HERKESİN BİR EKRANI VAR

1091 Kelimeler
Gözlerini kırptığında ekran kararmıştı. Ama içindeki görüntü hâlâ duruyordu. O an. O bıçak. O adam. Kendisi gibi... ama olmayan bir kadın. Aynı saçlar. Aynı ten. Farklı bir beden dili. Daha... acımasız. Alara banyoya kapandı. Telefonu yere attı. Klozetin kapağına oturdu, dizlerini kendine çekti. Nefesini tuttu. Sadece içindeki sesi dinledi. “Ben yapmadım. Yapmamış olmalıyım.” Ama ya yaptıysa? Ve hatırlamıyorsa? Kapı vuruldu. “Alara?” Baran’ın sesi. “Her şey yolunda mı?” Sesi çok yakındı. Kapının hemen arkasında. “İyiyim,” dedi Alara, boğuk. “Sadece biraz... mide bulantısı.” “Mide değil o,” dedi Baran. “Beyin. Onu tanırım.” Alara bir an tereddüt etti. Bu adam çok fazla şey biliyor gibiydi. Kapı açılmadı ama birkaç saniye sonra başka bir ses geldi. Uzakta, bir cep telefonu çaldı. Baran gitmişti. Ama Alara’nın içindeki şüphe, yerinden kıpırdamadı. O geceyi hatırlamıyordu. Ama birileri hatırlıyordu. Ve onu izliyorlardı. --- Hava soğuktu ama Alara’nın teni terliydi. Üzerine mont almadan çıkmıştı. Ayaklarını nereye bastığını bilmeden yürüyordu. Kafasında sadece bir soru dönüyordu: “Eğer o kadın bense, neden ben hatırlamıyorum?” Telefonunu açmaya korkuyordu. Mesaj hâlâ oradaydı. “Bu sadece birinci bölüm.” Kim böyle bir cümleyi kurar? Yolun karşısında bir bina vardı. Küçük, köhne, neredeyse terk edilmiş gibi. Ama ikinci kattaki odada ışık yanıyordu. Ve o ışıkta birini gördü. Selin. Deri ceketli bir adamla konuşuyordu. Adamın elinde kalın bir dosya vardı. Ve bir ekran... Belli belirsiz bir şey oynuyordu ekranda. Görüntü net değildi ama... Beyaz bir yatak vardı. Ve kan. Çok fazla kan. Alara geriye bir adım attı. Birden arkasında bir gölge belirdi. Sol omzunun hemen arkasında bir nefes hissetti. Kıpırdayamadı. “Senin hafızan sandığın kadar silinmemiş olabilir,” dedi alçak bir ses. Ve sonra bir çatırtı. Omzundaki baskı aniden kayboldu. Arkaya döndüğünde kimse yoktu. Yalnız olmadığını artık emindi. Ama en kötüsü şuydu: Kendi geçmişi bile artık ona ihanet ediyordu. --- Alara anahtarı çevirdiğinde kapı zaten açıktı. Tüm vücut kimyası değişti bir anda. Boğazı kurudu. İçeri adım attığında ışıkların açık olduğunu gördü. Salon... düzenliydi. Ama... Bir şeyler eksikti. Ya da fazlaydı. Masada bir kutu vardı. Kare, siyah, kadifemsi. Yanında bir not: “Hatırladın mı?” Kutuyu açtı. İçinden bir kolye çıktı. Gümüş zincirli, ortasında içi boş bir madalyon. Ama o madalyon... Bir şey uyandırdı içinde. Göğüs kafesinin altına saplanan keskin bir sızı. Bir görüntü, rüya gibi geldi geçti. Bir çığlık. Bir aynanın kırılışı. Ve o kolye... Kanlı bir avuçta. "NE BU AMK!" diye bağırdı istemsizce. Ellerinden fırlattı kolyeyi. Duvara çarpıp yere düştü. O anda arkasından bir ses: “Geldiğinden beri seni koruyorum Alara,” dedi Baran. Salonun kapısındaydı. “Elimden geldiğince uzağında durdum. Ama artık yetmiyor. Birileri seni izliyor. Ama asıl tehlike... Sen kendini hatırladığında başlayacak.” Alara bakakaldı. Söyleyecek bir şey bulamadı. Baran yaklaştı. “Sana bir teklifim var. Geçmişine dönmek istiyorsan... Ben seni oraya götürürüm.” --- Baran’ın “Sana teklifim var” cümlesi odada asılı kaldı. Alara hiçbir şey diyemedi. Dili dönmedi, yutkundu, sadece bakışlarını kaçırdı. “Beni korumaya çalışan herkes neden benden bir şey saklıyor?” dedi sonunda. Sesi buz gibiydi. Baran gözlerini kaçırmadı. “Çünkü... geçmişin sadece senin değil,” dedi. “Seninle birlikte... birçok kişi battı o bataklığa.” Alara, “Ben ne yaptım?” diye sordu fısıltıyla. Baran’ın kaşları çatıldı ama cevap vermedi. O da biliyordu. Ama ona ait olmayan anıları dile dökmeye hakkı olmadığını düşünüyordu. --- O sırada başka bir yerde, Selin yüksek güvenlikli bir binanın asansöründen çıkıyordu. Çantasını koluna taktı, saçlarını düzeltti. Soğuk ve sistematikti. Ama yüzündeki öfke, gözlerinin ucundan sızıyordu. Girdiği odada yalnız bir adam vardı. Ceketi askıya asılmış, kolundaki dövme açığa çıkmıştı: Bir sonsuzluk işareti. Ortasında kan kırmızısı bir göz. “İzliyoruz,” dedi adam. “Yeterince veri toplandı. Bir hafıza daha açılırsa... operasyon başlayacak.” Selin masaya oturdu, gözlerini kısmadan konuştu: “Beni ilgilendiren kısım bu değil. Siz onu alacaksınız. Ben de geçmişimi geri alacağım.” Adam başını salladı. “Geçmişini değil Selin... Onun geçmişindeki yerini. Çünkü sen de onun anılarındaydın.” Selin’in rengi bir an soldu. Ama hemen toparlandı. Kahkaha atar gibi ama soğuk bir sesle sordu: “Peki... onu öldürmeden önce mi, sonra mı?” Adam gülümsedi. Ve dosyayı masaya koydu. Üzerinde Alara’nın çocukluk resmi vardı. Gözleri buz mavisi. Ve elleri... kırmızıya bulanmış. --- Alara gecenin bir yarısında çığlıkla uyandı. Boğazı kurumuş, tırnakları etine gömülmüş, alnı ter içinde. Nefesi kesikti. Ve en önemlisi: Ellerinde kurumuş kan vardı. Yorganı üzerinden attı, doğruldu. Yatağında yalnızdı. Ama zihninde bir kalabalık vardı. Rüya gibi değildi bu. Rüyalar bulanıktı. Bu netti. Bir kadının çığlığı. Üzerine eğilmiş bir siluet. Ve seks. Ardından… bir bıçak. Gövdeye saplanan bir bıçak. Ardından çıplak, kana bulanmış bir beden. Onun elleri… “HAYIR!” diye bağırdı. Ses yankı yaptı duvarlarda. Telefonu çaldı. Arayan Baran’dı. “Kapıyı aç,” dedi sadece. Alara ayağa kalktığında bacakları titredi. Kilit açılırken, hala ellerine bakıyordu. Gerçek miydi bu? Yoksa biri ona bunu mu yaptı? Kapı açıldı. Baran kapıda yüzü solgun, gözleri tetikteydi. Ceketini çıkarırken cebinden bir dosya çıkardı. “Artık yetti,” dedi. “Bu işin başında ben seni koruyordum. Ama artık koruyamam. Çünkü sen... Birilerini gerçekten öldürmüş olabilirsin.” Alara geri çekildi. Ama bu kez kaçmadı. Sadece sordu: “Kimdi o kadın? Beni izleyenler neden bana o videoları gönderiyor? Ne istiyorlar benden?” Baran cevap vermedi. Sadece dosyayı uzattı. “Bu kadınla seks yapıp onu öldüren kişinin DNA’sı olay yerinde çıkmadı. Ama iz bırakılmıştı. Ve o iz… Senin kolyen.” Alara dosyaya bakmadan yere bıraktı. Artık bir şeyden emindi: Ya katildi… Ya da bir katilin oyuncağıydı. --- Baran’ın evi terk etmesinden saatler sonra, Alara dosyayı açmadan balkona çıkmıştı. Şehir uykusuzdu. Ama o daha da uykusuz. Telefonu titredi. Bilinmeyen numara. Açmadı. Sonra bir mesaj: “Madalyonu hâlâ saklıyor musun?” Kanı çekildi. Yukarı baktı. Gök yüzü karanlık, ama bir binanın tepesinde bir siluet. Sadece birkaç saniyeliğine. Sonra yok. Alara aşağı fırladı, sokak lambalarının altında etrafına bakındı ama hiç kimse. Sadece bir motosiklet. Ve üzerinde siyah bir zarf. Zarfta tek bir fotoğraf: Alara ve esrarengiz bir adam. Gecenin bir vakti, dudak dudağa. Alara’nın boynundaki madalyon açık. İçinde… Kaspar’ın yüzü. --- Baran aynı saatlerde Selin’i takip ediyordu. Selin gizli bir yeraltı kulübüne girerken duraksamıştı. Baran’ın varlığını sezinlemişti. İçeride, en arka VIP bölümde biri onu bekliyordu: Kaspar. Selin karşısına oturduğunda gözlerinin içine bakmadan konuştu. “Sen ölü değil miydin?” Kaspar içkisinden bir yudum aldı. “Hayır Selin. Benim hafızam çalındı. Ama hepsini geri aldım. Şimdi sıra onda.” Selin ellerini masaya koydu. “Alara sana geri dönmeyecek.” Kaspar göz kırptı. “Beni zaten tanımıyor ki.” Sonra önüne bir dosya attı. “Şu veriyi sisteme sızdır. Alara kendi geçmişine ulaşmaya çalıştığında… ilk göreceği ben olacağım.” ---
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE