Çıkmaz

1501 Kelimeler
"Gerçekten evde bu likörden başka bir şey yok mu?" Deniz büyük bir bardak kahveli-vanilyalı likörü kafasına diktikten sonra bunu söylemişti. Daha sert bir şeyler olsa fena olmazdı. Başak, Deniz'in aksine minik bir yudum aldı. Başak arkadaşına yanıt vermeyip beşinci kez merakla sordu. " Artık anlatacak mısın neler olduğunu?" Deniz'in siniri henüz yatışmamışken "Başak, sakin ol tamam mı? Her şeyi anlatacağım." dedi. Yeniden bardağını doldurmaya çalışsa da likör bitmişti. Şişeyi bırakıp anlatmaya başladı. Başak ilgiyle dinlerken Deniz biraz rahatlamıştı. Bunları Başak'tan başkasına anlatamazdı. Bir tek Ege'ye anlatabilirdi. Ona anlattığı takdirde de çıkacak büyük kavgaya kendisini hazırlaması gerekirdi. Aslında ağzıyla burnu yer değiştirmiş Kerem Hazar şu aralar gerilen sinirlerine iyi gelebilirdi. Ama kuzenin başına dert açmak istemiyordu. Anlatmayı bitirdikten sonra Başak'ın yüzünde birçok ifade gördü ve hiçbirine şaşırmadı. Çünkü kendisi de aynı duyguları yaşamıştı. Şaşkınlık, öfke, üzüntü, çıkmazlar... "Ne yapmayı düşünüyorsun?" Başak'ın sorusuyla uzaklaştığı düşüncelerden arınırken, bir an bile aksini düşünmediği soruyu başını iki yana sallarken cevapladı. "Elbette o adamla evlenmeyeceğim.!" "Onu sormamıştım. Ben babanın şirketi konusunda ne yapacağını sormuştum." Bunun üzerine çok düşünememişti Deniz.Vakti olmadığından değil. Elinden bir şey gelmeyeceği için. "Halalarımın eşleri bile, bir yerde yardım edemiyorsa benim yapabileceğim bir şey yoktur." "Elinden gelseydi o zaman yardım eder miydin?" "Başak bu sorular nereden çıkıyor Allah aşkına? Sanırsın New York Times gazetesinde röportaj olarak yayınlanacak." " Bundan yardım edeceğini mi çıkarmalıyım?" "Ne yapmaya çalışıyorsun?" "Gerçekten ne hissettiğini anlamaya çalışıyorum. Çünkü baban konusunda hiçbir şey anlatmıyorsun. Ya kaçıyorsun ya da geçiştiriyorsun." Arkadaşı söylediklerinde haklıydı. Ama kendisi de bilmiyordu ki. "Bilmiyorum. Ne yapardım bilmiyorum. Çünkü bir yardımım dokunmayacağı için hiç düşünmedim." Deniz, bugün bir kaç duyguya ev sahipliği yapmıştı. O öfkeli halinden sonra böylesi üzüleceği tahmin edilesi bile değildi. Gözlerinden sessiz sessiz inen yaşlar yanağından süzülürken Başak, arkadaşını zorladığı için kendine kızdı. Yanına gidip ona sarıldı. Deniz'in savunmasız kalışı ve Başak'ın arkadaşına sunduğu sessiz desteği. Her zaman yanındayım. Deniz'in kendini daha fazla hırpalamasını istemeyen Başak, hüzünlü havayı dağıtmak için konuşmaya başladı. "Deniz, aslında şu Kerem'le evlenmeni isterdim biliyor musun?" Dedi ciddi görünmeye çalışarak. Deniz inanılmaz derecede şaşırarak "Nee! Ben yanlışlıkla bibloyu senin kafana falan mı attım? Ne dediğinin farkında mısın? " dedi. Deniz inanamaz gözlerle bakıyordu. Başak'ın söylediği, Jetgillerin evinde bir dinozorun yaşaması kadar olanaksızdı. "Farkındayım. Öyle olsaydı Amerika'ya gitmezdin. Hep burada kalırdın." "Yani sırf burada kalmam için benim, o Kerem hödüğüyle evlenmeme göz yumacaktın. Öyle mi? Allah aşkına Başak böyle bir hataya düşecek kadar aptallaşırsam lütfen beni tımarhaneye yatır! İnan bana daha sağlıklı!" Başak kahkahalarla gülerken Deniz, salonunun bir köşesinden diğer köşesine gidip geliyordu. " Sana biraz bakış açısı gerekli tatlım. Şimdi adam en gözde bekarlardan. Ayrıca yakışıklı ve kendi şirketleri olması bir yana işin de başarılı. Böyle bakınca o kadar kötü durmadı değil mi?" "Zorba, ukala ve narsist manyağın teki ayrıca. Sen bunları nereden biliyorsun? Akşam geldiğinde tanımadığım biri demiştin bana." "Evet tanımıyordum. Daha önceden adını ve hakkında bir kaç bilgiyi duymuşluğum vardı. Ve ben ufak bir ınternet araştırması yaptım." "Adını nereden biliyordun?" "Seni omuzuna aldığın da söylemişti. Sen duymadın mı?" "Hayır." "Duymaman normal. Sen yakışıklı prensin omuzunda hayallere dalarken söylemiş olmalı." "Üff saçmalama ne hayali? Ben o sırada kurtulmanın derdindeydim." "Kesinlikle" Başak'ın gülmesiyle gözlerini devirmişti. Biliyordu ki arkadaşı gülsün diye yapıyordu. Ama hiç işe yaramıyordu. Başak, daha Deniz'le uğraşırdı. Ama ikisi de yorulmuştu. Hem yarın işine dinlenmiş bir şekilde gitmesinin büyük önemi vardı. "Hadi artık yatalım. Kimse karşısında zombi bir doktor görmek istemez." "Haklısın iyi geceler." "İyi geceler." İkisi de odalarına çekildikten sonra, biri kendini uykunun derinlerine bırakırken, diğeri dikenli bir yatakta yatıyormuşcasına dönüp duruyordu. ******************************** Deniz, yeşil gözlerini yeni günün ışıklarına alıştırarak açmaya çalışırken duvarda ki saate baktı. Saat henüz sekizdi. O kadar geç yatmasına rağmen erken kalkması Deniz için şaşılacak bir durumdu. Yatağın üzerinde oturur hale geldikten sonra eliyle saçlarını düzeltiyordu ki yatağın yanında ki komidinin üzerinde ki notu gördü. " Bir hastam rahatsızlanmış. Erken çıkmak zorunda kaldım. Evin tadını çıkar. Başak" Aslında Başak çıkalı bir saat kadar olmuştu. Fazla sayılmazdı. Ama Deniz erken uyanmıştı. İlk önce lavaboya gitmiş daha sonra mutfağa geçip kahvesinin hazır olmasını beklemişti. Her zamankinden daha büyük bir kupaya kahvesini koyduktan sonra sırtını tezgaha yaslamış bir yudum alacakken masanın üzerinde hazırlanmış kahvaltı olduğunu gördü. Ama aynı anda soru işaretleri dönmeye başladı. Başak erken çıkmak zorunda olduğunu yazmıştı. Planlı bir kalkış olmadığı için kahvaltı hazırlamaya vakti olmaması gerekiyordu. Öyleyse bu masayı kim hazırlamıştı? "Bu kadar erken kal-" Diye bir sürü soru aklında dolanırken aniden duyduğu erkek sesi ile elindeki kocaman kupa Deniz'in çığlığına eşlik ederek yere düştü. Ve parçalara ayrıldı. Kerem, kulaklarına dolan tiz sesin verdiği acıyı yüzüne yansıtırken bir an dikkatini çeken şeyle Deniz'in yanına fırlamış ve kucağına almıştı. Çıplak ayaklarına sıçrayan kahvenin getirisi olan yanma hissi ile çığlığı daha küçük ama acılı olmuştu. Birden havalanmasını şu an problem edemeyecek olan Deniz kendisine sorulan soru ile ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. "Banyo nerede?" "Koridorun solunda." Saniyeler sonra banyoya girdiklerinde Deniz'i küvetin kenarına oturttuktan sonra soğuk suyu açıp, yandığı beyaz teninin kızardığından belli olan ayak bileğini suyun altına tutuyordu. Dengede durabilmek için Kerem'in bir omuzuna tutunmuştu. Akan suyun altında acının git gide azaldığını hissediyordu. "Ayağını suyun altında tutmaya devam et. Küvetin kenarına tutunabilir misin?" Deniz, Kerem'in yüzüne bakmadan başını aşağı yukarı sallayarak onayladı. Kerem Deniz'in düşmeyeceğinden emin olunca ayağa kalkarak, kapının yanında ki dolabın içini yanık kremi bulmak ümidiyle karıştırmaya başladı. Krem tüplerinin üzerini okurken nihayet işine yarayacak olanı buldu. "Çok acıyor mu? Hastaneye gidelim mi?" "Gerek yok. Çok acımıyor. Biraz daha suya tutsam geçer." Bir süre daha ayağını suda beklettikten sonra suyu kapatmak için eğilecekken ne yapmaya çalıştığını anlayan Kerem ondan önce davranıp suyu kapattı. Elinde krem olduğu halde ıslak ayaklarla yere basmasını istemediği Deniz'i tekrar kucağına aldı. Salondaki koltuğun üzerine bıraktığı kızın karşısına geçerek ayağına kremi sürmeye başladı. "Kendim yapabilirim." Kremi elinden almaya çalışmıştı. Fakat pek başarılı olamamıştı. Kerem, şu ana kadar çoktan sözlü saldırı yapacağını düşündüğü Deniz'in sesinin çıkmadığını fark etti. Canı çok yanmış olmalı diye geçirdi içinden. Başını kaldırıp Deniz'e baktı. "Özür dilerim." Samimiyetle söylenen sözler gözlerinden okunuyordu. " 'Önemli değil' demek isterdim ama değil. Önemli." "Korkacağın aklıma gelmemişti. Tekrar özür dilerim. İstersen doktora gidebiliriz." "Sorunun canımın yanması olduğunu mu düşünüyorsun? Sorun bu değil. Sorun senin bu eve hırsız gibi girmen bu haneye tecavüze girer." "Aslında ev sahibinin haberi varsa girmez." "Bu ne demek? Başak seni eve almaz ki." "Demek ki alabiliyormuş." "Beni kandırmaya çalışma,inanmıyorum." "Kendisine sorabilirsin. " "Sormayacağım çünkü blöf yapıyorsun.!" "Sen bilirsin. Acıkmadın mı?" "Acıktım." "Neden bekliyoruz o zaman kahvaltıya geçelim." Kendisine elini uzatmış ayakta ki adama başını kaldırarak baktı. Biraz daha böyle bakmaya devam ederse, boynunun tutulması ihtimaller arasında birinciliğe koşuyordu. Ayağa kalkıp yüz yüze gelecek şekilde Kerem'e baktı. Kerem ise Deniz'in gözlerinde yanıp sönen danger işaretinden alışkanlık haline gelmekte olan kavganın başlayacağını anladı. İkisi de kılıç kuşanmış, kalkanları devreye çoktan sokmuşlardı. Deniz saldıracak Kerem geri püskürtecekti. "Sen! Hemen bu evden çekip gidiyorsun ve ben tek başıma kahvaltı ediyorum." "Deniz kahvaltıyı hazırlayan kişiyi, kahvaltı etmeden gönderemezsin." "Kerem Hazar sana bir şey söyleyeyim mi? Benim hayatım, benim kurallarım. Ve sen ikisinde de yoksun.!!" Kerem bir heves Deniz'e cevap verecekken kapının çalınmasıyla sekteye uğradı. Deniz kapıyı açınca arkadaşını gördüğüne şaşırmıştı. "Başak bir şey mi oldu? Neden geldin?" "Başka bir meslektaşımın yerine bir üniversite de konferansa gitmem gerekli. Hazırlanmak için geldim." "Aslında geldiğin iyi oldu." Konuşmasıyla iki arkadaş da Kerem'e dönmüşlerdi. "Hadi Deniz sor." Bu adamın kendinden emin tavrı, duymak istemeyeceği şeylerin kapısını aralamıştı. Ama doğruysa arkadaşının kendinden kurtulması bir hayli zor olacaktı. "Başak bay Hazar'ı eve sen mi aldın?" "Deniz'in bakışları altında Başak'ın hali ilk defa kalabalığa karışmış Edward Scissorhands kadar masumdu. Tabi Deniz için etkileyici olmaması dışında. "Canım şimdi benim acil çıkmam lazım. Bunu ben hazırlanırken konuşsak." "Önden buyur." Başak önde Deniz arkada odaya giderlerken Kerem, Başak için endişelenmeli miydi bilmiyordu. "Lütfen bana hayati tehlike altında böyle bir şey yaptığını söyle ki seni öldürmeyeyim Başak!!" "Aslında hayati tehlike kısmı doğru. Çünkü kurtarmam gereken bir hasta vardı ve arabam servisteydi. Aşağı indiğimde arabasına yaslanmış bekliyordu ve beni hastaneye o götürdü. Telaşımı fırsat bilip benden evin anahtarlarını verme sözünü almış olabilir ve bende anahtarları vermiş bulunabilirim." Bir yandan üzerini değiştirip bir yandan arkadaşına cevap veriyordu. "Başak tanımadığın birisine ben evde uyurken nasıl anahtarları verirsin..!! Ya bana bir şey yapsaydı?" "Deniz biliyorum normalde böyle şeyler yapmadığımı da sen biliyorsun. Ama mecburdum. Hem gayet iyi görünüy-" Derken baştan aşağı süzdüğü arkadaşının ayağının kremli olduğunu gördü. Telaşla Deniz'i yatağın üzerine oturtup ayağına baktı. "Ne oldu?" "Kahve döküldü." Sadece yüzeysel olduğunu ciddi olmadığını görünce rahatladı. "Sadece kızarmış muhtemelen şişmez bile ama sen yine kremi sürmeye devam et." Başak'ın sesi soğuk değildi. Mesleği gereği ültimatom verir gibiydi. Sonunda hazırlanıp evden çıkacak duruma geldiğinde Deniz'in yanına oturup arkadaşının yüzüne baktı. "Deniz özür dilerim. Gerçekten mecbur kalmasam asla böyle bir şey yapmazdım." "Tamam ama bana bu mecburiyetin sebebini açıklaman gerek." "Peki, fırsatını bulur bulmaz. Ayrıca dün akşam Kerem için söylediklerimi geri alıyorum." "Hangilerini?" "Şu yakışıklı, başarılı vs. o dediklerimi. Adam gerçekten sinir bozucu." Arkadaşının yüz ifadesi Deniz'i güldürmeye yetmişti. Ama evden göndermesi gereken bir Hazar varken yüzünün düşmesi zor olmadı. Başak'la birlikte salona geldiklerinde, Kerem'i otururken gördüler. Başak, Deniz'e sarılıp akşama döneceğini söylemişti. Kapıdan çıkarken arkasını dönüp Kerem ve Deniz'e baktı. İçinden umarım birbirlerini öldürmezler diye dua edip kapıyı kapattı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE