NİŞAN

1908 Kelimeler
Ali arabanın Reşanlı aşiretine ait olmasına anlam verememiş yengesinin bu aileyle ne gibi bir bağı olur ki diye düşünmeye başlamıştı. "Komutanıma desem mi acaba? Yok ya adam dellenip görevi bırakıp gelirse? Komutan ağzıma sıçar. Neyse ben takipte kalayım bakayım." diyerek sabahı sabah etmiş ve gece gözüne uyku girmemesine rağmen cin gibi işyerine gelmişti. "Günaydın komutanım Ahmet yüzbaşıyı oradan nasıl çıkartacağız 4 ay oldu daha kalacak mı? Gereken bilgileri hatta fazlasını aldık." diyerek sustu. "Haklısın Ali ama insanlar şüphelenmeden tereyağından kıl çeker gibi çekip almalıyız Ahmet'i. Yoksa peşine takılıp hayatı zindan ederler." "Emredersiniz komutanım siz nasıl derseniz." "Şimdi git ve Ahmet'e söyle 2 gün sonra evden ayrılacak." "Emredersiniz komutanım" diyerek komutanın odasından ayrıldı. Ali ve Tabur komutanı Ahmet'i kurtarmak için plan yapadursunlar kader onlar için ayrı ayrı plan kurmuştu. "Faruk!!!" "Buyrun efendim." "Altuna'yı hazırlayın akşam yemeğini dışarıda yiyeceğiz." Ahmet şaşırmıştı. Küçük kızın tüm ısrarlarına rağmen bahçeye bile zorla çıkartan adam bugün kendisi dışarı çıkacaklarını üstelik doktor kontrolü falan değil yemeğe gideceğiz demişti. "Emredersiniz efendim hemen yardımcıya iletiyorum." "Sende hazırlan sende yemeğe katılacaksın önemli." "Emredersiniz efendim." Ahmet ne diyeceğini merak edip düşündüğünün olmamasını dileyerek küçük kızın odasına çıktı. Kapıyı tıklatıp gel denmesi üzerine kapıyı açıp içeri girdi. Altuna yüzünde renk kalmamış gibi bembeyaz halde yatakta yatıyor yüzü cama dönük dışarıyı izliyordu. "Günaydın küçük hanım." "Günaydın." diyerek başını Ahmet'e çevirdi. "Küçük hanımı akşam yemeği için hazırlayın lütfen. Agil bey kızıyla dışarı da akşam yemeği yiyecek." dediğinde küçük kızın yüzü anbe an aydınlandı. "Gerçeten mi? Babam benimle dışarı mı çıkacak? Benden utanmadan hemde . Benimle yemek yiyecek." diyerek sesi bile coşkuyla çınlamıştı. "Evet küçük hanım hatta bende geliyorum." dedi gülümseyerek. Tam o anda kapı açıldı. "Altunaa bende geliyorum ." diyerek tırnaklarına baktı. Ahmet bu kadına iyice uyuz oluyordu. İmkan verseler bir kaşık suda boğacaktı. Kaç kez odasından zorla çıkartmıştı. "En güzel kıyafetini giysin sende hazırlan sende geleceksen." diyerek yardımcı kıza bakıp işaret etti ve hızla odadan ayrıldı. "Halam beni sevmez ki neden bizimle gelir?" dedi Altuna. Ahmet ne diyeceğini bilemeyerek konuyu değiştirmeyi tercih etti. "Babanız bekletilmekten hoşlanmaz o yüzden güzelce hazırlanın." diyerek dışarı çıktı. Kendinin de gideceğini düşünüp ne giyeceğini düşünerek odasına geçmişti ki yatağın üzerinde için de takım elbisenin olduğu koruma kılıfı duruyordu.Hem şaşırmış hemde anlam verememişti yemeğe katılacak olsa bile kenarda bekleyeceğini düşünmüştü. Davetli gibi masada oturacak hali yoktu ya. Kılıfı kaldırıp fermuarını açtı ve içinden siyah bir smokin çıktı. Öyle şık ve zarifti ki Ahmet hem şaşırdı hem hoşuna gitti. Normalde olsa böyle şeyi anca evlenirse giyerdi. Normalde giyilemeyecek kadar özel bir parçaydı. Zaten hayatı boyunca takım elbise giydiği sayılıydı. Kendi kendine ne gerek var diye düşünerek takım elbiseyi geri kılıfına koyup fermuarı çekip dolaba astı. Normal koruma kıyafetlerini giyinip hazırlandığını düşünerek Altunanın odasına gidip küçük kızı tekelrlekli sandalyesiyle aşağıya indirdi. "Baba ben hazırım bak en güzel elbisemi giydim." diye sevinçle dantelli elbisesinin eteklerine dokundu. "Faruk sen neden hazır değilsin?" "Hazırım efendim." "Afaggg!!!!" "Buyur " diyerek üzerindeki kırık beyaz saten elbiseyle merdiven başında göründü. "Faruk için hazırlattığım takım nerede? Neden gündelik kıyafetleri giymiş?" "Ben odasına bizzat koydum." diyerek Ahmet'e baktı. "Efendim afedersiniz ben takım elbiseyi gördüm ama bana çok ağır geldiği için giymemiştim." "Bu akşam yanımda koruma olarak durmayacaksın. Gidip giyin acele et." diyerek eliyle Ahmet'i merdivenlerei gösterdi. Ahmet istemeye istemeye odasına gidip kılıfı açtı ve smokini giyindi. Öyle yakışmıştı ki keşke Rüyam da görse yanımda olsa diye geçti içinden. Saçlarını düzeltip kenardaki kutudaki ayakkabıları da giyinip aşağıya indi. Salonda oturmuş sohbet eden aile ayak sesiyle merdivenlere döndü. Herkesin gözleri üzerinde olan Ahmet rahatsız olmuştu. Afag Hüseynova eliyle göğsünü tutuyor Agil Hüseynova ise başını sallıyordu. Küçük kız dayanamayıp "Faruk ne kadar yakışıklı olmuşsan." dedi. Ahmet gülümseyip "Teşekkür ederim küçük hanım" diyerek yanlarına geldi. "Ben takım elbise için çok teşekkür ederim ama böyle bir şeye gerek var mıydı?" diye sordu. Afag Hüseynova Ahmet'e yaklaşıp koluna girdi ve bedenini Ahmet'e yaklaştırıp "Geç kalıyoruz hadi hemen çıkmalıyız." diyerek Ahmet'i çekiştirmeye başladı. Ahmet ağabeyinin yanındaki gevşek tavırlı kadına tahammül edemeyerek sustu. "Herkes yerine " diye seslenen Agil Hüseynova ile bir sürü adam bir anda hareketlendi. 12 araba dolusu adam ve ev ahalisi yola koyulmuşlardı. Bir süre yol aldıktan sonra şehir merkezindeki ışıkların göz kamaştırdığı bir yere geldiler. Kapıda bekleyen iri yarı adamlar konvoyu görüp hemen kapıları açtılar.Agil Hüseynova önce indi ve korumaların küçük kızın arabasını getirmesiyle kızını kucaklayıp arabasına oturttu. Dizlerine örttüğü küçük örtüyle kızını dikkatle sürdü. Ahmet dışarı çıkıp bekledi ama kapıda Afag Hüseynova eli havada bekliyordu. Ahmet anlasa da salağa yatıp bekledi. "Elimi tutmazsın." diyerek elini işaret etti. Ahmet mecbur elinden tutup yardım ederek aşağıya inen kadının yanında yürümeye başladı. Afag Hüseynova gene sülük gibi yapışmıştı. Sekiz on basamaklı merdivenlerin çıkılmasıyla iki kanatlı büyük kapı açıldı ve içeriden gelen sesler ve kokularla küçük kız sevinçle ellerini çırptı. Sırasıyla içeri girdiler. Agil Hüseynova kızının tekerlekli arabasını sürüyor ve ortadaki uzun masaya doğru gidiyordu. Etrafta bir kaç masa daha vardı ama nedense boştu. Uzun masanın etrafında insanlar oturmuşlardı. Hüseynova ailesinin içeri girişiyle herkes ayaklanmıştı. Agil Hüseynova masanın başına doğru gidip kızını soldan ikinci sandalyeye oturttu. Afag Hüseynova da yeğenini yanına oturmuştu. Agil Hüseynova Ahmet'e sağ tarafını gösterip kendi de yerine oturdu. Herkes tek tek oturmaya başlayınca Ahmet mecburen sağ taraftaki sandalyeye oturdu ama öyle rahatsız olmuştu ki sanki altında binlerce iğne vardı.25 30 kişilik masadaki herkes Ahmet' e bakıyordu. Ahmet dimdik duruyor kimseyle göz göze gelmeye çabalasa da üzerindeki bakışlarla bedeni ısınmaya başlamıştı. Ben bir özel hareketçıyım ne işim var bu salonda restorantta bu kılıkta? diye kendi kendine söyleniyordu. Masanın diğer ucunda oturan yaşını epey almış beyaz saçlı adam elindeki puroyu masada ki kül tablasına bırakıp konuşmaya başladı. "Kto etot chelovek i chto on/ona delayet sredi nas?"( Bu adam kim ? Aramızda ne yapıyor?) "YA vam soobshchu, kogda pridot vremya." (Zamanı gelince söyleyeceğim.) "Vy podvergayete nas opasnosti." ( Sen bizi tehlikeye atıyorsun.) "YA skazal Kogda pridot vremya." ( Zamanı gelince dedim.) diyerek garsona işaret etti. Garsonlar hızlıca servis edip ayak altından çekilmişlerdi. Orkestra sanki normal bir topluluk gibi klasik müzik çalıyorlardı. Yemekler yenip tatlı servisine geçilmeden önce Agil Hüseynova eline aldığı kadehi çatalla vurup dikkatleri üstüne çekti. "Bu akşam burada toplanmak istedim çünkü aramıza önemli biri katıldı." Ahmet hayır hayır diye içinden konuşsa da bu kez duaları kabul olmayacaktı. Agil Hüseynova sandalyesinden kalkıp kardeşine elini uzattı. Afag Hüseynova gülümseyerek ağabeyinin elini tutup kalktı ve yanında durdu. Agil Hüseynova Ahmet'e elini uzattı. Koca adaamlar el ele tutuşamayacağından Ahmet hemen ayaklandı ve bekledi. Başıyla yanını işaret eden Agil Hüseynova bekledi. Ahmet mecbur Agil Hüseynovanın diğer tarafına gidip durdu. "Bu akşam sizlere kardeşimin nişanlısını ve Rusya'daki yeni işin başındaki kişiyi tanıtmak için topladım." dediğinde Ahmet eyvah dedi. "Faruk kızımın yakın koruması. İşinde öyle başarılı ki kızım için gözünü kırpmadan kurşun yedi. Defalarca kızımı kurtardı. Üstelik tüm bunları işi için değil insani olarak yaptı." dedi. Herkes birbirine bakıyordu. Agil Hüseynova kardeşine şimdiye kadar kimseyi uygun bulmamış evlenmek için görüşmek isteyenleri bile red etmişti. Hoş Afag Hüseynova da az değildi. Çevresindeki pek çok adamla yatmış olduğunu herkes biliyor ama Agil Hüseynova ve konumundan dolayı evlenmeyi istiyolardı. "Bu nasıl olur? Sen bana evlenmeyecek dedin kardeşim kardeşini seviyordu aylarca görüştüler hatta kardeşin bebek." dediğinde Agil Hüseynova elini kaldırdı. "Geçmiş geçmişte kaldı . Önümüze bakıyoruz. " Elini kaldırıp adamlarından bir kutu aldı. İçinde iki tane alyans vardı. Kutuyu açıp birini kardeşine birini de Ahmet'e uzattı. Ahmet karşısında kendine aşkla bakan kadını boğazlamamak için kendini zor tutuyordu. Kim bilir abisine neler demişti de ikna etmişti.Yoksa Ahmet'in ondan nefret ettiğini pek tabii biliyordu. Üstelik Andreas'ta bir köşede ters ters kendisine bakıyordu. "Faruk ve Afag bir ay sonra evlenecekler ve Rusya'ya taşınacaklar. Rusya da ki işleri bundan böyle Faruk ve kardeşim yönetecek." diyerek şaşkın ikilinin yüzükleri takmasını bekledi. Ahmet istemeye istemeye Afag Hüseynovanın parmağına yüzüğü taktı. Afag Hüseynova da Ahmet'in elini tutup taktı ve ilginç bir şekilde elini öptü. Ahmet şaşırmış ve elini çekecekken Agil Hüseynova eliyle omzuna vurdu. "Korkma sana saygısı sevgisindendir." diyerek Ahmet'i durdurdu. Ahmet sinirden ter içinde kalmıştı parmağındaki yüzük sanki ateşten bir ilmekti eli kolu uyuşmuştu. Masa da ki herkes ayağa kalmış ve kendilerini alkışlamışlardı. Arka taraftan gelen beyaz çiçeklerle süslü pasta gelip çiftin önüne konunca Agil Hüseynova ikisinin arasından çekildi . "Baba Faruk benim eniştecanım?" diyerek babasına baktı. "Evet kızım artık hep bizimle." diyerek kızının saçlarını sevdi. Şaka gibi Ahmet nefret ettiği yılışık kadınla nişanlanmış hatta az evvel pasta bile kesip yemişti. Akşamın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Tek aklında kalan her bölgenin ve işin başındaki kişiyle bizzat tanıştırılması olmuştu. Şimdi daha çok bilgi ve kişiyle bu işten nasıl sıyrılacağını düşünüyordu. Üstelik herkesle bu kadar yakın temasta bulunmak tanınmak için hiçte iyi değildi. Gecenin ilerleyen saatlerine dek sohbetler danslar derken sabaha karşı 2 gibi eve geçilmiş herkes odasına çekilmişti. Ahmet kefen gibi gördüğü kıyafetleri çıkartıp banyoya girdi. Sinirden soğuk suyu ayarlayıp altında beklemeye başladı. Sevdiği kadınla yaşamayı düşündüğü herşeyi nefret ettiği kadınla yaşamıştı ve bunu gururuna yediremiyordu. Rüya bilmeyecekti ama kendisi nasıl hazmedecekti? Kapısının açılıp kapanması ve kilitlenmesiyle geleni tahmin etmek zor değildi. Hemen suyu kapayıp beline havluyu sardı ve elinde saç havlusuyla banyodan dışarı çıktı. Yatağında kırmızı saten geceliğiyle oturan kadınla hiçte şaşırmadı . Zira neredeyse her gece köşe kapmaca oynar olmuştu. "Uyku tutmadı." dedi saçlarını karıştırırken. "Duş alsanız rahatlayıp uyurdunuz." deyince hızla ayağa fırladı. "Hala siz dersin? Biz nişanlandık ve sen benimsen." sanki bir eşyadan bahsediyordu. "Nasıl yaptınız bilmiyorum ama size olan duygularımı biliyorsunuz. Kaldı ki ben başkasını seviyorum." dedi ve dilini ısırdı. Sanki sevdiği kadını hedefe koymuştu. "KİMMMM!!!" Ahmet biran durakladı. "O o öldü ben onun anısına ihanet edemem." diyerek kısmen toparlamıştı. "Öldü demek iyi yoksa kendi ellerimle alırdım canını." diyerek Ahmete yaklaştı ve göğsünden akan su damlasına bir anda dudaklarını bastırıp diliyle yaladı. Ahmet kasılıp geri çekilecekken sırtına dokunan eller ayrılmasına engel oldu. "Artık yeter kaçma benden ben güzel değilim?" diyerek sordu. "Sorun o değil ben başka kadınlara bakamam." "Bana bak sevdiğini mezardan çıkartıp gene öldürerem. Artık sadece beni seveceksen sadece bene dokunacaksın." diyerek eliyle sırtını okşadı ve eliyle havlusunu gevşetince Ahmet bir adım öne çekildi. Afag Hüseynova bu adamı çok arzuluyordu. Belki bir kez beraber olsa hevesi geçecekti ama hayır dedikçe içindeki har hiç sönmüyordu. "Seni istiyorum al beni." diye askılarını indirip karşısında çırılçıplak bekledi. Ahmet karşısındaki savunmasız kadının sadece gözlerine bakıyordu. Afag bildiği her numarayı deniyor ama bu adamı bir türlü yatağa atamıyordu. Sanki çeliktendi şimdiye hamile bile kalmalıydı ama karşısındaki adam sadece gözlerine bakmakla yetiniyordu. Ahmet'in hiç bir şey yapmamasıyla kırılan gururu daha fazla bu saçmalığı sürdürmesine izin vermedi. Eğilip geceliği memelerine tutup kapıya gitti. Çıplak halde kapıyı açıp ardını döndü. "Tüm bunların hesabını vereceksen. Nikahtan sonra bana hayır dersen kafana sıkarım." diyerek kapıyı çarpıp çıktı. Ahmet kendi kendine sıkacaktı nikaha gerek yoktu ki. Sevdiği kadına direk değilse bile dolaylı yoldan ihanet etmiş gibi hissediyordu. "Komutanım" diye kulağında ki cılız sesle kendine geliop hemen aynanın karşısına geçti ve kaşlarını çatıp bir kez havaya kaldırdı. Ali anlayıp sustu. Ahmet artık bir şekilde buradan gitmeliydi ve bunun için sadece bir ayı vardı. Komutanı ve Ali'nin planından habersiz sabaha dek odada dolanıp durmuştu. Koca adam gece geri gelmesin diye kapısını bile kilitlemişti. Sabaha karşı kapısı hafifçe tıklatılınca kapıya yaklaşıp "Kim o?" diye seslendi. "Benim aç." denmesiyle genç elemanın sesini hemen ayırıp kapıyı araladı ve delikanlı içeri girdi. Gece lambasının ışığında siyahlar içindeki adamın maskeli yüzü görünmüyordu. "2 gün sonra evde bir yangın çıkacak. Sen küçük kızı kurtarırken yangında hayatını kaybedeceksin." "Nasıl yani?" diye fısıldadı. "Merak etme ölmeyeceksin bu bir oyun ve buradan kaçış biletin." Sadece yangın olduğunda içeri girmelisin." diyerek genç dışarı çıktı. Ahmet şimdi rahatlamıştı . Demek bir aya gerek yoktu iki güne kurtuluyordu bu azgın ve sapkın kadından. İşte o zaman görmek lazımdı yüzünü. Yatağa uzanıp bir iki saat kestirmek istedi ve hemen uykuya daldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE