Ya hep, Ya Hiç

2800 Kelimeler
♤♡◇♧ "Mideni tamamen temizledik. İstediğin vakitte taburcu olabilirsin" "Her şey için çok teşekkürler" dedim yüzümde beliren memnuniyetsizlikle. Doktor da şaşırmıştı, sevineceğimi düşünüyordu. "Bir sorun mu var?" diye sordu. "Kendini iyi hissetmiyorsan tekrar muayene edebiliriz" Hastaneden çıktığım anda canım tehlikedeydi, ölebilirdim. Sitemim doktora değildi. "Gayet iyiyim sağ olun" "Peki öyleyse" dedi doktor, hafifçe bana tebessüm ederek dışarı çıktı. Yalnız kalmanın verdiği boşlukla tekrar düşünce havuzuna dalmıştım. Sanırım güvenli limanımı kaybediyordum, hastanede aileme karşı biraz olsun güvende hissetsem de ömür boyu burada kalamazdım. Atacağım bir sonraki adımı düşünmekten çok yorulmuştum. Ben özgürce koşmak ve kimsenin beni yakalamayacağından emin olmak istiyordum. Çok düşündüm kaçıp gitmeyi, kurtulmayı. Öyle çaresiz hissediyordum ki kaçmak için önce ölmeyi seçtim, sonra yaşamayı. Her şey onun yüzünden başıma gelmişti her şey... En kötüsü de ben burada acıdan kıvranırken, abimin korkusundan diken üstünde otururken, bir gün bile başımı yastığa rahat rahat koyamazken Anıl'ın hayatının zerre kadar etkilenmemesiydi. Onun benden aldıkları benden çok daha fazlasıydı. Şu an ne yapıyordu? Hali, keyfi yerinde miydi? Kapının gıcırtılı sesini duyduğumda gözlerimi yarım saattir izlediğim camdan ayırarak bakışlarımı kapıya doğru yönelttim. "Kızım" dedi bir ses, bu babamdı. En büyük korkularımın başrolü ve en acımasızıydı. Gelmişti sonunda, güvenli liman falan kalmamıştı, olan olacaktı. Günlerdir yüzleşmekten çekindiğim heybetli bedeni karşımda gördüğümde korkuyla yatağın çarşaflarını sıktım. "Nasılsın kızım" diye sordu. Cevap veremeyecek kadar şoktaydım ve beyin hücrelerim acil alarm vermişti. Beni öldürecek miydi? "Çok iyi gördüm seni" dedi gülümseyerek, yanıma doğru yaklaştığında korkuyla dudaklarımı dişleyip kanatırcasına sıktım. "Sana müjdeli haberlerim var, başımıza talih kuşu kondu! Ah kızım dediğimi duyduğun anda tüm yaraların iyileşecek... Sadece senin değil tüm ailemizin yaraları kabuk bağlayacak. Sonunda biz de bu hayatı yaşayacağız" Başımı okşadı ve en sahici gülümsemesini gösterdi bana. "Bana kızmadın mı?" diye sorduğumda "Niye kızacakmışım" dedi keyifli bir sesle. "İlk kez bir işe yaradın" Yoksa fazla düşünmekten halüsinasyon mu görüyordum? Defalarca kez babamla yüzleşeceğim anı kafamda canlandırmıştım ama durum düşündüğümden çok farklıydı. Ne oluyordu bu adama? Bana gülümsüyordu, normal zamanlarda bile suratı beş karış gezen adam şimdi bildiğin sırıtıyordu. "Hayırlı olsun kızım, gözün aydın" Bana saldırmasını, boğazımı sıkmasını bekledim bir süre. Fakat yüzünde güller açmış bir biçimde nasırlı elleriyle saçlarımı okşuyordu. "B-baba.." güçlükle çıkan sesim odanın içinde buhar olup uçmuştu. "Seni götürmeye geldim" dedi. "Taburcu işlemlerini birazdan başlatacağım, eve gideceğiz" Sadece yüzü değil gözlerinin içi gülüyordu. Belli ki abim babama gerçekleri henüz söylememiş, ecelimi ertelemişti. Peki neye seviniyordu? Babam her şey tıkırında gitse bile gülen, neşeli bir adam değildir, mutlaka bir şey olmuş olmalıydı. Başımıza talih kuşu konmasından bahsediyordu. "Baba benim bilmediğim bir şey mi oldu" diye sordum merakla. "Neler olmadı ki..hepimiz hala şok içindeyiz" diye cevapladı. Hala memnuniyetle bana gülümsüyordu, onu bu kadar mesut eden şey ney bilmek istiyordum. "Vedat Bey dün akşam benimle konuştu" diye lafa girdi heyecanla. Bir süre bekledikten sonra konuşmaya devam etti. "Hayırlı bir iş için geldiğini söyledi. Sonra seni benden oğlu için istedi, en yakın zamanda da düğünlerini yaparız dedi" "Ne!?" Sesi babamın kurduğu cümle üzerinde anlık şaşkınlığım yüzünden oldukça yüksek ve tiz çıkmıştı. Küçük dilimi yutmadığıma şükrediyordum! Kulaklarım beni yanıltıyor muydu? "Baba ne evlenmesi Allah aşkına şaka mı yapıyorsun!" diye bağırdığımda beni hiç yadırgamadı babam. "Bende ilk başta senin gibi çok şaşırdım" dedi. "Koskoca Vedat Bey'in oğlunun benim küçük kızımla ne işi var dedim ilk başta. Demek ki sevmiş, beğenmiş ki babasına söylemiş" Ya babam delirmiş olmalıydı ya da Vedat Bey, bunun başka bir açıklaması yoktu. "Baba sen doğru anladığına emin misin? Vedat Bey ne diye beni oğluna istesin, nasıl iş bu?" Babama yönelttiğim soru onu biraz sinirlendirse de yüzünü asmadan gülümsemeye devam etti. Hala o kadar mutluydu ki bir zil takıp oynamadığı kalmıştı. "Sen böyle boş boş sorular soracağına bir an önce toparlan da eve gidelim. Güzelce bir hazırlan, taran süslen. Vedat Bey seninle de konuşacak. İsteyip istemediğini soracak" Beni kolumdan tutarak ayağa kaldırdı. Uzun zamandır yatıp bir anda kalkmak başımı döndürmüştü. Allah'ım sen bu kuluna yardım et çünkü birazdan akıl sağlığını yitirecek. "Anıl asla böyle bir şey istemez, onun nişanlısı var." diye mırıldandığımda babam huzursuz olduğunu belli eden bir ses çıkardı. "Sus kız" dedi beni azarlayan bir ses tonuyla. " Babası kendi kafasına göre mi geldi istedi seni benden? Nişanlısı varsa var, atarlar nişanı olur biter. Biz işimize bakalım" dedi. "Vedat Bey seninle konuşmaya geldiğinde uslu uslu olur efendim ben de isterim diyeceksin. Ona da bana sorduğun boş boş soruları sormayacaksın, sana ne denilirse onu yapacaksın" "Ama ben-" Elini susmam için kaldırdığında sözüm yarıda kesilmişti. "Ben taburcu işlemlerini başlatmaya gidiyorum, sen de hazırlanırsın o zamana kadar" diyerek odada beni yalnız başıma bıraktı. "Beni mal gibi satıyor, üstelik isteyip istemediğimi sormadı bile" Demek bu yüzden bu kadar mutluymuş. Hevesinin kursağında kalacağını birinin ona söylemesi gerekiyordu. ♤ Saçımı ilmek ilmek örerken "Çok dökülüyor Meyra, bir doktora git istersen" dedi annem. Sonra örmeye devam etti nemli saçlarımı. Eve gelir gelmez annem beni duşa sokup temiz bir elbise giydirmişti. Hazır olmalıymışım bugün için, güzel olmalıymışım. Ben ise yürüyen tabut gibiydim, konuşmuyordum, sadece komutlarına uyuyordum. Babamın dediği gibi; bana denileni yapıyordum işte. Çok şanslıymışım, annem öyle diyordu. "Bak hizmetçi olarak doğduğun evde gelin olacaksın, senin yerinde olmak isteyen kimler var bir bilsen" Bileğimde duran lastiği çekip örülen saçımın ucunu bağladı. "Oğlanın da maşallahı var. Boylu poslu, erkek güzeli bilirsin. Birlikte büyüdünüz zaten, Allah nazarlardan saklasın Vedat Bey'in oğlu diye demiyorum ama tek bir kötü huyu var, o da biraz kadınlara düşkün" Saçlarımı bırakıp önüme doğru geldi annem, sonra omuzlarımdan tutarak "Sen dikkatli olacaksın" diye uyardı beni. Az önceki mutlu halleri yerini ciddiyete bıraktı. "Gözünü dört açacaksın, kimseyi kocanın yanına yaklaştırmayacaksın ki kapmasınlar. Kocanı elinde tutmayı bileceksin" Dudaklarım istemsiz bir şekilde aralandığında ufak bir kahkaha atmıştım annemin dediklerine. Anıl'dan kocam olarak bahsetmesi beni sinir küpüne döndürse de gerçeği bilmediği için ses etmedim. Özellikle 'Kocanı elinde tut' demesi sınırlarımı zorlamıştı ve gülmeye başladım. "Ne gülüyorsun kız" dedi bacağıma vurarak. "Sana" dedim. "Ben kimseyi elimde tutmak zorunda değilim. Ayrıca siz bu işe kendinizi çok kaptırdınız bir günde. Bana sordunuz mu kızım sen evlenmek istiyor musun diye? Bir kere olsun benim dediklerimin değeri olsun" Başındaki lacivert örtüyü sinirle çekiştirdi, ortaya çıkan siyah beyaz saçları alnına dökülmüştü. Kızmıştı bana, " Sen kendini bulunmaz hint kumaşı mı zannediyorsun Meyra? Vedat Bey'in oğlunun çevresinde senden kat kat güzel kızlar var, eğitimli, zenginleri var. Senin elinde ne var? Üniversite okuyamayacaksın, elinde işin olmayacak. Tüm bunlara rağmen seni seçtiler" dedi. Anıl yüzünden canıma kastettiğimi bilseydi, yine de gururumu inciten bu sözleri söyler miydi? Bana ölümü göze aldıran adamın ilahi seviyede övülmesi , kötü bir seçenek olduğum halde beni seçtiği için minnet duymamı ve itaat etmemi bekliyordu, bunu istiyordu. Gözlerim dolmuştu, "Ben sen hastalandın diye okulu bıraktım" dedim iç çekerek. "Yoksa ben İstanbul'da devlet okulunu kazanmıştım...başarmıştım" Ellerimin tersiyle gözyaşlarımı silerken "Ayrıca ben de güzelim ki" dedim küçük bir kız çocuğu gibi mızmızlanarak. "Güzel değil miyim?" "Hadi artık" Beni ayağa kaldırdı, başımı nazikçe okşadı. "Birazdan Vedat Bey gelecek. Yalnız konuşacak seninle, hepimiz dışarda olacağız." dedi. Başörtüsünü düzelterek kapıya doğru yöneldi. "Aman kızım sözcüklerine dikkat et, bizi zor durumda bırakma" diyerek kapıyı kapatmıştı. Kadın olmak mı daha zordu, yoksa benim gibi bir kadın olmak mı? Göz pınarlarım bile ağlamanın beni bir adım ileri taşımayacağını anlayarak kurumuştu. Şimdi her şeyi anlıyordum. Bersu dün öğlen saatlerinde, ona her şeyi anlattıktan sonra soluğu babasının yanında almıştı. Vedat Bey her şeyi biliyordu. Buraya gelmeden önce Bersu'yla on beş dakikalık bir telefon konuşmam olmuştu. Bana evlilik konusunun nereden çıktığını ve abisinin neden kabul ettiğini, her şeyi söylemişti. Meğerse Vedat Bey onu evlatlıktan reddetmekle, elindekileri almakla tehdit edince kabul etmek zorunda kalmış. Kısacası oğluyla kötü olmak pahasına beni korumak için elinden geleni yapmıştı. Böyle bir şeyi ancak tehditle kabul ederdi, beni nasıl tehdit ettiyse, yalnızlaştırdıysa o da aynı yalnızlığa mahkum edilmişti. Arafta kalmıştım, bu arafın bir tarafı aydınlık, ışık saçan diğeri ise zifiri karanlık değildi, iki taraf da karanlıktı. Hangi tarafı seçersem seçeyim karanlığın içinde mutlak suretle kaybolacaktım. "Benden çalınan bir hayat var" dedim kendi kendime, Vedat Bey'in yolunu gözlerken. İsteğim dışında yaşanan bir gece bütün geleceğime gölge düşürmüştü, o gölgeyi çekip alacak gücü de tanrı vermemişti bana. Ben zavallının tekiydim ve seçeneksiz bırakılmıştım. Sana kimse seçenek hakkı vermedi, neden zorlanıyorsun? Babanla abinin elinde kalamazsın, zira o en kötüsü. Abim susuyorsa tek sebebi bu evlilik fikrinin ortaya atılmasıydı, namusumuz iki imzayla temizlenecekti. Anıl'la evlenmek elimde kalan son değerli şey olan kadınlık gurumu da alacaktı benden. Ben zincirlerimi kırıp nasıl 'evet' diyeceğim bilmiyordum. Her türlü ölecektim, herkes üzerime toprak atmayı bekliyordu. Kapının aniden çalması durgun halimi bozmuş, heyecanlanmamı sağlamıştı. Elimi koltuğa bastırarak destek alırcasına ayağa kalkmaya çalıştım. Vedat Bey gelmiş olmalıydı. Düzensiz adımlarla kapıya doğru yürüdüm, anksiyeteden ter içinde kalmış ellerimi elbiseme silerek kapıyı açtığımda görüş açımda beliren kişi kesinlikle Vedat Bey değildi. Dağılmış, uzun zamandır uyumamış ve alkolle yatıp kalmış gibiydi. Koyu sarı saçları birbirine girmiş, düzensiz bir görüntü sunmuşlardı ortaya. Göz altları kızarmıştı, biraz da damarlanmıştı. Bir anda onu karşımda görmek, yaşadığım kötü anıları bir kasete koyup izlemek gibi hissettirmişti. Yüzüme bile bakmadan içeri girdi ve kapıyı hızla çarptı. "Ne işin var burada" dedim, cevap vermedi. Yüzünde öfke vardı, tahminimce evlilik konusu yüzünden sinirlenmişti. Hayatımı çalan, kapanmayan yaralar açan oydu ve kurbanına öfke duyan da yine oydu. "Neden geldin? Neden buradasın?" Alkolün etkisiyle donuk olan bakışları birden öfkeyle parlamaya başladı. "Hayır diyeceksin" dedi her kelimeyi bastırarak. "N-ne.." Heyecandan titreyen sesim kendime olan güvenimi kırmıştı. O da bunu anlamış olacak ki üzerime gelmeye başladı. Tam önümde durduğunda soğuktan uyuşmuş, kırmızı parmaklarıyla çenemi kavrayıp başımı kaldırdı. "Olanlardan az buçuk haberdarsındır, babam birazdan buraya gelecek. Sana evlenmek isteyip istemediğini soracak. Hayır diyeceksin, kesin bir dille reddedeceksin" "Anlaştık mı" dedi dikkatlice bana bakarak. Cevap veremeyecek kadar kendimden geçmiş olmamdan ötürü çenemdeki parmaklarını bastırarak "Dediklerimi anlamışsındır umarım" dedi. Benden 'Hayır' dememi istemişti. Kendisi için, istediği kadınla hayat kurmak için. Fakat unuttuğu bir şey vardı, ben seçme şansı olan biri değildim. Dört bir yanımı dilsiz cellatlar sarmış, gözlerini bana dikmişlerdi. "Bana ne yaptırdığına bak" dedim, gözlerinin tam içine bakarak. "İkimizi de sen mutsuz ettin" Sesim bir fısıltı kadar sessiz ve ürkekti. İçimde yanan öfke Anıl'ın aksine kedi misali dışarı çıkıyordu. "Sen hangi durumdaysan, ben de aynı durumdayım" dedi işaret parmağını omzuma bastırarak. "Ne istiyorsun? Paraysa derdin sana istediğin kadar para veririm. Okumak mı istiyorsun? Okursun. Ev mi istiyorsun, alırım. Bunların hepsini yaparım Meyra. Yeter ki babam geldiğinde evlenmek istemediğini söyle" "Ben.." "Ben senin paranı istemiyorum ki" Beni kirli parasıyla ikna edecek kadar basit biri olarak görmesi canımı sıkmıştı. "Ailem gerçeği öğrenirse beni yaşatmaz. Diyelim ki kaçtım, ömrüm boyunca bir daha annemi göremeyeceğim. Onlar da gerçeği öğrenir öğrenmez her gün bana lanet ederek yaşayacaklar. Ben kötü hiçbir şey yapmadığım halde yalnız kalacağım! Ben hiçbir şey yapmadım...her şey senin suçun!" "Kes artık" dedi sert bir sesle benden uzaklaşarak. " Anneni göremeyeceksin öyle mi? Ne üzücü" Parmaklarını saçlarının arasından geçirerek öfkeyle "Seni siklerine bile takmıyorlar" diye tısladı. Beni ailemden vurması, sevgisizliğimi vurgulaması gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. "Annem bensiz yapamaz ki" dedim iç çekerek. "Annem beni seviyor...beni sevmemesi için hiçbir sebep yok" Ağlamaya başladığımı gördüğünde açık kahve kaşlarını çatarak bana yaklaştı. Sağ yanağımda hissettiğim soğukluk hiç şüphesiz onun elleriydi. "Benimle evlenirsen çok mutsuz olursun" dedi. Sinirle soluduğu her nefesi, aynı bir nefes kadar yakınımda hissediyordum. Öfkenin somutluğu boynundaki damarların ortaya çıkışıydı. Sadece bana değil, kendine de duyduğu bir öfkeydi bu. Pişmandı, bana yaptıkları için olmasa bile iğne ucunun kendisine de değdiğini gördüğünde pişman olmuştu. Bu pişmanlık görmeye değerdi. "Zaten canımdan vazgeçtim,daha ne kadar mutsuz olacağım? Söyle, rahat mısın? Kısacık hayatımızı zehir etmeye değmedi değil mi? Senden nefret ediyorum!" Çatallaşan sesim bir süre sonra hıçkırıklara dönüşmüş, hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. "Sadece ağlıyorsun" dedi yanağımdaki elini çekerek. "O küçük aklınla benimle evlenerek bana ceza vereceğini düşünüyorsun" diye devam etti. "Asıl benimle evlenirsen hayatının nasıl zehir olduğunu görürsün. İnan bana her gün evet dediğin için pişman olarak yatağa girersin, bana hiçbir şey olmaz" "Biliyorum" dedim, dediklerini tasdik ederek. Haklıydı, evet dersem canımı okuyacak kadar gözü dönmüştü, dediğini de yapardı, blöf yapan, göz korkutan biri değildi. "Sana bir şey olmaz, peki neden bu kadar kızgınsın? Kızgın olması gereken ben değil miyim? Beni ailemle tehdit ederek istediğini yaptıran korkunç birisin. Öyleyse neden kızgın olduğunu söyleyeyim sana. Sen sana zorla bir şey yaptırıldığı için kızgınsın, otoriten kaybolduğu için kızgınsın. Ben evet dersem ne olacak ki? Sen yine her zamanki hayatına devam edeceksin" "Sen ne saçmalıyorsun" dedi gözlerini kısarak. Sinirlenmişti, "Bir yıl dolmadan seni sepetlerim, ne babam engel olabilir buna, ne de bir başkası." Güldü, anlık bir şeydi bu ve saniyeler içinde biçimli dudakları düz bir çizgi halini almıştı. Aklımdaki soruyu sormak için bir adım geri çekilerek dudaklarımı araladım, "Defne seni terk eder diye mi korkuyorsun?" diye sorduğumda "Defne'nin adını ağzına alma" dedi beni azarlayarak. "Peki" dedim. "Bana söylemek istediğin başka bir şey var mı?" Cevap vermedi. Defne'den bahsetmem onu daha da sinirlendirmişti. Kaybetmek istemiyordu ve söz konusu evlilik çocuk oyuncağı değildi. Kulaklarıma dolan arabanın egzoz sesi Anıl'a korkuyla bakmama sebep oldu "Vedat Bey g-geldi" dedim pencereden dışarıyı göstererek. Hiçbir tepki vermedi, babasının onu bu evde görmesi başka bir skandal demekti. Bu bile beni korkuturken o büyük bir soğukkanlılıkla abimin odasına girip kapıyı sertçe kapattı. Bir dakika sonra da kapımız çalmıştı. Yürüyerek kapıyı açtığımda Vedat Bey'in gülümseyen yüzü görüş alanıma girdi. "Hoş geldiniz" dedim içeri buyurarak. Önce ayakkabılarını çıkardı, sonra gülümseyerek "Hoş bulduk kızım" diyerek içeri geçti. "Size bir kahve yapayım, hemen geliyorum" "Gerek yok kızım gel, yanıma otur" dedi salondaki büyük koltuğa geçerek. Dediğini yaparak yanına oturdum. "Nasılsınız" diye sorduğumda başını eğerek "İyiyim Allah'a şükür" dedi. Vedat Bey yüzüme bakmıyordu, sanki bana bakmaktan utanıyor, sakınıyor gibiydi. Gülümsemesi bile acı doluydu. İyiyim diyordu ama gözlerindeki hüznü görmemek imkansızdı. "Neden yüzüme bakmadan konuşuyorsunuz?" diye sordum utangaç bir tavırla. Fark etmesem bile ben de aynı durumdaydım. Terli ellerimi dizlerimin arasına almış, deli gibi atan kalbime söz geçirmeye çalışıyordum. Vedat Bey başını yerden kaldırarak "Bakmaya yüzüm mü kaldı" dedi. Bitkin bir sesle "Çok kararsızım" dediğinde gözleri beni bulmuştu. "Doğru mu yapıyorum yoksa yanlış mı bilmiyorum, Allah doğru yoldan şaşırtmasın. Kızım olanlardan haberdarsındır, babanla konuştum" Başımı sallayarak onayladığımda sözlerine devam etti. "Bu evlilik sadece seni korumak için, can güvenliğini sağlamak için. Sana benim oğlumun ahlaksızlığı yüzünden zarar gelsin istemem, bunun vebalini de alamam. Derin bir çekti ve ağarmış sakallarını sıvazladı. "Çok düşündüm ama başka çıkar yol bulamadım. Daha çok küçüksün sen, tek başına yapamazsın. Seni alıp başka yere götürsem bir daha anneni de babanı da göremezsin. El kadar kızı hasta anasından ayırmak olur mu hiç?" Elini elimin üzerine koyup güvenle sıktığında gözyaşlarım yanaklarımdaki yerini bulmuşlardı. "Ben ben bilmiyorum efendim, böyle bir şeye evet demek benim için çok zor ama hayır da diyecek gücüm yok" "Bana güveniyor musun" diye sordu. "Herkesten, kendimden bile daha çok size güveniyorum efendim" Bana verdiği güveni somut olarak göstermek için elimi daha da sıkı sıkarak gülümsedi. "O zaman beni iyi dinle" Ağlıyordu, yaşlı adam gözümün önünde ağlıyordu. En az benim kadar duygusal olan Vedat Bey en sonunda göz yaşlarını tutamamıştı. Ceketinin cebindeki mendili çıkararak nemli gözlerini sildi. " Ben senin kötülüğünü ister miyim" dedi. "Kabul et kızım. Söz veriyorum ben her zaman yanında olacağım. Bersu da öyle. Seni hiç bırakmayacağız. Aslında seni kimseyle evlendirdiğim, kimseyle karı koca yaptığım yok benim. Daha önce de söyledim sadece baban ve abinden korumak için yapılmış bir şey olacak. Baktın sıkıldın, daha fazla sürdürmek istemiyorsun dayanabildiğin kadar dayanır, sonra boşanırsın. Boşandıktan sonra da elimden geldiğince sana yardım edeceğim" Vedat Bey'in sözleri beni öyle duygulandırmış, öyle rahatlatmıştı ki o konuştukça üzerimdeki yükler teker teker kaybolmuştu. Ne Anıl'ın tehditleri ne de ailemin yarattığı başa çıkamadığım korkular kalmıştı zihnimde, hepsi kuş gibi uçup gitmişti. Hiçbir şey söylemeden başımı omzuna koyup huzurla yumdum gözlerimi. Düşündüm, her yolu hem de hepsini. Kaçıp gitmek benim için bir çözüm yolu değildi, çünkü yaşadıklarını bırakarak gidemezdim. Kuytu köşelerde annemi bir daha göremeden yüzünü unutarak yaşayıp, ailemin yüzüne bakamadan bir ömür geçirmek istemiyordum. Ölmeyi değil, ölümden önceki son durağı seçmek kalıyordu geriye. "Kabul ediyorum" Vedat Bey uzun bir süreden sonra dudaklarımdan çıkan sözcüklerle irkilmiş, başımı ellerinin arasına alarak "Güzel kızım" demişti. "Senin utanıp sıkılacağın hiçbir şey yok ve şunu unutma ki kötülüğü yapan daima layığını bulur, benim oğlum dahi olsa fark etmez" Böyle bir adamın oğlunun Anıl gibi biri olması çok yanıltıcıydı. "Keşke benim babam siz olsaydınız" Sahici bir şekilde gülümseyerek uzun kollu elbisemle yanaklarımı sildim, "Küçükken en büyük hayalim buydu biliyor musunuz? İşin garip kısmı büyüdüm, 19 yaşına geldim, hala bunu hayal ediyorum" Bir kez daha anlamıştım Bersu'nun ne kadar şanslı olduğunu, o dünyanın en şanslı kızıydı. "Sen de benim kızım sayılırsın" dedi Vedat Bey. Ayağa kalktı ve son bir kez bana sarıldı "Bundan sonra Bersu neyse sen osun benim için. Neye ihtiyacın olursa, seni ne korkutursa bileceğim. Saklamak, yalan söylemek yok. Arkanda bir baban olduğunu sakın unutma" Benden ayrılarak kapıya doğru yöneldiğinde "Şimdilik gidiyorum, kendine iyi bak kızım" dedi. Gözlükleri nemden dolayı buğulanmıştı. Ceketinde bulunan renkli mendili alarak gözlüklerini sildi. Vedat Bey'i uğurladıktan sonra kapıyı kapatıp arkamı döndüğümde Anıl'ın beni öldürecekmiş gibi bakan bal rengi gözleriydi ilk dikkatimi çeken. Bana öyle büyük bir nefretle bakıyordu ki tüm çehresi bunu haykırıyordu. Hiçbir şey söylemeden yanımdan geçerek kapıyı açtı, birkaç saniye sonra da yüreğimi hoplatacak kadar sertlikle kapıyı çarparak ortadan kayboldu. ♤♡◇♧
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE