"Konuyu çarpıtmayalım lütfen, Hazal'dan hiçbir şey saklamıyorum." Demhat kendinden emin bir şekilde konuştu. "Tamam, Hazal'ın yanında konuşabiliriz."
Annem güler gibi oldu. Koltuğa geçerek oturdu. Baran olanları oturduğu yerden izlemeyi seçti.
"Peki," diyerek kollarını göğsünde birleştirip Demhat'a meydan okurcasına baktı.
"Kızımdan uzak durmanı defalarca söylemiştim sana."
"Ben de defalarce uzak durmayacağımı ısrarla söylüyordum ama." Demhat'ın açıksözlülüğü karşısında ağzım açık kaldı. Son dans edişimizde benimle tekrar karşılaştığında bırakmayacağını söylemişti ve tekrar karşılaşacağımızı zaten biliyordu.
Annem ile Demhat birbirine meydan okurcasına bakıyorlardı.
"Onu koruyamıyorsun bile," annem dönüp bana baktı. "Kızıma bak bir ağa bozuntusu, bak da ne hale geldiğini idrak et artık! Ona zarar verdiniz."
"Anne gerçekten iyiyim..." Bir an duraksayıp anneme diktim gözlerimi. "Beni düşünüp durmayın artık! Benim adıma kararlar almayın! Yıllardır bunu bilmene rağmen benden sakladığın için sen de suçlusun!" Sabrımın son kırıntılarındaydım.
"Hepiniz benden uzak durun! Ne yapmam gerektiğpini gayet de iyi biliyorum!" Diyerek masanın üzerinden telefonum ve kimliğimi aldım.
Konaktan o kadar hızlı çıkmıştık ki pijamalarımlaydım. Bunun yeni farkına varmamla utançla Demhat'a baktım.
Büyülenmiş gibi bana bakıyordu. "Eve gidelim." Diyerek konuştuğumda Demhat ayaklandı.
"Sizi birkaç günlüğüne burada misafir edelim Zühre Hanım. Merak etmeyin," bana dönüp elimi tuttu. "Hazal'a çok iyi bakacağım."
"Bu görüntüden sonra hiç ihtimal vermiyorum." Diyen annem ayaklandı.
Gözlerime uyarırcasına baktı. "Seni buradan almadan hiçbir yere gitmeyeceğim." Dudaklarımı birbirine bastırıp Demhat'ın elini sıktım.
Dakikalar sonra odadan ayrıldığımızda Baran yine homurdanmakla kalmıştı.
Otelden ayrıldık. Demhat'ın aracına geçtik. Başım ağrıyordu. Artık her şey durulsun istiyordum.
"İyi misin Hazal?" Demhat bana doğru uzandı. Bandaja dokonacakken izin vermeyip geri çekildim.
"Nasıl iyi olabilirim acaba! Dün kafam kadar bir taş yüzünden bütün gece uyuyamadım! Bu sabah annem tarafından çekiştirilerek buraya getirildim! Bütün hayatım tepetaklak oldu! Belki de buraya hiç gelmemeliydim! Seninle hiç dans etmemeli bu evlilik saçmalığına hiç bulaşmamalıydım!" Gözlerim doldu. Yüzümü eğerek kirpiklerimi kırpıştırdım.
Demhat burnundan soluklandı. Saniyeler sonra araçtan indi, benim olduğum tarafın kapısını açtı. İnatla ona bakmadım.
Çenemden tutarak eğdiğim yüzümü kaldırdı. Kirpiklerimi kırpıştırdığımda dudaklarım titredi. Ağlamayacaktım. Güçlü duracaktım. Herkesi alt edecek ve herkese yaptıklarını ödetecektim.
"Özür dilerim çingene kızı," Demhat yanaklarımdan tuttu. Gözlerimin en derinliklerine içten bir şekilde baktı.
"Özür dilerim Hazal. Bütün bunlar benim suçum." Burnumu çekerek kaşlarımı çattım.
"Bugüne kadar gördüğüm en yalancı insansın. Benimle resmen oynadın!" Yumruk yaptığım elimi omzuna vurdum. "Dört yıl boyunca beni tanımıyormuş gibi dans ettin. Sonra da buraya geldiğimde yakama yapıştın, bırakmadın bir türlü."
Ona olan bakışlarım kırgındı. Demhat eğildi, dudaklarını alnıma bastırıp yüzümü göğsüne sakladı. "Seni bırakmadığım için asla pişman değilim çingene kızı."
"Aptal!" Diyerek homurdandım. "Madem beni bırakmadığın için pişman değilsin o zaman bana sahip çık ve koru ağa bozuntusu!" Göğsünden ittirip Demhat'a baktım.
Güler gibi oldu. Yüzümü kapatan saçımı geriye usulca iti. Yüzüme dikkatle baktı. "Söz veriyorum seni herkesten koruyacağım. Bir daha canını yakmalarına izin vermeyeceğim..." Alnını alnıma usulca yasladı.
O kadar yakındık ki, kalbim yerinden çıkcak gibiydi. Bu adamın kokusu beni mest ediyordu. Hele ki bu masum, çekingen ve suçlu bakışları ona olan bütün negatif düşüncelerimi yerlebir ediyordu.
"Canını bir daha yakan olursa yakar yıkarım. Andım olsun ki hep bir adım arkanda olacağım." Ilık nefesi yüzüme vurdukça içimdeki kıpırtı yaramaz bir şekilde beni dürtüyordu.
Demhat'ı geri ittirerek saçımı düzelttim. "O zaman bir an önce evlenelim. Vallahi de gına geldi bana!" Diye konuştum.
Demhat kıkırdayarak bu halimi çok tatlı bulmuş gibi yüzüme baktı. Aniden gelen dürtüyle kalçamı kaşıyarak, "Öyle bakma, nazar değecek bana." Dediğimde Demhat bu sefer kıkırdadı.
"Çok tatlısın." Diyerek saçımı karıştırıp geri çekildi. "Seni bırakmadığım için hala da pişman değilim."
"Bla bla bla." Diyerek göz devirdim. Demhat kapıyı kapatıp kendi tarafına geçtiğinde arabaya bindi.
"Annemler geçmiş olsuna seni görmeye gelecekler bugün," ardından kolundaki saate bakarak, "Çoktan size geçmişler bile." Diyen Demhat aracı çalıştırdı.
"Annen beni hiç sevmedi." Diyerek burun kıvırttım.
"Senin de annen beni hiç sevmedi." Kıkırdayarak Demhat'a döndüm. Bana kısa bir bakış atıp tekrar konuştu. "Sen sev yeter be gülüm."
Yanaklarımın al al olduğunu hissettim. Hızla bakışlarımı Demhat'tan çekerek önüme döndüm.
"Teşekkür ederim," diye mırıldandım.
"Beni sevmeni istediğim için mi?" Demhat gerginliğimi ve utancımın farkına varmış gibi pislik yaparak üstüme geliyordu.
"Hayır!" Diyerek Demhat'a döndüm. "Beni annemin yanından sorgusuzca çekip aldığın için."
Demhat'ın alay dolu bakışları anında kayboldu. Daha ciddi bir hale bürünürken, "Emrine amadeyim Hanım ağam. Yeter ki emret güzelim." Uzandı, yanağımı okşayarak geri çekildi. Bu hareketi istemsizce olmuştu ama oldukça hoşuma gitmişti.
İçim kıpır kıpır bir şekilde arkama yaslandım.
"Dedenler bize geleceklerdi ama iptal oldu. Herkes sizde toplanacakmış." Gözlerim irileşirken Demhat'a hızla döndüm. "Bu düşmanlığın bitmesini isteyenler toplanıyormuş."
"Ne demek herkes bizde toplanacak? Ya yine beni hedef alırlarsa? Ya bu sefer kafamı kırmakla yetinmeyip beni parçlara ayırıp herbir parçamı ayrı ayrı yakıp gömerlerse! Aman Allah'ım bu gencecik yaşımda ölmek istemiyorum!" Demhat'ın koluna asıldım. "Lütfen koru beni Demhat ağa!" Demhat bu tepkime şaşkınlıkla bakakaldı.
"Sakin ol Hazal, sana hiçbir şey yapmayacaklar! Ne tür şeyler izliyorsun sen kızım?" Kolunu silktiğinde kaşlarımı çattım.
"Siktir! Düşüncesi bile çok korkunç." Demhat çatık kaşlarla bana baktı. "Bir daha böyle şeyler söyleme."
"Ama geçen gün izlediğim filmde öyle yaptılar adama."
"Manyak mısın kızım sen? Öyle şeyler izleme bir daha."
"Sanane ya!" Diyerek omuz silktim. "Beni koruyacak mısın yoksa korumayacak mısın?"
"Tabii ki de koruyacağım!" Diyen Demhat rahatsızca kıpırdandı. "Manyak mısın nesin ya?"
"Evet manyağım!" Dedim.
"Manyaksın görüyorum!" Dedi.
"Sus da beni korumana bak!"
"Dilin de pabuc gibi maşallah." Demhat homurdandığında omuz silkmekle yetindim.
Kafamı yarmalarından sonra herkesten her şey bekliyordum. Tabii ki de öyle şeyler düşünürdüm. Belki minicik abartmış olabilirdim ama yine de haklıydım.
Yol boyunca konuşmadık. Demhat birkaç kez telefonla işle alakalı konuşmuştu. Sanırım öğrendiğim kdarıyla inşaat işiyle uğraşıyordu.
Yaklaşık on dakika sonra konağın önünde durduğumuzda Demhat'la göz göze geldik.
"İçeri girmeyi hiç istemiyorum. Annen bana ezikmişim gibi bakacak yine." Demhat hiç düşünmeden araçtan indi.
"Sana eşlik edeyim o zaman ben de." Diyerek aracın kapısını açtı. İnmeme yardım ederek elimden tuttu.
Bizi karşılamaya gelen Ali'ye arabayı biraz ileride park etmesini söylerek konaktan çıkan Rojhat ve Welat'ın bize yaklaşmasıyla olduğumuz yerde durduk.
"Geçmiş olsun yenge."
"Geçmiş olsun yenge." Rojhat ve Welat, art arda konuştuğunda hafifçe tebessüm ettim.
"Teşekkür ederim. Bir an önce evlenirim de geçer umarım. Bu katiller beni öldürmeden bu barış olsun lütfen." Dediğimde herkesin yüzünde büyük bir tebessüm oluştu.
"Sana bir daha zarar vermelerine izin vermeyiz merak etme yenge," Rojhat Demhat'a bakarak devam etti. "Demhat ağa korur kollar seni."
Demhat'a baktığımda rahatsızca kıpırdandı. "Herkes toplandı mı?" Diyerek konuyu değiştirdi.
Birlikte konağa doğru adımladığımızda Rojhat konuştu. "Herkes geldi, seni bekliyorduk."
"Tansiyon çok yüksak ama. Herkes oldukça öfkeli." Diyen Welat'a baktım.
"Neden ki?" Welat konuşacakken içeri girdik.
Demhat ile önde konağa girdiğimizde bu kalabalığı asla beklemediğim için adımlarım olduğu yerde durdu. Demhat'ın koluna sarılmış bir şekilde, üzerimde pembe çizgili pijamalarım, ayağımda terliklerim ve saçım dağınık bir şekilde topuzdu. Üstelik ne makyaj yapmıştım ne de güzeldim.
Azade halam avludaki sedirin en başında oturmuş, hemen karşısında ise Demhat'ın annesi Gülnaz Hanım oturmuştu. Demhat'ın yengesi, kız kardeşi, kuzeni ve daha tanımadığım onlarca kadın kapının açıldığını duyar duymaz bize dönmüştü.
Rojhat ile Welat hemen arkamızda dururken Demhat'ın elini sıktım. Demhat da bunu beklemiyormuş gibi önce yalpalasa bile anında toparlandı.
Halam dikkatleri dağıtmak için ayaklanıp bize doğru geldi. "Hastaneden geldiniz mi?" Kirpiklerimi kırpıştırıp Demhat'a baktım.
"Hazal'ın birkaç gün dinlenmesi gerekiyor Azade Hanım."
“Hazal’ın birkaç gün dinlenmesi gerekiyor Azade Hanım,” dedi Demhat net ve tartışmaya kapalı bir ses tonuyla.
Gülnaz Hanım’ın bakışları anında üzerime saplandı. Baştan aşağı süzdü beni. Pijamamdan terliklerime, dağınık topuzuma kadar her ayrıntıyı tek tek tarttı.
Dudaklarını ince bir çizgi haline getirirken yüzünde memnuniyetsiz bir ifade belirdi.
“Bu halde mi hastaneye götürdün gelini Demhat?” dedi soğuk bir sesle. “İnsan hiç mi özenmez?”
Demhat’ın kolu omuzlarımdan daha sıkı dolandı. Beni kendine doğru çekti. “Nişanlımın halinde hiçbir sorun yok anne,” dedi sertçe. "Aksine, nişanlım bu halde daha bi güzel görünüyor."
Avluda kısa bir sessizlik oldu. Kadınların fısıldaşmaları kesildi. Herkes Demhat’a bakıyordu.
Ben ise utançtan neyapacağımı bilmez bir şekilde Demhat'ın güzel laflarına takıldım. Kalbime saffi zarardı. Bu adam, bu adam rol yapmayı çok iyi beceriyordu.
Gülnaz Hanım kaşlarını çattı.
“Adap denen bir şey var! Bu kılıkta kimse dışarı çıkamaz, çıkarılamaz!"
"Hazal kimse değil anne. O benim nişanlım ve yaptıkları yalnızca beni ilgilendirir. O güzel aklını bunlara yorma. Nişanlım ne yapacağını gayet iyi biliyor."
Kalbim bir anlığına göğsümde hızlandı. Bu adam… gerçekten benim için mi konuşuyordu?
Azade halam ortamı yumuşatmak ister gibi araya girdi.
“Xezal'ım, Gülnaz Hanımlar geçmiş olsuna gelmişler, gel de biraz oturalım.”
Demhat itiraz etti. “Hazal odasına çıkacak. Dinlenecek.”
Gülnaz Hanım itiraz edecek gibi oldu ama Demhat’ın bakışı buna izin vermedi.
"Ben iyiyim,” dedim, sesim sandığımdan daha kararlı çıktı.
"İyi değilsin, dün gece kafan kadar bir taş darbesi aldın." Dünden beri asla sıkılmadan söylediğim sözleri ondan duymak oldukça komik gelmişti.
Kıkırdayarak Demhat'tan ayrıldım. "Gerçekten iyiyim," Gülnaz Hanım öfkeyle bizi izlerken diğer kadınlar neye uğradıklarını şaşırmış gibi hayertler içindeydi.
"İzninizle, Hazal'ın dinlenmesi gerekiyor." Diyerek belimden tutan Demhat'a itiraz edercesine baktım.
"Gerçekten iyiyim Demhat, bırak da misafirlerin yanında oturayım."
Elimi sıkıca tuttuğunda neye uğradığını şaşıran kdınların şaşkın bakışları ve Gülnaz Hanım'ın öfkeli bakışları altında merdivenlere ilerledik.
"Abi, yukarıda seni bekliyoruz." Diyen Rojhat'a kafasını onaylar şekilde sallayarak inatle beni resmen yukarı çekiştirdi.
Merdivenleri çıkarken elim hâlâ avucunun içindeydi. Ne zaman bırakacağını merak ediyordum ama bırakmadı. Odamın kapısını açıp içeri girdiğimizde kapıyı arkasından kapattı. Ortam bir anda sessizleşti.
“Bu emrivaki tavrın hiç hoşuma gitmedi,” dedim, kolumu kurtarmaya çalışarak.
Bırakmadı. Ama zorla da tutmadı.
Sadece başını eğip gözlerime baktı. “Hoşuna gitmesi gerekmiyor,” dedi sakin bir sesle.
Derin bir nefes alıp kapıya yöneldi. Odadan çıktı. Birkaç saniye sonra elinde küçük bir ilk yardım çantasıyla geri döndü. Yatağın kenarına oturdu.
“Gel,” dedi.
İstemsizce karşısına geçtim. Parmakları bandajın ucuna dokunduğunda omuzlarım gerildi.
“Acıtmayacağım,” dedi.
Sesindeki dikkat… beni hazırlıksız yakaladı.
Bandajı yavaşça çözerken bakışlarını yüzümden ayırmıyordu. Sanki en küçük tepkimi bile kaçırmak istemiyordu. Pamuğu ıslatıp yaraya dokunduğunda nefesimi tuttum.
“Canını mı acıttım?" Diye sorarken kaşlarını hafifçe çattı. Sanki canı acımış gibiydi.
“Biraz,” diye fısıldadım. Parmakları daha da yavaşladı.
Yakınlığı artık fark edilmez değildi. Dizleri dizlerime değiyordu. Nefesi yüzüme vuruyordu. Odunsu kokusu yine etrafımı sardı. Kalbim, hiç söz dinlemeden hızlandı.
Bunu hissettiğimi fark ettiğim an utandım.
Bakışlarımı kaçırdım. Demhat fark etti. Ama belli etmedi.
Sadece dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı.
Yarasını temizlemeye devam ederken sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi davrandı. Bu… daha da etkileyiciydi.
“Böyle bakma,” dedi birden. “Bakınca kendini tutuyorsun.”
“Bakmıyorum,” dedim aceleyle.
“Bakıyorsun,” dedi sakinlikle.
“Ve utanıyorsun.”
Yüzümün yandığını hissettim.
“Saçmalama,” diye mırıldandım.
Başını kaldırdı. Göz göze geldik.
“Saçmalamıyorum.”
Yeni bandajı dikkatle yerleştirirken parmakları alnımdan saçlarıma kaydı. Bir an durdu. Geri çekilmedi.
“Sana böyle yaklaşmam rahatsız ediyorsa söyle,” dedi alçak bir sesle.
Tam tersini söyleyemezdim. “Hayır,” dedim.
Sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı.
O an, kalbimin hızlandığını net bir şekilde hissetti. Elini geri çekti ama mesafeyi kapatmadı.
“Güzel,” dedi sadece. Ayağa kalktı ama gitmedi. Önümde durdu.
Bakışları yüzümde dolaştı. Sanki alnımdaki yarayı değil… beni kontrol ediyordu.
“Bir süre aşağı inmiyorsun,” dedi. “Dinleneceksin.”
“Kaçıyorum sanmasınlar,” dedim.
“Bırak sansınlar,” dedi umursamazca. “Ben buradayım.”
Bu cümle göğsümün ortasına oturdu. Gözlerimi kaçırdım.
“Çok bakma,” dedim. “Geriliyorum.”
Bu sefer gülümsedi. Ama belli etmemeye çalışarak.
“Farkındayım,” dedi.
Kapıya yöneldiğinde arkasından baktım.
“Demhat…” Durdu ama dönmedi.
“Teşekkür ederim,” dedim. Sesim her an içime kaçacak gibiydi. “Beni… böyle koruduğun için.”
Omzunun üzerinden kısa bir bakış attı. Bakışı yumuşaktı.
“Bu daha başlangıç, çingene kızı,” dedi. “Alışsan iyi edersin.”
Kapıyı açmadan önce durdu. Sanki bir şey söyleyecekmiş ama vazgeçmiş gibi. Sonra omzunun üzerinden bana tekrar baktı. Bakışı bir anlığına alnımdaki bandajdan, dağınık topuzuma… pijamalarıma kadar indi.
Ve gözleri yeniden gözlerime çıktı.
“Bir şey söyleyeceğim,” dedi düşük bir sesle. Dudaklarımı sıkıp hiçbir şey demedim.
Demhat, sanki beni tartar gibi değil, sanki beni ezberlemek ister gibi baktı.
“Bu halini…” dedi, cümlesinin ortasında durdu. Dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı.
“Bu halini çok seviyorum Hazal.”
Bir an nefesim takıldı. “Ne?” diyebildim sadece. Sesim çıkmamış gibiydi.
Demhat gözlerini hiç kaçırmadı. “Pijamalısın,” dedi. “Saçın dağılmış, Yüzünde makyaj yok.”
Birkaç adım attı ama yine de sınırı geçmedi. Sanki beni ürkütmek istemiyordu. Karşımda durdu.
“Ve ilk defa,” dedi yavaşça, “kendin gibi görünüyorsun.” Kalbim saçma bir şekilde hızlandı.
Utanmamak için çenemle inatla dik durmaya çalıştım ama yanaklarımın ısındığını hissettim.
“Ben her zaman kendim gibiyim,” diye homurdandım.
Demhat’ın gözleri güldü.
“Hayır,” dedi. “Her zaman bu kadar… gerçek değilsin.”
Bir an elini kaldırdı; saçımın kenarından kaçmış bir tutamı parmaklarının ucuyla usulca geriye itti.
O dokunuş o kadar nazikti ki boğazım düğümlendi.
“Çok güzelsin,” dedi. “Ama bu halin, çok daha güzel çingene kızı.”
Dudaklarımı araladım, sonra hızla kapattım. Ne diyeceğimi bilmiyordum.
“Saçmalama,” dedim en sonunda. Ama sesimdeki titrekliği ben bile duydum.
Demhat, bunu duymamış gibi yaptı.
“Saçmalamıyorum,” dedi.
“Dağınık halin bile… düzenli insanlardan daha güzel.” Bu cümleyle içimde bir yer bir anda yumuşadı.
Bakışlarımı kaçırdım. “Git artık,” dedim. “Yine başımı ağrıttın.”
Demhat’ın nefesi hafifçe güldü.
“Tamam,” dedi. Arkasını döndü, kapıya ilerledi ama kapıyı açmadan önce bir kez daha bana baktı.
“Dinlen güzel çingenem."
Kapıyı kapattığında ben hâlâ olduğum yerde duruyordum.
Pijamam, dağınık saçım ve kalbimde büyüyen o aptal kıpırtıyla arkasında öylece kalakalırken, bunun sadece bir oyun olduğuna kendimi ikna etmekte her zamankinden daha çok zorlanıyordum.
Bu oyun gün geçtikçe gerçeğe dönüşüyordu ve bundan deli gibi korkuyordum.