Mesajda şu yazıyordu:
“YERİNDE OLSAM MESAJA CEVAP VERİR BENDEN KAÇMAZDIM. BİNMEK ÜZERE OLDUĞUN OTOBÜSE KADAR HEPSİNİ BİLİYORUM..”
Ne yapacağını bilemedi bir an. Etrafına baktı ama hiç kimse yoktu. Belki de onu korkutmak için yapıyordu. Hah bi sapığım eksikti pislik Abaza diyip telefonunu cebine attı. Yolun karşısına geçti hemen otobüsüne bindi içinde hala o tedirginlik vardı.
Otobüs hareket ettiğinde derin bir nefes aldı ama kalbi hala hızla çarpıyordu. Telefonunu çıkardı, mesajı bir kez daha okudu..
Bir an ne yapması gerektiğini düşündü. Polisi mi arasaydı? Yoksa sadece bir şaka mıydı? Ama biri ona bu kadar yakınsa ve hangi otobüse bineceğini bilebiliyorsa bu pek şaka gibi görünmüyordu.
Sara uzun uzun camdan dışarı baktı. Gözleri kalabalık içinde şüpheli birini aradı ama kimse ona özel bir dikkat göstermiyordu. Telefonunu titreyen elleriyle açıp mesajı tekrar okudu. Parmakları bir yanıt yazmak için tuşlara gitti ama ne yazacağını bilemedi.
Gözleri önündeki telefondaydı.
İçine kötü bir his düştü. Hemen kafasını çevirdi, aynadan herkesi izlemeye devam etti.
Telefonu tekrar titredi. Yeni bir mesaj gelmişti.
“MERAK ETME, SANA ŞUANLIK BİRŞEY YAPMAYACAĞIM. OTOBÜS YOLCULUĞUNDA BİR DAHA O KADAR TEDİRGİN OLMA”
Sara’nın içini buz gibi bir korku kapladı.
Ellerinin titremesine engel olamıyordu. Gözleri hızla otobüsün içini taradı. Mesajı yazan kişi içeride miydi? Yoksa onu uzaktan mı izliyordu? Boğazı düğümlendi, yutkunmakta zorlandı.
Telefonunu sımsıkı tutarak derin bir nefes aldı ve cesaretini toplayıp yanıt yazmaya karar verdi. “Sen kimsin? Ne istiyorsun benden?” Yazdı ama göndermedi. Ya onu daha da kışkırtırsa? Ya gerçekten çok tehlikeli biriyse?
Yanındaki yaşlı teyzenin farkında olmadan onun elindeki telefona baktığını gördü. Sara hızla ekranı kapattı. Şimdi sakin olmalıydı. Panik yaparsa dikkat çekerdi. Ama içindeki korkuyu bastırmak imkânsızdı.
Otobüs bir durakta yavaşladı. Kapılar açıldı, birkaç kişi indi, birkaç kişi bindi. Sara nefesini tutarak gelenleri süzdü. Belki de mesajları atan kişi o anda içeri giriyordu. Kapüşonlu biri, elinde telefonla otobüsün arkasına doğru ilerledi. Sara’nın kalbi hızlandı.
Tam o sırada telefonu tekrar titredi.
“ÇOK GERİLDİN. BELKİ DE BİRAZ RAHATLAMALISIN.”
Sara’nın midesi bulandı. Artık dayanamayacağını hissetti. Otobüsün bir sonraki durakta yavaşlamasıyla kendini dışarı attı. Hızlı adımlarla duraktan uzaklaştı. Ama arkasında bir çift gözün onu izlediğini hissediyordu.
Sürekli aklında düşünceler vardı.. O sırada hafif yağmur atıştırmaya başlamıştı. Üstelik erken inmişti sara. “Bir sen eksiktin “ diyip öfke kusuyordu. Yağmurda yürümeyi çok severdi öfkesi yağmura değil susmak zorunda olmasınaydı başına bela istemiyordu sara.
Her adımında herkese hem korku hem tedirginlik içinde bakıyordu. Hiç böyle bir şey yaşamamıştı. İçindeki korku muydu anlam veremiyordu. Hemen eve gitti kimseye bir şey çaktırmamak için kırk takla attı. Üstünü değiştirip hemen uyumak istediğini söyledi ve öyle de yaptı. Ben şimdi ne yapacağım diye düşünürken uyuyakaldı..
Nihayet hafta sonu olmuştu. Sara artık babasını görmeye gidecekti. Çok özlemişti anne ve babasını. Hemen hastanenin yolunu tuttu. Hastaneye geldiğinde hiç vakit kaybetmeden babasına sarıldı. Gözleri doldu Sara’nın. 1-2 saat hastanede anne babasıyla vakit geçirdi. Sonra annesi ile aşağı indi. Sara aslında annesine çok kızıyordu yanında olmadığı için. Ama bir o kadar da kıyamıyordu. Bu aile de annesi de çok çekmişti. Çok canını yakmışlardı hatta Sara’nın abisinden uzakta büyümesinin sebebi de onlardı. Küçük yaşta abisini babaannesine vermişti babası. Doğmadan başlayan hayatların bedelini ödediğimi düşündü hep Sara. Haklıydı.. Yıllar sonra itiraflar gelecekti.
Annesi ile bahçeye inince uzun uzun konuştular. Aylar sonra huzur içindeydi. Hastaneden artık ayrılma vakti geldiğinde annesine uzun uzun sarıldı. Durağa doğru yürümeye başladı. Yeniden telefonu titrediğinde hemen bakamadı. Sanki korku dolu bir andı. Cesaretini toplayıp eline telefonu aldığında gözleri kocaman açıldı;
“AFERİN ANNENE BABANA SAKIN BAHSETME HASTANE ODASINDAN BİR DAHA ASLA ÇIKAMAZLAR YOKSA…”