Sıkı sıkıya kapatığı gözleri uyumak için direnmeye çalışsa da zihninde yer eden düşünceler buna izin vermiyordu. Sadece ay ışığının aydınlattığı odasında, yatağın içerisinde dizlerini karnına çekmiş, aklında yattığından beri var olan savaşın sesini, dinlememeye çalışıyordu.
Karmakarışık geçen bir gündü. Gecesi de, huzur vermiyordu. Bu savaş babasının,Rıfat beyin, Kerem'in ve en son konuştuğu kuzeninin söyledikleri ile vicdanı arasındaydı. Ve yeri zihniydi.
Şu Rıfat bey ve oğlunun kendisi için önemi olmasa da, Ege'den öğrendiği kadarıyla babasının son çıkış kapısı bu adamdı. Cüneyt abisi de Tekin abisi de ellerinden gelen yardımı yapmışlardı. Fakat bu yardım, sadece düşüşü yavaşlatmış, yere çakılmamak için bir çare olmamıştı.
Bankalardaki kredi hakları tükenmişti. Farklı şehirlerde bulunan gayrımenkulleri ipotek altındaydı. Durum tam bir çıkmazdı.
Şimdi babası için tek çıkış kapısı Rıfat Hazar gibi dursa da, Rıfat beyin bugün yaptığı o tehdit ile kapının anahtarı kendisine geçmiş oluyordu.
Deniz, o tehdide kulak asacak değildi. Sırf bu yüzden o kontrol manyağı adamın, kendini beğenmiş oğlu ile evlenmezdi. Aklının ucundan bile geçirmemişti.
Babasının " Deniz'den böyle bir şey istemem" cümlesi aklına geldi. Garip bir şekilde bundan memnun olmuştu. Çünkü babası hayatı hakkında karar veremezdi. O hakkını, bile isteye kaybetmişti.
Böyle düşünmesine ve bundan emin olmasına rağmen, neden vicdanını susturamıyordu. Bu sesi bastırmak için babasının neden çekip gittiğini ve kızını hiç düşünmediğini, arayıp sormadığı gerçeğini kendi kendine tekrarlıyordu. Hatırlatıyordu. Sanki unutmuş gibi.
Ama her cümlenin bitiminde aynı sesi duyuyordu. "O senin baban. Ve çok pişman." Deniz öylesine bu düşüncelerle boğuşuyordu ki aklında ki bu karmaşa sadece zihninde kalmayıp, görünüşte de var olduğunu kanıtlıyordu.
Yastığının iki kenarını kulaklarına bastırıyordu. Bugün bu dört adam kendisini çok bulandırmıştı. Öyle ki, her biri adeta bir hologram gibi odasında duruyor, kendisiyle yaptığı konuşmaları tekrarlıyordu.
Yatağında bir sağa sola döndükten sonra bugün uyuyamayacağını anlayıp kalkmıştı. Askılı ve şortlu geceliğinin üzerine kısa sabahlığını geçirmiş balkona yönelmişti. Çok büyük olmayan balkonun demirine kollarını dayamış, başını kaldırarak gökyüzünü izlemeye koyulmuştu.
Yıldızların bazıları bulutların arasına gizlenmiş,bazıları ise ateş böceği misali parlıyordu. Ay ışığının bulutlara yaptığı yansımalar, gecenin mavisini olabilecek en metal tonda gözler önüne seriyordu.
İlk başta hissetmediği soğuğu, esen bir rüzgar iliklerine kadar titretince hissetmişti. Yine de içeriye girmemişti. Şu an yaşadığı fiziksel durum ile aklı, bedenini düşünmeye başlayacaktı. Ve içeriye girdiğinde odasında, o dört adam olmayacaktı.
Çıplak bacaklarına dolanan rüzgar ile daha çok titremeye başlamıştı. Kollarıyla üst bedenini biraz olsun ısıtabiliyordu. Biraz daha kalırsa hasta olmak kaçınılmaz olacaktı. Bu istediği son şeydi. Kapıyı açıp içeriye girdiğinde bacaklarına minik buzdan iğneler batıyordu.
Bedeni odanın ısısına alışmıştı. Ama içi hala buz tutuyordu. Sıcak bir şeyler içmek için mutfağa indi. Bitki çayları midesini bulandırdığı için hiç sevmezdi. Sevdiği meyve çaylarından bir umut bulabilme ihtimaliyle dolapları karıştırmaya başladı. Fakat bulamamıştı.
Yıllardır muhtelif saatlerde içmeye alışık olduğu kahveyi yapma kararı aldı. Ve kendisini kahve makinesinin başında buldu.
Filtreye koyduğu kahveden sonra beklemeye başladı.Bir süre sonra hazır olan kahvesini fincana koyarken kısık sesli bir selam duydu.
"Sana da. Sende mi uyuyamadın?"
"Hayır. Su içmeye geldim."Eda'nın çok yorulmuş olduğunu konuşması bitince kapanan gözlerinden anlamıştı. Kuzeni farkında değildi ama ayakta uyuyordu. Gerçekten ayakta uyuyordu.
Korkmaması için onu çok yumuşak hareketlerle tezgahın yanında bulunan yüksek sandalyeye oturttu. Dolaptan bir bardak alarak su ile doldurdu.
"Eda " Koluna dokunarak gözlerini açmasını sağladı. Eda'nın eline verdiği bardağı bırakmadan içirdi. Eda görevi yerine getirdiğini düşünüp sandalyeden kalktı.
"Odana çıkmana yardım edeyim mi?"
"Ben giderim. Teşekkür ederim." Gözlerini açmadan mırıldanıp yürümeye başladı. Deniz arkasından gülümseyerek baktı.
Hazırladığı kahve biraz soğuyunca art arda aldığı bir kaç yudumda bitirdi. Fincanı yıkayıp odasının yolunu tuttu.
Ertesi günün daha güzel olacağını ümit ederek gözlerini kapadı.
***************************************
Ailecek yapılan kahvaltıdan sonra herkes rutin hayatlarına dönerken Deniz, Derya halası ile Ayla halasının yanına gitmişti.
Derya hanım evlenecek olan yeğeni Aslıhan için bir tablo yapmıştı.Aralarında hiç boşluk bulunmayan tepe üzerine kurulu evlerin ardında, sarıya binbir tonuna boyanmış bir gökyüzü, sokaktan bisikletle geçmekte olan küçük bir erkek ve bisikletin önüne oturmuş kız çocuğunun olduğu bir resimdi.
Deniz dahil hiçbiri Aslıhan açıncaya kadar görmemişti. Aslıhan teşekkürlerini teyzesine sarılarak iletmişti.
Deniz ise o an tablodaki küçük kızın yerinde olabilmeyi istemişti. O küçük kız gibi içinden gelerek gülmek, hatta kahkaha atmak.
Ayla halası, Derya halası ile konuşurken Aslı Deniz'e kına gecesinin organizasyonundan, konseptinden ve nice detaydan bahsediyordu.
*************************************************
Deniz
Akşam olduğunda Başak aramış ve geceyi beraber geçirmeye karar vermişlerdi. Deniz arkadaşında kalacağı için yanına bir kaç eşya alıp Başak'ın evine gitmişti.
Beraber dışarıda yemek yedikten sonra eve dönmüşlerdi. Üzerlerine rahat bir şey geçirdikten sonra Başak'ın getirdiği çayları içip aynı zamanda Başak'ın Deniz'in Amerika'ya gidişinden sonra ki okul fotoğraflarını gösteriyordu.
Çalınan zil ile ayaklanan Başak kapıyı açınca tanımadığı biriyle karşılaştı.
"Merhaba!"
Başak karşılık vermeden tanımadığı adama
"Ne için gelmiştiniz?" diye sordu.
"Deniz için gelmiştim."
"Bir dakika"
Arkadaşının adını duyunca yüzünde soru işareti olan bir ifade belirdi.Çünkü Deniz'in burada çok arkadaşı yoktu. Bu kapıda bekleyen adam kendisine tanıdık gelse de, Deniz'den dolayı olmadığını biliyordu. Hızlı adımlarla salona hala resimlere bakmakta olan arkadaşının yanına geldi.
"Deniz, kapıda tanımadığım birisi var. Seni soruyor."
Deniz'in kaşları biraz çatılsa da ayağa kalkarak kapıya gitti. Karşısında Kerem'i bulunca siniri gün yüzüne çıkmaya başladı. Onun konuşmasına izin vermeden tavrını ortaya koydu.
"Yok artık?! Bak babanın saçma düşüncelerine, senin dün gece ki o mağara adamı hallerine bir şey dememiş olabilirim ama bu kadarı fazla! Burada olduğumu nereden biliyorsun? Ya da arkadaşımın adresini?"
Deniz artık öfkesinin sınırında geziyordu.Ne hakla kendisini takip ettiriyordu bu baba-oğul.Kahvaltı salonuna gittiği gün Rıfat beyde eliyle koymuş gibi gelip oturmuştu. Burada olduğunu başka nereden bilebilirdi ki.
"Konuşmamız lazım." Kerem'in gözlerinde sanki pes etmiş bir ifade görüyordu. Gömleğinin üstünden açılmış bir kaç düğme ve eline doladığı kravatı ile pek iyi bir gün geçirmediği ortadaydı.
Ama bu Deniz'e cevap vermemesi için bir sebep değildi.
"Ben konuşulacak bir konu göremiyorum! Şimdi. hemen. buradan gitmezsen polisi arayacağım!"
Sonuna kadar ciddiydi. Madem bu adamlar kendisini kale almıyorlardı. O zaman polislerle uğraşsınlardı.
"Konuştuktan sonra istediğin yeri arayabilirsin."
"Dün akşam noktayı koyduğumuzu hatırlıyorum o yüzden Git! Benim seninle konuşacak bir şeyim yok!"
Deniz'in yükselmeyen fakat bir o kadar keskin ses tonu belki başkasını etkileyebilirdi. Ama Kerem etkilenmeyi bırak sanki Deniz'in bu hareketlerini önemsediği bile söylenemezdi.
"Dün akşam ki gibi seni zorla götürmemi istemiyorsan benimle konuşursun!"
Deniz hızla kapıyı kapatmaya çalıştığı sırada Kerem bir adım atarak içeri girmişti.
"Davet ettiğimi hatırlamıyorum. Çık burdan."
Kerem sinirlenmemeye çalışıyordu ama bu konuda çok başarılı sayılmazdı. Kendisine her seferinde baş kaldıran bu asi ruhu nasıl dizginleyeceğini çok iyi biliyordu. Fakat bir süre uyumlu olmaya çalışacaktı. Zorundaydı.
Deniz'in mini çiçekli şortuna ve üzerine giydiği salaş beyaz t-shirte baktı.
"Üzerine bir şeyler giy bekliyorum."
Bu kadarı fazlaydı. Çok çok fazla. Deniz salona giderek eline telefonunu aldı. Tam numarayı tuşlamış arayacaktı ki elinden telefon çekildi. Aynı hızla baş aşağı sallandı.
Ufak sayılamayacak bir çığlık koparırken Başak olanların hızından dolayı küçük bir şok geçiriyordu.
Kerem Başak'a döndü. Her zaman ki gülümsemesini suratına zor da olsa yerleştirdi. Çünkü o sırada Deniz dengesini bozmak için debeleniyor ve sırtına gücünün yettiği kadar yumruk atıyordu.
"Merhaba Başak, ben Kerem. Kusura bakma böyle ayak üstü tanışmayı bende istemezdim. Şimdi ben şu uslu durmayan arkadaşınla konuşup onu geri getireceğim. Ve sen o zamana kadar polisi ya da herhangi birini aramayacaksın! Anlaştık değil mi?"
Başak'ın herhangi bir cevap vermesine veya harekette bulunmasına fırsat vermeden dış kapıdan çıkıp asansöre bindi.
Başak ne yapacağını bilmeden oturup kaldı. Kimi aramalıydı?
"İndir beni! Sen kimsin ya beni böyle bir eşyaymış gibi oradan oraya taşıyamazsın!"
"Öyle mi? Buradan bakınca tam da dediğin görünüyorsun."
Deniz mümkün olduğu kadar bedenini doğrultup, asansörün iki yanını kaplayan aynaya bakınca kendisinden bir hayli güçlü olan bu adama direnmesinin bir anlamı olmayacağını anlamıştı.
Ama bu her yolu denemeyeceği demek değildi.
"Tamam. İndir beni bir an önce konuşacaksan konuşalım ve git!"
Tam o sırada duran asansör ile Kerem dışarı çıkıp omzunda ki kızı yere indirdi. Beraber binadan çıkarlarken Deniz ayağında bulunan pofuduk çoraplara baktı. Ne kadar zor olabilirdi ki. Sitenin güvenliğine kadar tabana kuvvet dese gerisi kolaydı.
Aniden verdiği kararla koşmaya başladı. Koşarken zaten serin olan gecenin soğukluğunu daha fazla hissetti. Yine de hızla koşuyordu.
Kerem'in belinden çekip onu, tekrar omzuna atınca kaçış macerası son buldu.
"Bırak beni seni pis zorba! Kendini beğenmiş, ukala maymun.! Narsist many- "
Deniz daha sıralayacaktı ki kendini birden metalik gri jaguar xf'nin ön koltuğunda buldu. Ne olduğunu anlamadan Kerem emniyet kemerini bağladı ve kapıyı kapattığı gibi kilitledi.
Arabanın diğer tarafına dolanıp sürücü koltuğuna yerleşti. Aslında niyeti arabada konuşmaktı. Fakat Deniz kaçma girişiminde bulununca daha sakin bir yere gitmeye karar verdi.
Yaklaşık 45 dakika boyu süren yolculuğun ardından dublex bir evin sokağında durmuşlardı.
"Geldik inebilirsin. "
Kerem Deniz'in yüzüne bakınca tepki vermeden kemerini çözdüğünü gördü. Arabadan çıkıp Deniz'in yanına geldi. Kolundan tutarak ışıkları yanmayan eve doğru adım attılar.
Cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açıp içeriye girdiler. Deniz kirlenen çoraplarından rahatsız olup onları çıkardı. Işıklar yanınca deve tüyü renginin en açık tonlarında bir salon ve aynı rengin koyusundan mobilyalar ve renk getirsin diye turkuaz halı ve yastıklarla karşılaştı.
Evin kime ait olduğunu bilmiyordu. Ama kendisini zoraki olarak buraya getiren adamın olmayacağı kadar sıcak duruyordu.
Kerem ayakta olan ve salonu inceleyen Deniz'i görünce aydınlatması gerektiğini düşündü.
"Bir arkadaşımın evi ama kendisi şu an burada değil. İstediğin bir yere otur."
Kerem her zaman ki Kerem olup normal davrandığını düşünebilirdi. Fakat Deniz bu adamın kendisine her şeyi dikte etmesinden nefret ediyordu. Narsist manyak.
Mutfağa girip kendisine bir içki alırken Deniz için bir bardak su doldurdu. Deniz'in önünde ki yuvarlak sehpaya bıraktı.
Karşısında bulunan üçlü koltuğa kendini bıraktı.
"Öncelikle dün akşam sana söylediklerimi unut."
Deniz hangisini dercesine bakınca devam etti.
"Seninle evlenmek istemediğim ile ilgili olanları.
Deniz Kerem'in yüzüne bir aslanın ceylan tarafından parçalandığını görür gibi baktı. Çünkü dün akşam kendisiyle evlenmek istemediğini söyleyen adam şimdi karşısına geçmiş bu evliliği istiyorum diyordu. Dolaylı yoldan.
İki seçenek vardı;
1- Bu adam hayatı ile ilgili kararları sürekli değiştirecek kadar dengesizdi!
2- Kesinlikle kafasına ağır bir darbe almıştı.
Nedense şöyle bir düşününce birinci seçenek ağır basıyordu. Ve Deniz bu adamla buraya gelerek en az kendisinin de bu adam kadar dengesiz olabileceğini düşünmeye başlamıştı.
"Seninle bir anlaşma yapalım. Anla-"
Kerem devam edecekti de Deniz'in afallamış suratını görünce en başından başlamaya karar verdi.
"Aklının karıştığının farkındayım. Bu yüzden her şeyi baştan anlatıyorum. Babamla zaten tanışmışsın. Söylememe bile gerek yok ne kadar kuralcı ve dediğim dedik biri olduğunu anlamışsındır.İnan bana evlilik yakınımdan bile geçmez. Ama babam, uzun zamandır beni evlendirmenin peşinde. Bu zamana kadar kendince uygun birisini bulamadığı için olmadı.Şimdi ise seninle evlenmem için bana, hangi konularda baskı yaptığını tahmin bile edemezsin. "
Son kurduğu cümlesiyle emin oldu ki ağır bir darbe almıştı. Fakat bu darbe babası tarafından gelmişti.
Kerem gerçekten çaresiz görünüyordu. Sözcükler,cümleler ağzından çıkıyordu da; içini sıkmadan da geçmiyordu.Önünde duran içkisini sert bir hareketle dikti. Başını kaldırıp Deniz'in yüzüne baktı.
"O yüzden senden benimle evlenmeni istiyorum. Fakat bu düşündüğün gibi gerçek bir evlilik olmayacak."
Deniz , yaklaşık on saniyelik bir zaman dilimi kadar öylece Kerem'e baktı.
"Sen kafayı sıyırmışsın." Ne yapacağını bilmez gibi ellerini saçlarından geçirdi. Bu hareketi genellikle streslendiğinde yapardı.
Bundan başka bir cümle kurmamıştı. Daha doğrusu kuramamıştı.
"Kulağa ne kadar saçma geldiğinin farkındayım. Başka bir yolu olsaydı emin ol denerdim. Ama yok. Bak; ikimizde istediğimizi almış olacağız. Babanın işleri yoluna girecek ve seninle boşandıktan sonra babam, beni kimseyle evlendirmeye kalkmayacak."
"Babamın işleri kimin umurunda ki? Dedi ellerini iki yana açarak." Ayrıca madem evlenip boşandıktan sonra seni rahat bırakacak bunun için başkasını bulabilirsin! As-"
"Eğer babam her önüne geleni kabul edecek olsaydı inan bana bu baskıdan kurtulmak için hemen yapardım. Anlamıyor musun?! Evlendiğim kişinin sen olması konusunda baskı yapıyor."
Özellikle son bir yıldır Rıfat beyin bu konu da ekstra çabaya girdiği doğruydu. Kerem'in rahat olması ise bugünlere kadardı. Babası hiç kimse için bu kadar ısrarcı olmamıştı.Elinde Deniz'i kötü gösterecek, herhangi bir şey de yoktu. Çünkü babası ondan önce davranmış Deniz hakkında her şeyi öğrenmişti.
Deniz daha ne kadar şaşırabilirdi bilmiyordu. Bundan daha kötü olamaz dediği her an başka bir şey çıkıyordu.Birazdan evin her hangi bir köşesinden Rıfat beyin " I wanna play a game." dediğini duysa şaşırmayacak kadar psikopat olduğu hakkında endişeleri doğmaya başlamıştı.
"Babanın neden ben olmam konusunda ısrar ettiğini sormak bile istemiyorum. Bir cevap istiyorsan da-"
Kerem o kadar çok anlaşılmaya ihtiyaç duyuyordu ki sürekli Deniz'in sözünü kesiyordu.
"Senin ailemize uygun olduğunu düşünüyor. Tabi bunun yanında yıllardır Türkiye'den uzakta bir hayat yaşadığın için çarpık ilişkiler veya buna benzer olaylarla hiç gündeme gelmediğin için de. Ve kendine göre benim de bilmediğim, daha birçok sebep."
Deniz umursamazca "Bunların hiçbiri beni ilgilendirmiyor." dedi.
"Peki ya babanın şirketi? O da mı umurunda değil? Son bir şansı var ve oda biziz. Gereken desteği alamazsa bankalar her şeyinize el koyacak! Sonrası ne biliyor musun? Kocaman bir sıfır!"
Kerem sakin halinden ödün vermeyip iplerin kendisinin elinde olduğunu anlatmak istedi. Tabi bu asi kız için ne kadar etkili olacağını bilmiyordu.Babası bugün kazanılması gereken bir dava gibi, önüne bir dosya koyup Deniz'i evliliğe ikna etmesi gerektiğini, kendi hayırı kabul etmez üslubuyla Kerem'e anlatmıştı.
Deniz'le ilgili bir kaç genel bilgiye baktığında ailesiyle arasının iyi olmadığını öğrenmişti. Bunu bildiği halde biraz duygusal baskı işe yarayabilirdi. Belki.
"Yıllarca başarının peşinden koşmuş biri olarak baban sence bu duruma ne kadar dayanır?"
Deniz, buraya babası hastalandığı ve çok zor bir ameliyat geçirdiği için gelmişti. O hastane süreci boyunca hayatta kalmak için mücadele ettiğini bütün doktorlar söylemişti.
Babasının zorluklar karşısında pes etmeyen karakterini de çok önce tanımıştı. Kısacası bunlar, Deniz'e sökmezdi.
Deniz oturmaktan uyuşan bedenini kaldırarak duvar boyu büyüklüğü olan camekanın önüne gelmişti. Sokak lambalarının ışıklarından ince ince yağdığı belli olan yağmura bakarak konuşmuştu.
"Bütün bunlardan, hayatımdan haberdar olman çok güzel.!" Kerem alayla başlayan bu konuşmanın sonunun pek iyiye gitmeyeceğini sezdi.
Gözlerini camdan ayırıp kendisini izleyen adama döndü.Sesinin yüksek çıkmasına engel olamadı. Fakat umurunda olmadığı da bir gerçekti.
"Sana bilmediğin bir şey söyleyeyim mi Kerem Hazar? Benim babam altı yıl önce benim için zaten öldü!"
Gözlerinin dolmaması için çok fazla mücadele ediyordu.
"Baban da! Sende! Beni artık bununla tehdit etmekten vazgeçin! Çünkü işe yaramıyor! Ve peşimi de bırak ne olursa olsun seninle evlenmeyeceğim! Duydun mu?"
Kerem yerinden kalkıp mutfakta ki içkilerin olduğu dolaptan bardağına fazlaca içki doldurdu. Hepsini bir dikişte içti. Sandığından daha fazla uğraşacaktı bu kızla.
Belki de yarın babasına elinden geleni yaptığını ama işe yaramadığını söylerse, şu kendisini evlendirme işinden vazgeçerdi.
Kimi kandırıyordu ki babası asla vazgeçmezdi.
Salona geri döndüğünde Deniz'i otururken buldu. Deniz ayağa kalkarak Kerem'in karşısına geçti.
"Telefonunu ver."
"Ne yapacaksın?"
"Başak'ı arayacağım. Merak etmiştir."
"Bana mağara adamı diyorsun ama kendinde kibarlıktan yoksunsun!"
"Başka türlüsünü anlasaydın inan bana daha farklısını duyardın."
Kerem cebinden çıkarıp telefonunu kıza uzattı.Deniz telefonu alarak mutfak olduğunu düşündüğü yere yöneldi.
Başak'a kendisinin iyi olduğunu birazdan geleceğini söyleyerek panik olan arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı.
Salona geri dönüp biraz önce, kendisinin izlediği yerden dışarıyı izleyen adama seslendi.
"Cevabını aldığına göre ben gidiyorum."
Ne kadar üzerinde para olmasa ve bu kılıkta, bu havada, nasıl taksi bulacağını bilmese de bu, kendini beğenmiş adama muhtaç olmadığını göstermeye çalışıyordu.
Kerem bakışlarını camdan çekip Deniz'e yöneltti. Ellerini ceplerinden çıkarıp ağır adımlarla Deniz'in önünde durdu. Hafif başını eğerek kısık ama tehlikeli bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Hayır kelimesinin Hazarlar için bir cevap olmadığını bilmeni isterim.Sen evet deyinceye kadar her an, her yerde, beni karşında göreceğine emin olabilirsin."
Deniz kollarını önünde kavuşturup aynı meydan okuyan tavırla cevap verdi.
"O zaman siz Hazarların o anlamayan koca beynine hayırı büyük bir zevkle kazıyacağımı bilmende fayda var."
Kapıya doğru yönelmişken Kerem'in sesini duydu.
"Bekle, seni ben bırakacağım." Bu kızı, bu saatte ve bu kılıkta tek başına dışarı çıkaracak kadar geniş değildi. Hem de zorla getirmişken.
Işıkları ve kapıyı kapatıp yürümeye başladığı sırada Deniz'in gelmediğini fark etti. Arkasını dönüp bakınca kollarıyla bedenini saran kızın üşüdüğünü anladı.
Yanına gelip ceketini çıkardı ve omuzlarına geçirdi.Araba çok uzak değildi bu kadarcık ıslanmaktan zatürre olmazdı. Ama Deniz'e bakınca şort ve t-shirtle pek şansının olmayacağının farkındaydı. Birden Deniz'in üzerini incelemesi sinirlenmesine sebep oldu.
"Bu kılıkta dolaşırsan tabi üşürsün. Doğru düzgün bir şeyler giysen böyle olmazdı.!"
Deniz omuzlarına bırakılan ceketi giymişti. Kendisine bir hayli büyük gelen bu ceketin sarkan kollarını beline getirip küçük, kavgacı bir çocuk edasıyla yanıtladı.
"Ahh kusura bakma. Gecenin bir saati bir hödük tarafından zorla getirileceğimi düşünmemiştim. Bir daha ki sefere yanıma böyle durumlar için acil yardım çantası alırım! "
Sona doğru yükselen sesi, gitgide öfkesinden haber veriyordu.
Kerem ise zor tuttuğu kahkahasını, arkasına dönüp geniş bir gülümsemeyle geçiştirmeye çalışıyordu. Garip ama bu hazır cevap hali daha önce hiç bu kadar hoşuna gitmemişti.
"Hadi yürü..."
Deniz çoraplarını almayı unuttuğu çıplak ayaklarına bakarken Kerem tekrar dönüp Deniz'e baktı.
"Arkadaşına gitmek istemiyorsan burada da kalabiliriz."
Yüzünde Kerem' le ilk karşılaşmalarında gördüğü o ukala, manidar gülümseme vardı.
Deniz sabır dilermiş gibi gözlerini kapatıp dişlerini sıktı.
"Görmüyor musun? Ayakkabılarım yok ve yerler ıslak."
Kerem bir adımda yanına gelip bugün bir kaç kez yapmaya alıştığı gibi omzuna aldı.
"Her seferinde beni böyle taşımaktan vazgeç.!"
"Bir ara düşünürüm."
Sessiz geçen yolculukları Başak'ın sitesine gelmeleriyle son bulmuştu. Deniz arabadan çıkmadan önce Kerem' e döndü.
"Telefonunu verir misin?"
"Neden?"
"Başak'ı arayacağım."
"Eve geldik ya!"
"Ayakkıbalarımı isteyeceğim!"
Kerem bir şey söylemeden arabadan çıkıp Deniz'in kapısını açtı. Emniyet kemerini çözüp Deniz'in itirazlarına aldırmadan kucaklayarak kaldırdı.
Deniz düşme korkusuyla kollarını Kerem'in boynuna dolayıp destek aldı.
"Bunları normal hayatında ki kızlara da yapıyor musun?"
"Neyi?" Zile basmışlar ve içeri girip asansörü beklemeye başlamışlardı.
"İstemedikleri halde zorla bir yere sürüklüyor musun? Veya istemedikleri bir şeyi kabul etmeye zorluyor musun?" O sırada asansör gelmiş gelmiş, yukarı çıkmaya başlamışlardı.
Kerem o zamana kadar yüzünü hiç dönmemiş önüne bakmıştı. Cevap vermek için Deniz'e döndüğünde karşılaştığı yeşil gözler bir an donup kalmasına neden olmuştu.
Gözlerin çok güzel olduğunun ve yeşil olduğunun elbette farkındaydı. Ama bu kadar derin oluşu.....
Neyse ki asansör durmuş ve kapı açılmıştı. Başak'ın dairesinin zilini çalıp tekrar Deniz'e dönmüş biraz önce vermediği cevabı verecekti.
"Hayır, sana özel." Noktayı koyunca kapı açılmıştı. Tabi aynı anda Başak'ın gözleri.
Başak'ın gözlerinin açılması uykulu olduğundan falan değildi. Paniktendi.
"Deniz! Bir yerine bir şey mi oldu?"
Deniz konuşacaktı ki Kerem ondan önce davrandı.
"Merak etme bir şeyi yok. Arkadaşın biraz prensescilik oynamak istedi." İçeri girip Deniz'i yere bıraktı. Yüzüne yerleştirdiği gülümsemesiyle "yarın görüşürüz" deyip gitti.
Deniz cevap verememenin hırsıyla dresuarın üzerinde duran küçük kuğu biblosunu, aldığı hızda kapıya çarptı. Başak, bu hareketi beklemediği için bir an irkilse de, yere düşen biblonun kırılmamasına daha da şaşırdı.
Yere eğilip bibloyu eline alırken" bu kadar sağlam olduğunu bilmiyordum" dedi.
Ayakta dikilmekte olan iki arkadaş salona doğru yol alırken. Deniz, şu bir iki gün içerisinde yaşadığı olayları, kargaşaları anlatabileceği arkadaşının yanında olduğundan, bir parça mutluluk duydu.