BEN DÖNDÜMMMMM.
AMA NASIL DÖNMEK. DÖNE DÖNE MESNEVİ'DEN DERS ALDIM OLDUM MEVLANA HAYY DİYE DİYE 😂😂😂
Baktım ki ben hiç Erdinç ve Cüneyt minnoşlarını anlatan bir bölüm yazmamışım. Hemen girişimlere başladım. İki bölüm bu çocuklarımı da canlandırayım diyorum.
Evet hepiniz önceki bölümden sizi neler beklediğini merak ediyorsunuz ama endişe yok relaks gençlik. Piç Yakup geri döndüüü.
Yazar'dan;
Mavişim: Aşkım aşkım aşkım
Kekom: Ömrüm bitanem güzelim
Mavişim: Pasta kreması ve çilek almayı unutmaaaaa
Kekom: Tamam güzelim
Kekom: Başka bir şey lazım mı?
Kekom: Marketteyim hâlâ
Mavişim: Hmm. Yok bu kadar
Kekom: Çikolatalı süt?
Mavişim: Eveett
Cüneyt telefonunun ekranını kapatıp market arabasında ki malzemelere ve 6'lı pakette aldığı çikolatalı süte bakarak gülümseyip pasta malzemeleri olan reyona doğru sürdü.
Mavişinin istediği malzemeleri de alıp kasaya doğru yürüdü. Market arabasındaki ürünleri kasa bandına koyarken onu süzen kasiyer kıza kısa bir bakış atıp ödeme kısmına doğru geçti.
Uzun boyu ve takım elbisesiyle yanaklarını şişirip bıkkınca beklerken kasiyer kızın yanına gelen diğer kızla iyice gerilmişti. Üzerindeki beğeni dolu bakışların her zaman farkındaydı ama Cüneyt'in gözü mavişinden başka bir şey görmüyordu. Ne kızları ne de erkekleri.
Gay olduğunu daha ortaokul yıllarında arkadaşları kadın dergilerine ağızlarının suyu akarken onun ilgisini çekmediğin de ilk sorgulamasını yaşamıştı. Lisede ise sıra arkadaşına aşık olduğunda onun erkek olduğu gerçeğiyle kendini keşfetmişti. Fakat liseden mezun olana kadar o erkeğe açılmamış, ikisi de okulu bitirince yolları ayrılmıştı. Cüneyt gay olduğunu kabullenmekle kalmıştı.
Yaşadığı şehirden ve mahalleden kaçana kadar da kendini saklamaya devam etti. Üniversiteyi İzmir'de okuduğu zamanlarda ise kendini yavaş yavaş topluma daha doğrusu arkadaş çevresine açabilmiş ve ilk ilişkisini barda tanıştığı bir çocukla yaşamıştı.
Fakat üniversite bittiğinde ailesi işini Ankara'da yapmasını istediği için el mahkum memlekete dönmüş ve tekrar kendini gizlemeye başlamıştı.
Ta ki bir gün içindeki bu savaştan ve baskıdan çıkamayacağını anlayıp tek güvendiği Kutay abisine açılana kadar. İçki içtikleri bir meyhane masasında
"Abi benim bir derdim var ve beni boğuyor. Birine söylemezsem kendi içimde yok olacağım" deyip her şeyi açık yüreklilikle ona anlatmıştı.
Kutay abisinin ne kadar sinirli ve asabi bir mahalle abisi gibi görünse de yufka yürekli olduğunu biliyordu ve Cüneyt gibi mahalledeki tüm gençlerin dertlerini dinler, çözüm bulmaya çalışır, eli uzun olduğu içinde çoğu problemi çözerdi.
Ama Cüneyt'in problemi ne iş meselesi, ne aile meselesi, ne de para pul meselesiydi. Onun derdi kendi içindeydi, ruhunda, yüreğinde. Sırları saklamak zordu. İnsanı boğuyordu.
O gece Kutay'la karşılıklı oturup uzun uzun anlatmış ve Kutay da sabırla dinlemişti genç adamı. Sonra kadehini Cüneyt'in kadehine vurup
"Gönle zincir işlemez, söz de geçmez. Kimi, hangi cinsiyeti, hangi ırkı sevdiğin önemli değil ki aslanım. Aşk kalpten gelir, kurallardan değil" demişti.
Sonra rakısından büyük bir yudum aldı.
"Abi mahalleli, konu komşu" dediğinde ise Kutay
"Ben hallederim paşam" deyip tabakta ki peynire çatalını batırıp ağzına atmıştı. Sandalyesine yaslanıp keyifle güldü.
Cüneyt ne demek istediğini anlamasa da kendini anladığı için en azından rahatlamıştı.
Kutay bir hafta sonra mahalledeki bazı gençleri içmeye davet edip onlar mekanda onu beklerken Kutay, genç bir erkeğin elini tutup mekana girdi ve masaya oturdu.
Şok olmuş gözlerle ona bakan gençlere kaşlarını çatarak
"Hayırdır çocuklar, bir sıkıntı mı var?" diye cevap kabul etmeyen sert sesiyle sorunca mahalleli gençler yutkunarak
"Yok abi estağfurullah" deyip mırıldanmışlardı.
Ardından masanın bir köşesinde oturan Cüneyt'e bakıp göz kırptı. Kutay'ın misafiri de sıcak kanlı olunca ortam yumuşamış erkek erkeğe sohbete dönüşmüştü.
Kutay sohbet sırasında masadaki çocuklara aşk ve sevginin sınır tanımadığını anlatarak bir iki abi nasihati verip
"Toplumun baskılarına göre karakterinizi belirlemeyin çocuklar, neyseniz öyle olun. O ne der bu ne der diye yaşamak değildir hayat. Nerde nasıl davranacağını bilip istediğin kişiyi sevebilmektir bu hayat" demişti.
Tüm masa Kutay'ı uslu uslu dinleyip kendi içlerine dönmüşlerdi bir süre. Geldikleri yer, yaşadıkları mahalle, aile ya da toplum baskısıyla hareket eden gençler özlemlerini duyduğu ama hayallerini kurduğu hayatı düşünüp Kutay'a hak vermişlerdi.
O geceden sonra da çok şey değişmişti. Dövme yaptırmak isteyen bir genç cesaret edip ilk dövmesini yaptırmıştı. Ailesinin baskısı yüzünden sınava girmeyip Ankara'da kalan bir genç sınava girmiş, hukuk fakültesini kazanmış ve İstanbul'a gitmişti tek başına. Biri sevdiği kıza açılıp olumlu yanıt alamayınca bir süre derbeder takılıp seviyorum ulen diye mahalleyi ayağa kaldırıp sonra da başka bir kıza aşık olmuştu. Çok farklı hayatlarda çok fazla baş kaldırışlar yaşanmıştı.
Bu sırada Cüneyt de yavaş yavaş kendine yeniden güvenip mahallenin gözüne sokmamak şartıyla yeni ilişkiler yaşamaya başlamıştı. Kutay'dan sonra o da açılınca biraz şaşkınlık yaşayan gençler
"Kele belliydi kızlardan yüvek yüvek kaçışından" deyip gülerek kabullenmişlerdi.
O günde Kutay onun omzuna elini koyup bir abi gibi sırtını sıvazladı.
Cüneyt gülümseyerek bu anları hatırlarken kasiyer kızın sesiyle kendine geldi.
"Başka bir şey var mıydı?" diyen kıza başını iki yana sallayarak
"Hayır yok teşekkür ederim" dedi ve aldıklarını poşete koymadan önce pos cihazına kartını gösterip ödeme yapıp malzemeleri poşete koyup marketten çıktı.
Hafif rüzgar yüzüne çarparken mavişini hatırlayıp gülümseyerek arabasının arka kapısını açarak poşetleri koydu. Sonra sürücü koltuğuna binip arabayı çalıştırdı.
Mavi kıvırcığını deli gibi özlemişti bir günde. Gaza basıp caddeden çıktı.