♤♡◇♧
Kulağımda tanımadığım yabancı bir ses. Neredeyim ben?
Bir adamın sesi, ne dediğini anlayamıyorum. Söyledikleri benim için bir uğultudan ibaret. Yanı başımda konuşuyor, sadece bir şeyler söylediğini anlayabiliyorum. Gözlerimi açabilecek gücüm henüz yok, kim olduğuna bakamıyorum. Benim hakkımda konuşuyor, hissediyorum. Laf arasında adımı söylüyor çünkü.
Kulağımda onun sesiyle karışık kendi nefes alışverişlerimi duyuyorum. Kesik kesik ve düzensiz. Sanki uzun zamandır komadaymışım da şimdi hayat bulmuşum gibi. Sonra adamın sesine benim hiç de yabancılık çekmediğim bir ses eşlik ediyor, sanırım onun yanındaki kişiyi tanıyorum.
Ağırlaşmış gözkapaklarımı araladığımda ilk gördüğüm şey bir doktorla Bersu'nun hararetli bir şekilde konuşmasıydı. Gözlerimi açtığım zaman anlayabilmiştim hastanede olduğumu. Ben buraya neden geldim? Bu soruyu kendime sormamla aklıma teker teker tüm görüntüler düşmeye başlamıştı. En son elimde bir avuç ilacı izlediğimi ve annemin çığlıklarını hatırlıyorum.
"Doktor Bey gözlerini açmış!"
Bersu'nun tiz sesi kulaklarıma dolduğunda yüzümü ona doğru çevirdim, uyandığım için sevinmiş bir şekilde yanıma geliyordu. "Bizi o kadar korkuttun ki Meyra.." Bana sarıldığında kumral upuzun saçları burnumu gıdıklamıştı.
"Su" dedim yandaki küçük masanın üstünde plastik kaptaki suyu göstererek, "Su verir misin?" Benden ayrılarak masadaki suyu bana uzattığında bir bardak suya muhtaç olan kurumuş dudaklarım, dilim ve boğazımı kuraklıktan kurtarmıştım.
Bersu'nun soru işaretiyle dolu gözlerindeki merak duygusu görülmeyecek gibi değildi. Çok geçmeden gözlerini bana dikerek "Nasılsın?" diye sordu. Başımı sallayarak "İyiyim" demekle yetindim, tabii soracağı tek sorunun 'Nasılsın' olmadığının da farkındaydım.
"Sana bir şey olacak diye nasıl korktuk biliyor musun! Herkes çok endişelendi...Neden yaptın bunu Meyra? Tamam daha uyanır uyanmaz seni sorularla boğmak istemiyorum ama bir yandan da çok endişeleniyorum" Elini elimin üzerine koyarak " Konuş benimle n'olur" dedi. "Ah güzelim sen canına kıyacak kadar mı kendinden vazgeçtin...Sana ne oldu? Abin neden bu kadar sinirli?"
Abimden bahsetmesi bir anda algılarımı açmıştı. En son kapıyı yumruklayarak bana küfürler savurduğunu hatırlıyordum. "O her zaman sinirli zaten Bersu" dedim umarsızca. Yüzü garip bir hal aldı, sanki başka bir şeyden bahsediyormuş gibiydi.
"Her zamanki Mithat değildi. O kadar sinirliydi ki babamla ben zor zapt ettik"
"Nasıl yani?" Kafam karışmıştı. Canıma kastedip onlara gereksiz problem çıkardığım için sinirlenmiş olabilirdi ama o olayın öncesinde de kapımı yumrukluyordu. Geçerli bir sebep bulamıyordum, Mithat her şeye sinirlenmiş olabilirdi.
"Onu tek başına hastane koridorunda kendi kendine konuşurken duydum" dedi Bersu, kaşlarını çatarak. "Namusumuz iki paralık oldu, namusumuz kirlendi gibi şeyler söylüyordu. Yoksa senin sevgilin falan var da bu Mithat bağnazı abartıp abartıp işi namusa falan getirip senin sinirlerini mi bozdu? Ha canım benim...o yüzden mi yaptın bunu? Tabii tek sebep bu değildir ama bardağı taşıran damla olmuştur belki" Laf arasında söylediği tek söz bütün dengemi altüst etmiş, afallama sebep olmuştu.
Namus.
"Söylemiş!!"
"Bana kimse bilmeyecek demişti.. kimse öğrenmeyecek" Titreyen ellerimi şakaklarıma bastırarak rahatlamaya çalıştım. Bu kez tam anlamıyla bitmiştim, bu kez tam anlamıyla mahvolmuştum. Beynimin her hücresi olabilecek en kötü senaryonun gerçekleştiğini hep bir ağızdan bana söylüyordu. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Uzun zamandır akıtamadığım gözyaşlarım, şimdi sırasını beklemeden gözlerimden yanağıma doğru binbir tane yol çiziyordu. Şuan bir tür sinir krizi mi geçiriyordum emin değilim. Ağlarken aynı zamanda çaresizliğim yüzünden feryat ediyordum "Keşke ilaçlar işe yarasaydı da ölseydim!"
Bersu hiçbir şey söylemeden kollarını bedenime sarıp saçlarımı okşamaya başlamıştı. Zaman geçtikçe gözyaşlarım dinmesi gerekirken onlar her saniye daha da şiddetli akıyordu gözlerimden. Ağlayınca boğazımızda bir yumru olurdu. İşte o yumru bir taş misali boğazıma oturmuş, canımı yakıyordu.
"Neler oluyor? Kim neyi söylemiş?"
"Bersu.." diye fısıldadım tüm gerçekliğimi ses tonumda vurgulayarak. "B-bana yardım et"
Yüzü endişeli bir hal almış, şefkatle bana bakıyordu. "Söyle canım, ben hep yanındaydım"
Sürekli söyleyip söylememek arasında gidip geliyordum. Söylersem bana nasıl yardım edebilirdi ki? Bana inanır mıydı? İntiharın köşesinden dönmüş biri yalan söylemezdi ki, bana inanmaktan başka seçeneği yoktu. İnanırsa tek kazancım Bersu'nun abisinden nefret etmesi olurdu. Bana yardım edemezdi, sadece yükümü paylaşabilirdi. Bildiğim tek şey bu yükü tek başıma sırtlamaya devam edersem en sonunda üzüntüden kafayı yiyecek olmamdı.
"Sana anlatacağım şeye belki inanacaksın belki de inkar edeceksin. Bana yardım edebilir misin bilmiyorum. Sadece içimi boşaltmak istiyorum" Biraz şaşırsa da dinlediğini göstermek için başını sallayarak pür dikkat bana odaklanmıştı.
"Her şey Anıl'la alakalı" dedim nefesimi dışarı vererek. "Beni ailemle tehdit etti. Beni bitirdi! Anlıyor musun?.. Onun yüzünden ailemin yüzüne bakamıyorum, bana öyle bir şey yaptırdı ki bir daha eski ben olamam" Çehresi tamamen değişmiş, göz bebeklerinde saklı korkuyla karışık merak duygusu baş göstermişti. "Nasıl yani" dedi. Bu halde olmamın yegane sebebinin abisi olması onu korkutmuştu. Devam etmemi ister gibi elimi tutup birkaç kez sıktı.
Başımdan geçenleri tek tek anlatmaya başladığımda Bersu'nun yüz ifadesi sürekli olarak değişiyor, duygudan başka bir duyguya atlıyordu. Kaşları daha da çatılabilirmiş gibi her saniye çatılıyordu. Ne var ne yok hepsini anlatıyordum. Ona anlattıkça bir yandan tüm yaşadıklarımı tekrar yaşıyormuş gibi hissetsem de birine içimi dökmek beni rahatlamıştı.
Bir deyişle omzumdaki ağırlıklar kayboluyordu.
◇
En sonunda anlatacak bir şeyim kalmamıştı. Tüm odak noktam Bersu'nun vereceği tepkiyi izlerken içten içe bana inanmamasından korkuyordum. Fakat öyle olmadı, o bana inandı. Aslında aramızda bir suskunluk olmuştu ama anlamıştım bana inandığını. Öfkeyle karışık üzüldüğünü belli eden bir ses tonuyla "Bunu benim abim mi yaptı" diye öfkeyle soludu.
Hastane odasında bir ileri bir geri gitmeye başladı. "Mithat" dedi korkuyla. "Mithat biliyor!" Sandalyenin üzerine astığı paltosunu giymeye başladığında onu kolundan tutarak durdurdum "Yapma Bersu. Sakın Mithat'la konuşmaya çalışma bu onu daha da delirtir, ne olacaksa olacak sen sakın karışma"
"Mithat'la konuşmaya gitmiyorum...ayrıca seni ölüme terk mi etmemi istiyorsun? Ne demek karışma? Ben babanı da abini de tanıyorum Meyra, nasıl insanlar biliyorum" dedi Bersu. Ardından "Gitmem gerek" diyerek odayı terk etti.
"Bersu buraya gel!"
Ben sadece ona içimi açmıştım, o bana şuanda yardım edebilecek doğru insan değildi.
♧
Yaşlı adam "Sen nasıl böyle bir şey yaparsın! Sen benim oğlum musun!" dedi hiddetle bağırarak. Tülay Hanım da Bersu da ilk kez Vedat Bey'i bu kadar sinirli görüyorlardı. Çünkü Vedat Bey sessiz, sakin bir salon adamıydı. Üstelik oğlunun hiçbir şey söylemeden öylece oturması daha da canını sıkmıştı. "Sen o kıza böyle bir kötülüğü yaparken hiç hesap etmedin mi yaptığım pislik bir gün ifşa olur diye. Hiç düşünmedin mi!"
"Bunu nasıl öğrendin" dedi Anıl sakinliğini koruyarak. O, kendisine yapılan hiçbir suçlamayı inkar etmedi. Babasının gerçeği o kızdan mı yoksa başkasından mı öğrendiğini merak ediyordu.
"Nasıl öğrendiğimin ne önemi var lan it herif!" Bersu babasının kontrolden çıktığını anladığında onu kolundan tutarak tekli saten koltuğa oturttu. "Sakin ol baba, tansiyonun fırlayacak" Bersu olan her şeyi babasına anlatmaktan başka çare bulamadığı içim ilk iş babasının yanına koşup durumu anlatmıştı.
"Niye yaptın hadi anlat, ne diye yaptın?" diye sordu Vedat Bey yine aynı yüksek tonla oğluna bakarak. "İnsan neden aynı evde büyüdüğü kıza bunu yapar oğlum" Yaşlı adamın sona doğru kısılan sesi herkesi endişelendirmişti. "Sende hiç mi vicdan yok.." Sesindeki agresifliğin arkasında bir hayal kırıklığı da vardı. Daha önce de oğlunun türlü vukuatları olmuştu ama bu kadarı kaldırılabilir gibi değildi. Oğlunun tepkisizliği yaşlı adamı daha da çıldırttı.
"Hiç mi terbiye veremedim ulan sana!"
"Hiç mi adamlık öğretemedim!"
Anıl yaşlı adamın söylediklerine karşılık veremiyordu. O da içten içe yaptığı şeyin ağırlığının altında eziliyordu fakat burnundan da kıl aldırmıyordu. Saçma bir iddia yüzünden gereksiz bir hırsa kapılmış, en önemlisi de babasının gözünde 'adam' olmaktan çıkmıştı. "Kabul, hatalıyım" dedi düz bir sesle. "Oldu mu?"
Pişman olduğunu söylediğindeki tavırları hissiz ve yavandı, umarsızdı. Asıl bu deli etmişti Vedat Bey'i. Pişmanlığın zerresini oğlunda görememenin verdiği üzüntüyle Tülay Hanım'a döndü. "Bu nasıl bir adam oldu Tülay" dedi bitkin bir halde. "Biz nasıl bir evlat yetiştirdik.."
Tülay Hanım boynunu bükmüş, oturduğu yerde iyice küçülmüştü. Evladının yaptığı hatanın utancını o da kendi sırtında hissediyordu. Vedat Bey ise gözlerini karısından ayırıp tekrar oğluna yöneldi. "O kız kimin yüzünden hastanede, kimin yüzünden canına kastetmiş? Sen ne dediğini duydun mu peki, ailemin yüzüne bakamam demiş. Aslında ailesinin yüzüne bakamayacak kişi sensin" Son cümleyi bastıra bastıra ve iğrenir gibi bakarak söylemişti.
Anıl'ın hiçbir reaksiyon vermeden koltuğa yaslanıp gündelik hayattan konuşuyorlarmış gibi baygın baygın bakması yaşlı adamın öfkesini kat kat arttırıyordu. Hayır, bu yaştan sonra oğlunu dövmek istemediğinden rahatlamak için ayağa kalkıp pencereyi açtı. "Ben ömrü hayatımda bu kadar utandığımı hatırlamıyorum Tülay. Meyra'nın başına abisi ya da babası yüzünden bir şey gelirse ben kendimi affedemem. Kızı alıp başka yere yerleştirsek o da çözüm değil ki. Kızı annesinden ayırmış oluruz"
Vedat Bey düşünmek için inzivaya çekildi. Bir süre kimseden ses çıkmadı, herkes oturmuş Vedat Bey'in bir şeyler söylemesini bekliyordu.
"Evleneceksin Meyra'yla"
Vedat Bey'in uzun süren sessizlikten sonra tek nefeste söylediği söz, salonda boynunu bükmüş yeri gözleyen herkesin ona bakmasını sağlamıştı. Anıl daha duyduklarını idrak edemeden Vedat Bey tekrar konuşmaya başladı. "Hatta bugün gidip Meyra'nın babasına haber vereceğim" Ses tonu o kadar netti ki kararından geri dönmeyeceğini herkese adeta haykırıyordu.
Anıl, oturduğu koltuktan bir hışımla kalkıp babasının tam karşısına dikildi. "Ne evlenmesi, sen ne saçmalıyorsun!"
"Bir cezayı hak ettiğimin ben de farkındayım ama evlenmek nereden çıktı amına koyayım hangi devirde yaşıyorsun" Sinirden gülmeye başlamıştı, babası kesinlikle ciddi olamazdı.
Yaşlı adam oğlunun onu ciddiye almadığını fark etse de konuşmaya devam etti. "Düşündüm, taşındım. Bunun başka çaresi yok" dedi. "Abisi öğrenmiş, yakında babası da öğrenir. Meyra'ya gün yüzü göstermezler. Ben İbrahim'i bilirim, sinirli, asabi adamdır. Geleneklerine sadıktır. Keza oğlunun da ondan farklı olduğunu sanmam. Ancak evlenirsen Meyra'yı rahat bırakırlar"
"Yirminci yüzyılda değiliz baba. Namus temizlediğini falan mı sanıyorsun" dedi Anıl dişlerinin arasından konuşarak. "Daha fazla saçmalıklarını dinlemek istediğimi sanmıyorum" Ses tonundan babasını alaya aldığı barizdi.
Vedat Bey oldukça sakin bir tavırla "Namus temizlemek istesem ilk seni temizlerim" dediğinde Anıl birkaç küfür savurup ortada duran ahşap sehpaya bir tekme savurdu. "Siktir" Babasının dönüşü olmayan bir yola girdiğini fark etmişti. "Benim sevdiğim bir kadın var, bilmem hatırlıyor musun"
"O kadınla nişanlı olduğumu da belirtmek isterim. Belki aklın karışmıştır" dedi Anıl, dalga geçen bir tavırla.
Vedat Bey Tülay Hanım'a dönerek histerik bir kahkaha attı. "Şuna bak Tülay, nişanlım diyor. Sen o haltı yemeden önce nişanlını düşünecektin! Aslına bakarsan kimseyi kimseyle evlendirdiğim yok. Aranızdaki evlilik Meyra'yı ailesinden korumak için simge niteliğinde olacak, başka hiçbir anlamı olmayacak. Yoksa o kızı senin gibi canavarla evlendirmek büyük günah olurdu"
Tülay Hanım oğlunun aksine Vedat Bey'in ciddiyetini anlamış olacak ki yaşlı adamı kararından döndürmek istedi. "Vedat, Anıl'ın yaptığını asla savunmuyorum ama evlendirmek nereden çıktı? Yapma Allah aşkına, çocuk pişmanım diyor. Hem...Defne'nin ailesine ne deriz?"
Vedat Bey bedeninde gezinen sinirlerine hakim olamayacak kadar zayıflamış hissediyordu kendini. "Ne yapmamı bekliyorsun Tülay? Sevgili oğlunun kredi kartına mı el koymalıyız, ya da arabasını mı elinden almalıyız? Bir istersen sırtını sıvazlayalım!" Vedat Bey asla karısına bağırmazdı. Anıl dengesini öyle bir bozmuştu ki bu durum karısına sesini yükseltmesine sebep olmuştu.
"Kız hastaneden çıktıktan sonra ya abisi ya babası öldürür. Ya da öldürmekten beter eder. Eee, biz de oğlumuzun sırtını sıvazlarız. Pişman olmuş sonuçta"
"Elin kızını düşüneceğine kendi oğlunu düşünmeye ne dersin" dedi Anıl, kollarını göğsünde birleştirerek. Babasının kararlı yüz ifadesini gördüğü an, sesindeki alay tamamen kayboldu. "Ya da düşünme. Çünkü ben asla o kızla evlenmem" Babasına karşı birkaç adım attı. "Kimse bana istemediğim bir şeyi zorla yaptıramaz. Sen kendini fazla otoriter görüyorsun. Sen bugüne kadar ne zaman bana bir şey yaptırabilmeyi başardın? El kadar veletken bile bana karışamıyordun"
"Allah şahidim olsun ki eğer evlenmezsen seni evlatlıktan reddederim. Tek kuruş bile vermem, elinde ne varsa alırım, bundan sonra it gibi sokakta yaşarsın. Devlette sormaz seni bana. Artık yirmi dört yaşındasın, kendi başının çaresine bakabilecek yaştasın. Miras falan almayı unut, sana tek bir kuruş vermem ben. Üstelik hiç de pişmanlık duymam. Sana bakma yükümlülüğüm yok benim" Vedat Bey ardı ardına tüm laflarını söylemiş, oğlunu tamamen savunmasız bırakmıştı.
"Blöf yapıyorsun" dedi Anıl. Aslında o da biliyordu babasının blöf yapmaktan çok uzak olduğunu. Söyleyecek başka sözü olmadığından kendini bu şekilde savunmaya çalışmıştı.
"Allah'ın adını verdim, sana yalan borcum mu var? Eğer evlenmezsen şu dakikadan itibaren bu evde işin yok. Pılını pırtını topla git"
"Baba" Genç adam, babasının kararlılığı karşısında kendini zırh gibi koruduğunu sandığı alay ve öfkeden arınmış sesiyle babasına yalvarmaya başlamıştı. "Bunu bana yapma"
"Neyi yapmamayım" diye sordu Vedat Bey. "O kız orada canıyla cebelleşecek, sen de hiçbir şey olmamış gibi burada nişanlınla keyif çatacaksın öyle mi?" Oğluna yaklaştı, iki omzundan tutarak hakkaniyetli bir şekilde gözlerinin içine baktı. "Ya evlenmeyi kabul edersin" dedi tehditkar bir ses tonuyla. "Ya da karşıma dikilip adam gibi 'Baba ben evlenmiyorum, senden gelecek hiçbir malda da gözüm yok' dersin. Ben de seni evlatlıktan reddeder, elinde ne varsa alırım. Konu da burada kapanır gider"
"Seçim senin"
Anıl, bu saatten sonra babasını kararından döndüremeyeceğini anlamıştı ve hıncını çıkarmak için fırsat kolluyordu. "Evlenince ne olacak sanıyorsun? O kızın zavallı hayatını da seninkini de cehenneme çevireceğim" dedi. "Bana hiçbir bok olmaz, olan size olur. Beni anlıyor musun?"
"Defne'ye ne diyeceğim? Ben evimdeki hizmetçiyle evleniyorum sana mutluluklar dilerim falan mı" Hayatında Defne dışında başka bir kadınla evleneceğini hiç düşünmemişti. Sonsuz bir ıstırap gibiydi ve gerçek oluyordu.
"Aynen öyle diyeceksin. Önce yediğin haltı anlat, kız bilsin senin ne olduğunu" dedi. Daha fazla oğlunu dinlemek istemeyen yaşlı adam ayaklanarak kapıya doğru yöneldi. "Çabuk net bir cevap ver. Sen evleneceğim dersen şimdi gidip konuşacağım Meyra'nın babasıyla" Artık odadaki herkes onun bu kararından dönmeyeceğini anlamıştı.
"Bu saçmalık, resmen beni zorluyorsun"
"Senin o kızı zorladığın gibi mi" dedi yaşlı adam. Ardından "Tek bir cevap ver bana Anıl. Evet ya da hayır. Evlenecek misin?"diye devam etti.
Duraksadı, önce o aptal iddiaya girdiği için kendine defalarca olduğu gibi şimdi de kızdı, küfürler savurdu. İddiayı kazanmak uğruna kendi hayatıyla kumar oynamış ve ağır yenilgi almıştı. "Bana söyleyecek bir şey bırakmadın" dedi rahatlamak için gömleğinin ilk iki düğmesini açıp boynunu sıvazladı.
"Hayır demek gibi lüksüm yok"
♤♡◇♧