KATİP KAMİL BEY

1669 Kelimeler
İki gün sonra bir akşamüstü Lalezar Hanım kocasını, kızlarını ve hiç bir yerde bulamadığı Yusuf hariç iki oğlunu bir odaya topladı ve hemen ardından aynı odada kızılca kıyamet koptu. İçeriden tartışma sesleri yükseldi. Lalezar’ın azarlaması, Merih’in kontrolsüz öfkesi ve Latif Bey’in sakinleştirme çabası dışarıdakiler tarafından alenen duyuluyordu. Az sonra Merih kapıyı çarparak çıkıp konağı terk etti. Tartışmanın sebebi Lalezar Hanım’ın, Paşa ağabeyinin Gülru ve Yusuf evliliği istediğinden bahsetmesiydi. O gece Gülru’da kaderini annesinden öğrenmişti. En başta ‘istemem, ağabeyim o benim’ diye ağlamış, karşı çıkmıştı. Ama annesi babasının kesin kararını verdiğini, onun lafının üzerine laf söylenmemesi gerektiğini özellikle belirtmişti. Bir süre sonra durumu kabullenmekten başka çaresi olmayan Gülru boyun eğmiş ve onun gibi soylu bir hanıma yaraşır şekilde kaderini zarafetle kabullenmişti. Yusuf ağabeyi kabul etmez nasılsa diye düşünüyordu bir yandan. Sakinleşmesinin en büyük sebeplerinden biri buydu. Merih konaktan çıkar çıkmaz kendisini bir rum meyhanesine atmış, kafası gidene kadar içmişti. Küçüklüğünden beri Gülru’yu seviyordu. Ondan başkasını düşünmemişti hiç. Evliliğini, çocuklarını geleceğini hep onunla hayal etmişti. Şimdi Gülru, ağabeyinin karısı olacaktı. Öfke içinde volkan gibi kaynıyordu. Ağabeyinin elim bir kaza sonucu ölmesini hayal edecek kadar ileri gitmişti. Meyhaneden çıktığında ayakta duramayacak haldeydi. Meyhanenin sahibi ona bir at arabası ayarlayacaktı. Arabayı beklerken birkaç serseri çıktı karşısına. Onun sarhoş olduğunu anlamışlardı. Zengin bir beyzade olduğu giyiminden belliydi. Üstünde ne var ne yok vermesini istediler. Ne yazık ki Merih ayıkken bile uysal ve sakin biri değildi. Sarhoş haliyle deliliği ve öfkesi daha da başına vurmuştu. Heriflere tüm gücüyle saldırdı. Hepsini dize getireceği anda belinde bir acı hissetti. Bunun ne olduğunu biliyordu Merih. Daha önce iki kere yaşamıştı. Hançer geri çekildiğinde bir küfür edip dizlerinin üstüne düştü. Gözü kararmaya başlamıştı. O sırada gelen arabacı ve meyhane sahibi sayesinde serseriler kaçıp gittiler. Arabacı Merih’in yarasına sıkıca bir örtü sardı. Altına koyduğu bir bez parçasının yaraya baskı yapmasını sağlamıştı. Sonra onu arabaya yatırdı ve meyhane sahibinin tarifiyle konağa götürdü. Firuze, annesinin elinden çekilip öldürülmeye götürüldüğü kabuslardan birini görmüştü. Uyandığında su içmek istemiş ama yanı başındaki ibriği boş bulmuştu. Üzerine ince bir hırka geçirip avludaki çeşmeye indi ve ibriğini doldurdu. O sırada telaşla içeri giren muhafızlardan biri onu görünce yanına gelip Merih Bey’in bıçaklandığını söyledi. Yine! Firuze, muhafıza hemen Merih’i çok sarsmadan gizlice odasına çıkarmalarını söyledi. Sonra hekime tez elden haber vermelerini ve ağızlarını kapalı tutmalarını istedi. Kendisi de gizlice Şerife Kalfa’yı uyandırmaya gitti. Şerife Kalfa telaşla giyinirken Firuze eline bir mum alıp Lalezar’ın odasına çıktı. Sessizce kapıyı açtı ve usulca içeri girip Lalezar’ı hafifçe dürterek uyandırdı. Lalezar gecenin bir yarısı mahremine giren kıza kızmaya fırsat bulamadan Firuze, Merih’in yaralı bir şekilde getirildiğini fısıldadı. Lalezar Hanım yüreği ağzında oğlunun yanına indi. Canından çok sevdiği biricik oğlu baygın bir halde uyuyordu. Şerife Kalfa başında oturmuş sessizce dua okuyor, Merih’in alnındaki terleri siliyordu. Bir süre sonra Firuze hekimle yanlarına geldi. Hekim dikkatli bir şekilde yarayı inceledi. Üstüne bastırılmış kumaş kıpkırmızı olmuş kandan ağırlaşmıştı. Neyse ki derin bir yara gibi gözükmüyordu. Yapışmış kumaşı dikkatle kaldırınca yara daha fazla kanamaya başladı. Kanama kesilene kadar keten bir kumaş bastırdı. Kanama durunca sirkeli suyla yarayı temizlemeye başladı. O bunu yaparken Merih acıyla yüzünü buruşturunca Şerife kalfa hekiminde onayıyla ağrıyı ve acıyı uyuşturması için afyon karıştırılmış şerbet içirdi bir kaç yudum. Temizleme işi bittikten sonra hekim ipek iplikle yarayı dikip üzerine balmumu ve zeytinyağı karışımdan yapılma bir merhem sürdü. Sonra dikkatlice sardı. İşini bitirince Lalezar Hanımla birlikte konuşmak için dışarı çıktılar. Firuze tüm süreci acıyı yüreğinde hissederek izlemişti. Şerife Kalfa kanlı kumaşları toplayıp kimse görmesin diye yakmaya götürünce sessizce yatağa yaklaştı. Merih sanki baygın değil de yatağına zamanında gitmiş birisinin huzuruyla uyuyor gibiydi. Firuze normalde asla yapamayacağı, yapmaması gereken bir şey yaptı. Elini yavaşça Merih’in alnına düşmüş sarı bukleye götürüp okşar gibi kenara kaydırdı. Kapının açılma sesi gelince hemen bir kaç adım geriye gidip etrafı topluyor gibi yaptı. Lalezar Hanım içeri girince gözleriyle onu arayıp buldu. “Başka kim biliyor?” dedi sakince kıza. “Kapıda ki muhafızların dışında ben ve Şerife Kalfa hanımım. Ben muhafızlara ağızlarını kapalı tutmalarını söyledim ama belki siz rica ederseniz daha etkili olur.” “Ben hallederim.” dedi Lalezar. Sonra kızı garip bir şekilde süzdü. “Ağabeyimin bunu duymasını istemiyorum. Bir süre Merih kızgın olduğu için bir arkadaşına gitmiş gibi davranacağız. Ben kapıyı kilitli tutarım. Şerife Kalfa bir kaç gün Merih’le ilgilenecek. Sen şimdi sessizce odana gidip uyu kızım.” Firuze onaylayıp odasına döndü. Lalezar ise oğlunun başucuna geçip oturdu. Kıvır kıvır saçlarını okşarken ‘Sen beni dertli ettin oğlum.’ dedi içinden. Oğluna toz kondurmak istemese de Paşa ağabeyinin haklı olduğu açıktı. Merih neyi keseceği belli olmayan kabzasız bir hançere benziyordu. Az önce burada olan kızı tekrar düşündü. O gelene kadar durumu ustalıkla idare etmişti. Sakin ve soğukkanlı davranmış, daha Lalezar bir şey söylemeden neredeyse her noktayı düşünmüştü. Merih gibi birini de idare edebilir miydi? Ya oğlu? O, Firuze’yi ister miydi? Lalezar Hanım her şeyden habersiz görünür ama hiçbir şeyi kaçırmazdı. Merih’in iki yetim kardeşe dostça davranmadığının farkındaydı. Asıl derdi Kamer’le gibiydi ama Firuze’ye de soğuktu. Evlenince kıza karşı yumuşar mıydı acaba? Firuze’nin biraz daha Gülru gibi canlı bir kız olmasını dilerken buldu kendisini. Ama imkansız gibi bir şeydi. Soğuk ve mesafeliydi kız. Yaradılışı böyleydi. Sessizliğe meyilliydi. İşini gücünü yapar bir kenara çekilirdi. Oğlu Merih ise ateş gibiydi. Ruhu bile isyankardı. Gülüp şakalaştığı kadar kırıp dökerdi de… Bir odada kahkaha atarken diğer odada öfkeyle kükrediği olurdu. Ama… Başka çaresi var mıydı Lalezar’ın? Daha bu akşam Gülru’yu kaybettiği için sağa sola saldıran oğlunun ondan daha da uzaklaşmasından korkuyordu. Belki Yusuf’u ve kızı her gün görmek ağır gelir ve alır başını giderdi. Bu olmadan ayağına bağ geçirilmeliydi. Firuze odasına döndüğünde Kamer’i yatağında uzanırken buldu. “Ne işin var bu saatte burada?” diye sordu. “Neredeydin?” diye soruya soruyla karşılık verdi Kamer. “Önce sen cevapla.” dedi Firuze. Kamer iç çekip doğruldu. “Rüyam kötü oldu. Babamı gördüm.” dedi. “Bende annemi gördüm. Sonra biraz hava almaya çıktım.” dedi Firuze. Kardeşine üzgün gözlerle baktı. “Böyle kafana estiği gibi odama gelmemelisin Kamer. Kardeş olmadığımızın ortaya çıkmasından hiç mi korkmuyorsun? Bugün herkesin içinde dizime yatmanda uygunsuzdu.” Kamer’in tek söylediği “Biz kardeşiz!” Oldu. Kalanını umursamıyordu. Sonra “Olanları duydun mu?” diye sordu kız kardeşine. Firuze başını salladı. “Üzüldün mü?” diye sordu. Kamer hafifçe gülümsedi. “Sanırım Merih’le evlenseydi daha çok derbeder olurdum. Yusuf ağabey canımı o kadar yakmadı.” dedi. “Seninle ya da Merih’le olmadığına sevindim ben.” dedi Firuze. “İkiniz de kıza kazanılacak bir ödül gibi bakıyorsunuz.” diye bitirdi. Kamer ona kötü kötü bakınca dil çıkardı. “Senin katip yarın geliyor mu?” diye konuyu değiştirdi Kamer. Firuze kendi yatağının ayak ucuna oturdu. “Handan Hanım öyle söyledi. Eğer paşadan onay alınırsa gelmişken nikahı kıyarız da dedi.” “Firuze…” “Efendim?” “Ben senin o herifle evlenmene izin vermem. Boşuna umutlanma.” Firuze güldü. “Gördüğün üzere kimse bizden izin almıyor.” dedi. “Ben o herifi hadım edersem herkes bir kendini sorgular bence.” Diyen Kamer ayaklandı. Kız kardeşinin saçlarını öpüp çıktı odadan. Ertesi gün Katip Kamil Bey konağa annesiyle birlikte teşrif etti. Gerçekten elli yaşlarında kel göbekli bir adamdı. Paşayı görünce gözleri parlamıştı. Aynı yaşta olduğu adamın eline ayağına sarıldı. Kamer adamı tiksintiyle izliyordu. Firuze’yi bu adamın yanında hayal edemiyordu. “Aman efendim, Sayın Paşa Hazretleri, nasılsınız, iyi misiniz?” dedi Kamil bey heyecanla. “Böyle hayırlı bir iş için sizinle bir araya gelmek ne büyük bir lütuf anlatamam. Annem -ne de olsa kaynanadır- müstakbel hanımımı bana biraz kötü anlattı ama sizin akrabanız olduğunu duyunca önüne arkasına bakmadım, düştüm yola. Sizin adınız bile yeter, efendim!” Sadece Kamer değil, Paşa ve Eşref de adama tiksintiyle bakmaya başlamıştı. Adamı tek beğenen Latif Bey’di. Ağır oturaklı birine benziyordu. Delifişek Kamer’i ancak böyle bir enişte toplardı. Paşa karısının tavsiyesine değer verdiğini göstermek için adama biraz daha katlanmaya karar verdi. Yoksa daha kapıdan girdiği ilk anda bu evliliğin olamayacağını kafaya koymuştu. Birlikte yemek yediler. Adam, Kamer’e öyle bir muhabbetle yaklaşıyordu ki oğlan elindeki çatalı sırtına pat pat vuran eline saplamamak için kendisini zor tutuyordu. Şerife Kalfa’nın biraz işi vardı. Merih’in başında durması için Firuze’yi çağırmıştı gizlice. Geceden beri uyuyan Merih, Firuze pencereden müstakbel kocasını izlerken gözlerini açtı. Bir süre pencereden dışarı bakan kızı inceledi. “Sen burada ne yapıyorsun?” diye sordu çatallı bir sesle. Firuze ona döndü. “Yaralısın. Şerife Kalfa’nın işi varmış. O yüzden yanında durmamı istedi. Birazdan gelir.” “Başımda bekleyeceğine pencereden kuşları izlemeye mi karar verdin?” “Kuşlardan biri müstakbel kocam Katip Kamil Bey. Avluda paşayla birlikte yemek yiyor şu an.” “Bu aralar ne çok evlenen var.” diye mırıldandı Merih. Gülru ve ağabeyinin de evleneceğini hatırlayıp sinirlenmişti yine. “Beğendin mi kocanı bari?” diye sordu kıza. “Paşanın beğenmesi önemli.” dedi Firuze. Merih’e yanaştı. “İstersen yastığını biraz kaldırabilirim. Sonra da Lalezar Hanım’ı çağırırım.” dedi. “Onun yerine pencereye gitmeme yardım et. Kamer’in eniştesini görmeliyim. Tam da yaralanacak zamanı buldum anasını satayım!” Firuze itiraz etti ama Merih onu beklemeden kalkmaya çalışınca yardım etmeye karar verdi. Kolundan tutacaktı ama Merih kendi kendisini yataktan kaldırıp kolunu kızın omzuna attı ve ona dayanarak pencereye yürümeye başladı. Sargısı haricinde bedeni çıplaktı. Onları bu halde biri görse kıyamet kopardı. Ama bu şu an Firuze’nin kalbinin deli gibi çarpmasına engel değildi. Merih kan ve ter kokuyordu ama bu koku bile Firuze’nin aklını başından alıyor, onu utandıran bedensel ihtiyaçlarını kabartıyordu. Pencereye gittiler. Merih ilgiyle aşağıya baktı. Yemek masasında yabancı tek bir kişi vardı. O yaşlı adamı yanındaki gencecik kızın yatağında düşünmekte zorlandı. Ama Kamer’in hali görülmeye değerdi doğrusu. Biraz izleyip yine Firuze’ye dayanarak yatağına döndü. O sırada Şerife Kalfa’da gelmişti. Beyinin uyandığını görünce Firuze’yi Lalezar Hanım’a haber vermeye gönderdi. Gün sonunda Katip Kamil Bey’e evliliğin olmayacağını söyleyip konaktan uzaklaştırmak adamı konağa getirtmekten daha zor olmuştu. Kamer paşanın ona söz bırakmamasından memnundu. Ama eğer Lalezar’ın aklından geçenleri bilseydi bu nikahı daha orada kendi elleriyle kıyardı. Ertesi sabah konağa paşanın emir erlerinden biri gelip paşayla özel görüşmek istedi. Getirdiği haber Şemsi Paşa’nın Kamer’i de alarak aceleyle Beylerbeyi konağına gitmesini sağlamıştı. Çünkü önceki gece konaktan ayrılan Katip Kamil Bey sabah saatlerinde yol kenarında ölü bulunmuştu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE