KEÇİLER

1919 Kelimeler
Hamam eğlencesi olacağı zaman büyük hamamlardan biri bir günlük parası verilerek tutulurdu ama Feridzade konağında buna gerek yoktu. Kıskanç atalarından biri mahremi için büyük bir hamam yaptırmıştı konağın bitişiğine. Konak içinden oraya geçiş bile vardı. Firuze kendi elleriyle hazırlıkları kontrol etti. Şerife Kalfa günden güne daha da yaşlanıyordu ve işinin çoğunu Firuze yapıyordu. Ama bundan ne Lalezar Hanım’ın haberi vardı ne Şerife Kalfa'nın bizzat kendisinin… Onlara göre Firuze çoğu zaman konak sefası sürüyordu. Hanımlar içeride toplanmış, eğlencenin başlamasını bekliyordu. Latif Bey yaşlı erkekleri balığa, Yusuf nispeten genç olanları ava götürmüştü. Konakta erkek sinek bile kalmamıştı. Lalezar hanım, Handan hanım ve buldukları görücü kadın bir kurnanın etrafında oturmuş Firuze’den bahsetmekteydi. Firuze hamamın girişindeki küçük odada üstünü çıkarıp peştamal sardı bedenine. Sonra hamam kapısını açarak yemek tepsileri taşıyan halayıklara içeri girmelerini işaret etti. Kendisi de derin bir nefes alıp biraz sakinleşmeye çalıştı ve peşlerinden içeri girdi. Elinde içinde gül şerbeti bulunan bir ibrik ve küçük bakır bardaklar vardı. İçerisi sıcak ve nemliydi. Halayıklar tepsileri hemen ortadaki büyük taşa dizdi. İşleri bitince onlardan birisi Firuze’nin yanına gelip elinden bardakları aldı ve hamamı dolduran hanımlara dağıtmaya başladı. Firuze zarif bir tavırla ibriği alarak Handan Hanım’a yaklaştı. Onunla göz göze gelmeden bir elini göğüs kısmındaki peştamala bastırarak eğildi ve şerbet doldurdu. Aynısını Lalezar Hanım ve kaynanası olabilecek hanıma da yaptı. Normalde görücüye çıkmış bir kızın yüzünde hafif bir gülümseme birazcık kızarıklık olmalıydı. Firuze’nin yüzü taştan oyulmuş heykel gibiydi. Öyle beyaz, öyle ifadesiz. Görücü hanım Firuze’nin tavrında bundan başka kusur bulamadı. Ama görünüşü ayrı bir meseleydi. Kız uzaklaşınca yanındaki hanımlara eğildi. “Zayıf.” dedi. “Bir de çok soluk. Hastalıklı gibi. Ne götü var ne memesi. Kadın dediğin azıcık ele gelmeli.” Handan hanım güldü. “Aman Zarife’ciğim. Sen mi evleneceksin sanki? Sana edebine saygısına bak. Oğlun gerdeğe kadar görmeyecek ki… Gerdekten sonra da iş işten geçmiş olacak.” Üç kadında gülüştü. Ama Lalezar Hanım’ın biraz canı sıkılmamış değildi. Dul adama bekar kız veriyorlardı. Daha önünü arkasını ne soruyordu bu kadın? Kendi kızlarının sümüğünü bile bu kadının oğluna vermezdi de işte… Evde üç bekar oğlu vardı. Günden güne laf söz oluyordu. Bir de Firuze birinin aklını çeler diye korkuyordu. “Amaaan ne bileyim Handan, bir senin kızlara bak bir bu kıza. Senin Gülru’n ipek gibi maşallah. Yüzü güzel kalbi güzel. Benim oğlumun rahmetli eşi de böyleydi. Bir gülümsedi mi insanın ömrünü şenlendirirdi. Bu kız… Nasıl desem? Az sonra ölü bedenimi yıkayacak gibi bakıyor.” Lalezar Hanım araya girdi. “Canım bu cihanda Gülru’ya eşdeğer kız mı var? Kimle kimi karşılaştırıyorsun Allah aşkına? Ben Firuze’ye kefilim. Yetim kızdır. Suratsızlığı biraz bundan. Bir günden bir güne saygısızlığını görmedim şimdiye dek. Anasını tanımazdım ama herkes övgüyle bahseder. Çok saygın, ahlaklı bir kadınmış Nilüfer.” Gülru’sundan böyle övgüyle bahsedilmesi Handan Hanım’ın koltuklarını kabartıyordu ama görücüyü de kaçırmamak lazımdı. “Hadi, hadi!” dedi şakayla karışık. “Kaynanalık yapmaya soyunma şimdiden. Kız gayet güzel. Batılı kadınlar şu ten rengini elde etmek için kurşunla kendilerini zehirliyor. Ne olmuş biraz suratsızsa… Gencecik kız. Varsın biraz zayıf olsun. İki üç bebesi oldu mu kıvama gelir!” Firuze, Perihan’ın kestane rengi saçlarını tarayıp örerken konuşmaların hepsini duymuştu. Hamamda yankı olduğu için duymamış biri kalmamıştı zaten. Herkes göz ucuyla sakince işini yapan Firuze’yi izliyordu. Firuze ona bakan gözlere kendisini meze etmedi. Taştan ifadesini korudu. Onun nasıl hissettiğini fark eden tek kişi Perihan olmuştu. Gözleri görmüyordu ama saçlarında dolaşan elin gerginliğini hissetmişti. Onu teselli ederse insanların zavallı kıza yok yere acıyacağını düşündüğü için hiç fark etmemiş gibi yaptı. Kör olduğu için acınmanın da görücülerin burun kıvırdığı kız olmanın da ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Ama belki biraz dikkatini dağıtabilirdi. “Firuze?” diye fısıldadı. “Efendim.” dedi Firuze. O da fısıldamıştı. “Sana bir şey soracağım ama sır!” “Sorabilirsin. Benden sır çıkmaz!” “Emin misin?” “Eminim.” dedi Firuze. Meraklanmıştı. “Ben genç bir kızım.” “Evet, öylesin.” diyerek gülümsedi Firuze. On altı yaşındaydı Perihan. “Ama körüm.” “Ne yazık ki!” “Herkes şeyden bahsediyor ve ben göremediğim için merak ediyorum.” dedi Perihan. Yanakları kızarmıştı. “Neyden?” diye sordu Firuze. Bu konuşmanın nereye gideceğine dair ufak bir tahmini vardı ama kendisine sakladı. “Herkes diyor ki… Kamer ağabey çok şeymiş?” “Neymiş?” Firuze gülmemek için kendisini zor tutuyordu. “Yakışıklıymış.” Nihayet söyleyip rahatlayan Perihan derin bir nefes aldı. “Öyle sanırım. Ben kardeşiyim o yüzden ona hiç alıcı gözle bakmadım ama bana senin gibi onu soran çok kişi var.” “Gülru ablam onunla konuşuyor arada ama ben hiç cesaret edemedim.” “Ters biri değildir. Sen ona nezaketle yaklaşırsan o da sana nezaketle davranır.” “Gülru ablam da onun nazik ve… yakışıklı olduğunu düşünüyor.” Bak seeen! diye düşündü Firuze. “Sanırım Gülru hanım Merih Bey’in daha yakışıklı olduğunu da düşünüyor.” dedi Firuze umursamıyormuş gibi. Ama dikkatle kızı dinliyordu. “İkisi de çok yakışıklı diyor. Ama ben Kamer ağabeyi daha çok merak ediyorum.” “Bana onun hakkında merak ettiğin her şeyi sorabilirsin.” “Şey… Herkesin onun nesini yakışıklı bulduğunu bana anlatabilirsin.” Firuze kıkırdadı. Perihan’ın hiç görmediği birine hayran olmasında garip bir tatlılık vardı. “Uzun boylu ve sağlam bir yapısı var. Saçları siyah. Gözlerinin güzel olduğunu söylüyorlar. Bir erkek için oldukça uzun ve siyah kirpikleri var. Güzel çakır yeşili gözleri var.” “Ben normal yeşili bile bilmiyorum ki çakırı bileyim.” diye araya girdi Perihan. Firuze anlayışla yanağına dokundu Perihan’ın. “O zaman sana karakterini anlatsam…” Perihan başını salladı. Firuze kardeşini iyisiyle kötüsüyle anlatmaya başladı. “Cesur ve yiğittir. Ama çok inatçıdır. Onun kara dediğine sen ak diyemezsin. Çabuk öfkelenir ama çabuk yumuşar. Bir gün baban kadar büyük ve önemli bir insan olmak istiyor.” “Olabilir mi sence?” diye sordu merakla Perihan. Niyeti kötü değildi. Gerçekten merak ediyordu. Ve Firuze bunu biliyordu. “Baban kadar olur mu bilemem ama önemli biri olacağına eminim. Hırslı ve çalışkandır.” O sırada Lalezar Hanım Firuze’yi çağırdı. Firuze gitmeden Perihan’a eğildi. “Eğer Kamer’le konuşmaya cesaretin yoksa sana yardımcı olabilirim.” “Gerçekten mi?” dedi Perihan hafif bir heyecanla. Bir günaydın bile diyebilse yeterliydi. “Gerçekten!” diye onayladı Firuze gitmeden önce. O gidince Gülru yanına geldi kız kardeşinin. “Ne konuştunuz öyle fısır fısır?” diye sordu. Perihan kızardı. “Hiiiççç…” dedi önce. Sonra omuzlarını düşürdü. “Bana kardeşinden bahsetti.” Gülru kaşlarını çattı. “Niye durup dururken böyle bir şeyden bahsetti bakayım?” Kız kardeşinin saflığından yararlanıp kardeşi için aklını çelmeye mi çalışıyordu? “Kızın günahını alma. Ben sordum. Herkes ondan bahsediyor. Merak ettim.” “Ve gittin onun kız kardeşine mi sordun? Ya ona senin onu sorduğundan bahsederse?” “Bahsetmez. Söz verdi. Sır dedik.” Bahsederse aslında memnun olurdu Perihan. Belki Kamer o zaman onu bir parça fark ederdi. “Neden bahsetmesin? Senin gibi saf bir kızın aklını çelip kardeşini Paşa babamızın damadı yapmaya çalışmayacağı ne malum?” “Sana gönlümden geçeni söyleyeyim mi? Umarım bahseder o zaman. Belki böylece bende paşanın evde kalmış kör kızı yaftası yemem hiç bir zaman. Paşanın yakışıklı bir adamla evlenmiş kör kızı olurum.” dedi Perihan neşeyle. O saatlerde Kamer evden fazla uzaklaşamamıştı. Hamam sefasının bitmesini bekliyordu gölün sakin bir köşesinde. Sabahtan beri kafayı yemek üzereydi. Arkadaki ağaçlardan bir çıtırtı duydu. Arkasını döndüğünde Merih’in elinde çakmaklı bir tüfek varken kendisine yaklaştığını gördü. Tüfeği Kamer’e doğrultmuştu. Ciddiye almaya gerek duymadı Kamer. Ayağa da kalkmadı. Merih bir kaç adım ona yaklaştıktan sonra tüfeği indirdi. “Seni yaban domuzu sandım.”dedi gülerek. “Bu kadar körsen eline tüfek almamalısın belki de .” dedi Kamer. “Neden almayayım? Babamın hediyesi. Sen ne yapıyorsun burada?” diye sordu oturan Kamer’e bakarak. “Kafamı dinliyorum.” dedi Kamer. Merih’in ona rahat vermeye niyeti pek yoktu. Yanına oturdu. “Kız kardeşine görücü gelmiş sonunda. Gözün aydın.” “Sen nereden duydun?” “Gülru anlattı.” dedi Merih.”Üzülüyor musun?” “Neden üzüleyim?” “Haklısın, neden üzülesin? Gülru adamın biraz yaşlı olduğunu söyledi. Bir kaç seneye ölür muhtemelen. Gerçi üç kadın gömmüş ama belki senin kız kardeşin şanslı olandır.” “Onun adı Firuze.” dedi Kamer. “Efendim?” “Onun… Adı… Firuze! Sürekli kardeşin deyip duruyorsun ya.” ''Adından bana ne?” “Bence de adından sana ne? Haliyle kiminle evleneceğinden de sana ne?” “Sadece sevgili çocukluk arkadaşımla sohbet etmek istedim. On yıl aynı evde yaşadığım kızın adını da biliyorum.” dedi Merih ayaklanarak. “Biz arkadaş değiliz.” dedi Kamer düz bir sesle. “Hiç olmadık.” diye onayladı Merih giderken. Bir yandan kendi kendine ‘Firuze’ diye tekrar ediyordu. Zarif ve sıcak bir isimdi. İsmin, sahibiyle hiç alakası yoktu. Kamer konağa dönerken paşayla ve Latif beyle karşılaştı. Onlara görünmeden geçip gitmeyi planlıyordu ama Latif Bey ona seslenince el mahkum yanlarına gitti. Paşa çocuğun dünden bugüne neşeli olduğunu varsayıyordu ama nedense yüzü asıktı. “Nereye böyle koştura koştura, evladım?” diye sordu. “Kız kardeşime bir şey soracaktım da efendim!” dedi Kamer. “Sahi kız kardeşin nerede senin? Ne zaman gelsem hiç göremiyorum onu?” “Pek ortaya çıkmaz. İşini yapar, gider yatar!” dedi Latif Bey gevşek bir şekilde bacağının tozunu silkelerken. “Ne işi?” diye sordu sert bir sesle paşa. Kaşları çatılmış eniştesine bakıyordu. Latif Bey kırdığı potu fark edince telaşlandı. “Canım gündelik işler. Hanım işleri herhalde. Ben nereden bileyim?” diye kıvırmaya çalıştı. Kamer araya girerek Latif Beyi kurtardı. “Kız kardeşim sağlığınıza her zaman duacı ama karşınıza çıkmaya çekiniyor biraz. Size daha fazla rahatsızlık vermek istemiyor.” dedi. “Öyle olsun. Ben seni tutmayayım madem.” dedi paşa. Hala gözleri eniştesinin üstündeydi. Aklına takılmıştı bir kere. Araştırmadan bırakmayacaktı. Kamer paşanın elini öperek ayrıldı. Dış kapıdan içeri girdiğinde az kalsın Gülru ile çarpışacaktı. Son anda kendisini geri çekti. Sonra kızın yanından hızla geçip Firuze’nin odasına gitti. Gülru bir süre Kamer’in arkasından baktı. Gerçekten yakışıklıydı. Görmeyen kardeşini bile etkilemişti bir şekilde. Sonra silkelenip kendine geldi ve dışarı çıktı. Kamer, Firuze’nin oda kapısını kırar gibi açtı. Firuze onun gelmesini bekliyordu. O yüzden kendisini gözyaşlarının kucağına bırakmamıştı hemen. “Ee?” diye sordu Kamer. Karşısına dikilmiş dikkatle gözlerinin içine bakıyordu. Elleri yumruk olmuştu. Ne zaman gerilse bunu yapardı. Firuze gülümsedi. “Yanıldın. Müstakbel kaynanam beni beğenmiş. Bir kaç güne oğlunu çağıracakmış. Bir haftaya kalmaz nikah kıyılır, dedi Lalezar Hanım.” Kamer bir şey demedi. Diyemedi. Arkasını dönüp çıktı odadan. O çıkar çıkmaz Firuze kendisini yatağa atıp bütün gün içinde biriktirdiği her şeye ah ederek doya doya ağlamaya başladı. Kamer de gidip kendi odasına kapandı. Duvar dibine çöküp dizlerini kendisine çekti. Ağlamadı. Ağlayamadı. Aşağıdaki herkesin kocaman bir ailesi vardı. Anne babaları, kardeşleri, halaları, dayıları… Kamer’in sadece Firuze’si vardı. Tek ailesi oydu ve onu da almaya çalışıyorlardı Kamer’den. İçinde herkese her şeye karşı giderek artan bir öfke vardı. En çok da Firuze’ye karşı. Gidip evlensindi bakalım. O zaman anlardı dünyanın kaç bucak olduğunu. Belki anlardı o zaman Kamer’in kıymetini. Kamer onsuz da yapabilirdi. Yapabilirdi değil mi? Akşam yemeği için aşağıya inmek zorundaydı. Paşa’yı gücendiremezdi. Gözü kimseyi görmek istemiyordu halbuki. Birden etrafta bir telaş başladığını gördü. İnsanlar hızlı hızlı yanından geçiyor, bahçeden bağırışma sesleri geliyordu. Hızla bahçeye çıktı. Paşa bağırıp çağırıyor, etrafa emirler yağdırıyordu. Handan hanım bayılmıştı. Lalezar Hanım ve Şadiye Hanım onun bileklerini ovuşturuyordu. Firuze’nin koşarak yanına geldiğini gördü. “Ne oluyor?” diye sordu telaşla kız kardeşine. “Perihan Hanım bir süredir ortalıkta yoktu. Onu arıyorduk. Az önce Gülru odasında yastığının üstünde bir not bulmuş. Biri paşaya hitaben ‘selamünaleyküm!’ yazmış. Şimdi kaçırıldığını düşünüyorlar.” “Kör bir kızı kim kaçırır?” dedi Kamer şaşkınlıkla. Arkasından Merih’in kızgın sesi yükseldi. “ Kim olacak? KEÇİLER!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE