Poyraz
Demir ile oturmuş masada eğitim veren Tuna ve kokarcayı izliyorduk.
" bak buna çatal derler, neymiş ça- tal"
Sinirle eline aldığı çatal ile dev gibi adama saldırdı.
" Elinde olsa dövecek" Kızı işaret edip söylüyordu. Tuna'nın sırtına yapışıp kafasını ısıran kıza hayretle bakıyordum. Tam vahşi!
" ısırdı mı o?"
Gülmeye başladık, hayvan gibi bağırırken Tuna biz keyifle kahvemizi içiyorduk
" Tüm kumanyayı yer misin, oh olsun sana tipinisevdiğim"
Dağda tüm erzagı 1 haftada bitirip bizi 3 ay aç bırakmıştı hayvan köpeysi!
Saatleri bulan yemek eğitiminden bir parçacık bir şey öğrenemeden kalkmıştı.
Kara kara düşünürken yanıma geldi.
" ben yemek yemeyi biliyorum. 2 yaşımdan beri yemek yiyorum"
Umutsuzca yüzüne bakıyordum... Ulan gitti 500 bin çöpe! Bundan ne köy olur ne kasaba.
" O kadar kıyafet aldım, niye hala tişörtümü giyiyorsun sen?"
Karşımdaki sandalyede oturmuş ezilip büzülerek tişörtü okşadı
" çok yumuşak"
" Kadın olmak ne demek hiç bilmiyorsun değil mi?"
Gözüm saçına gitti. Üstün körü tepesinde toplamış, üstünde lacivert tişörtüm... buğday tenli bir kız, ne diyorlar bu göze badem göz mü?
İri de gözü. Bu muymuş güzel?
Bu Demir'in gözlerine baktırmak lazım, bir de keskin nişancı olacak! Ardımızı buna emanet ediyoruz. Kızı gördüğü gibi görüyorsa hedefi de işimiz var
" topla şu masayı, midem kötü der sadece çorba içersin, yemek yemezsin"
Başka türlü olacak gibi değil çünkü, kızın eline bıçak veriyoruz eti kessin diye , bizi kesecek gibi tutuyor
Ses etmedi. Odaya giderken gözüm masanın üstündeki kitaplara takıldı.
" bunlar ne?"
Elinde tabaklarla dönmüş heyecanla konuşmaya başladı "dedim ya üniversiteyi kazandım, kayıt yaptırmaya gideceğim yarın"
Doğru, söylemişti...
" Sabah gider yaptırırız kaydını, akşamüstü de hazır olursun şu yemek belasından kurtuluruz. Yarın hatırlat sana birbirimize nasıl aşık olduğumuzu anlatacağım"
Şaşkın şaşkın bakıyordu gözüme
" Bakma öyle alık alık. Sormayacakalar mı sanıyorsun nerede nasıl tanıştınız diye?"
Jeton yeni düştü belli sıfatından. Az daha sabret Poyraz... çoğu gitti azı kaldı. 361 gün dediğin nedir ki!
Odaya geçtiğimde kendimi yatağa attım. Elime telefonu alıp uzun uzun baktım.Sarı saçları rüzgarda uçuşmuş... Nasıl da mutlu.
Masmavi gözlerinin Cem'e aşkla bakışı ile bir daha yıkılarak çıktım uygulamadan.
Masal
Puuuuf, anlaşmamızda temizlik yoktu! iş tanımımda temizlik yok deyip yapmasam ne olur acaba?
Dolaba ilişti gözüm. Of, ne de değişik şeyler var... yesem fark eder mi acaba? Ye dedi, kendi dedi. Acıkırsan mutfak orada dedi.
Etrafa bir iki göz atıp elim dolabın kapağına gitti. Bu nasıl bir dolap, yok yok! Hiç bekar gibi yaşamıyor bu adam!
Bir sürü meyve var. Herhalde meyve... Daha önce hiç görmediğim şeyler! zenginler bunları yiyor demek. Evi de çok lüks yerde!
Askerler bu kadar çok mu kazanıyor? Arabası da var... benim başımı sokacak bir kulübem bile yoktu. Hayat çok acımasız.
Herkese eşit dağıtılsa ne olur sanki para! kimse aç kalmaz o zaman.
Nasıl yeneceğini bilmediğim meyveyi elimde çevirirken onun sesini duydum
" ortasından kes bıçakla"
Kapıya dayanmış elleri koynunda bana bakıyordu. Panikle kalkınca her şeyi yıktım, kırdım, döktüm!
Başımı utana sıkıla kaldırdığımda gözü önce yerdeki kırılıp dökülenlerde sonra bende dolandı.
" Sen bu sakarlıkla iyi hayatta kalmışsın, kazara ölmen gerekti senin"
Sinirle soludum, ne sakatlığımı görmü... ımmm yok yok o cümleyi hiç tamamlamayayım zira adamın geldiğim andan itibaren evinde kırılmadık şey bırakmadım.
" şoldu, korktum sen öyle birden seslenince"
Yanıma gelmiş, bir bıçak almıştı eline. Gözümün içine baka baka üstüme üstüme yürüdü!
Yok artık 2 düzine bardak tabak kırdık diye de insan öldürülmez.Yani herhalde öldürülmez....umarım öldürülmez!
Tezgahın üstündeki meyveyi aldı. " otur"
İkiletmeden oturdum, sinirli olunca boğazındaki damarlar kabarıyor ve şu an boğazında kabarmadık damar yok!
" Dokunma şunlara git direkt yat gece gece kesme bir yerini. Yarın kadın gelecek o toplar"
Sandalyeye karşıma oturdu ve meyveyi kesti.
" pasiflora edulis, tutku meyvesi diye de bilinir ama bizim ülkede herkes çarkıfelek meyvesi der. Ana vatanı Güney Amerika..."
Eline bir tatlı kaşığı alıp içini sıyırdı ve bana uzattı
" tatlı ekşi güzel bir aroması var , seversin"
Aldım, çekinerek de olsa yedim.. güzeldi, hemde çok güzel.
Poyraz
Yüzünde kocaman gülümseme oluştu!
" Neden tutku meyvesi diyorlar. Tadı çok güzel yiyen bir daha istiyor ondan mı?"
Yani, mantıklı bir çıkarımdı, öyle de dense iş görür, insanları ikna edermiş!
" nısh, cinsel gücü arttırdığı söyleniyor" dediğimde öksürerek ayağa kalktı..
Ne, boğazına mı kaçtı?
Masal
Sapık, ırz düşmanı... amacı ne bunun amacı?
Çatmış kaşını bana bakıyor bir de anlamaz anlamaz rol keserek
" senin derdin ne be? Ne diye yediriyorsun bana bunu?"
Bir meyveye baktı bir de bana, öfke ile meyveyi lavaboya atıp ayağa kalktı.
Gülüyordu ama boğazındaki tüm damarlar belirerek. Sanırım bu sinirli bir gülüştü!
Yanıma geldi, üstüme üstüme yaklaştı. Başım göğsüne çarpıyordu, kafamı kaldırıp gözüne baktım çekine çekine.
Neden bana öyle bakıyor? En son hamam böceğine ben öyle bakmıştım ama hamam böceğinin kırılacak bir kalbi yoktu, yani umarım yoktur!
" Bana bak bacaksız ben kadın seviyorum, senin gibi çöplük farelerine dönüp bakmam. Benim etrafımda pervane olan kızların estiği rüzgar sana fazla gelir.
Kendini bana yakıştırıp durma sinirimi bozma benim. 60 yaşındaki sapık tekel bayici değilim ben, bir kendine bak bir bana! çıtayı o kadar yükseğe asma"
Çenesi sinirle gerilmiş arkasına bile bakmadan giderken gözümden ard arda yaşlar döküldü
" ben de sana bakmam bir kere! dallama! benim peşimde... ohoo... benim peşimde kimler var kimler, sana mı kaldım ben?"
Oturdum sandalyeye, tabi buna oturmak denirse... hayvan herif, kendini ne sanıyorsa!
Bir kere senin rolün kime, peşinde kadınlar varmışmıııııış! Var da ne olacak acaba! dünya güzeli peşinde olsa ne olur, tamam helali hoş olsun üst yapı var ama altyapı yok altyapı!
Bilmiyoruz sanki!
Poyraz
Aptal Poyraz, başına bela ettin, yetmedi bir de nikahına aldın! salak Poyraz... kendi kendime küfür savurarak yatağa geçip kitabımı elime aldığımda aile telefonundan gelen arama ile yataktan kalktım.
" efendim annelerin sultanı"
Bir ton yağ çek Poyraz bir aydır kadını aramıyorsun.
" Oğlum sen evlendin mi?"
Haydaaaa!
" anneciğim o da nereden çıktı, kim diyor Allah aşkına böyle şeyleri. Kim neresinden uyduruyor, hayret bir şey!"
" düzgün konuş lan velet" diye bağıran bir Gökhan amca... Ah amcam ahhhh!
" amca?"
" yeğenim!"
Sesi imdat kurtar beni kadınların elinde kaldım yeğenim tonundaydı
" amcaaaaaa!"
" canım yeğeniiiim..."
Ve annemin kulaklarımızda yankılanan çığlığı
" ay yeter kesin şunu! başlayacağım sizin amca yeğen nidanıza! kimle evlendin lan sen bize haber vermeden?"
Eyvah eyvah... annem lan demeye başladı ise cenaze namazını hazırla Poyraz.
İyi adamdım be, yani... iyi sayılırdım. O değil de cidden pamuk mu sokuyorlar?
Demir
Evde oturmuş annemden bilmem kaçıncı azarımı işitiyordum.
" evet anne.... Anneciğim arkadaşımın sırrını sana söylemediğim için mi bana bağırıyorsun?"
Ve suratıma kapanan telefon. Bu adam benim başıma bela olarak doğmuş, etkiye tepki olarak doğmuş...
Ulan çocuğum olsa bu kadar uğraşmazdım. Sinirle telefonu yatağa atıp tekrar oyuna dönmüştüm ki yine çalmaya başladı
" Başlayacağım ama artık ha!" elime aldığımda onun adını gördüm.
Kalbim birkaç saniye kesintisiz attı... Derin derin solurken buldum kendimi. Üstüme başıma çeki düzen mi veriyorum ben?
" Efendim Eylül"
Titreme işte titreme canını sevdiğimin sesi titremeeee! Elbette titredi.
" Demir doğru mu duyduğum?"
Hangisi, sana deli divane olduğum mu? Ölüp bittiğim mi? Hayaline sarılıp uyuduğumu mu?
" Poyraz evlendi mi?"
Sikeceğim ama Poyraz'ınızı!
" Şimdi ne desem bilemedim?"
" yarın beni garajdan alır mısın? sakın Poyraz'a söyleme geleceğimi. Annem baygınlık geçirip duruyor gelip görmem lazım ne haltlar döndürüyorsunuz siz"
Gel, gel iki gözümün çiçeği gel. Almaz olur muyum hiç!
" olur, alırım"
" işin varsa..."
Ne işi ne gücü, istifa ederim gerekirse
" yok, işim yok"
" tamam görüşürüz" kapattı... bari görüşürüz deseydim zalimin kızı!
Ulan kalp krizi kaç atınca geçiriyordun, bir sol da uyuşmadı değil!
Bu canına yandığımın kanı anında nasıl oraya kan pompalıyor ya! yürü Demir yürü, bir soğuk duş alma vakti geldi sana!
***
Nizamiye
Poyraz
" kaçta kaldın asker?"
" Sıfır komtanım"
" Aferin devammm"
Çayımı içerken sandalyeye oturmuş izliyordum. Tuna 'nın ter damlamadık bir yeri kalmamıştı.
Şarttı böyle ceza, nedir yani sırtında 70 kilo ile şınav çekemeyecekse karşıma Teğmenim diye çıkmasın.
Ağzına ağzına söylene söylene inip kalktı koca gövdesi kolları titreyerek!
60 dan sonrasını saymayı unutmuştum, sahi kaç oldu acaba gerçekten!
Rengi kızarmış, ter içinde bayılmak üzre olan tim arkadaşıma daha bu kadar yeteceğine karar verdim.
" Tamam rahat... Bu kadar yeter" kalktım. Bir iki esneme hareketi ile belimi kütlettim
" götüm ağrıdı sandalyede oturmaktan"
Yine ağzının içine içine söylendi tipineicra kondurduğum.
Bense keyiften dört köşe subay odasında rahat koltuğuma kurulmuşken önümdeki dosyayı gördüm.
" Babam mı yollamış" diye kendi kendime söylenerek açtığımda babamın medusa ile ilgili bir kamera kaydı bulduğunu söylemesi ile can geldi.
Çok uzun süre izi sürülmüştü. 7 yıl önceki Siber saldırısı ilk saldırıydı bize karşı kayda geçen ve o saldırıdan sonra hiç bir yerde bir iz bırakmamıştı.
Rahmetli Çağdaş amcam da ondan alta kalmazdı, tam konumunu bulamasa da aylar sonra bir iz bulup peşine düştüğünde bir İnternet kafede yapıldığını anlamıştık eylemin.
Gelin görün ki İnternet kafenin kameraları bozuk, ve çevrede tek bir kamera bile yoktu. Onlar ise ya çalışmıyor ya da kayıt hafızaları dolmuş!
Ama en nihayet bulmuştu bir görüntü.. o saat dilimlerinde oradan geçenleri gösteriyordu.
İnternet kafeye girenleri..
Olası şüphelilerin hepsi çıkartılmıştı ve prosedür gereği elbette tüm görüntüdekiler. taranacaktı.
8 kişi girmiş, 3 ü kadın kalanını erkek. 5 de çocuk, 1 kız çocuğu ve 4 erkek.
Artık bir ip ucumuz var!