Giriş

519 Kelimeler
Hayatımın hiçbir evresinde bu kadar rencide edileceğimi düşünmemiştim. Ben, Rüya Yıldız her zaman gerçek bir prensestim. Prenses olmak için üzerimde kabarık bir elbiseye ihtiyacım yoktu çünkü içimdeki prenses yüzümden bile belli oluyordu. Ama son isteğim babamı çıldırtmış ve beni prenseslikten Kül Kedisine dönüştürmüştü. Ağlamak, neden burada olduğumu gökyüzüne doğru haykırmak ve bu üzerimdeki daha önce kaç kişinin giydiği bile belli olmayan iğrenç, kabarık ve yaz sıcağında beni boğan elbiseden kurtulmak istiyordum. Ağlama isteğim en çok aynaya baktığım an artıyordu bu yüzden üzerime geçirdiğim bu kabarık elbiseyle aynadaki yansımama bakmadan küçük, nefes alırken iki kere düşündüğüm giyinme kabininden çıkıp nefret ettiğim çocuk sesleriyle dolu olan lunaparka yüzümü buruşturarak baktım. "Sakin ol Rüya," diye mırıldandım kendi kendime. Eteğime yapışan çocuklar ve onlarla fotoğraf çekinirken takıldığım o gülümsemeyi yapmak midemi bulandırsa da zorundaydım. Babam anlamadığım bir şekilde şımarık olduğumu söyleyerek beni en yakın arkadaşının büyük, gerçekten çok büyük olan lunaparkına prenses olarak yollamıştı. Yaptığım şeyi de bilmiyordum ki. Tek hatırladığım babamla olan kavgamızdı. Şimdiyse burada mahsur kalmıştım ve beni kurtaracak bir prens bile yoktu. Yolda eteklerimi tutarak yürürken bir yandan da beni parmakla işaret eden çocuklara yapay bir şekilde gülümsüyor ve ardından gözlerimi devirerek yoluma devam ediyordum. Birkaç gündür çektiğim bu eziyet yüzünden yaşlanmıştım resmen. O kadar kötü bir haldeydim ki tırnaklarımı yaptırmaya bile gidemiyordum. Rüya Yıldız ve bakımsız tırnaklar aynı cümle içinde olmaması gereken iki şeydi ama ne yazık ki aynı cümledelerdi. Yine aynı huysuzluğumla ve bu anların rüya olmasını dileyerek gezindiğim bir günde eteğime yapışan çocuklara eğildiğim bir vakit birinin beni izlediğini hissederek bakışlarımı etrafımda gezdirdim. Aslında birinin beni izlediğini hissetmem kadar doğal bir şey yoktu çünkü üzerimde kabarık bir elbise vardı, saçlarım ve yüzüm de bir prenses gibiydi. Lunaparktaki bütün çocukların dikkatini çekiyordum ama benim hissettiğim bakış, bir çocuğun bakışından daha yakıcı ve varlığını hissettiren bir türdü. Kimin beni izlediğini çözebilmek için bakışlarımı etrafımda gezdirmeye devam ettim. En sonunda bir çift koyu kahve gözle karşılaştığımda kollarını bana saran minik bir kızın belinden sarılmış ve gözlerimi kısarak bu kahve gözlerin sahibine çatık kaşlarla bakmıştım. Kirli sakallı, keskin bir yüzü vardı. Bakışlarından hissettiğim soğukluk, kollarını etrafıma saran minik kızı biraz daha sarmama neden oldu. Dağınık siyah saçları, düz bir çizgi halini almış pembe dudakları ve sert bakışlarıyla neden lunaparkta olduğunu anlayamadım. Hele üzerinde duran takım elbisesiyle... "Sen gerçek bir prenses misin?" Kucağımdaki minik kızın ellerini yüzüme koymasıyla beraber odağımı soğuk bakışlı adamdan çekip ona çevirdim. Açık kahve gözlerini kocaman açmış benim gerçekliğimi sorguluyordu. "Evet," dedim gülümseyerek. Neyse ki rol yapmada iyiydim. "Dayım prenseslerin gerçek olmadığını söylemişti ama." "Prensesler gerçektir. Hatta sana minik bir sır vereyim mi?" diye fısıldadığında minik kız hemen başıyla beni onayladı. "Sen de bir prensessin." "Ama benim elbisem yok ki." Dudağını büküp üstündeki tişörtünü gösterdi. "Prenses olmak için elbiseye ihtiyacın yok ki. Sen gördüğüm en güzel prensessin." Ona göz kırptığımda kıkırdayarak kollarını bana sardı. "Sen de benim gördüğüm en güzel prensessin! Keşke benimle gelsen." Kollarını benden çektiğinde ben de ellerimi onun minik belinden çektim ve doğrulup kıza baktım. Kız bakışlarını çevirip birine el salladığında, bakışlarını takip ettim ve onunla karşılaştım. "Dayı, ben de prensesmişim!" O an hiçbir şeyden haberim yoktu ama bu andan itibaren hiçbir şey normale dönmeyecekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE