Dünyam durmuş gibiydi. Zihnimdeki karmaşa, hissetmem gereken duyguları altüst etmişti. İçimdeki duygular birbirine geçmişti: keder mi öfke mi yoksa sadece boşluk muydu, ayırt edemiyordum. Kalbim hızla çarpıyordu, nefes almakta zorlanıyordum. Gözlerim çevremdeki bulanık görüntülerde dolaşırken, bedenimle zihnim arasındaki kopukluk daha da belirginleşiyordu. Her şey anlamsızlaşmış, duygularım kördüğüm olmuştu. Sanki bir rüyadaydım ve uyanmayı bekliyordum. Hayatın acımasız gerçekliğiyle yüzleşmek, beni derin bir boşluğa sürüklüyordu; Cihat’ın ihanet mi ettiğini beni mi kurtarmaya mı çalıştığının belirsizliğinin içinde boğuluyordum. Hissetmemenin verdiği bu tuhaflık, etrafımı saran olayların ağırlığı altında eziliyordu. “Bade…” diyerek beni girdiğim transtan çıkardı Cihat. “…Bade, beni dinlem

