Kalbim deli gibi atarken zihnimde dönüp duran düşünceleri bastıramıyordum. “ Görücü” bu kelimeyi mahallede genç kızların ağzından duymuştum.
Yüzlerinde gonca güller açarak anlatırlardı. “ Bana falan kişinin oğlu talip oldu…” Ah bu cümleler…Onlar da mutluluk göstergesiyken ben de yalnızca iğrenme yaşatıyordu. Çünkü biliyordum ki evlenen genç kızlar artık eskisi gibi yolda sek sek oynayamıyor, ip atlayamıyordu. Artık o kız sonsuza kadar ağır başlı birer kadın oluyordu.
Ne kadar çok görücü gelirse o kadar kıymetli olurdu kız kısmı. Ama bana ilk kez geliyordu. Haliyle istemsiz içimde heyecan duyguları uyanmıştı. Benim hakkımda da “ görücüsü gelmiş” diyeceklerdi.
“Feride sallanma kızım, misafirler geldi.”
“A…a..ba,”
“ Tamam kızım yorma kendini.”
Hayatım bu cümleyi duymakla geçmişti. Uzayıp giden kelimelerim, her harfte duraksamam insanlara yük oluyordu.
Elimde kahve tepsisi usulca yürüdüm. Ah bir de şu elim titremese! Ne var sanki altı üstü karşımdaki de benim gibi bir insandı !
Önce Zeynel beye sonra da Ali abiye uzattım tepsiyi. Tüm vücudumu kasıp titrememe engel olmaya çalıştım.
Zeynel bey köyümüzde sevilen sayılan bir adamdı. Genç bir oğlu olduğunu biliyordum. Demek Ali abi benim kocam olacaktı…Askerlikten yeni döndüğünü biliyorduk. Bütün kızlar Ali abinin dönüşüyle büyük bir heyecana kapılmıştı. Evlilik yaşı da çoktan gelmişti. Herkes kendisine görücü gelmesini beklerken bana gelmişti . Tuhaf şekilde mutluydum. Hatta içimde ufak bir kibir denmese de gururlanma hasıl olmuştu.
Ne kadar evlilikten korksam da beni de eli yüzü düzgün ve yakışıklı sayılabilecek bir adam istemişti. Yaşım çoktan gelmişti, artık evlilikten kaçışım yoktu. En azından itibarlı ve iyi bir aileye gelin gidecektim. Buna şikayet etmek yerine şükretmem gerektiğini biliyordum.
Ali abi kahvesini alırken ve aldıktan sonra bir kez bile başını kaldırıp bana bakmadı. İçimden “ acaba çok mu çirkin buldu ?” Demeden kendimi alamadım. Ama böyle zamanlarda gelenek gereği başın yerden kalkmaması gerekirdi. Adettendir deyip geçtim.
Zeynel bey yanında başka bir adam daha getirmişti. 30 yaşlarında hafif kır saçlıydı ama yüzünden hayatın sillesini yediği çok belli olan biriydi. İsmi Haydar’mış …Lafın arasında duymuştum. Silik bir tipti. Sanki Orda değildi; uzun düşüncelere dalıp gidiyordu.
Nihayet kahveleri dökmeden teslim ettikten sonra kendimi mutfağa zor attım. Odaya geri dönüp oturmak ayıptı. Heyecanımı bastırmak için bakır cezveyi yıkayıp çivisi paslanmış tahta “terek” denilen rafa koydum. Fincanlara köpüğü boca ettikten sonra nasıl bir kuvvet uygulamışsam kulpu çıkmış ve elime batmıştı. Elimden kanlar boşalınca anca farketmiştim.
Elimi suya tutup çekmecelerden hemen bir mutfak bezi aldım. Tahmin ettiğimden derin olmalıydı. Yaraya sıkıca sardığım halde durmuyordu.
“ Feride gel içeri !”
Yaralı elimi arkaya saklayarak ağır adımlarla girdim içeri. Galiba o an gelmişti. Abbas babamın yüzündeki memnuniyetten anlamıştım ki benden kurtulduğuna seviniyordu. Yıllarca başka birinin çocuğuna bakmak zoruna gidiyordu. Belki de haklıydı. Ona göre bir boğaz eksilecekti.
Boynumu büküp ayakta dikildim. Hani şu halı deseni izlemek vardır ya utanmış ve küçülmüş hissettiğin zamanlarda, işte öyle takılıp kalmıştım zikzaklarına .
“ Allah’ın emri, peygamber’in kavli ile Feride kızınızı oğlumuz Haydar’a istiyoruz…”
Ne demişti ?! Haydar mı ?! Dili sürçmüş olmalıydı. Beni oğlu Ali abiye isteyecekti!
“ Verdik gitti…Hayrını görün…”
“Başlık parası olarak 50 koyun uygun mu ?”
“ Maşallah bizim Ahraz o kadar eder miymiş ?! Tamamdır hayırlı uğurlu olsun. Gel buraya Feride…”
Benim içimdeki dünyam durmuşken etraftaki insanlar yaşamaya devam ediyor…Hayat akıp gidiyordu. Şaşılası şeydi…
Bedenim benden bağımsız hareket ediyor ve yaralı elim yüzük takılması için uzanıyordu. Kanayan elimi görenler kısa bir panik yaşıyorlardı. Bunu yüzlerindeki ifadeden anlıyordum. Sesleri duyduğum yoktu.
Abbas emmi diğer elimi tutup kaldırınca kendime geldim. “Ahraz ya yaralandığını söyleyemedi demek…Vallahi çok şanslısın Haydar oğlum bizim kızın ağzı var dili yok…”
Parmağıma geçen o çember tel parçası bütün dünyamı o gün değiştirdi. Döndü abama baktığımda benden gözlerini kaçırdığını gördüm. Ona kırgındım, beni neden bu yaşlı adama layık görmüştü ki? “ Ahraz olduğumdan mı? Ali abi yerine neden o adam?” Diyen gözlerle baktım. Ama o başını yerden kaldırmadı.
Haydar denen o adamın yüzü ifadesizdi. Sanki adam yoldan geçerken uğramış gibiydi.Bir an önce şu iş bitse de gitsek, der gibi bakıyordu. Titreyen parmaklarımdan artık utanmıyordum . Kırgınlık ve öfke ateşi diğer duygularımın önüne geçmişti.
Ben kaçarcasına odama kendimi kilitleyip ağlarken onlar aralarında bu yıl üzüm hasadının az olduğundan, arpanın para etmediğinden filan bahsettiler.
Artık üzümleri doğrudan Zeynel bey alacakmış, abam galiba en çok buna sevinmiştir. Zira bu üzümlerin suyunu çıkarmak için uğraşırken sık sık hastalanırdı. Son zamanlarda tamamen işi ben devralmıştım ama benden sonra tekrar iş ona kalacağı için üzülmüş olmalıydı. Ama neyseki bu durumdan da sayemde kurtulmuştu.
Şu Haydar neden beni istemişti ki? Karısına ne olmuştu acaba? Bunca zaman bekar olamazdı. Acaba karısı ölmüş müydü ? Bizim köyden değildi olsa bilirdim …
Kimdi ? Neciydi hiç bir fikrim yoktu…Beni nereden bulmuştu? Belki Abbas emmim bu evliliği ayarlamıştı .Ondan her şeyi beklerdim. Sırf üzümü satacak birini bulduğu için bile beni evlendirmeye kalkmış olabilirdi.
Az sonra bazı gürültüler duydum.
“ Zeynel bey çok uzatmayalım olur mu ? Köyde laf söz olmasın.”
“ Haydar oğlumuz en kısa zamanda halledecek , meraklanmayın. Yakında kızı almaya gelir. Düğün olmayacak zaten. Haydar düğün istemiyor, şu yaştan sonra göbek atacak hali yok. Üzerinden bir evlilik geçmiş, yeni yetme damat değil. Karısı yeni kaçtı.”
“ Yok biz de düğün istemeyiz zaten. Anası babası değiliz ki düğününe uğraşalım ? Çeyizi yoktur. Tek kuruş da harcamam bilesin .Alır götürürsünüz.”
Bir gelinlik bile giymeyecektim demek …Saçlarıma ışıltılı iplerden takılmayacaktı ? Abamın sandıktaki gelinliğini defalarca üzerimde denemiştim. Oysa bana tam oluyordu. Yenisine gerek yoktu. Ama demek ki ona bile layık değildim…
Kulağımı iyice kapıya yaklaştırdım. Hakkımda daha neler söylenecekti merak ediyordum.
“ Haydar oğlum karın geri dönmez değil mi ? Bak sonra kız kuma durumuna düşmesin.” Diyen Döndü abamın sesiydi.
“ Olur mu hiç öyle şey Döndü ebe ? O gelini bir daha bastırır mıyım? Kaç kere kapısına vardık ama gelmedi. Üstelik Haydar’a “Kısır” dedi. Feride kızımız bir bebek verirse kısır kimmiş görecek.”
“ Yaşı daha küçüktür . Bebek diye üstüne fazla gelmeyin.”
“ Ne küçüğü kadın ?! Sen bana 15’inde vardın. Feride 17 yaşındadır . Hökümet bile 17 yaşa izin veriyor.”
Abbas emmi beni ne zaman küçük bir çocuk olarak görmüştü ki? İşine gelince öz kızı gibi başlık parası isterken işine gelmeyince öz kızımız değil diyordu…
Onlar gittikten sonra kapımın tıklatıldığını duydum.
“ Feride aç kızım kapıyı.”
O kapıyı sonsuza kadar açmak istemiyordum aslında .
Kapının kilidini çevirdiğimde Döndü ebem sıkıca sarıldı. İlk kez sarıldığını gördüm. Kollarım onu saracak gücü bulamadı.
“ Feride’m bana kızma olur mu? Bak ben hastayım. Ben öldükten sonra Abbas emmin sana bakmaz .Ama eğer Zeynel beyin korumasında olursan sana hiç bir şey olmaz. Bunu ben istedim. Haydar da sen gibi baksana hiç konuşmadı bile . Uysal adamdan zarar gelmez .İyi anlaşacaksınız. .”
Sözleri beni mutlu etmek yerine kıymık gibi içime batıyordu. Bu işin içinde Abbas emmi var sanarken Döndü abam ayarlamıştı her şeyi. Doğru Abbas emmi benim için birini bulmaya bile uğraşmazdı.
Döndü abam ağlayarak içini dökerken günah çıkardığını sanıyordu ama yüreğimdeki ateşi daha da harlıyordu. Beni emanet edecek başka birini bulamadın mı der gibi baktım.
“ A…a…Ama…A…ama O Yaşlı…”deyiverdim.
“ Değil yavrum. 30 yaşındaymış Haydar. Bu erkek için genç bir yaştır.Olgundur; seni koruyup kollar. Bilirim sen Ali sandın ama inan onun sana iyiliğinden çok kötülüğü olur. Eli ekmek tutmaz. Askerden döndüğünden beri boş boş geziyor.”
O anlattıkça işimin hafiflemesi gerekirken ben daha da fırtınalara kapılıyordum.
“İ…is…te…mi…mi …yorum…”
“ Zamanla istersin yavrum…”