bc

KIZIL LALE

book_age18+
264
TAKİP ET
4.4K
OKU
adventure
revenge
dark
forbidden
love-triangle
contract marriage
BE
one-night stand
reincarnation/transmigration
family
HE
escape while being pregnant
time-travel
teacherxstudent
love after marriage
system
age gap
fated
forced
opposites attract
second chance
friends to lovers
pregnant
arranged marriage
shifter
curse
playboy
dominant
badboy
kickass heroine
sporty
neighbor
stepfather
royalty/noble
mafia
single mother
gangster
heir/heiress
blue collar
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
mystery
scary
bold
loser
lucky dog
single daddy
werewolves
vampire
detective
game player
campus
city
medieval
mythology
office/work place
pack
small town
magical world
high-tech world
another world
ABO
cheating
childhood crush
disappearance
enimies to lovers
lies
rejected
secrets
soul-swap
superpower
rebirth/reborn
dystopian
harem
poor to rich
war
cruel
musclebear
ancient
love at the first sight
affair
friends with benefits
polygamy
surrender
addiction
assistant
servant
actor
brutal
substitute
Pharaohs
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

❗️Bu hikayenin tamamı kurgudur ve gerçek tarihle hiç bir alakası yoktur.

‼️Olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar ve yetişkin içerik vardır.

——————————————————————————————

Lale Devri'nin ihtişamlı günlerinde...

Köylerinde çıkan kanlı olayların ortasında kalan iki çocuk; Firuze ve Kamer.

Kader; onları önce sahte kardeş, sonra da bir bey konağının ağır kapıları ardında soylu bir ailenin insafına kalmış iki yetim yapar.

Firuze adı çıkmış öz annesinin ona miras bıraktığı lekeyi taşımamaya yeminlidir. Ellerinin, bedeninin ve adının ne olursa olsun temiz kalmasını ister. Bu hayattan gerçekten istediği tek şey huzurdur. Ancak kader onun önüne huzur değil, mücadele ile örülmüş bir yol sermiştir.

Firuze şimdi konağın kudretli hanımı Lalezar'ı idare etmeli, ilk geldikleri günden beri iki yetim kardeşten nefret eden genç beyzade Merih'ten kaçınmalı ve her geçen gün daha da karanlığa gömülen Kamer ile uğraşmalıdır.

Bu konağın içinde herkesin bir sırrı, her duvarın bir yankısı, her gecenin bir bedeli vardır.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
İKİ KARDEŞ
Lale Devri yılları Gün şafağa yakındı. At arabası ritmik bir sallantıyla aheste aheste gidiyordu. Arabanın içindeki uykudan habersiz iki çocuk birbirlerine sırtlarını dönmüş, kollarını pencerenin kenarına dayamış, zifiri karanlık geceyi izliyordu. Daha bir hafta önce ailelerini kaybetmiş iki çocuktu onlar. Biri on yaşlarında bir kız çocuğu diğeri aynı yaşlarda bir erkek çocuğuydu. Kız çocuğunun adı Firuze, erkek çocuğunun adı Kamer’di. Bir hafta kadar önce Kamer'in bir babası vardı, annesi yoktu. Firuze'nin ise bir annesi vardı, babası yoktu. Şimdi ise hiç kimseleri yoktu. Kamer'in babası, Firuze'nin yollu annesi için başka bir adamla kavgaya tutuşmuş, birbirlerini öldürmüşlerdi. Kan davası için iki aile birbirine girmiş, iki taraftan da bir sürü insan ölmüştü. En son iki tarafta köylüleri Firuze'nin annesine karşı kışkırtmış ve zaten köyde istenmeyen annesi köy meydanında dövülerek öldürülmüştü. Firuze incecik çöp gibi yaşına göre ufak bir kızdı. Soluk kahverengi saçları, hafif çekik badem gözleri vardı. Annesi yüzünden utançtan ve korkudan sokağa çıkamadığı için soluk, hastalıklı gibi gözüken bir ten rengi vardı. Teni, altındaki mavi damarları alenen ortaya serecek kadar ince ve beyazdı. Gözlerinin rengi o kadar açık bir kül (gri) rengiydi ki alışık olmayanları bir süre ürkütüyordu. Görüntüsünün aksine mazlum sessiz bir karakteri vardı. Babası öldükten sonra çok geçmeden annesinin adı çıkmaya başlamıştı. Onun bu kötü, ahlaksız namı kızını da etkilemişti. Kendi akrabaları küçücük kızı günahkar bellemiş, ona zinakar anasının günahını yüklemişlerdi. Çok kalmaz birkaç sene içinde onun da adı çıkar diye düşünüyorlardı. Dağa kaldırmak için bir iki yaş daha büyümesini bekleyen birkaç it kopuk bile vardı. Annesi yüzünden çıkan olaylardan sonraki bir hafta boyunca babaannesinin evinde, babasının büyüdüğü evin arka tarafındaki küçük dar hamama kilitlenmiş, güneş yüzü gösterilmemişti. Kamer ise iyi bakıldığı her halinden belli olan gürbüz bir çocuktu. Kuzguni siyah saçları, buğday renkli pürüzsüz bir teni, uzun gür kirpiklerle çevrili çakır yeşili gözleri vardı. Kirpiklerinin uzunluğu ve sıklığı gözlerine sürmeliymiş gibi bir hava veriyordu. Daha bir süre önceye kadar babasının gururu, köyün sevgilisiydi. Civar köylerin en varlıklı ailelerinden birine mensuptu. Bu olaylar sonrasında o da zinacı babası gibi gözden düşmüştü. Dedesi, beş oğlundan kendisi dahil üçünü mezara sokan babasını dolayısıyla Kamer'i reddetmişti. Bir zamanlar göz bebeği olan Kamer’e sırtını çevirip evden uzaklaştırmıştı. Normalde zeki, hazırcevap ve neşeli bir çocuk iken yaşadıklarından dolayı susmuş ve aynı Firuze gibi sessiz bir isyanla dayanmaya çalışmıştı. Firuze’nin zaten bir geleceği yoktu ama Kamer’in de geleceği ellerinden alınmıştı Kamer, yaşadıklarının suçlusu olarak Firuze ve onun yosma annesini görüyordu. Köyün yaşlıları artık istenmeyen ikisini bir araya getirdiğinden beri ona bir tek kelime bile etmemiş, dönüp yüzüne bakmamıştı. Firuze ise insanlardan nezaket dolu bir bakış görme ümidini keseli zaten çok olmuştu. Artık kimse kendi kanlarından bile olsa uğursuz saydıkları bu iki çocuğu istemiyordu. El mahkum dün öğle saatlerinde toplanan köyün ileri gelenleri kazada (ilçede) görev yapan kadıya gitmiş ve uygun bir çare buyurmasını istemişlerdi. Kamer anne tarafından Beylerbeyi Koca Şemsi Paşa’nın uzaktan bir akrabasıydı. Şemsi Paşa sertliği ve adaletiyle bilinen çok varlıklı bir adamdı. Kadı efendi böyle büyük bir adamın, iki küçük çocuğa uygun bir yer bulabileceğini umuyordu. Çocukların yanına bir mektupla güvenilir bir er katıp, kendi at arabasıyla Beylerbeyi konağına göndermişti. At arabası öğleye yakın Beylerbeyi konağına vardı. Konak, ihtişamlı ama ciddi bir yere benziyordu. Firuze ve Kamer etrafı incelemekten kendilerini alamamışlardı. Yanlarındaki er, ikisinin ellerini tutup Koca Şemsi Paşa’nın makam odasına çıkardı. Şemsi Paşa’nın çuhadarına (yaver) durumu anlattıktan sonra odanın önünde haber gelmesini beklediler. Az sonra devasa kapı açıldı ve çatık kaşlı, iri yarı bir adam kapının önüne çıktı. Üstündeki süslü püslü koyu kırmızı kaftan koca göbeğini gizliyordu. Kahverengi gözlerinin birinin üstünde, kaşından elmacık kemiğine kadar uzanan bir yara izi vardı. Bu yara izi yüzünden o gözü diğerine göre daha kısık duruyordu. Kamer adamı şahsen tanımıyordu ama annesinin soylu akrabalarından biri olan Şemsi Paşa olduğunu biliyordu. Onun karşısına bu durumda çıkmaya utanıp başını eğerek yere baktı. Firuze ise adamın korkutuculuğu ve kıyafetlerinin ihtişamı karşısında büyülenmişti. Daha önce böyle güzel renkli bir kıyafet görmemişti. Başını arkaya eğmiş kocaman gözlerle alık alık Paşaya bakıyordu. Kendisini toparlaması için yanlarındaki er sırtını çimdikleyip gözleriyle uyarmak zorunda kalmıştı. Paşa ağır adımlarla çocuklara yaklaştı. Er arkalarında saygısızlık etmemek için nefes bile almaya gerek duymadan dimdik bir şekilde bekliyordu. Paşa uzun uzun Kamer’e baktı. ‘’Sen babamın dayısının torunu olan Nilüfer’in oğlu musun? Hani şu köy ağasıyla evlenen!’’ diye sordu. Kamer yüzünü kaldırmadan ‘’Evet, efendim.’’ Dedi kısık bir sesle. Kendisini inceleyen bakışlardan gerilmişti. ‘’Anneni tanırdım. Çok güzel bir kızdı. Eğer babam razı olsaydı onu ikinci hatunum olarak alırdım. Ama ben babamı razı edene kadar annen o toprak ağasına vardı. Duyduğuma göre baba tarafın seni istememiş. Annen ise dedenin tek kızıydı ve deden de birkaç sene önce öldü. Yani o taraftan da gidecek kimsen yok.’’ Kamer yumruklarını sıktı ama cevap vermedi. Paşa o küçük yumruklara ilgiyle baktı. Sonra çocuğun yanındaki ona göre daha pasaklı duran küçük kıza döndü. ‘’Söyle bakalım, küçük. Sen kimsin?’’ Firuze başını yerde tutmaya dayanamayıp bir anlık panikle kafasını kaldırdı. Adamın korkutucu gözlerini görünce tekrar yere indirdi bakışlarını. Yutkundu. ‘’Adım Firuze. Yetimim ben. Sadece yetimim. Kimsem yok.’’ Dedi aceleyle. Koskoca Paşaya annem yosmaydı diyemezdi ya. Paşa bahçeden duyulan gür bir kahkaha attı. ‘’Küçük aşüfte seni!’’ dedi. ’’Daha şimdiden duygu sömürmeyi öğrenmiş.’’ Arkalarındaki er Paşaya başıyla selam verip Kadı Rüstem'in mektubunu uzattı. Paşa sessiz bir ilgiyle okudu yazılanları. Çatık kaşlarla ere döndü tekrar. ‘’Sen gidebilirsin. Bu çocukları bir yere yerleştiririm ben. Kadınıza söylersin. Lakin kadı hazretleri de nazik tarafını kaz tüyü minderden kaldırsın ve köydekileri sakinleştirsin. Bu çocukları daha arayıp sormasınlar. Yok saysınlar. Zavallılar yeterince şey yaşamış. Mazi kuyruk olmasın bir de peşlerine.’’ Ere daha da yaklaştı. Güçlü elini omzuna koydu. Sesini yumuşattı. ‘’Aman haa! Sakın dediklerimi eksik söylemeyesin. Kelime kelime birebir anlat emi. Elbet bir gün uğrar sorarım bak!’’ Beti benzi atmış er yutkununca Paşa kendi kendine göbeğini titrete titrete güldü. Eliyle gitmesini işaret etti. Sonra çuhadara döndü. ‘’Al bu iki emaneti. Önce karınlarını doyur. Sonra kız kardeşim Lalezar hatunun konağına götür. Lakin hakiki durumu anlatma sakın. İkisini de Nilüfer’in yetim kalmış çocukları bilsin o kadar. Nilüfer’i sadece ismen tanır zaten. Önünü arkasını sormaz. Sende gereksiz boşboğazlık etme sakın. Mevzu hassastır.’’ Kamer’in kendisini sıkmaktan yumrukları mosmor olmuştu. ‘’O benim annemin çocuğu değil.’’ dedi bağırmamak için zor tuttuğu boğuk sesiyle. ‘’Anası kötü kadındı. Orospuydu. Babamı o öldürmedi ama ölmesine o sebep oldu. Anamın adını böyle kirletemezsiniz.’’ Firuze’nin utançla yere eğdiği başından birkaç damla düştü küçücük bedeninden daha kıymetli olan kilime. Paşa onu hiç görmeden Kamer’e doğru alaycı bir şekilde güldü. ‘’Onun anası orospu da senin baban çok mu ahlaklı küçük bey? Orospu dediğin kadın dul ve yoksuldur, belki çaresi yoktur da Şeytana meyletmiştir. Senin varlıklı bir adam olan baban niye helalinden evlenmedi de zinaya meyletti?’’ Kötü kötü bakmaktan başka cevabı olmayan Kamer yerine ince titrek sesiyle Firuze cevap verdi. ‘’Annem dul ve yoksul kalmıştı ama zina denen kötü şeyi bunlar yüzünden yapmıyormuş ki…’’ Paşa kaşlarını çattı. ‘’Ne yüzünden yapıyormuş ya?’’ Firuze duraksadı. Doğru kelimeyi bulmaya çalışıyordu. Annesine, insanların onları görünce yolunu değiştirmesine sebep olacak kadar ne yapıyorsa durması için yalvarmıştı bir keresinde. Annesi gülerek elinde olmadığını söylemişti. ‘’Canı istiyormuş!’’ dedi bir çırpıda. Çuhadar kıpkırmızı olmuş, Paşa bile kızın cevabını duyduğunda donmuştu. Yetişkinlerin cevabına verdikleri tepkilerinden yanlış bir şey söylediğini anlamıştı Firuze ama artık çok geçti. ''Sırf canı istiyor diye mi milletin diline düşmeyi göze almış?'' dedi Kamer inanamıyormuş gibi. Paşa birden gülmeye başladı. Firuze tereddüt etti. Az önceki kadar cesur değildi ama iki gündür ilk defa ona karşı bir cümle kuran çocuğu cevapsız bırakmak istemiyordu. ''Evet.'' dedi fısıltıyla. Paşa hala gülerken oymalı yazı masasına gidip bir kağıda bir şeyler karalayıp çuhadara verdi. Sonra az önce ere yaptığı gibi eliyle 'gidin' işareti yaptı. Çuhadar onlara mutfaktan yemek getirtip yemelerini bekledi. İkisi de yine sessizliğe bürünmüştü. Firuze günlerdir ilk defa doğru düzgün yemek yiyordu. Gözleri doya doya yemesini söylüyor, midesi böyle lezzetli yemeklere aşina olmadığını belirtircesine bulanıyordu. Kamer’in ise midesi başka bir sebepten bulandığı için kaşları çatıktı. İnsanların onu bu dilenci gibi görünen yosma kızıyla kardeş sanmasını istemiyordu. Kız birkaç seneye annesinin yolundan gitmeye başladığında, herkesin onu Kamer’in bacısı olarak bilecek olması fikrinden nefret ediyordu. Yemekten sonra Çuhadar onları aldı ve başka bir at arabasına bindirdi. Kendisi de geçip arabacının yanına oturdu. Kamer araba hareket eder etmez sinirle Firuze’nin koluna yapıştı. Tam çıkışacakken Firuze olması gerekenden daha çok bağırınca kaşlarını çatıp neden bağırdığını anlamaya çalıştı. Ani bir aydınlanmayla kızın fistanının bol kolunu yukarı sıyırdı. Koluna dolanmış eski bir paçavra gördü ama paçavranın üzerinde yer yer kan vardı. Kızın onu engellemeye çalışan elini iterek paçavrayı açmaya başladı. Açtığında kolu boyunca birbirine girmiş uzun çizgi şeklinde siyahlıklar gördü. Siyah çizgilerin bazılarında kanlı yaralar vardı. Sorar gibi Firuze’ye baktı. Firuze buruk bir şekilde omuz silkti. Birden yaşından daha büyük görünmeye başlamıştı sanki. ‘’Babaannemin, ölmüş oğlunun orospu karısından olma uğursuz tohumuna son vedası. İnce uzun bir dal... Kızılcık sopası deniyormuş.’’ Yüzü kararmış Kamer paçavrayı özenle geri sarmaya başladı. Kendi kaybettikleri için çektiği acıdan dolayı kıza karşı duyduğu nefretin ne kadar anlamsız olduğunu fark etmişti. Birdenbire düşmanı olmaktan çıkmıştı kız. O da Kamer gibi kanatları kırılmış bir çocuktu. Kader onları bir şekilde yan yana getirmiş, Beylerbeyi konağında yalandan da olsa ikisini aynı kadının karnına koymuştu. ‘’Bir gün oraya döneceğiz!’’ diye söz verdi Firuze’ye. Sesi bir çocuk için ürpertici derecede soğuktu. ‘’ İntikam için. Bu sefer kızılcık sopası bizim elimizde olacak. Uğursuz ne demek öğreteceğiz onlara. Dua et kardeşim. Dua et Firuze’m. Biz dönmeden hiçbiri ölüp gitmesin!’’ Firuze oraya dönmek istemiyordu ama Kamer’in bakışları öyle karanlıktı ki başıyla onaylamak zorunda kalmıştı. Feridzade Konağı Paşanın kız kardeşinin vilayetin varlıklı beylerinden biriyle evlenerek yerleştiği Feridzade konağı yüksek bir tepedeydi. Arazi sınırları içinde güzel bir tatlı su gölü ve yıllanmış ağaçlarla dolu büyük bir ormanı vardı. Konağın kendisi de, konak dışında kalan ek binalarda büyüktü. Binaların birinde silahtarlar kalıyordu. Birinde konak çalışanı kadınlar… Konağın arkasındaki küçük bir köyü andıran küçük kulübelerde ise evli olan çalışanlar aileleriyle kalıyordu. Lalezar hanım sarışın, mavi gözlü, orta yaşlı topluca bir kadındı. Ağabeyinin gönderdiği çocuklara çatık kaşlarla baktı. Kardeşler denmişti ona. Uzak akrabaları Nilüfer diye bir kadının çocuklarıydılar. Ama erkek olan ne kadar iyi ve temiz giyimli duruyorsa kız olan o kadar pasaklı ve pis duruyordu. Abasıyla şalvarı eski ve yama yamaydı. Oturduğu yerden kıyafetlerindeki rutubet kokusunu alabiliyordu. Saçları yağlı eli yüzü pisti. Anneleri öldükten sonra babaları oğluna gösterdiği özeni kızına göstermemişti anlaşılan. Kız ikizi olan oğlanın güzelliğinden nasiplenmemişti bile. Halayıklardan birini çağırdı. ‘’Bu yetimler bana abimin emanetidir. Oğlanı Yunus Kahya’ya götür. Yatacak yer göstersin. Boş zamanlarında bizim küçük oğlana arkadaşlık eder.’’ Dedi. Gözleri kıza döndüğünde yüzünü buruşturdu. ‘’Bu kızı önce bir hamama götür. Bir güzel yıka. Şu karmakarışık saçlarını kes. Bitli midir nedir? Kaşınıp duruyor karşımda. Kıyafetlerini de yak. Eski püskü de olsa temiz bir kıyafet ver üstüne. Sonra Şerife Kalfa’nın yanına götür. Ona da söyle, ikizlere yakın bir oda versin kıza. Kızlara ablalık yapar, zavallı yaşlı kadına da yardımcı olur arada.'' Halayık, Firuze’nin saçlarını bir parmak uzunluğunda kalacak şekilde kesip yıkadı. Sonra giydirip Şerife kalfanın yanına götürdü. Hanımının dediklerini iletti. Yıllardır bu konakta ömrünü çürütmüş bağnaz yaşlı bir kadın olan Şerife Kalfa kızı inceledi. Hoşnutsuz bir tavırla hanımının dediğini yaptı. Orta yaşlı bir adam olan Yunus Kâhya ise Kamer’i evin küçük beyinin odasına yakın, fazla büyük olmayan bir odaya yerleştirdi. Bu çakır gözlü çocuğu sevmişti ister istemez. Çocuk yetenekliyse bir gün onun gibi bir kâhya bile olabilirdi. Evin küçük oğlu Merih Bey Payitaht ziyaretinden döner dönmez ona eşlik etmeye başlayacak, onun oyun arkadaşı olacaktı. Hatta eğer Lalezar Hanım izin verirse, Merih Bey lalasından ve diğer hocalarından eğitim alırken onun yanında eğitim bile görebilecekti. Bir yetimin bundan fazlasında gözü olabilir miydi?

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.2K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.5K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
41.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
552.0K
bc

HÜKÜM

read
231.4K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
37.0K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook