Oy ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim 🥰🤩😊
Küçük bir aradan sonra kaldığımız yerden devamkee :))
Multimedya:, Kutay
Otoparkta olduğumuzu anlamam bir kaç saniyemi aldı. Kutay bende ki yer yön kavramının ebesini bellemişti .
Arabadan önce o sonra ben inerek asansöre doğru yürüdük. Arabayla gelirken pek bakmamıştım ama yüksek bir binada olduğumuzu tahmin edebiliyordum.
Benim kafamda Kutay'ın söylediği, bir gün sonumuzla başlayan cümle dönüp dururken o gülümseyerek 5.numaralı kata bastı.
_______
"Ha gardaşım?"
"........"
"Yok gardaş benim ödemelerim her ayın on beşinde. Ondan ne bi gün aşşa ne bi gün yukarı olmaz. Valla bilemem emmoğlu, dişi kesiyorsa girsin inşata."
Lan adam yanımda konuşmaya çalıştığı İstanbul Türkçe'sinden saniyede adidas eşofmanlı arizona kertenkelesi diline döndü ya la.
Kutay kollarını öne doğru gererek ceketinin kollarını düzeltip dirseklerini masaya dayadı. Diğer elindeki tesbihi çekerken karşı taraf ne dediyse kaşları çatıldı.
"Kimse öbürünün işine taş koymaya çalışmasın gardaş. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner."
"..........."
"Kimseden korkumuz yok evvelallah."
".........."
"He gardaş he. Şimdi kapat misafirim var, akşama uğra yanıma. Hadi selametle."
Kutay telefonu kapatınca bir kaç saniye bakıştık. Sonra Kutay ekşittiğim yüzüme bakarak güldü.
"Noldu gülüm?"
"Arizona'da durumlar nasıl bizon nüfusu azaldı diyorlar?"
Kutay'ın saniyede kaşları çatıldı ama sonra anlayınca koltuğuna yaslanıp güldü.
"Yav canını yediğim napayım? Herkesle seninle konuştuğum gibi tatlı dilli konuşursam bu sektörde iş yapamam. Adamına göre muamele yapmak lazım."
Oturduğum deri koltuktan kalkıp Kutay'ın koltuğuna doğru yürüdüm. Kıçımı masaya dayayıp karşısına geçtim.
Kutay koltuğunu geriye çekip beni önüne çekti. Kollarını belime dolayıp başını karnıma gömdü. Kokumu içine çektikçe çekti.
"Eee beğendin mi?"
"Pozisyonu mu soruyorsun burayı mı?"
Kutay karnımın üstünde gülünce garip bir karıncalanma hissettim. Kardeşlerim dışında ilk kez bir erkekle bu kadar yakın temasta olmaya yeni yeni alışıyordum ve her seferinde bedenimden farklı tepkiler alıyordum.
"İkisini de?"
Ofis odasına göz gezdirdim.
"Senden beklenmeyecek kadar güzel"
Çünkü klasik bir şıklıkla dizayn edilmiş, yerlerin tamamı gri-beyaz seramik fayansla döşenmiş, duvarların çoğu sade bırakılmış, bazı yerlerinde ise duvardan dışa doğru heykel oyması olan, kaliteli mobilyalarla dekore edilmiş ofis sanki Kutay'ın gizli kişiliğini gösteriyordu.
Kutay başını yukarı kaldırıp kollarını belimden çekmeden gözlerime merakla baktı.
"Benden nasıl bir şey bekliyordun ki? Cafcaflı renkler, Osmanlı tuğralı tablolar, babam sağ olsun el işlemeli duvar süsleri falan mı?"
Anaa aklımdakini söylemişti. Bozuntuya vermeyip "Yooo" dedim ama Kutay kaşlarını kaldırıp dudağını kıvırdı. Kabul etmem lazımdı.
"Tamam tamam aynen öyle bir şey bekliyordum ama babam sağ olsun tarafını değil. Baba malı değil alın teri yazarsın diye düşünmüştüm."
Kutay kahkaha atarak beni bırakıp arkasına yaslandı. Sonra ellerini önünde birleştirdi.
"İş hayatımla özel hayatımı birbirinden ayırırım yavrum. Buraya iş insanları, müteahhitler, arsa sahipleri geliyor. Yani ciddi ve şık görünmesi lazım."
Etrafıma bakındığımda mahalle arası emlakçıların camekanlarında yazan metroya 5 dakika 3+1 kiralık ev, öğrenciye bahçe katı 2+1 kiralık ev, memura 3+1 sıfır daire ilanları yazan kağıtlar yoktu.
Kutay neye baktığımı anlamak için beni izliyordu. Sonra anlamış olacak ki hafif gülüp tekrar kollarını belime doladı.
"Hiçbir yerde kiralık ilanları görmedim. Katalog falan mı yaptınız?" dedim kollarından tutunarak
"Bende kiralık ev ilanları yok güzelim. Ben daha çok müteahhitten teslim apartmanlar, arsalar ve iş merkezleri arazileriyle ilgileniyorum."
Ofise bakınmayı kesip kafamı eğdiğimde çakır gözleri seyirlik manzaramdı. Alev alev yanan bir çift göz bana aşkla bakıyordu.
Bir insanın bir insana böyle bakabileceğini daha önce Yılmaz'ı sevgilisi Ecem'e bakarken görmüştüm. Şimdi aynı bakışlar karşımda duruyordu.
Kapının tıklanma sesiyle Kutay'ın kollarını itmeye çalışsam da o daha da sıkı sardı.
İçeri Bahar girdiğinde benim sırtımla görüşünü kestiğim Kutay'a seslendi.
"Abi size de yemek söylüyorum. Okey miyiz?"
Kutay gövdemden ayrılmayıp yan tarafa eğilip
"Söyle abim ama bana iki tane Adana söyle biriyle doymuyorum" dedi, sonra bana bakıp
"Yavukluma da iki söyle, zayıflamış" deyip göbeğimi sıktı.
"Lan bir dur kafası kırık" deyip elini ittim.
Bahar kıkırdayarak "Tamam tamam. Ben sizi yalnız bırakayım en iyisi. Çünkü birazdan fermanın okunacak abi, cenaze hazırlıkları yapayım" dedi.
Arkamdaki Bahar'a tüm bedenimle döndüm.
"Helvası Antep fıstıklı olsun, şanı ölüncede yürüsün"
Bahar Kutay'a sırıtıp kapıyı kapattı.
"Siz niye bir olmuş üstüme yürüyorsunuz. Buldunuz tabi güccük çocuğu"
"Çüş küçül de cebime gir abisi"
Kutay kafasını sağa çevirip ya sabır çekti. Anasınııı. Yine adama abisi dedim. Tüm kızgın okları üstüme çekecektim şimdi. Ama Kutay bir şey demeden ayağa kalktı. Üstüme doğru eğilip kollarını masaya koyarak bedeni arasına sıkıştırdı.
"Eğer bir daha abisi dersen, abisi diyen o dilini aşağıda bulursun"
Bu bir tehdittir efendiler. Namus ve şerefimize karşı edilmiş alçakça bir tehdittir. Ama hoşumuza da gitmedi değil. O yüzden bu tehditi itinayla sindirip kabul ediyoruz.
Beni eğdiği masadan diklenerek Kutay'ı göğsünden ittim.
"Tehditlere boyun eğmiyorum paşam. Lafa değil icraata bakmak lazım."
Kutay "Öyle mi?" deyip kolunu belime sarıp kendini bana bastırınca yeniden geriye doğru eğildim. Dudaklarımı es geçip direkt boynuma yöneldi.
Kafamı yana çevirip Kutay'a yer açtım. Boynumdan aşağı doğru inerek kazağımı parmaklarıyla sıyırıp köprücük kemiğimi hafifçe ısırdı. Isırdığı yerlerde dilini gezdirip belinde olan elimi kazağımın içine soktu.
Elimi saçlarının arasına atıp kendime bastırdığımda tekrar boynuma çıkıp öperek her yerini taradı. Bir eli belimi okşarken diğer elini kazağımın üstünde meme ucuma getirip baş parmağını bastırdı.
Bu baskı içimi gıcıklattı. Ben kendi göğüslerime bile köpüklü lifi sürüp hoopp göbeğime iniyordum. Benim dokunmadığım yerlerde Kutay'ın dokunuşu garip hissettiriyordu. Tatlı bir gıdıklanma hissi gibi.
Boynumdan çıkıp dudaklarıma yöneldiğinde bende kollarımı boynuna doladım. Kalçalarımdan tutup masaya oturttu ve alt dudağımı çekerek emmeye başladı. Dilimi üst dudağında gezdirdiğimde daha da hararetlenip dilimi ağzının içine alıp diline doladı.
Kendini bastırdığında sertleşmeye başlayan aleti tam bacaklarımın arasına değiyordu. Omuzlarından kendime çekerek aletini kendi aletime dayadım.
Kutay soluk soluğa dudaklarımdan ayrılıp gözlerime baktı. Çakırları koyulaşmış, bakışlarıyla soymak ister gibi alevlenmişti.
"Gülüm acele etmiş gibi olmak istemiyorum ama biz kısmetse ne zaman halvete gireceğiz?"
Kahkahama kapı sesi eşlik edince birbirimizden ayrıldık. Kutay sertliği görünmesin diye hemen koltuğuna oturup masaya iyice girdi. Ben de tekrar eski yerime, Kutay'ın masasının karşısındaki koltuğa oturdum. Önümdeki sehpaya eğilip bacaklarımı iki yana açarak önümü gizledim.
Bahar elindeki poşetlerle içeri girdi ve sessizce sehpanın üstüne koydu. Anlaşılan içeriden seslerimiz duyulmuştu. Bahar başını kaldırmadan "Afiyet olsun" deyip odadan çıktı.
Kapanan kapıya bakıp sinirle Kutay'a döndüm.
"Valla rezil rüsvayız."
Kutay pantolonun önünü düzelterek ayağa kalktı. Sonra yanıma gelip karşıma oturdu.
"Rezil rüsvaysam da senin aşkın uğruna olayım çiçeem." dedi.
Adamın içinde uslanmaz bir keko var. Ne kadar zımparalasan da odun yine odun. Ama Kutay romantik odunlardan.