5.bölüm-Ölüm

3641 Kelimeler
VERA' dan Bazen bir kuyunun içinde karanlıkta kalmış ve sesimi duyan yokmuş gibi hissediyordum. Yardıma muhtacım ama gelen yardımı da kabul etmek istiyor gibiyim. Çok büyük bir ikilem içinde kalmış ve benim için neyin doğru yanlış olduğunu bile bilmiyordum. Bugün evde kalıp biraz dinlenmek istediğim için işe gitmemiştim. Evde kalıp önce güzelce bir temizlik yapıp daha sonra ikindi namazımı da kılıp ütü yapmaya başladım. Zorda olsa hayatını bir şekilde yoluna koyup devam etmek zorundaydım çünkü biliyorum ki ben bir kere daha düşersem bu kez ayağa kalkamam. Uyumaya devam ederken zilin çalması ile kısa bir ara verip kapıya doğru yöneldim. Kapıyı açtığım da Evin ve Zübeyde gelmişti. "Hoş geldiniz" diyerek kapıyı tamamen açıp onları içeriye doğru davet ettim. Bu süreçte ikisi de her zaman yanımda olup, neredeyse her gün beni ziyarete gelmişti. Hakları büyüktü üzerimde. İkisi de benim gerçek kız kardeşim olmuşlardı. "Hoş bulduk" deyip onlarda birlikte salona geçtiğimizde kızlar kendileri hızla koltukların üzerine atmışlardı. "Nasılsınız kızlar? " diye sorup bende onların yanına geçmiştim. Bugün yorulduğum için biraz dinlenmek istedim ve oturup, oturmaz üzerime yorgunluk çökmüştü. "Aynı bildiğin gibiyiz sen nasılsın?" Diye Zübeyde sorduğun da hemen cevap verdim. "Bende gayet iyiyim" iyi olduğumu göstermek için sesimi iyi çıkarmaya çalıştım, ne kadar becere bildiysem artık. "İşe gitmemişsin" diye sorduğun da Evin başımı aşağı, yukarı sallayarak "Evet bugün evde kalmak istedim, son 1 haftadır çok yoğun çalıştık ve önümüzde ki haftada yoğun olacağı için bugün evde kalmak istedim" dedim. Gerçekten de yorgun olduğum için, hem de Demir'den sonra hemen işe gitmek istememiştim bugün. Sadece bedenen değil, ruhen de aşırı yorgun hissediyordum. Demir ile son görüşmemizden sonra yaşananlar beni aşırı derecede etkilemişti. "Ne güzel her şeye rağmen ayakta duruyorsun" dediğin de Zübeyde ona öylece baktım o hepimiz den daha kötü bir durumdaydı Erkan'ın ona ne kadar kötü davrandığını iyi biliyordum. Aşırı bencil bir adamdı ve ona deli gibi aşık olan karısını asla görmüyordu. Aklım almıyordu bir insan nasıl bu kadar kör olabilir. Sanırım biz kadınlar ne dersek diyelim bu körlük erkeklerin doğasında vardı. "Ee Zübeyde sana benimle çalışa bileceğini söylemiştim. Düşüne bildin mi teklifimi?" Diye sordum. Onunda iyi olmasını ayaklarının üzerinde dimdik durmasını istiyordum. Biz kadınlar ayakta durarak daha güzeliz. Zübeyde içinde bir şeyler yapmak istiyordum ve belki çalışarak kendini daha iyi hissederdi. "Bilmem ki Vera yapabilir miyim ki ben" heyecanla ve gerçekten içten bir istek ile söylediğin de onun adına sevinmiştim. Bunca şeye rağmen içinde halen yaşamaya çalışan bir Zübeyde olduğunu bilmek güzeldi. "Saçmalama bu işi senden daha iyi yapacak kimseyi tanımıyorum ben. Hem bildiğin gibi bir butik açıyoruz ve başında bir olmalı ve benim senden başka güvene bileceğim başka kimse yok" diyerek bacağının üzerinde duran ellerini, kendi ellerimin arasına alıp sevgiyle tuttum. Gerçekten bu işi ondan daha iyi yapacak kimse yoktu ve sadece buna inanması gerekiyordu. "Çok isterim çalışmayı" deyip güldüğünde bende güldüm. Birilerine iyi gelmek gerçekten de güzel hissettiriyor kendini. En azından kendime iyi gelemiyorsam da birilerine iyi geleyim. "Buna çok sevindim o zaman yarın gel Kardelen ablayla tanıştırayım seni" Kardelen abla ile Zübeyde'nin çok iyi anlaşacağına emindim. İkisi de karakter olarak aynılar ve içimden öyle gelmişti. "Tamam olur" dediğinde Zübeyde sevinmişti. "Vera nasıl başarıyorsun bu kadar güçlü durmayı" diye sorduğunda Evin hemen ayağa kalktım. Bu soruya cevap vermek istemiyordum çünkü çok zor duruyordum ayakta ve birinin bu soruyu sorması bacaklarının titremesine sebep oluyordu. Eğer bende bu soruya cevap verirsem biliyorum ki gerisi yere düşüşüm olur ve bir daha kalkamazdım. İçim kan ağlıyordu ama dışarda güçlü görünüyor olmak beni ayakta tutuyordu. "Ben yatak odasında ütü yapıyorum sizde bir çay koyun da içelim" deyip odaya gittim, tam anlamıyla kaçmıştım oradan ve kızlarda bunu anlamış olmalı ki, ikisi de peşimden geldi ama ben onları görmezden geldim. "Sana bir soru sordum ama" diye tekrar sordu Evin. Yine onun keçi inadı tutmuştu ama benim cevap vermeye pek niyetim yoktu. "Ne sordun Evin anlamadım" diye onu anlamamazlık dan gelmek istedim. Sanırım buda en iyi kaçış yöntemlerinden biriydi. "Sana diyorum ki bir kadın nasıl duygularını bu kadar güzel saklar? Hiç mi üzülmüyorsun? Demir bile senden daha perişan halde" dediğinde Evin elimde ki ütüyü bırakıp derin bir nefes aldım. Sanırım ne yaparsa yapayım kaçmazdım ve belki biraz cevap vermeliyim. Derin ama ciğerlerim yakan bir nefes çektim, her şey yeterince zordu ama yine de cevap verdim "Tabi ki de üzülüyorum ama ne yapabilirim? Ne yapmamı bekliyorsun? oturup ağlamamı mı bekliyorsun. Ayrıca kadınlar her zaman erkeklere göre daha güçlüdür. Kadınlar her zaman duygularını kontrol etmeyi daha iyi bilir. Ve ben sadece duygularımı kontrol ediyorum dışa vurmadığım için, yada Demir gibi kötü görünmüyorum diye üzülmediğim anlamına gelmez. Ayrıca ben ayakta durmak ve kendime bir düzen kurmak zorundayım..." dedim. Ben acımasız veya duygusuz biri değildim sadece artık bunları dışarda göstererek yaşamıyorum ve içinde kendimle yaşıyorum. Kızlar bir süre sessizleşip bana baktıklarında daha fazla konuşmak istemediğim için "hadi gidin bir çay koyun" dediğim de artık onlarda konuşmak istemediğimi anlayıp başladı sallayıp mutfağa gittiler. Ben ise yine elime ütüyü alıp başladım ütülemeye, böyle bir şeyler ile uğraşmak çok iyi geliyordu. Beni o yakan düşüncelerden uzaklaştırıyorlar. *** Her karanlık bir gecenin sabahı vardı. Her acının bir gülüşü, her yağmurun bir güneşi vardı. Bende şimdilik o gecenin sabahına uyanmıştım. Bir gün acımın sonunda ki gülüşü, yağmurlu günümün sonunda güneşi görebilir miyim bilmiyorum ama şimdilik bugünüme de şükürler olsun. Hazırlanıp önce otoparka gittim çünkü babam her şeyi satmış ama bir tek arabamı satmayı onu bir otoparka bırakmış ve Evin bunu söyleyince bugün onu almaya gittim. Deli gibi arabamı, araba kullanmayı bile çok özlemiştim. Arabama binip bugün içimden ilk annemi görmek geldiği için mezarlığa doğru sürdüm arabayı. Mezarlık çok uzak olmadığı için on dakikanın sonunda mezarlığa gelmiştim. İlk defa tek geliyordum ve ayaklarım geri geri gidiyordu. Annemi değil de kara toprağını görecek olmak şimdiden yüreğimi sıkıştırmaya başlamıştı. Yürüdüm geri, geri gitse de ayaklarım yürüdüm ve Annemin mezarının önünde durdum. Avuç içimi açıp duamı etmeye başladığım anda göz yaşlarımda akmaya başlamıştı. Duamı bitirdikten sonra Annemin yanına diz çöküp baladım konuşmaya. "Verdiğim sözü tutum Anne geri geldim, belki evimize dönemedim ama yeniden döndüm. Ben böyle olsun istemezdim Anne. Babam da sende bana kırgınsınız ama benim bir suçum yoktu. O beni zorla kaçırdı ve yanında kalmam için bana yalanlar söyledi Anne yoksa ben sizi bırakıp asla gitmezdim ki. Ben asla size bunu yapmam Anne am babam beni dinlemedi ve sildi Anne. Bizim evimize beni almadı, Canım yanarken bu kez beni kollarının arasına almadı Anne... Ben bunları babama anlatamadım ama en azından sen duy Annem, sen duy, sen affet beni." Anlatırken sesim ağlamaktan dolayı sona doğru kısık ve acılı çıkmıştı. Canım tarif edemeyeceğim kadar çok acıyordu ve ben sadece sessizce ağlayıp, o acıyı çekiyordu. Annemin mezar taşında ellerimi gezdirip, o soğuk mermer taşında özlem gidermeye çalışıyordum ama olmuyordu. annemin sıcaklığı yoktu, annemin kokusu yoktu., Annem yoktu ve hiç bir şey onun yerini almıyordu, hiç bir şey alamıyordu... "Çok özledim Anne seni, Keşke şu anda burada yanımda olabilseydin, bunun için her şeyimi verebilirdim. " Anneme en çok ihtiyaç duyduğum zamandı. Bir süre daha orada durmaya devam ederken sonbahardan dolayı ince yağmur taneleri kendini belli etmek istercesine, gökyüzünden, yeryüzüne akmaya başladı ve ben Annemin toprağına sarıldım, yağmurlarda bana sarıldı. Sanki Annem göndermişti onları bana. İkimizin gözyaşıydı, sıcak ve acı dolu. Hiç dinmeyen acıların yağmuruydu. *** Vedalardan nefret ederdim çünkü bana hep acı verirdi, sevdiklerimizden uzaklaşacak olmak, onları özleyecek olmak bana acı verirdi. Anneme de orada kısa bir süreliğine veda ettikten sonra hızla işe gelmiştim. Çok fazla ıslanmamıştım yağmurdan ve arabada gelene kadar üstüm kurumuştu. Kardelen ablayla birlikte oturup sohbet ettik ona Zübeyde den bahsetmiştim ve bugün geleceğini söylemiştim ama saat kaç olmasına rağmen gelmemişti. Acaba Erkan bırakmamış olabilir mi düşüncesi aklıma düşünce, Hızla telefonumu elime alıp onu aradım. Çok geçmeden Zübeyde telefonu açtığında "Alo" dedim "Efendim Vera" dedi sesini Erkan' dan dolayı kötü gelmesini beklerken garip bir şekilde iyi geliyordu ve şimdi neden işe halen gelmemiş olmasını daha çok merak etmiştim. En son konuştuğumuz da aşırı heyecanlı ve istekliydi. "Neredesin Zübeyde bugün işe gelecektin" diye sordum. O da beni çok bekletmeden hızla cevap verdi. "Sorma Vera başıma ne geldi bilemezsin" diye konuştuğunda bir an panik oldum kötü bir şey mi olmuştu? Ama sesi öyle çok kötü gelmemişti ki. "Ne oldu kötü bir şey mi oldu Zübeyde? " İnsanın böyle durumlarda aklına binlerce şey geliyordu. Birine bir şey mi olmuştu ve ben daha fazla kötü bir haber almaya dayanamadım. "Ya sabah işe gelecektim evden çıktım kapıyı bir açtım kapının önünde pusettin içinde bırakılmış bir bebek buldum" dediği de gözlerimi kocaman açtım. Ne dediğini önce tam idrak edememiştim. Zübeyde kapının önüne bir bebek mi bırakılmış dedi yoksa benim kulaklarım mı yanlış duydu? Bir bebek nasıl bırakılmıştı? "Nasıl ya nasıl bebek buldun?" Şaşkındım ve bu şaşkınlığım sesime de yansımıştı. "Buraya gel de konuşalım şimdi bebek ağlıyor Erkan'la durdurmaya çalışıyoruz" dediğin de daha ne kadar şaşıra bilirdim? Erkan ile bebek baktıklarında bahsediyordu bu kız ve gerçekten her şey oldukça garip bir hal almıştı. Olanları aşırı merak ettiğim için elbette ki gideceğim. "Tamam hemen geliyorum" deyip telefonu kapatıp. Deliklerinden doğru düzgün bir şey anlamıştım ve elbette ki merakımdan dolayı gitmek ve bebeği de görmek istiyordum. Hızla Kardelen ablaya, ne kadar tam anlamamış olsam da bir şeyler ona anlatıp çıktım işten ve araba doğru ilerleyip binecekken ileride beni izleyen adamlar dikkatimi çekti. Bunlar kim ve nedense iki gündür sürekli görüyordum? Her gittiğim yerde onlar vardı. Daha dikkatli baktığımda iri ve sakallı olan adam tanıdık geliyor gibi. Ben ona dikkatli bakınca o ise başını yere eğdi anda tanımıştım. Bu adam Demir'in adamıydı ve onu o kalmış olduğum evin bahçesinde görmüştüm. Bu neydi şimdi böyle? Öfkeyle elimde tutmuş olduğum çantamı sıktım. Ne yani Demir beni mi takip ediyordu, oysa en son giderken bittiğini söylemişti. Şimdi bu neydi? Neden bu adamlar benim peşimdeydi ki? O kadar zor bir adam ki artık onu anlamak gerçekten çok zordu. Onu anlayamıyordum asla. O kadar çok öfkelenmiştim ki şu an Demir karşımda olmuş olsaydı fena patlardım ona. Daha fazla beklemeyip arabama binip yola çıktığımda onlarda beni takip etmeye başladı. Demir'le en kısa zamanda bu konuda konuşmam gerekiyor. Her şey bitmişti ve ben onunla alakalı hiç bir şeyi görmek istemiyordum ve yine böyle bir kafese tıkılmış gibi olmak istemiyordum. Tam özgür olduğu derken yine Demir'in göz hapsinde olmak istemiyordum, ben gerçekten özgür olmak istiyordum. Çekmeliydi artık ellerini üzerimden. Demir'e olan öfkem ile aracı sürüp ve yarım saatim ardından Zübeyde' lerin evine gelmiştim. Aracı bahçenin önüne park edip eve doğru ilerleyip zile bastım ve çok beklemeden bana kapıyı Zübeyde açtı. Kapı açılır açılmaz ilk sorduğum soru "neler oluyor? " Demek olmuştu. Aşırı merak ediyordum. "Gel içeri anlatırım" dediğinde birlikte salona doğru ilerleyip, içeriye girdiğimizde koltuğun üzerinde uzanan bir bebek ve onu seven Demir ile karşılaştım. Bu manzara karşısında nutkum tutulmuştu. Gülümseyerek, heyecanlı bir şekilde bebeği seviyordu ve onu ilk defa böyle gördüğüm için kala kalmıştım. İstemeden de olsam aklım onunla o gece o ormanda ki konuşmamış gelmişti. Baba olmak istediğini, bir çocuğumuz olmasını çok güzel bir şekilde dile getirmişti. İstemeden onu böyle görünce sorguladım. Bir gün baba olursa gerçekten güzel bir babam olur mu? Olurdu. "Gel Vera" kapının önünde öylece durduğum için Zübeyde beni tekrar çağırdığında, geldiğimi fark etmeyen Demir o anda ismimi duyunca fark edip bana döndü. En son gördüğümde benden artık vazgeçtiğini söylemişti ve o gün o gözlerde gördüğüm o soğukluğu bugünde duruyordu. Demir bebeği sevmeyi bırakıp oturmuş olduğu koltuktan kalkıp, tekli bir koltuğa geçti. Sanırım bebeğe bakacağım için bana yer vermişti, ya da artık yan yana çok yakın kalmak istediği için uzaklaşmıştı. Bunu sorgulamayı bırakıp, daha fazla ayakta durmayıp bebeğe doğru yaklaştım ve onun yanına oturdum. Küçücük bir erkek bebeğiydi ver ve gerçekten Zübeyde'nin evindeydi. Onun buraya nasıl geldi, ailesi neredeydi? Ben merak içinde bu sevimli küçüğe bakarken Erkan "hoş geldin Vera" dediğinde başım ile karşılık verdim. Selim ve ona karşı da öfkeliydim. Bana söylenen yalanları, her şeyi bildikleri halde sustukları için onlarda en az Demir kadar benim gözümde suçluydu. Ne olursa olsun bunu yapmamalılardı. Belki onların konuşması sayesinde öğrenmiştim bütün gerçekleri ama sonuçta yanlışlık ile öğrenmiştim ve ben öğrenmeseydim onlarda söylemeyecekti, onlarda tıpkı Demir gibi belki bir ömür susacaklardı. Belki de bir ömür benim aptal yerine koyulmamı izleyeceklerdi. Yeniden bebeğe döndüm. Çok küçük daha en fazla 6 aylık bir bebek. Aklım ona baktıkça almıyordu, nasıl bir anne baba bu kadar küçük yavrusunu bırakır? Nasıl vicdanları el verirde evlatlarını bırakırlar? Etrafta onca evlat hasretinden tutuşan aileler varken onlar evladını tanımadığı insanların kapısına bırakmışlardı.... "Bu çok küçük" dediğimde sesim titremişti. Ona bakınca içim acımıştı ve elimde olmadan sesim titriyordu. Canım acımıştı. "Evet çok küçük" diye aynı şekilde bana karşılık verdi Zübeyde ve oda bebeğin diğer yanına oturarak ona dikkatli bir şekilde bakıyordu., onun gözlerinde de hüzün vardı. "Nasıl bırakmışlar bu küçük çocuğu" diye sorup bu kez Zübeyde' ye baktım ona baktıkça içim açıyordu. Biz bu yaşta annemizin yokluğunu ararken o küçücük yaşta annesi tarafında terk edilmişti. "Bilmiyorum sabah senin yanına gelecektim, kapı açtım ve yerde pusetiyle bırakılmış bir halde buldum" o ana gerçekten inanamadım. Gerçekten bazı insanlar anne ve baba olmamalı eğer bakamayacaklarsa olmamalı. Çünkü oldukları zaman ve böyle bırakıldıkları zaman sadece olan çocuklara oluyor. "Ne olacak peki" diye sorudum ona ne olacak, böyle ortalıkta kalamazdı ki. Bakışlarımı bu kez Erkan'a çevirecekken Demir'e denk gelmişti. Tıpkı iki yabancı gibi bir birimizin uzağına oturup tek kelime konuşmamıştık. Bakışlarımız birle bir kez olsun bir birini bulmadı ve asla bana bakmıyordu. Ondan bakışlarımı çekip yeniden Erkan'a baktığım da, onun bakışları da bebekteydi. " Biz de bilmiyoruz ki " diye cevap verdi. "Neyini bilmiyorsun karakola götüreceksin" diye sert bir şekilde cevap verdi Demir. Geldiğimden beri ilk kez konuşmuştu, bakışları halen Erkan' da ydı ve kırk yılda bir doğru bir şey söylemişti. Bu çocuk burada böyle olmazdı bir karakola gidip ailesinin kim olduğunu bulmaları lazım. "Ya ama çok küçük" diye mızmız bir şekilde konuştu Zübeyde, onu ilk kez böyle görmüştüm bebeğe bakarken içten bir şekilde bakıyordu sanki kendi çocuğu gibi ve onu vermek istemiyordu. "Evet küçük ama yapacak başka bir şey yok" dedi Demir Zübeyde ile konuşurken sesi daha ılımlı çıkmıştı. Erkan'a gösterdiği o sert sesi yoktu. "Erkan ne olur bu gece bizimle kalsın yarın götürelim" diye bir anda yalvararak konuştuğun Zübeyde şaşırmıştım. Bu kadar çabuk mu alışmıştı bebeğe? Tamam çok tatlı bir bebek ama yine de bu doğu değildi, önce bir karakola gitmek gerekiyordu. "Doğru olmaz Zübeyde" diyerek Erkan da benim gibi düşünerek dile getirmişti bunu ama Zübeyde'yi ikna etmek pek kolay olmayacak gibiydi. "Lütfen Erkan sadece bu gece. Hem belki Ailesi pişman olup gelir. Kalsın bu gece" diye tekrar yalvardı Zübeyde. Bırakan biri geri gelir mi? Hiç sanmıyordum. Bir kere bırakmış ve onu zaten gözünden çıkarmış here gelmezdi ama belli ki Zübeyde bir gece de olsa yanında kalması için bu bahaneye sığınıyordu. "Tamam ama sadece bu gece" dedi Erkan oda bir garipti oda ilk kez sakin ve sevgi doluydu ve Zübeyde'yi kırmamış olması ise ayrı bir tuhaftı. "Saçmalamayın lan nasıl bakacaksınız bu çocuğa? Karnını nasıl doyuracaksınız? Hem nerede yatıracaksınız beşiği bile yok." dediğinde Demir bende katıldım ona daha çok küçük ve elini emip duran bu küçüğe bunlar nasıl bakacak. Söylediği her şeyde Demir haklıydı bu şekilde olmazdı. Bir şeyler yapmak gerekiyor. "Mama veriyoruz ayrıca gece benle yatar. Bir geceden bir şey olmaz" dedi Erkan. Erkan ile bebeği aynı yatakta hayal edemedim bile. "Hayır seninle değil benimle yatacak Erkan" diye bu kez Zübeyde konuştu. "Hayır Zübeyde benimle kalacak" "Ya sen kendine zor bakıyorsun çocuğa nasıl bakacaksın" dediğinde ben bu ikisine şaka mı diye baktım. Şimdiden bebek için birbirine girmişlerdi ve bebeği unutmuş tartışıyorlardı. Kim bilir bunlar bebeği bir gece tutsalar neler yaparlar. "Allah bu çocuğa sabır versin. Ben gidiyorum sizde yiyin bir birinizi" deyip kalkıp gittiğinde Demir bende hemen arkasında çıktım. Onunla konuşmam gerekiyordu, ona adamlarını kesimden çekmesini söylemem gerekiyordu. Arkasına bile bakmadan hızla gidip arabasına binecekken, arkasından bağırdım. "Demir" dediğimde durup bana doğru döndü. Döner dönmez bana bakan bir çift soğuk kahverengi gözle karşılaştım. İlk bu gözler bana böyle soğuk bakıyordu, bu elimde olmadan içimi sızlatmıştı. "Ne oldu" dedi sadece gözleri değil sesi de bana karşı soğuk çıkmıştı. Bende onun gibi olmaya çalışıp asıl peşinden niye geldiğini hatırlayarak "Adamlarını peşinden çek" her şey bitmişti ve çevremde ondan kimse olsun istemiyordum. Oda bittiğini kabul ettiğine göre böyle davranmalı. Bir sure öylece uzun, uzun yüzüme baktı ve başını iki yana sallayıp "Hayır bir süre onlar peşinde olacak" asla en ufak sıcaklık yoktu sesinde ve bu beni üzüyordu ama çok saçmaydı. Bitirmiş birisinden sıcaklık bekleyemezdim sonuçta ben böyle olmasını istemiştim. Sanırım üzülmesin tek sebebi alışmıştım onun o haline, belki de bu yüzdendi böyle hissetmem. "Neden ya istemiyorum ben" gerçekten de istemiyordum o adamları görmek bana Demir'in yalanların daha çok hatırlatıyordu. Neyden koruyorlardı beni olmayan düşmanlarından mı? Artık hiç bir şeyine inanmıyordum. "İsteyip, istemediğini sormadım. Onlar ben isteyene kadar peşinde olacak" dedi umursamaz bir tavırla ve yine emir dolu bir şekilde konuştuğun da sakin kalmaya çalışsan yanım artık sakin değildi. Resmen beni çıldırtmak için elinden geleni yapıyordu. "Çıldırtma beni Demir, çek adamlarını" diye öfkeyle ona bağırdım. Ben istemiyordum ve oda buna saygı göstermeli artık. Neden sürekli hayatımı bu kadar zora sokmak zorunda. Neden gerçekten beni anlamıyordu. "Asıl sen beni çıldırtma Vera. Kalacak diyorsan kalacak " deyip sol elini saçına sinirle geçirdiğinde gözlerim parmağında ki alyansı dikkatimi çekti. Yüzüğü halen parmağındaydı. Oysa ben o evden ayrıldığım gün çıkartıp komodinin üzerine koymuştum. O ise beni bitirdiğini söylemesine rağmen halen takıyordu. Her şey bitmişti ama yüzük halen olduğu yerdeydi. Gözlerim alyansta takılı kaldığında Demir'in telefonu çalmıştı. Cebimde ki telefonu çıkarıp kullandığına götürdüğünü de bende ondan bakışlarım çekip yere çevirdim. "Söyle" deyip sert bir şekilde telefonu açtığın da bu duruma şaşırmamıştım çünkü Demir hep kaba bir adamdır. "Ne diyorsun lan sen..... tamam hemen geliyorum " deyip telefonu kapatıp hızla arabasına doğru gittiğin de kötü bir şey olduğunu anlamıştım çünkü Demir, oldukça endişeli görünüyordu. Arkasından tam bağıracakken o çoktan arabası ile uzaklaşmıştı yanımda. Umarım kötü bir şey olmamıştır ama nedense benim içime kocaman bir sıkıntı girmişti. Onun arkasında bir süre öylece bakıp iyi olması için dua ettim, şu an ellimde başka hiç bir şey gelmiyordu. *** Dündendir günüm inanılmaz yoğun ve yorucu geçmişti. Artık yavaş yavaş bir şeyleri rayına oturtmaya başlamıştım. İstediğim gibi açacağım butiğin dekorasyonuyla ve yeriyle uğraşmıştım. Her şey artık istediğim gibi ilerliyordu. Demir' den sonra tekrar işe gelmiştim ve durmadan çalışmıştım ama ister istemez aklım ondan kalmıştı. Arayan kimdi, ne dedi? Bilmiyorum ama kötü bir şey dediği belliydi. Önce aramak istedim ama elim varmadı onu aramaya beden düşünmek istemediğim için çalıştım. Bugün de yine erkenden hazırlanıp işe geldiğim de Kardelen ablanın benden önce geldiğini gördüm. Bu kadına gerçekten hayran kalıyorum. Evli ve 9 yaşında bir oğlu olmasına rağmen erkenden işinin başına gelebiliyordu. Ben ne zaman gelsem o hep buradaydı ondan önce gelmiyordum bir türlü. "Günaydın" dediğimde oda tasarımcı kızlarla konuşuyordu ve sesimi duyunca bana doğru döndü. Işıl, ışıl ve oldukça bakımlı bir kadındır Kardelen abla. "Günaydın canım" muhteşem gülüşü ile bana karşılık verdiğim de bende aynı şekilde onu gülümsedim. "Abla valla helal sana, evli ve çocuklu bir kadın olmana rağmen erkenden işinin basında olmana hayranım. Çok dakik bir kadınsın" dediğimde içten bir şekilde gülümsedi ve bana doğru gelip elini omuzuma koydu. "Anne olunca sende dakik olursun. Ayrıca ben işimi gerçekten severek yapıyorum" dediğinde bende ona gülümsedim Anne olmak mı hiç kendimi Anne olarak düşünmemiştim. Acaba bir gün bir çocuğum olsa nasıl Anne olurdum? İyi bir anne ola bilir miyim? Annem bize gerçekten harika bir şekilde annelik yapmıştı ve ben eğer ondan birazda bir şey almışsam muhakkak iyi bir anne olurdum. Daha fazla şuan bu konuları düşünüp beynimi yakmak istemiyorum. Önce anne olmam için gerçekten baba olmayı hak eden bir adam bulmam lazım... Baba.. Acaba Demir nasıl bir baba olurdu? Hiç böyle şeyler düşünmemiştim.... Bence iyi bir baba olurdu, dün onu öyle o bebeğe bakarken gördüğüm de iyi bir baba olacağını hissetmiştim. Artık bizim yolumuz ayrıydı belki benden başkası ile evlenip başkasından çocuğu olur. Yani bunun olması için bizim önce boşanmamız gerekiyordu. İşlere öyle dalmışım ki unutmuştum ben bu işi. En kısa zamanda boşanmak için bir avukat ile görüşmem gerekiyordu. Kısa bir an beni saran düşüncelerden çıkıp Kardelen ablaya yeniden baktım. "Abla bugün bir arkadaşım işe başlayacak sana söylemiştim Zübeyde, gelmedi seni daha?" Dünden sonra bir daha Zübeyde ile konuşmamıştık acaba bebeği karakola götürmüş müdür? "Evet, dün başlayacaktı ama gelmedi ve bizde daha kendisi ile tanışamadık bir türlü" dedi Kardelen abla anlaşılan daha kopamamıştı bebekten. Ah Zübeyde, benim iyi niyetli arkadaşım. "Evet abla gelemedi işleri vardı biraz. Ama bugün gelir sen de burada olursan tanıştırmak istiyorum sizi" neden bilmiyorum ama içimden bir ses ikisinin çok iyi anlaşacağını söylüyordu." Tamam benim biraz dışarda işim var onu hal eder hemen gelirim o zaman" diyerek çantasını aldık çıktığım da Kardelen abla bende Zübeyde'yi merak ettiğim için önce odama geçip daha sonra onu aradım. Kısa bir çalmanın ardında telefon açıldığın da hiç beklemeden sordum. "Neredesin, gelecek misin bugün? Ayrıca bebeği ne yaptınız" hızlı bir şekilde konuşmuştum. "Bebeği Erkan ile karakola bıraktık da Vera benim sana söylemem gereken bir şey var" dediğin de sesi kötü geliyordu ve bir anda kalbimin sıktığını hissettim. Kötü bir şey olmuştu bunu hissediyordum. "Ne" diye bildim zorlukla sesimi bulamıyordum. Sanki hiç bir şey hatırlamıyor ve konuşamıyor gibiydim. "Demir abi " onun ismini bile duymak nefesimi kesti ona bir şey olmuştu o dun yanımdan giderken çok kotu görünüyordu. Bir şey olmuştu. Zübeyde daha fazla beklemeyip "Demir abinin babaannesi ölmüş" dediğinde daha fazla ayakta duracak takattim kalmayıp koltuğun üzerine çöktüm. Nasıl olmuştu bu? Babaanne ölmüş müydü? O melek gibi kadın bizi terk mi etmişti? Demir demek ki dün bunun haberini almış olmalı ki o yüzden öyle gitmişti. Kim bilir şimdi nasıl bir haldedir. "Biz Evin ile yoldayız yanına geliyoruz" dediğin de Zübeyde daha fazla konuşacak halim olmadığı için telefonu kapattım ve boş gözlerle yeri seyrederken, midem de bir şeylerin hareket ettiğini fark edip hızla lavaboya koştum. Boş olan midem den kustukça ağrılar girmişti. Sanırım bu haberi alınca üzüntüden modern vurmuştu. Musluğu açıp suyu titreyen avuç içinde tutmaya çalışıp yüzünü yıkamaya başladım. Duyduklarına inanmıyordum, nasıl olmuştu bu? Sadece bir kere bile görmeme rağmen onu çok sevmiştim şimdi ölmüş olduğunu bilmek beni yıkmıştı. Kim bilir Demir ve Selim bu hayata ailesinden tek kalan kişinin kaybında ne hale gelmişlerdir ve aşırı düşkünlerdi babaannelerine.... Ölüm işte hayta sen tek kalıyor musun demden, alacağını alıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE