Deniz kafa dinlemek için gelmişti ancak karşısındaki adam kendisiyle kafa buluyor olmalıydı. Alelade bir konudan söz etmeyen Rıfat beye aşırı tepki göstermiş olabilirdi ancak umurunda değildi.
"Biraz sakin olursan anlatmaya çalışacağım. Önce beni sonuna kadar dinlemelisin." Duruşunu biraz dikleştiren Rıfat, bakışlarıyla asla fikrinin kötü ve yanlış olmadığının vurgusunu yapıyordu. Yine adamın o diktatör havasının esiri olmuştu Deniz. Başını aşağı yukarı sallayarak onayladı.
"Biliyorsun ki iş hayatının başarısı, sadece iş hayatında kalmıyor. Özel yaşantımızda sürekli gözler önünde. Bunun yanında son zamanlarda ne ilişkiler ne evlilikler uzun ömürlü olmuyor. Her zaman başarılı iş için düzenli aile yapısının büyük rol oynadığına inanmışımdır. Ve hala inanıyorum." Biraz ara verip devam etti.
"Benim başarımın tek sebebi vardı. O da ailemdi. Elbette aile hayatı olmadan başarı elde edenler de var. Düşününce çok para kazanıyorsun, büyük işlere imzanı atıyorsun, her yerde başarın tebrik ve takdir görüyor. Ama akşam olup evine geldiğinde, sana sadece , kocaman bir sessizlik kalıyor Deniz."
"Kimin için kazanıyorsun? Ya da kim için kazanmaya devam edeceksin? Aklında bu sorular dönmeye başlar. Benim hiç böyle sorularım olmadı. Çünkü uğruna çabalayacağım ailem vardı. Karım ve çocuklarım. Görüyorsun ki zaman hızlı bir şekilde akıyor. İleride dinlenme zamanım geldiğinde, şirketleri tamamen çocuklarıma devrettiğimde ellerinde uğruna savaşacakları bir aileleri olsun istiyorum."
Deniz'in sadece kaşlarını çatıp dinlediğini gördü. Yüzünden ne düşündüğünü anlayamıyordu. Duruşunu bozmayıp aynı ses tonuyla devam etti.
"Bu yüzden Murat'a senin ve oğlumun evlenmesi fikrini sundum. Ama kabul etmedi. Aslını istersen sana bundan bahsetmeyecektir bile. O yüzden bende seninle konuşmak istedim."
Deniz ilk şoku atlatmıştı. Adamı dinlemeye başladığından beri birden durup şaka yaptım deyip kahkahalarla gülmesini falan bekledi. Fakat beklediği olmadı. Rıfat bey şaka yapmayacak kadar ciddi görünüyordu. Hem adamın böyle şakalar yapmayan bir insan olduğunu anlamak zor değildi. Gören herkes kolaylıkla anlayabilirdi. Ayrıca babası ile yaptığı konuşmaya da kulak misafiri olmuştu. Bıkkınlıkla bir nefes verdi.
"Sizce benimle konuşmanız neyi değiştirir? Kabul edeceğimi düşünmüyorsunuz herhalde. "dedi sesine yerleştirdiği hafif alaylı tınıyla.
Rıfat bey Deniz'in alayını görmezden geldi. Aslında kabul etmeyeceğini biliyordu. Ama kıza " hayır diyeceksin " demiyordu. Çünkü bunu söylemesi Deniz'in olumsuz düşüncelerini pekiştirecekti. Aile problemlerinin olduğunu ve yıllardır bu yüzden gelmediğini biliyordu .Düşüncelerini bölen tekrar kızın tekrar konuşmasıydı.
"Hem kim tanımadığı biriyle evlenir ki? Ya da siz beni ne kadar tanıyorsunuz ki böyle bir teklifte bulunuyorsunuz?" Deniz adama sorular soruyordu. Cevaplar vermiyordu. Cevap verilmeyecek kadar saçma ya da gereksiz olduğunu anlasın diye.
Ama son söylediği cümleler Rıfat bey için açık bir kapı bırakmıştı. Fikrini kabul ettirmek için ikna yolunda kullanabileceği bir şeyleri işitince gülümsedi.
Deniz ise söylediklerinde mantıksız bir şey mi var ki gülüyor diye düşündü.
"Siz yeni jenerasyon bazen anlaşılmaz oluyorsunuz. Söylesene Deniz, üç dört yıl beraber yaşıyorsunuz veya aşık oldum deyip hemen evleniyorsunuz aradan üç ay geçmeden ayrılıyorsunuz. Ve ben böyle bir şey söyleyince sizlere mantıksız geliyor. Sence hangisi daha mantıklı?"
Deniz aynı gülümseyen ifadeyle baktı. Ama gözleri, aksini ispatlarcasına öfkeden parçalar saçıyordu.
"Bahsettiğiniz gibi emin olmadığım bir ilişki içerisine hiç girmedim. Ve teklif ettiğiniz gibi bir ilişki içerisine de girmeyi düşünmüyorum." Havanın soğumaya başladığı hafif esen rüzgarla belirgin bir hal almıştı. Rıfat bey önünde çok azı kalmış kahveye baktı. Şu an içmek hiç cazip gelmemişti. Deniz her kurduğu cümleyle istediği şeyi imkansızlaştırıyordu. Gözlerini kahve fincanından çekmeden devam etti.
"Biliyorum."
"Neyi?"
"Dediğin gibi ilişkiler içerisinde olmadığını. Uzun zamandır, yalnız olduğunu." Rıfat bey bu cümleyi kurduktan sonra bakışlarını tekrar Deniz'e çevirdi. Deniz o an kendini tutmak için dişlerini birbirine bastırdı.
"Biliyor musun? Seninle ilk tanıştığımda çevremizde bulunan hemcinslerinden farklı olduğunu anlamıştım. Bu yüzden senden böyle bir şey istedim. Bir başkasından değil." Deniz karşısında ki adamın kendisiyle aynı yaşlarda olmasını diledi. Çünkü o zaman yüzüne karşı istediği kadar küfür edebilirdi. Bunu sadece içinden yapmakla yetindi. Küçüklüğünden beri kendisine öğretilen saygı kurallarını neden delemediğini kendisi de bilmiyordu. Öğrendiği bu kural tabi ki yaşıtlarını da kapsıyordu fakat Deniz buna uymayı çok önce bırakmıştı.
Şimdi karşısındaki babası yaşında adamın bu kadar kibar ve çok olağanmış gibi konuşması sinirlerini arttırmıştı. Ne kadar saygısızlık yapmamak adına kötü kelimeler kullanmasa da tepkisini belli edecek şekilde konuşacaktı.
Deniz iğneleyici bir tavırla "Ne yazık ki sözlerinizin beni onore ettiğini söyleyemiyorum. Ayrıca hayatımı araştırmanız çok rahatsız edici. Bu kontrolcü ruh haliniz için bir doktora görünseniz iyi olur."
Çok bile dinlemişti karşısındaki adamı. Deniz çantasını alarak ayağa kalktı. Rıfat beye yaptıkları konuşmalardan sonra bir şey söylemeden baktı ve arkasını döndü. Adımını atarken işittikleri durmasına sebep oldu.
"Babanın yakında iflas edeceğini biliyor musun? Bizden başka seçeneğinin kalmadığını." Rıfat bey kendisinin oynayabileceği son kozu oynuyordu.
Deniz bir süre düşündükten sonra bedenini hafif yana çevirip bakışlarını adama çevirdi. İlgisiz bir sesle cevap verdi.
"Umurumda değil." Hızlı ve sert adımlarla bahçeden çıktı ve arabaya bindi. Hesabı düşünemeyecek hale gelmişti. Onu da sevgili Rıfat bey ödesindi.
Rıfat bey elbette kabul etmeyeceğini tahmin etmişti. İkna kabiliyetini kullanabildiği yere kadar kullanmıştı. Ve Deniz'in düşüncelerine biraz daha yaklaşmıştı. Tek bir hayırla vazgeçecek bir adam olmamıştı. Öyle olsaydı, Murat'ın dikkate alarak Deniz'le bu konuşmayı yapmazdı.
************************************
Deniz kimseye görünmeden yukarıya çıkıp kendisini odasına attı. Çantasını iki kişilik olan koltuğa bırakıp ceketini çıkardı. Deniz Rıfat beyin konuşmasının tümünden rahatsız olmuştu. Ama hayatı hakkında söyledikleri ve babasının işi ile yaptığı tehdit, öfkeden delirmesine sebep olmuştu.
Kaza yapmamak için arabada kendini tutmuştu. Şimdi ise odanın içinde bir ileri bir geri tur atıyordu. Bir şekilde kendisini yemeğe kadar sakinleştirmeliydi. Sonuçta Rıfat beyi bir daha görmeyecekti. Düğünden sonra hemen gidecekti. Tek başına, sakin, mutlu, huzurlu hayatına geri dönecekti.
Telefonunun sesini duyunca koltuğa yöneldi ve çantasından telefonunu çıkardı. Ege'nin aradığını görünce derin bir nefes alıp açtı.
Ege, Deniz'in gün boyu boşluktan sıkıldığını düşünerek kulüpte vakit geçirmeyi teklif etmişti. Deniz tamam deyip kapatmıştı. Rıfat beyin olumsuz etkilerini atmak için güzel fırsattı.
Akşam yemeğini halası ve kuzeni Eda ile beraber yediler. Yemekten sonra Eda çalışmak için odasına çıktı. Deniz de Ege'nin bir arkadaşının yerinde olduğunu, onun yanına gideceğini söyledikten sonra hazırlanmak odaya geçti.
Dalgalı olan saçlarını tamamen düzleştirdi. Abartıdan uzak neredeyse yok denecek bir makyaj yaptı. Pudra pembe mini elbisesini üzerine giydi. Dönerken havanın soğuk olacağını düşünerek deri ceketini almıştı. Eline aldığı minik çantasının içine telefonunu, biraz nakit parayı ve kredi kartlarından birini koydu. Halasına çıktığını haber verdi.
Dönüşü Ege ile yapacağı için taksiyle gidecekti. Evin bahçesinden sokağa geçiş yaptı. Önceden çağırdığı taksi çok beklemesine gerek kalmadan gelince arabaya binip adresi söyledi.
Kulübün önüne geldiklerinde kalabalığın çok yoğun olduğunu gördü. Kimlik kontrolü yapılan yerde sıra uzayıp gitmişti. Taksi şoförüne ücreti ödedikten sonra arabadan indi.
Ege'yi arayıp geldiğini haber vermek için çantasından telefonunu çıkardı. Tuşlara basarken birden kolundan tutulup çekiştirilmeye başlayınca panikledi. "Sende kimsin? N'aptığını zannediyorsun?" Deniz bir yandan söyleniyor bir yandan da zorla yürütülüyordu.
Kendisini tutan kişinin yüzünü göremiyordu. Arkası dönüktü. Tam çığlık atacakken kulübün yan taraftaki boşluğunda olduklarını fark etti. Hafif karanlık ve ürperticiydi.
Adam Deniz'in kolunu çoktan bırakmış ve karşısına geçmişti. Gördüğü yüz şaşırmasına neden oldu çünkü adamın gözleri çok tanıdıktı. Biraz düşününce nereden hatırladığını buldu. Geçenlerde Başak'la geldiğinde terasta kendine yardım eden kişiydi.
"Sen ne yaptığını zannediyorsun?" Diyerek adama kızdı.
Adam sanki tanıdığı birine der gibi "Konuşmamız lazım!" dedi.
"Öyle mi? Söylesene tanımadığım birisiyle ne konuşmam gerek?! Sen ne hakla beni buraya kadar sürüklersin?!" Deniz aşırı derecede öfkelenmişti.
Karşısında ki adamın da gözlerinde aynı şekilde öfke vardı. Aynı zamanda gergin görünüyordu.
Adam cevap vermedi. Deniz şöyle bir düşününce zaten cevaba ihtiyacı yoktu. Hemen gitmeli ve Ege'yi aramalıydı.
Adım atar atmaz adam Deniz'in kolunu tutarak onu durdurdu.
"Şimdi seninle konuşacağız. Ondan sonra gideceksin." Sakince.
Adam aşırı gergindi. Ondan zarar görmeyeceğini anlasa da hoşuna gitmeyen şeyler olacağı kesindi.
Deniz çıkarımlar yaparken adam onun sessizliğini fırsat bilerek derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
"Adım Kerem. Beni tanımıyorsun ama bildiğim kadarıyla babamla tanışmışsın." dedi. Deniz onu anladığına dair hiçbir ifade takınmadı. Kaşlarını biraz çatmış sadece dinliyordu.
"Rıfat Hazar." deyince Kerem'in gerginliği Deniz'e geçmişti. Bugün bu ismi bir daha duymayı istemiyordu.
"Evet." dedi yalnızca babasının yaptığı konuşmayı destekleyecek bir şey duymamayı umarak.
"Bak nasıl oldu bilmiyorum. Fakat babam, seninle evlenmemi istiyor." Deniz bu cümleleri gün içerisinde duyduğu için şaşırmamıştı.
"Ben kesinlikle istemiyorum!" Kerem'in omuzları dik, bakışları çok keskindi.
Deniz gayet rahat bir şekil de cevap verdi. "O zaman bunu bana değil. Babana söyle." Kendisini ilgilendiren bir durum değildi nasılsa. Bu saçma düşünceyi kafasına takan Rıfat beyden başkası değildi. Noktayı koyunca yeniden gitmek için hareketlendi fakat aynı şekilde bertaraf edildi.
Kerem kızın umursamaz tavırlarına sinir olsa da şu meseleyi halletmeden bir şey söylemeyecekti.
"Bunu yapsam da beni dinleyeceğini pek sanmıyorum. O yüzden sen hayır diyeceksin!" Bu adam neden kendisine emir veriyordu. Yapacağından değildi ama bu davranışı can sıkıcıydı.
"Bitti mi?"
"Sen beni onaylayınca bitecek.."
Deniz dış sesine hakim olabiliyordu. Ama aynı şey iç sesi için geçerli değildi. Ukala, kendini beğenmiş, kibir abidesi....
"Ya! Şimdi sen beni dinle. Babanla sen hangi dünya da yaşıyorsunuz bilmiyorum ama için rahat edecekse söyleyeyim. Bugün sevgili baban, benimle konuştu ve bu kaçık düşüncelerinden bahsetti. Bende hiçbir koşulda kabul etmeyeceğimi anlattım sanıyorum. O yüzden önümden çekil ve mümkünse bir daha karşıma çıkma!"
Kerem'le konuşurken sesini fazlasıyla yükseltmiş ve bugün baba-oğulun kendisinde oluşturduğu tüm gerilimi boşaltmıştı.
Kerem ise babasının bu kadar acele davranacağını düşünmemişti. Dün kendisine evleneceğini söylediğinde bu kadar hızlı hareket etmesini beklemiyordu. Ailesine ve oğluna uygun gördüğü gelin adayının adını söylemişti. Ve Kerem'in fikri babası harekete geçmeden, kızla konuşup kesinlikle istemediğini ve evlenmeyeceğini söyleyip vazgeçirmekti.
Babası öyle kesin bir dille evleneceğini söylemişti ki gelin adayının da istediğini düşünmüştü. Ama boş yere endişe ettiğini anladı. Çünkü bu kız kendisini neredeyse boğazlayacak gibi duruyordu.
Başkası kendisine bu şekilde yüksek sesle konuşsa muhtemelen tepkisi daha farklı olurdu. Ama Deniz'in söylediklerinden sonra vücuduna yayılan rahatlama, sadece yüzünde her zaman yer alan gülümsemeyle ortaya çıkmıştı.
"O zaman sorun yok. Sana iyi eğlenceler Deniz Soytürk." Kerem Deniz'e eliyle yolu göstermişti.
Deniz hiçbir şey söylemeden, öldürücü bakışlar atarak arkasını dönüp yürümeye başladı. Kesinlikle uğraşmak istemiyordu. Elindeki telefonu çaldığında arayanın Ege olduğunu gördü ve hemen cevapladı. Kuzeni nerede kaldığını soruyordu. Deniz hem yürüyor hem de konuşuyordu. Korumaların yanına geldiğinde telefonu onlara verip Ege'yle görüştürdü ve hemen içeri girdi.
Tam hatırlayamadığı locanın yerini gözleriyle ararken kuzenini görmesiyle o yöne doğru ilerledi.
Ege ile sarıldıktan sonra kuzeninin orada bulunan arkadaşları ile tanıştı. Olayların üzerine rahatlamak için art arda bir kaç kadeh içtikten sonra Ege'ye sorması gereken sorularının olduğunu hatırlayıp, ağırdan almaya karar verdi.
Loca da herkesin ortak muhabbet içine girmesiyle uygun bir an yakalayamamıştı. Daha uygun bir ana karar verip kendisi de muhabbet içerisine girdi.