Lurra sıçrayarak uyandığında ilk işi etrafına bakınmak oldu. Gözleri Dabka'yı arıyordu ama görebildiği tek şey karanlıktı. Alnından inen terler gözyaşlarına karışıp çenesinden aşağı süzülürken görüşünü netleştirebilmek için gözlerini sildi ama hâlâ değişen bir şey yoktu. Dabka'yı göremiyordu. "Bütün bu gördüklerim rüya olamaz," dedi içinden.
Dabka'nın alevler arasındaki yüzü o kadar gerçekti ki . Bu durum, Lurra'nın gerçek ile hayal olanı birbirinden ayırt etmesini zorlaştırıyordu. Etrafı iyice süzdüğünde karanlıkta bir kıpırtı fark etti. Gözlerini kısıp dikkatlice baktığında siyah tüyleriyle karanlığa karışmış Bagyo'nun atıyla karşılaştı. Anladı ki gördükleri sahiden bir rüyaydı hatta bir kâbus. Sırtını yasladığı ağacın dibinde uyuyakalmıştı.
Derin bir nefes alıp doğruldu, doğrulurken hâlâ etrafına bakınıyordu çünkü gördüğü kâbusun etkisinden çıkmak zordu. Dabka'nın alevler arasında kalan bedeni gözünün önünden bir türlü gitmiyordu. Toparlanıp ayağa kalktı ve bir süre durup düşündü. Burada hiçbir şey yapmadan beklemek canını sıkmaya başlamıştı. Aslında aklında bir plan vardı. Onu düşündüren şey ise bu planın ne kadar doğru olduğuydu. Karşısındaki kendisini bekleyen ata doğru yürüdü, kıvrak bir zıplayış ile ata bindiğinde kararını vermişti. Ne olursa olsun aklındaki planı uygulayacaktı.
***
Dabka sırtını mağaranın rutubet kokan nemli duvarına yaslamış oturuyordu. Gözlerini kapatmış, kulaklarıyla mağarada gezinen hayvanların seslerini takip ediyordu. Agola mağaranın çıkışına büyülü bir kapı örmüştü. Biraz uğraşsa belki bir çıkış yolu bulabilirdi ama bunun için hiç çaba sarf etmemişti. Onu hapsetmelerinden bu yana yaptığı tek şey oturup düşünmekti. Düşünüyordu; gerçekten burada olmayı hak edip etmediğini, niye burada olduğunu, insanların bu olaya nasıl baktıklarını ve daha birçok şeyi düşünüyordu.
Düşüncelerle boğuşurken mağaranın dışından gelen bir gürültü işitti ama umursamadan oturmaya devam etti. Biraz zaman geçtikten sonra daha yakından gelen çıtırtılar işitince bütün dikkatini sese verdi. Mağarada dolaşan farelerin ya da yılanların çıkardığı seslere benzemiyordu, daha çok bir insanın yavaş yavaş ilerleyen adımları gibiydi. Agola ya da dışarıdaki nöbetçilerden biri olsaydı böyle yavaş ilerlemezdi. Bu demek oluyor ki gelen beklenmedik biriydi. Ses çıkartmadan ayağa kalktı. Karanlıkta hiçbir şey seçilmiyordu bu yüzden ayak seslerinin yakınlaşmasını bekledi. Çıtırtılar iyice yaklaştığında gelen kişiyle aralarında bir iki adımlık mesafe kaldığını tahmin eden Dabka, son derece hızlı bir hamle ile karanlıktaki kişiyi mağaranın duvarına fırlattı. Sonra da kaçmaması için sağ dirseğini onun göğsüne bastırıp duvarla kendi arasında sabitledi. Onun bu hareketi ile karşıdaki kişiden küçük bir inleme duyuldu.
Karanlıktaki bu beklenmedik misafirin kim olduğunu merak ediyordu. Daha fazla dayanamayıp elini kendi omuz hizasında kaldırdı. Kaldırdığı elini avuç içi yukarı bakacak şekilde tuttuğunda küçük bir ateş topu belirdi. Karanlıktaki yüz hafif hafif aydınlanmaya başlarken karşılaştığı gözler karşısında şaşkınlığını gizleyemedi.
"Toprak Büyücüsü?"
Lurra canı yandığı için kaşlarını çatmış Dabka'ya bakıyordu. Dabka ise saşkındı. Ne diyeceğini bilmiyordu. O yüzden aklına gelen ilk şeyi söyledi.
"Yokluğuma dayanamayıp buralara kadar gelmen beni çok duygulandırdı doğrusu."
Bunu söylerken sırıttı, şaşkınlığını gizlemeye çalışıyordu ama pek işe yaradığı söylenemezdi. Gözlerini kocaman açmış karşısında duran Lurra'nın gerçek olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.
"Eğer üzerimdeki kolunu hemen çekmezsen duygulanmanı sağlayacak bir kalbin olmayacak Ateş Büyücüsü."
Lurra, Dabka'yı tehdit ederken gözleriyle elindeki hançeri işaret etti. Adam, Lurra'nın işareti üzerine kafasını sol tarafa çevirdiğinde hemen göğüs hizasında duran hançerin sivri ucuyla karşı karşıya geldi. Şimdi emin olmuştu, karşısında duran gerçekten Lurra'ydı. Kolunu yavaşça indirip bir iki adım geri çekildiğinde kadın da elindeki hançeri indirdi ve duvara çarpmanın etkisi ile sızlayan belini ovuşturdu.
"Buraya nasıl girebildin?"
"Sana üstün yeteneklerimden uzunca bahsetmek isterdim Ateş Büyücüsü ama şu an bunun için vaktimiz yok hemen buradan çıkmalıyız."
Lurra geldiği yoldan geri dönerken Dabka'ya eliyle peşinden gelmesini işaret etti. Biraz ilerledikten sonra adamın hâlâ olduğu yerde dikildiğini görünce ona döndü.
"Hadi Ateş Büyücüsü acele et."
" Ne yapmaya çalışıyorsun Lurra?"
"Bu seferlik sadece dediklerimi yapıp beni takip etsen olmaz mı Dabka?"
Lurra'nın son sözleri ağzından yalvarırcasına çıkmıştı. Bunu fark eden Dabka fazla inat etmeden onu takip etmeye başladı. Çıkışa geldiklerinde Dabka, Agola'nın büyü ile ördüğü engeli işaret etti.
"Buradan nasıl geçebildin Toprak Büyücüsü?"
Lurra, Dabka'nın sorusuna sırıttı ve cevap vermek yerine ona engelden geçmeyi nasıl başardığını gösterdi. Elini engelin tabanındaki toprak ve taştan oluşan kısma doğru tuttu.
"Earh gaf ons een manier!"
Söylediği bu büyülü sözcüklerin ardından mağaranın çıkışındaki taban alçalmaya başladı. Lurra yere çöküp tabanla büyülü engel arasında kalan boşluktan dışarı çıktığında Dabka da aynı yolu izleyip dışarı çıktı. Lurra elini boşluğa doğru tutup yukarı kaldırdığında boşluk kapandı ve alçalan kısım eski haline döndü. Ateş Büyücüsü cevabını almıştı, mağaradan uzaklaşmak için şelaleye inen yola yöneliyordu ki Lurra onu kolundan tutup tam zıttı yöne çekiştirdi. Ne olduğunu anlamadan kızı takip etmeye başladı bu kez.
"Şelale yolu tehlikeli Ateş Büyücüsü, o yüzden bu taraftan kayalıklardan inmeliyiz. Agola'nın nöbetçileri bu tarafı kontrol etmiyorlar hepsi diğer yolda nöbet tutuyor. Buradan inersek birinin bizi görme olasılığı daha az."
Mağara kayalıkların ortasında bulunuyordu ve oraya ulaşmak için iki seçenek vardı: İlk seçenek düz bir yamaçtı ve sonu şelaleye uzanıyordu. Agola bu yola birkaç tane nöbetçi dikmişti. Diğer seçenek ise sarp kayalıklardı. Lurra, Dabka'yı kurtarmak için ikinci seçenekte karar kılmıştı ama bir sorunları vardı. Kayalıklar çok tehlikeli bir geçitti hatta burada ölenler bile olmuştu. O yüzden insanlar burayı pek kullanmazlardı.
"Ne yani buraya kayalıklardan tırmanarak mı geldin Toprak Büyücüsü?"
"Evet Dabka, şimdi de bu kayalıklardan geri gideceğim yani gideceğiz."
"Olmaz, bu yol çok tehlikeli ölebilirsin."
"Oldu bile. Hem biraz daha konuşursan bizi yakalayacaklar ve kayalıkları kullanmamıza gerek kalmayacak. O yüzden sessiz ol."
Lurra o kadar kararlı konuşmuştu ki, Dabka çabuk pes etmek zorunda kaldı.
"Tamam bu sefer senin istediğin gibi olsun ama önce cevap ver. Mağaranın girişindeki nöbetçilere ne yaptın?"
Lurra yılmış bir şekilde Dabka'ya döndü. Belindeki hançerlerden ikisini çıkartıp ona uzatırken "Onları pişirip yedim," deyip sırıttı. Dabka hâlâ Lurra'nın kendisini kurtarmaya gelmesinin şaşkınlığını yaşıyordu yoksa kesinlikle onun bu alaycı tavırlarının altında kalmazdı.
"Seni görmeyeli esprilerin epey gelişmiş bakıyorum. Hem senin hançerlerine falan ihtiyacım yok."
Dabka tam geçip gidecekken Lurra hançerleri zorla Dabka'nın eline tutuşdurup "Eğer gurur yapıyorsan bunu başka zamana sakla çünkü bu hançerlere gerçekten ihtiyacın olacak," dedi ve ardından kayalıklara yöneldi. Kendisi de eline iki hançer aldı ve elindeki hançerleri en üstteki kayaların arasındaki boşluklara saplayıp destek alarak bir alttaki kayanın üstüne sarktı. Yerini sağlamlaştırdıktan sonra hançerlerini sapladığı yerlerden çıkartıp yeni bulduğu boşluklara sapladı ve bir kaya daha aşağı indi. Dabka da aynı şekilde onu takip etmeye başladı. Bir süre daha aynı işlemleri tekrar ettiklerinde yolu yarılamışlardı. Lurra sağlam bir kaya bulmuş üzerinde soluklanıyordu. Dabka da onun bulunduğu kayanın üzerine doğru atlarken "Bunu niye yapıyorsun?" diye sordu.
"Neyi niye yapıyormuşum?"
"Niye beni kurtarmaya çalışıyorsun?"
Lurra aslında bu soruyu daha önce kendine sormuştu ama bunu niye yaptığını kendisi de bulamamıştı. Belki de Dabka'nın suçsuz olduğuna inandığı içindi. Verecek bir cevap ararken Dabka'nın düello günü kendisini kurtardığı anı anımsadı.
"Beni niye kurtardın Ateş Büyücüsü?"
"Seni kurtardığımı düşünüyorsan çok yanılıyorsun zavallı Toprak Büyücüsü, asıl şu an korkmalısın çünkü ölümün benim elimden olacak. Bu zevki Bagyo'ya bırakamazdım değil mi?"
Lurra gülümseyerek yanındakine döndü.
"Seni öldürme zevkini başkasına yaşatamazdım Dabka. Bu zevki bizzat kendim tadacağım," deyip bir alt kayaya indi. Dabka da bu cevap karşısında gülümser gibi oldu ve kayalıkların sonuna varana dek başka soru sormadı.
Sona vardıklarında Lurra derin bir nefes aldı ve Dabka'ya çalılıkları işaret edip yürümeye başladı. Birlikte çalılıklara girdiklerinde Bagyo'nun atı Lurra'nın bıraktığı yerde onu bekliyordu. Dabka atı görünce duraksadı.
"Bu Bagyo'nun atı değil mi?"
"Evet Bagyo'nun atı."
"At hırsızlığına da mı başladın?"
Lurra atın sırtına atlarken " Bu atı çaldığımı da nereden çıkardın," dedi ve atın üzerinde biraz daha öne kayıp arkaya atlaması için Dabka'ya işaret verdi.
"Her şeye inanabilirim Toprak Büyücüsü ama Bagyo'nun bu atı kendi isteğiyle sana verdiğine inanmam."
"Aslında pek kendi isteğiyle vermiş sayılmaz ama atının bende olduğunu biliyor."
"Nasıl yani? Bagyo'nun gözünün önünden atını kaçırdın ve o da buna izin verdi öyle mi?"
Dabka söylediklerinin ardından güldü ve atın sırtına atlayıp Lurra'nın arkasındaki yerini aldı. Genç kız atın yularını serbest bırakırken omzunun üzerinden Dabka'ya baktı.
"Bir iki gün hapis kalmak sana yaramış Dabka. Artık söylediğim şeyleri tek sefer de anlayabiliyorsun."
Dabka, Lurra'nın ciddi olduğunu görünce Bagyo'nun böyle bir şeye nasıl izin verdiğini merak etmişti ama daha fazla kendini ezdirtmeye niyeti yoktu.
"Benim yokluğum sana hiç yaramamış ama Toprak Büyücüsü. Aptaldın şimdi daha da aptallaşmışsın."
Lurra, ona aldırmayarak önüne döndü ve elindeki yuları iyice gevşeterek atın hızlanmasını sağladı, bir süre sonra at dört nala koşmaya başlamıştı. Çalılar ve ağaç dalları yüzlerinde ve kollarında küçük çizikler bıraksa da bunu umursamadan yollarına devam ettiler.
Epey ilerlemiş, çalıların sıklaştığı bir bölgeye gelmişlerdi. Burada at sırtında ilerlemek neredeyse imkansızlaşmıştı. İkisi de attan inmiş yola yaya devam ediyorlardı. Önden Lurra gidiyor, kılıcı ile çalıları kesip yol açıyordu. Dabka ve Bagyo'nun atı onu takip ediyorlardı. Çalılıklar bittiğinde onları boş bir alan karşıladı. Lurra boş alanı görünce kendini yere bıraktı ve Dabka'ya dönüp "Bence burada biraz dinlenmeliyiz çok yoruldum," dedi.
"Bunu baştan yapmamalıydın Lurra. Beni kurtarmaya gelmemeliydin, şimdi yakalanırsan başına kim bilir neler gelecek. Ne diye böyle bir işe kalkıştın ölmek mi istiyorsun?"
Dabka bunları söylerken çok ciddiydi ve sesi normalden daha yüksek çıkıyordu. Lurra onun durduk yere kendisine bağırdığını görünce öfkeyle ayağa kalktı ve Dabka'nınkinden daha yüksek bir sesle bağırmaya başladı.
"Asıl sen ne istiyorsun Dabka? Neden birileri seni kurtarmak için uğraşırken sen de biraz çaba göstermiyorsun?"
Konuşurken bütün kelimelere tek tek baskı yapıyordu. Bir aralık nefes alıp etrafına bakındı sonrasında öfke dolu gözlerini tekrar Dabka'ya çevirdi ve içindekileri kusmaya devam etti.
"Sana verilen cezadan haberin yok değil mi Ateş Büyücüsü? Ölüm! Tıpkı Meyus'unki gibi bir ölüm! Yanarak. Beni anlıyor musun? Diri diri yakılacaksın, senin ateşin sana zarar vermez ama bu senin ateşin olmayacak. Yanarak öleceksin, hem de kimse seni uğurlamaya gelmeyecek. Ruhun özgür olmayacak, boşlukta bir yerde sıkışıp kalacak. Şimdi sana neden yardım ettiğimi anlıyor musun? Böyle bir ölümü kimse hak etmiyor. Sen bile!"
Dabka verilen cezaya şaşırmamıştı ama Lurra'nın söylediği son sözler yüzüne tokat gibi çarpmıştı.
"Sen bile."
Nedenini bilmese de bu sözler gerçekten canını acıtmıştı ama bunu belli etmemek için yüzüne bir gülümseme yerleştirdi.
"Peki benden korkmuyor musun Lurra? Ben bir katilim."
Ateş Büyücüsü, yüzündeki gülümsemeyle acısını gizlemeye çalışsa da ses tonu onu ele vermişti.
Lurra onun sesinin iki rengini çok iyi biliyordu. Birisi kendisiyle dalga geçtiği zamanlardaki neşeli hâli diğeri ise her zamanki buz kadar soğuk hâliydi ama şu anda başka bir rengi ortaya çıkmıştı.
Ses tonu zayıftı, güçsüzdü ve çaresizdi.
Lurra bunu fark edince kalbi birden yumşadı ve öfkesi dindi. "Hayır değilsin! Katil falan değilsin. Öyle olsaydın ilk iş beni öldürürdün," diye çıkıştı. Söyledikleri bu sefer Dabka'nın kahkaha atmasına sebep olmuştu. "İlk iş seni öldürürdüm öyle mi?" dedi kahkahasının arasından. Lurra onun neşelendiğini görünce biraz rahatladı ama bu rahatlık çok kısa sürdü çünkü Dabka'nın yüzü çok geçmeden ciddi bir hâl alıverdi.
"Ben katilim Lurra. Meyus'u ben öldürmedim ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor çünkü ben gerçekten katilim bu yüzden cezamı çekmeliyim."
Dabka bunları söylerken yere çöktü ve başını öne eğip gözlerini bir noktaya sabitledi.
Lurra ise şaşkındı, sonunda onun ağzından "Meyus'u öldürmedim," itirafını duyabilmişti ama ya diğer duydukları?
" Sen ne diyorsun Dabka?"
Sesi endişeli çıkmıştı ama şu anda bu umurunda değildi, sorgulayıcı bakışlarını Dabka'nın üzerinde gezdirdi. Genç adam onun sorusunu ilkin cevapsız bıraksa da kısa bir sessizliğin ardından konuşmaya başladı.
"Küçükken karanlıktan çok korkardım biliyor musun Toprak Büyücüsü? Annem. O kadın, bunu çok iyi biliyordu ve bildiği halde beni hep karanlığa hapsetti. Ona hep yalvardım ama o ne yaptı biliyor musun? Güldü. Benim zavallı hâlime sadece güldü."