Gönlüm dilime dаrgın, dilim gönlüme Gönlüm duygulаrını аnlаtаmаdığı için kızаrken dilime; Dilim аnlаtаmаyаcаğı şeyleri düşündüğü için kızıyor gönlüme... -Hz. Mevlana
Demir'in ismini duyduğum andan beri yüreğimde anlamsız ince bir sızı oldu ve bu sızı benim nefes almamı sanki zorlaştırıyordu. Yüreğimde sanki bir ağırlık, boğazımda kocaman bir düğüm var gibiydi. Oysa ben böyle şeylere o kadar çok yabancıydım ki bu duygular benim bir yanımı yakarken, diğer yanım ise buz kesiyordu. Bu adam bana bir çok duyguyu aynı anda yaşamamı sağlıyordu.
Bir yanım ona şuan koşa koşa gitmek isterken diğer yanım onu tamamen ret ediyor. Ne kadar zormuş ikilemde kalmak, ne kadar zormuş Araf da kalmak. Ne kadar zormuş sevdiğin halde affedememek. Onu istemeyen tarafım daha ağır basınca görüşmek istemedim. Onu görürsem iyi olmazdım.
Gül odadan cevabımdan sonra çıktıktan sonra bende derin bir nefes verdim. Bu kadar yakınken bile uzak kalmak zordu ama olmuyordu onu affedemiyordum. Bana olan yalanını hiç bir şeyi affedemiyordum. Kalbim onu halen isterken, aklım tamamen ret ediyordu. Bunca şeye rağmen aklım almıyordu kalbimin onu istemesine. Bunca şeyden sonra kör ve sağır olması gereken kalbim halen direniyordu. Buda benim kalbimin ne kadar aptal olduğunu gösteriyordu. "Bu Demir, o Demir mi?" diye sordu Kardelen abla. Demir her yerde meşhur olmayı başarıyordu. "Evet abla bu Demir, o Demir" diyerek başımı aşağı yukarıya onaylayan şekilde sallayıp örmüş olduğum sandalyede biraz kıpırdadım. Şu an yerimde rahat oturamıyordum, Demir'in dışarda olduğunu bildiğim için.
"Neden görüşmek istemiyorsun?" O kadar çok sebep vardı ki onun ile görüşmemek için ama ben hangisini sıralamalıyım bilemiyordum. Beni önce tehdit etmesi, aileme hasret kalmam, yalanları ve bir çok şey, dosyası kabarıktı yani Demir'in.
"Uzun hikaye boş ver ab..." Kardelen ablaya daha lafımı tamamlayamadan odanın kapısı kırılır bir şekilde açıldığın da bakışlarım hızla oraya dönerken, Benle Kardelen abla korkudan bir anda ayağa kalktık ve tabi ki de karşımda gözlerinde öfke saçan Demir'i gördük. Öylece kapının önünde durmuş kahvenin en güzel tonu olan gözlerini benim kara gözlerime dikmiş bakıyordu. Her halinde nasıl acı çektiği belli oluyordu bu 10 gün de tam anlamıyla çökmüştü. Saç şakalı bir birine karışmış, zayıfladığı her halinden beli oluyordur ama kuşkusuz ki her haliyle çok yakışıklı. Göz altları çökmüş ve morarmıştı ama beni her zaman içine çeken o muhteşem kahve gözleri halen içine çekmeyi başarıyordu ilk gün ki gibi. Ona kapılmamak için hızla başını iki yana sallayıp öfkeyle yüzüne baktım.
"Demek müsait değilsin ha? Demek gitmeliyim öyle mi?" diye bir anda bağırınca o bağımlısı olduğum gözlerde daha fazla kaybolmadan bağırmasıyla kendime gelmiştim. Yine ve yine her zaman ki gibi öfkeliydi ve ben artık onun bu halini garipsemiyordum. o hep böyle kaba bir adamdı. O hiç bir zaman öyle düşünceli bir adam olmamıştı.
"Sesini yükseltme" diye aynı şekil de bende ona bağırarak konuştum. Artık karşın da eski Vera yoktu. Öyle önüne geldiği gibi bağıramazdı bana. Olduğu yeri ve kiminle konuştuğunu farkında olmalıydı. Tehditleri ile bağırması ile ondan korkacak o savunmasız Vera yoktu artık. Demir' de artık olması gerektiği yeri bilmesi gerekiyordu.
"Ne demek sesini yükseltme ben seni görmek isterken sen müsait değilim diyorsun Vera çıldırtma beni" diye bu kez binayı yıkacak gibi bağırdığında bir anda yutkunma isteği oldu ama korktuğum için değil içimden öyle geldi. Bakışlarımı ondan çekip Kardelen ablaya ve Demir'le berber içeriye yeniden giren Gül'e baktım. İkisi de öylece korkan gözlerle bize bakıyordu ve korktukları için hiç bir şey yamamışlardı. Aslında yapacakları bir şey yoktu ben hallederim ama şu an herkesin önünde bunu yapmak istemiyordum. Bir süre daha onlara bakarken Kardelen abla beni anlamış olmalı ki Gül'ü de alıp kapıyı kapatıp çıkmıştı. Şimdi Demir'le ikimiz kalmıştık. Belli ki burada onun ile büyük bir savaşa girecek gibiyiz ve bunu insanların yanında yapmak istemiyordum.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen? Nerde olduğunu farkında mısın? Nasıl insanların içinde bana bağırırsın" diye bağırdığım da Demir ellerini saçına geçirip saçlarını çekmeye başladı. Sanki sakinleşmek ister gibi bir hali vardı. Oysa ben onu o evde bıraktığım da bu adamdan çok farklıydı. Sakin ve her şeyi kabullenmişti, şimdi ki bu tavırları bana göre yersizdi.
"Lan delireceğim yemin ederim delireceğim " diye sanki kendi kendine konuşuyor gibiydi. Ellerini saçlarından çekip bana doğru gelip aramızda iki adımlık mesafe bıraktı. Kokusu burnumun içinde uçuşurken yutkunmamak için kendimi zor tuttum. Onun kokusuna kapılmama gerekiyordu "Lan ben senin için ölüyorum sen bana ne yapıyorsun diyorsun. Vera bak tamam haklısın bana kızgınsın ama yeter bu kadar ayrılık ben senin tam 10 gün boyunca kızgınlığın geçsin diye bekledim. Ama bu 10 gün bana sanki asırlar gibi geçti. Lan ben senin yokluğunda tek bir gece bile uyuyamadım." Sakin ama acı çeker bir şekilde konuştu Demir.
Onun zaten halinden ne kadar acı çektiğini göre biliyordum.
uyumadığını ise gözleri zaten bas bas bağırıyordu ve aslında bende ondan farksız değildim ama alışıyordum ve oda alışır... Evet bu benim de canımı yakıyordu ama olmuyor onu affedemiyordum. O yalanı kabul edemiyordum, beni aptal yerine koymasını hazmedemiyordum. Bana verdiği değerin bile yalanlar içinde olmasını hazmedemiyordum.
"Benim ki kızgınlık değil Demir, benim ki sana kırgınlık. Kızgınlık olsa çoktan geçerdi ama kırgınlık geçmiyor ne yapsam da geçmeyecek. Sende artık bunu anla ve daha fazla kendini yıpratma hayatına devam et çünkü ben ve sen artık biz olamayız. Bu imkansız" Benim her sözümle Demir'in gözleri koyulaşıp sanki büyüyordu. İnanmak istemez gibi kafasını da iki yana sallarken bir den kollarımda tutu. Elleri sıcaktı, gözlerine inat elleri sıcaktı ve üzerine giymiş olduğum gömlekten bile bunu hissedebiliyorum, dokunduğu yer yakmıştı tenimi ve oradan kalbime işlemişti.
"İmkansız diye bir şey yok. Biz yenide biz olacağız. Vera yeniden biz olacağız Sen bana sinirlisin diye böyle diyorsun" Sinirle yaşanan şeyler bu kadar kolay bir kelime ile söylenemezdi. Sinir bir gün geçer ama benim kırgınlığım hiç bir zaman geçmezdi. Demir bunu anlamıyordu, ya da anlamak istemiyordu ama artık anlamak ve benden vazgeçmek zorundaydı. Böyle davranması bir şey değiştirmez sadece her şeyi daha da zorlaştırıyordu. Artık bu kadar zorlaştırmaya gerek yoktu ve böyle davrandıkça ben hayatımı kurmakta zorlanıyordum.
"Ya bırak kolumu" deyip son gücümle kurtardım kendimi çünkü delirmiş gibi bakıyordu. Korkmuyordum artık ondan ama bazen ne yapacağı belli de olmuyordu. "Ya istemiyorum seni zorlama artık Demir anla" diye bir kez daha konuştum çünkü artık gerçekten bittiğini anlaması gerekiyordu.
"Sen bitti dediğinde bitmiyor sen anla asıl bunu. Sen hallen benimsin" dediğinde bir anda kahkaha atmaya başladım. Bir anda öyle bir gülme tutmuştu ki. ben kendi mi bir türlü duramıyordum, ben güldükçe Demir bana delirmişim gibi bakıyordu.
Kendimi toparlamak adına derin bir nefes alıp zorda olsa gülme mi durdurmuştum. Şaka gibi bir adamdı beni halen malı gibi görüyordu ve gerçekten merak ediyordum artık bu kez beni yanında hangi yalanlar, hangi tehdit ile yanında tutacak. Artık hiç bir şeyim kalmadı ve merak ediyordum bu kez ne ile beni yanında tutacaktı? "Nasıl bitmeyecek Demir? Bu kez beni nasıl yanında tutmayı planlıyorsun? Beni artık tehdit edeceğin kimse kalmadı, daha yaratıcı bir yalanın var mı?" diye alaycı bir şekilde konuştuğum da onun da geldiğinden beri gergin olan yüzü bir anda yumuşadı ve alaycı bir şekilde sırıtmaya başladı. Neye böyle sırıttığını anlamadığım için kaşlarımı çatmıştım.
"Tehditle değil sevginle yanım da tutacağım. Beni sevdiğini ama kızgın olduğun için böyle davrandığını biliyorum ama çok uzadı be kömür gözlüm. Hadi uzatmada evimize gidelim ben seni kokunla uyumayı çok özledim. Sen yokken o ev bana zindan gibi geldi. Sensiz uyuyamaz oldum" deyip bana doğru gelmeye başladıkça bende geri geri gitmeye başlarken bir an da sırtımın duvarla birleşmesiyle kaçacak yerim kalmadı. Demir ve duvar arasında öylece kaldım. Demir kafasını bir anda boyun girintime yerleştirip derin bir şekilde beni koklamaya başladı.
Ben ise öylece kat kası kesilmiş nefesimi bulmaya çalışıyordum. O kadara zordu ki ona bu kadar yakın olup da uzak kalmak. Izdırap gibiydi bu yakınlık. Zorda olsa nefesimi bir şekilde bulup konuşmaya başladım.
"Demir ben seni sevmiyorum " Yalan Demir, halen seviyorum, lanet olsun halen seni seviyorum ama öfkem acım bunu söylemem izin vermiyor. Yapamıyordum öfkemin önüne geçemiyordum.
"Seni çok özledim Vera" Kafasının boynumdan çekmeden boğuk çıkan sesiyle konuştu ama beni duymuyordu ne dediğimi anlamıyor gibiydi sanki. "Demir yapma" dedim benim de sesim boğuk çıkmıştı, Demir'in bu yakınlığı beni heyecanlandırmıştı. Elimde olmadan gözlerimi yumduğumda "Özledim" dünyanın en güzel ses tonu ve dünyanın en içten sözüyle bunu söylemişti bunu ve özlediğini hissedebiliyordum. Ben Demir'in sevgisinden hiç bir zaman şüphe etmemiştim sadece birini sevdiğinde, nasıl sevmesi gerektiğini bilmiyordu. Bunu onunla yaşarken çok iyi anlamıştı, iyi bir şey yaptığını sanırken farkında olmadan ona zarar veriyordu.
"Demir ben seni sevmiyorum bırak artık, anla" deyip onu var gücümle ittim, eğer biraz daha böyle durursak ona kapılmaktan korktum. Sevgim, nefretimin önüne geçmesinden korktum. Onu itekleyince şaşkın gözlerle bakmaya başladı. "N... Nasıl" acısı gözlerine yer etti ve konuşamadığı için kekelemişti. Onu ilk kez konuşurken böyle zorlandığını görmüştüm.
"S...seni sevmiyorum" ikimiz içinde zor da olsa bu kelimeler bir şekilde çıkmak zorundaydı ağzım dan. Ben de onun gibi söylerken zorlanmıştım ama artık ikimiz de yolumuza gitmeliydik. Bu şekilde olduğu sürece biz yolumuza bakamazdık.
"Sen beni seviyordun öyle demiştin" masum bir şekilde bakıyordu gözlerime. İnanmıyordur, inanmak istemiyordu sanki onu sevmediğime ama artık inanmaktan başka çaresi yoktu çünkü yolun sonundaydık ve son kalan umut kırıntıları bizi artık ayakta tutmazdı. Biz aslında çoktan yolun sonuna gelmiştik ama yolu uzattığımız için bir türlü varamamıştık ve şimdi artık uzatacak yolumuz kalmamıştı.
"Sevmiyorum Demir sevdiğimi zannetmişim ama sevmiyorum. B... ben sadece yalnız olduğum için sana tutunmuşum hepsi bu" ne kadar hissiz ve kararlı görünsem de içimde kor ateşler yanıyordu. Bu kelimeler durağında kolay çıkmada yüreğimi parçalıyordu. Kalbim deli gibi beni dövüyordu ama artık onu dinleyemezdim. Ben bir kere aklımı değil, kalbimi dinledim diye bugün ailem yoktu yanımda. Yine aynı hataya düşemezdim. Demir tekrar bana doğru yürüyüp bu kez aramızda iki adımlık bir mesafe kalacak şekilde durdu.
"Sana inanmıyorum" deyip sağ elinin işaret parmağını kaldırıp alnıma bastırırdı. "İstediğin kadar buradan çıkar" deyip bu kez parmağının indirip kalbimin üzerine bastırıp "Buradan çıkaramazsın beni" diyerek kendinden emin bir şekilde konuştu.
Bana istediğin kadar aklından çıkar ama kalbinden çıkaramazsın diyordu. Şimdilik belki haklıydı ama zamanı geldiğinde aptal kalbimden de onu sileceğim ve ben artık yeterince bu oyundan sıkılmıştım her şeye onun istediği gibi olmayacak.
Bende aramızda kalan son o iki adımı da kapatın aramızda hiç mesafe yok diyecek şekilde durdum. Aynı onun gibi yapıp sağ elimin işaret parmağını kaldırıp onun kalbinin üzerine bastım. "Bu dediğin kan pompalamaktan başka işe yaramaz" deyip bu kez elimi onun gibi alnına koydum "ama bu dediğin bütün vücuda hükmeder ve ben seni buradan çıkarmışsam" tekrar elimi kabinin üzerine koydum" artık buranın bir hükmü kalmamıştır demektir" dedim bende onun gibi ona meydan okumuştum ve aramıza tekrar biraz mesafe bırakacak şekilde uzaklaştım. Demir ise bana tam anlamıyla hayal kırıklıyla bakıyordu. Beni değiştiğimi ve eskisi gibi olmadığımı anlamalıydı. Bana başını hafif bir şekilde sallamaya başladı.
"Sen benden gerçekten vazgeçmişsin hem de en ufak olayda beni bu kadar çabuk silmişsin.....Peki!... Ama sende bana iyi bak çünkü şuan senden artık vazgeçmiş Demir'i görüyorsun, çünkü ben artık yoruldum, sana derdimi anlatmaktan yoruldum... Eğer bir daha senin peşinden koşarsam san köpek gibi yalvarıp, sana köpek gibi aşık olursam bende en adi şerefsizim.... bana iyi bak bundan sonra sen artık bu Demir'i mumla bile arasan bulamasın. " Deyip arkasına bile bakmadan çekip gitti. En ufak olayda diyordu, onun bu ufak dediği şey benim hayatıma sebep olmuştu.
Arkasında tam anlamıyla harabeye dönmüş bir adet beni bırakarak. Gözlerin de öyle büyük bir hayal kırıklığı vardı ki o kırıklar sanki kalbime batmıştı ama sesim çıkmamıştı.
Her sözüyle yüreğimi yakmıştı. Ama yapamıyordum işte gururum izin vermiyordu ona gitmeme. Ben de onu çok özlemiştim bir yanım deli gibi ona sarılmak isterken yapamadım gidemedim işte ama artık oda bende vazgeçmişti....
İstediğim de bu değil miydi zaten ama canım çok yanıyor benim ve o yangının yanında bir yangın daha çıkmıştı.
Demir'in ardından kendimi bir un çuvalı gibi koltuğa attığım da göz yaşlarım bende bağımsız akmaya başladı ve çok vakit geçmeden içeriğe Kardelen abla girdi. "Vera iyi misin canım" dediğinde kafamı sadece hayır anlamında sağladım. Bitmişti her şey ve ben kendimi iyi hissetmiyordum aslında mutlu olmam gerekirken ama mutlu değildim. Biraz yalnız kalmaya ve uyuma ihtiyacım olduğunu hissedip, hızla göz yaşımı silip bana endişe dolu bakan Kardelen ablaya baktım.
"Ben bugün biraz erken gitsem iyi olur" deyip elime çantamı aldığımda Kardelen abla hızla başını bana sallayıp "tabi git dinlen" dediğin de çıktım ofiste ve kendimi dışarıya attım. O kaldığım oda bana dar gelmişti ve nefes alamadığımı hissetmiştim. Dışarıya çıkınca sonbahar esintisi yüzüme vurunca derin bir soluk çektim ciğerlerime ve araba ile gitmektense yürüyerek gitmeyi tercih ederek sokakların arasında yürümeye başladım. Saatlerce bilmediğim sokaklar arasında gezdim, kendime gelmek için ama üzerime yılan binaların arasında çıkamamıştım...
Demir' den
Bir anda insanın dünyası bu kadar değişebilir mi? Yada değişmek değil de dünyası bu kadar çabuk başına yıkıla bilir mi? Benim yıkıldı Vera bitti dediği günden beri bende bittim. Yıkılan dünyam bir daha inşa edilmedi. Hem de ne bitmek arkadaş nefes bile alamaz oldum. Meğer ne çok işlemiş ruhuma her şeyim o olmuş. Sanki ben ondan önce hiç yaşamamışım gibiyim, ondan öncesi yok gibiyim. Gerçi ondan önceki hayatım zaten pek de yoktu. Ben ki hayatımda kimseye eyvallah demezken onun peşinde köpek oldum.
Benden köpek gibi korkarken insanlar varken bende onun köpek gibi kaybetmekten korkuyordum ve korktuğum da başıma gelmişti ve onu kaybettim. Zaten insan bu hayat hep kaybetmekten korktuğu şeyleri kaybederdi. Buda hayatın kendi adaletiydi.
Oysa ne güzel gidiyordu her şey ben işten akşama eve onun yanına gelebilmek için saatleri sayarken o beni, bizi hiçe saydı. Ben bütün bilmediğim duyguları onunla öğrendim, o bana öğretti gerçekten de bu saçma dünyada insanlarda duygu olduğunu o öğretti bana. Korkuyu, Sevmeyi, Gülmeyi, Ağlamayı o bana öğreti. Her şeyden önemlisi Aile olmayı o bana öğreti ama şimdi beni hiçe etti. Sahi bu kadar basit mi bir insanı silmek? Bu kadar çabuk mu birini unutmak?
Günlerce uzaktan onun izleyip bana olan kızgınlığı geçer diye uzaktan onu öyle izledim. Tam 10 gün boyunca onsuz uyuyamadığım için her gece evin önünde durup onun camını izledim. Ama ben bu kadar acı çekerken o gayet hayatına devam edebilmiş. Bugün her şey düzelsin diye yanına gittiğimde bana söylediği her sözlerle kalbime binlerce bıçaklar sapladı. Bir gün öleceğimi biliyordum ama bunu sevdiğim kadın tarafından olacağını bilmezdi. Benim katilim sevdiğim kadın olmuştu.
Keşke keşke beni silahla çekip vursaydı da o sözleri söylemeseydi. Çekip vursaydı canım belki bu kadar yanmazdı. Şimdi canım çok yanıyordu ve bende açılan bu yara artık kolay kolay kapanmazdı.
Ama bugünden sonra artık bende onun hayatım dan sileceğim onun beni bitirdiği gibi bende onun bitireceğim, tıpkı onun istediği gibi. Artık ben diye bir şey olmayacak onun hayatından ve daha fazla onun hayatını mahvetmeyeceğim. Bugün onun için son yas tuttuğum gün olacak. Arabadan inip yıllardır gelmediğim yere geldim. Muhsin babanın yerine yani rakı balık yerine geldim. Son kez onun için içeceğim... Son kez ona veda edeceğim...
Kapıdan içeriye girdiğinde etrafta kendi halinde içen insanalar, içeride hafif bir şekilde çalan arabesk müzik vardı. Bende sahile bakan bir masaya doğru gidip oturdum. Sahil bile bana onu hatırlatıyordu çünkü Vera denizi izlemeyi çok sever. O öyle uzun, uzun hep denizi seyrederdi. " Ooo evlat sen geliri miydin buraya" deyip karşımda ki sandalyeyi çekip oturdu Muhsin baba. Kader düşürmüştü yine bene buralara. Kolay, kolay gelmezdim ben buralara ağır bir yüküm olmadığı sürece.
"Geldik işte" umursamaz bir şekilde konuşmuştum. Öyle derin bir acım vardı ki ancak burada unutabilirdim.
"En son gelişin mafya liderliğini aldığın zamandı. Sahi kaç sene oldu" diye sorduğunda bir süre öylece başımı denize taraf çevirip öylece oraya baktım. Deniz tıpkı onun gibiydi akşamları o kara gözleri gibi zifiri siyah oluyordu. Gündüzleri ise kalbinin berraklığını andırıyordu. Bu kadın her yerdeydi benim için içtiğim suda bile vardı.
"Çok çok uzun zaman oldu baba" şu an oturup o zamanı sayacak durumda değildim., kendimde değildim. "Peki şimdi seni buraya getiren ne oldu onca zamandan sonra" tekrar sorduğunda Muhsin baba halen denize bakıyordum. Benim buraya ne getiren bir çift kara gözdü. "Anladım seni buraya getiren derin yaran" dediğinde tam olarak doğru olan tabirde buydu aslında. Gerçekten de derin yaram olmuştu Vera benim ve o yara asla kapanmayacak bunu adım gibi biliyordum. Her zaman açık bir yara olarak kalacak.
"Beni hiç sevmemiş..... öyle bir feryadı vardı ki bir insan ancak bir insandan bu kadar nefret eder" dediğimde gözlerime Vera' nın yüzü, kulaklarımda sözleri dönüyordu. O sözleri söylerken yüreğimi yaktı her kelimesi. O an orada ölmek istedim. Unutulmamak, istenmemek meğer ne açıymış. Denize bakmayı sürdürürken içimden geçenler ile devam ettim konuşmaya. "O an, o an o sözleri duyacağıma sağır, nefretle bakan gözleri göreceğime kör olmak istedim"
"Derin mevzular diyorsun.... belli ki sende herkes gibi bu aşk denen ileten nasibini almışsın evlat ama böyle kendini yiyip bitirerek hiç bir şeyi halledemezsin....." dediğinde bakışları mı denizden çekip ona baktığımda oda öylece denize bakıyordu. Birinden alacağım en ufak yardıma bile şu an muhtaçtım. Benim muhtaçlık nedir bilmeyen adam bir kadın için her şeye muhtaç olmuştum.
"Ne yapmam gerekiyor peki" biraz bile olsa bir umuda ihtiyacım vardı. Bana açılacak olan küçük bir umut için şu an her şeyimi verebilirdim, yeter ki sonunda Vera bana yeniden gelsin, yeniden o gözleri bana sevgiyle baksın. Bugün ki nefretle bakan o bakışlar yeniden sevgiyi alsın.
"Ben bilmem sen daha iyi bilirsin ama cemal Süreyya ne demiş.... Kadın susarak gider. Eğer bir kadın şikayet ediyorsa, erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir." Deyip ayağa kalktığında Muhsin baba ben öylece ona baktım. Söylediklerinde hiç bir şey anlamamıştım. Vera hem suskundu, hem gürültülüydü yani hangisi demek oluyordu?
"Ne demek istedin sen şimdi?" Diye sordum zaten kafam yeterince karışıktı ve ban net şeyler gerekliydi.
"Benden bu kadar gerisini sen bul" deyip gitti. Ben ise öylece kalmıştım. Nasıl bulacaktım ki? Karşımda ki kadın her anlamla zordu ve onu çözmek neredeyse imkansızdı. Vera çözülmesi zor bir kadındı ve ben zaten onu zamanında çözde bilseydim belki bugün daha farklı olurduk. Vera her zaman kapalı bir kutu gibi olmuştu ve o istemediği sürece onu açmak hiç bir zaman mümkün olmamıştı. Şimdi yine onu anlayamadığım zamandaydım.
Bir süre sonra masaya rakı ve mezeler gelince direkt bardağı doldurup üst üste içemeye başladım. Bir şekilde bu yaşananları unutmam gerekiyordu. İçimde ki acıyı söndürmem gerekiyordu. Vera' yı unutmayı deniyordum ama denerken bilece canım acıyordu ve ben bir gün gerçekten Vera' yı unutursam onu hayatım boyunca affetmem.
En azından bir gün bile olsa unutmak istiyordum. Zordu içerken bile onu unutmak zor olacaktı ama deneyeceğim. Yalnızlığım ve gecenin karanlığı ile içtim ve sadece içtim... İçimde bitmeyeceğini bile bile içitim ve en azında Vera gibi aklımdan silmeye çalıştım...