Bölüm 11

442 Kelimeler
-Efendim şey dediniz ya… -Ne dedim? Sesi çok sinir bozuyordu. -O –o-ok-oku-la gi-de ce-ce ği-mi -Gözüm üzerinde.  İşlerini aksattığını görürsem tek bir şikâyet duyarsam gidemezsin. Telaşla başın salladı.  Ellerinin arasındaki tepsi iyiden iyiye sallanıyordu. Cihan kendine kızdı. Ne günahı vardı kızın ya? Ya benim suçum ne dedi içinden.  Bu saatten sonra bir de bebek bakıcılığı… Başını sinirle sallayıp masasına doğru yürüdü. -Çık. Okula gitmeden odama gelip sabah kahvemi getireceksin.  Perdelerimi açacaksın. Mercan telaşla başını salladı.  Cihan yerine otururken sakince soluklandı. -Duymadım. -Tamam dedim ya efendim. -Tüm ütülerimi, tüm düzenimi sen sağlayacaksın. Bir eksik görmeyeceğim. Başını salladı. Cihan, tekrar aynı soğuklukla işine döndü. -Çıkabilirsin. Odasına geçtiğinde tüm azaları titriyordu. Sinirleri boşaldı. Duşu açtı. Belki üzerindeki negatif enerjiyi atardı. Örgülerini çözdü.   -Anneannem her şey bizim için gülüm az kaldı. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar çizimlerle uğraştı.  Yatağa girdiği ile neredeyse çıkması bir olmuştu. Hızla üzerindeki iş kıyafetlerini giyinip mutfağa geçti.  Zeki ve Gül ile yaptığı ayaküzeri atıştırma sonrasında önündeki iki saat boyunca listesindeki bitirebileceği işlerini halletti.  Çıkmadan Cihan’ın odasına gitti. Kapıyı tıklattı. Ses gelmeyince usulca odaya girdi. Cihan çıplak yatakta yüz üstü uyumaktaydı. Beline sarılı az çarşaf olmasa… Başını çevirdi. Yüzü iyice kızarmıştı. İçinden oflandı. “ İşkencenin en laneti.” Kahveyi komedinin üzerine koydu. Usulca pencerenin önüne gidip perdeleri açtı. Gün ışığı odanın içine dolunca panikle odaya döndü. Cihan tek omzu üzerinde dönmüş dikkatle Mercan’a bakıyordu. Neye sinirlendiğini anlayamadı. Belindeki çarşaf hayale yer vermeyecek gidiydi. Utançla başını yere indirdi. -Günaydın efendim. -Saat kaç? -Yedi buçuk Sinirli sesi odanın içinde yükselince korkarak ellerini önünde birleştirip yere bakındı. -Nee?  Neden beni bu kadar erken kaldırdın? -Ama! İyice panikledi. -Ama ne küçük? Her sözü nasılda canını yakıyordu. Üzerindeki şekilsiz kıyafetlerine baktı. Hepi topu birkaç giysisi vardı. Hayatı altın tepsinin içinde değildi ki. Neden sürekli canını acıtıyordu.  Sanki kalbine ateşten bir demir saplanıp, saplanıp çıkıyordu. Ağlamasını yuttu. -Siz dediniz. -Ben ne dedim? -Kahve… -Bu saatte mi? -Ama efendim dersim var. -Bana ne. -Şeyyy… Otobüsü kaçırırsam yetişemem. -Senin sorunun. Sekizden önce kapımı çalmayacaksın. Gözleri dolu, dolu oldu. İçindeki panik büyümeye başladı.  Gözlerini kaldırdı. -Ama yetişemem. Daha ne kadar canım acıyabilir? Bir an gözleri buluştu. Cihan daha önce böyle göz görmediğine yemin edebilirdi. Ve yüzündeki çiller. Bir an önündeki şekilsize baktı. Acaba çiller vücudunda devam ediyor muydu? Duyduklarını hazım etmeye çalıştı. Neyse dedi içinden. Bu ucubenin canı var mıydı ki acısın? -Senin sorunun Mercan içinden “Öyle ama…” Başını salladı. -Lütfen efendim. Yetişemem. Son senem.  Halimden memnun değilim. Yapacağım işlerim hayatımla ilgili planlarım var. Yalvarırım müsaade edin. Gün kayıp edemem. Telefim yok. Bir an bakıştılar. Cihan sinirle yataktan kalktı. Mercan utançla başını yere çevirdi. Bu adam ne ayıydı ya öyle çıplak çıplak…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE