayınca aldığı koku ile biraz mola vermesinin iyi olacağını düşündü. Önüne gelen sıcak çikolatanın kokusu ve üzerinde ki fındık parçaları gerçekten çok güzeldi. Sıcaklığına aldırmadan yudumlayacağı sırada telefonun çalmasıyla gözlerini devirdi.  Bugün, ne zaman keyifle bir şey içecek olsa hep yarıda kalmıştı. Sinirle telefona baktığında Kerem olduğunu anladı. Numarayı kaydetmemişti fakat mesaj gelince dikkatli bakmıştı. Gelen aramayı sessize alıp masanın üzerine koydu. Fincana uzanmıştı ki gelen mesaj sesiyle telefonu yeniden eline aldı.   "Arkana bak!" Refleks olarak dönüp arkasına baktı. Kimseyi göremedi. Önüne dönmesiyle Kerem'in masaya oturması bir oldu. Gözündeki güneş gözlüğünü çıkarıp yüzündeki o gülümsemesiyle Deniz'e baktı. "İlk buluşma için fazla kalabalık olsa da idare edeceğiz." "Ne saçmalıyorsun sen?" "Diyorum ki; seni evden çıkarınca direk alışverişe geleceğini düşünmemiştim. Muhtemelen babam senin farklı olduğunu söylediği için öyle düşündüm." Deniz tıkır tıkır işleyen bir saat gibi beynini, geç olsa da, çalıştırmaya başlamıştı. Bu adam kendisi, odadan çıksın diye numara yapıp onu takip etmişti. Öyleyse; yaptığı her hareketin rövanşına kendisini hazırlasa iyi ederdi. " İlk buluşma öyle mi? Söylesene Kerem, senin ilk buluşmaların genelde nasıl geçer??" Öyle normal, olağan bir sesle sormuştu ki Kerem şaşırmadan edememişti. Şöyle geriye dönüp baktığında Deniz'de  hatırladığı en kalıcı şey sinirden yeşil ateş topları fırlatan gözlerdi. Şimdi bu kızın sakin yaklaşımına nasıl cevap vereceğini bilememişti. "Doğrusunu mu duymak istersin?"  "Elbette"  Bu sakin yaklaşım kendisini huylandırsa da en iyisi, olanı söylemekti. " Aslında ilk randevularla pek işim olduğu söylenemez. Çoğunlukla barda başlar, odada devam eder ve gün doğmadan biter." Deniz bu duyduklarına şaşırmamıştı. Fakat birinci ağızdan duymakla kesinleştirmişti. "Aksi olsa şaşırırdım. Çünkü sana uzun süreli dayanmanın mümkün olmadığını, karşılaştığımız ilk beş dakika içerisinde anlamıştım.!" Kerem o an, başını yan tarafa çevirip bir kaç dakika kalabalığı izledi. Deniz'in söylediği cümleler içinde bir kaç kelime canını yakmıştı. Fena şekilde hem de. Deniz Kerem'in yüzünden geçen hüznün gölgelerini fark etmemişti. O sırada aklından, ilk karşılaşmalarında farklı bir tepki verseydi gecenin tahmin ettiği gibi biteceğini geçiriyordu. Deniz, tek gecelik ilişkilere sıcak bakan biri hiçbir zaman olmamıştı. Yüreğinde hissetmediği bir kişiyle zevk için bunu yapmazdı. Diğer yandan Kerem'in tarzında olan erkekleri iyi bilirdi. Çünkü yaşadığı yerde erkek-kadın fark etmez yüzde doksanlık kısım sadece ihtiyaç için 'tek gecelik' ilişkiler içindeydi.  "Seni şaşırtmadığıma sevindim öyleyse."  Pis kazanova!!!  Deniz, Kerem'e doğru eğilerek konuşmaya başladı. "Kerem sana bir sır vereyim mi? Bu buluşmayı hiç unutmayacaksın.!!" Kerem Deniz'i taklit ederek ona doğru eğilmişti. "Neden? Yoksa evlilik teklifimi kabul mü edeceksin?" Deniz bu tehlikeli yaklaşmanın içerisine nasıl girdiğini bilmiyordu ama çıksa iyi ederdi.! Durumu normale indirgemek için sesli bir şekilde güldü. " Kesinlikle daha iyisini yapacağım..!" Kerem şüpheli gözlerle Deniz'e bakarken yeni bir soru sormuştu. " Nasıl?" "Böyle!" Deniz önündeki içemediği güzelim çikolatasını Kerem'in yüzüne boca etti. Neyse ki hayırlı bir iş için çikolatasını feda etmişti. İntikam! Oyalanmadan çantasını alıp asansöre doğru hareket etti. Aslında kalıp Kerem'in suratını görmek isterdi ama zaten yüzü çikolataya boyanmıştı. Normalde birinin canını yakmak istemezdi fakat konuştukları esnada çikolatasının soğuduğunu düşünerek  böyle yapmıştı. Sıcak ya da soğuk olması artık Kerem'in kaderiydi.  Kerem'den kurtulmak için hızlı adımlarla avmden çıkıp hemen bir taksiye atladı. İşte şimdi gülebilirdi. Geride kalan Kerem, çevresindeki kalabalığın  kendisine gülmesine aldırmadı. Olanları gören garsonlardan bir tanesi, masaya bir kaç mendil getirerek Kerem'e yardımcı olmaya çalışıyordu.Kerem görüş açısını geri kazandıktan sonra lavaboya giderek yüzünü temizledi. Yüzü temizlenmişti ama gömleğinde çikolatanın büyük eseri, hala duruyordu. Hesap işlerini halledip, üzerine, girdiği bir mağazadan kıyafet giydi. Ve kurtulduğunu düşünen Deniz'in peşinden gitti.                     
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE