Can yakardı bazı vedalar , hele ki mecburiyetten ise. Oturduğum yataktan kalkıp odama son kez baktım. Ne kadar güzel anılarım vardı bu evde. Burada doğmuş , burada büyümüştüm ama hiç hak etmediğim bir şekilde evimden , toprağımdan koparılıyordum. Kardeşim içindi her şey ama şuan o kadar çok canım yanıyordu ki , deliler gibi ağlamak geliyordu içimden.
Dün çeyizlerim çıkarken de tutamamıştım kendimi. Azat olabildiğince uzak duruyordu benden. Her göz göze gelişimizde nefret taneciklerini görebiliyordum. Anlamak zordu onu bir kötü oluyor , bir iyi. Ne yaparsam yapayım ömrüm boyunca onu anlayamayacağım. Odamın kapısından çıkarken annem "kızım hadi hepimiz seni bekliyoruz" dedi. Derince nefes alıp "tamam anne" diyerek odamın kapısını kapattım , tıpkı bir devri kapattığım gibi.
Azat bomboş bir ifade ile gözlerimin içine bakıp "yeni hayatına hazır mısın?" diye sordu. Bu soğuk kanlı ifadesi ve ruhsuz sorusu karşısında gözlerim dolmuştu , burnumu çekerek "hazırım" dedim. Her ne kadar içim viraneye dönse de bunu ona hissettirmemek için elimden gelenin çok daha fazlasını yapacaktım. Beni yıkabileceğini düşünen adam daha ilk günden yıkmıştı zaten. Bahçeye çıktığımızda komşularımız toplanmış bizimle vedalaşmak için beklediklerini gördüm. Burukça gülümseyip ilk Sevim teyzenin elini öpüp sarıldım. Sırasıyla tüm vefalı komşularımızla vedalaştım. Sabahın bu saatin de daha şafak bile sökmemiş iken bizi uğurlamak için sıcacık yataklarından kalkıp kapımızda toplanan güzel insanlar.
Ne zormuş Allah'ım baba evine veda etmek ? Gönül isterdi davullarla , zurnalarla çıkalım bu evden ama nasip böyleymiş. 'Hoşça kal babam , evim , toprağım. Bir daha ne zaman gelirim , gelebilir miyim bilmiyorum. Hepiniz hoşça kalın. Çocukluğum en içten gülüşlerim , mahremim , beni ben yapan güzel anılarım. Gözyaşlarımla veda ediyorum size hoşça kalın ben hiç unutmayacağım sizi , sizde beni asla unutmayın' dedim içimden.
Araca bindiğim de Azat öfke ile soludu. Bakışlarımı ona çevirdiğim de "Mardin'e indiğimiz de de suratın böyle olsun. O zaman dünyanın kaç bucak olduğunu bir güzel göstereyim sana" dedi. Şaşkınca onun gözlerinin içine baktım. Oda gözümden akan bir damla yaşa takılı kaldı. Ağırca yutkunup önüne döndü. Daha sonra annem ve Dilan anne araca bindiğin de Dilan anne "hadi oğul Heval ve Sedat taksiyle gidiyorlar" dedi. Azat seri bir şekilde aracı çalıştırıp hızla evimizin sokağından çıkmıştı. Gözüm yine evimize takılmış öylece usul usul dökülen yaşlarımla geçmişime baka kalmıştım.
Yaklaşık yarım saatlik kısa bir yolculuktan sonra İzmir Adnan Menderes Hava alanına gelmiş , iç hatlar terminalinden Mardin'e kalkacak uçağımıza binmek için perona doğru yürümeye başlamıştık. Sedat ve Heval kontrol noktasında bizi bekliyorlardı. Azat bir anda elimi tutunca şaşkınlıkla ona baktım. Azat gözlerimin içine bakıp "arabada verecektim unuttum" diyerek elindeki yüzüğü sol yüzük parmağıma taktı. Elimdeki yüzüğe bakıp burukça gülümsedim. Aslında hiçbir şey olması gerektiği gibi değil , sadece acı vermek için yapılıyordu tam da şuan ki gibi.
Bakışlarımı Azat'a çevirip kısık çıkan sesimle "teşekkür ederim , netice de bu yüzük olmadan evlenilmiyor" dedim. Azat burnundan soluyarak "bak İpek kendimi her şey için zor tutuyorken daha fazla damarıma basma. Çünkü sınırı , sabrı olan bir adam değilim. Anam başımın tacıdır bir sözü için katlanıyorum her şeye. Yerini haddini bildiğin sürece canın yanmaz , ona göre ayağını denk al" diyerek yanımdan rüzgar gibi geçip gitti.
Ben çok mu meraklıydım sanki onunla evlenmeye ? Ben çok mu istiyorum bu saçma sapan evliliği ? Ama Heval'in anlattıklarından sonra kardeşimin kanının akmasına müsaade edemezdim. Düşüncelerle kontrol noktasından geçip uzun dar koridordan yürümeye başladık. Alanın içine girdiğimizde uçağın merdivenlerinden çıkıp Azat'ın yönlendirmesi ile koltuklara oturduk. Annem benim yanıma otururken Heval Dilan annenin yanına Azat ve Sedat'ta yan yana oturmuştu. Bir süre bekleyişten sonra bir hostesin standart talimatları anlatması üzerine kemerlerimizi bağladık ve uçağın kalkışını bekledik.
Uçak havalandıktan sonra başımı pencereye yaslayıp derince iç çektim 'Hoşça kal güzel İzmir'im. Ben ağlayarak gidiyorum ama sen ağlama güzel memleketim' diyerek yumdum gözlerimi. Yaşadığım her şey bir kabus olsun diledim ama kabustan da beterdi. Acıydı ve gerçekti.
Yaklaşık üç saatten fazla süren uçuşumuz Mardin Hava alanına inmemiz ile bitmiş beni de ayrı bir tedirginlik almıştı. Burada nasıl karşılanacağımız ile ilgili hiçbir fikrim yoktu. Bana ne yapıldığı umurumda değildi fakat annemin üzülmesine tahammül edemezdim. Sessizce Azat'ı takip edip hava alanından çıkmıştık. Kapıda kırklı yaşlarında bir adam ceketini ilikleyerek Azat'ın önüne gelip "hoş gelmişsen ağam" diyerek elini öpmüştü. Bu yaşanılan anın şaşkınlığı ile onlara bakarken adam "hoş gelmişsen Dilan ana" diyerek Dilan annenin de elinden öpmüştü.
Adam bize bakmadan "sizlerde hoş gelmişseniz" dediğin de boğazımdaki yumruyu zorlukla yuttum. Azat'a baktığım da çatık kaşları ile bana bakıyordu bu bakışa aldırmadan gülümseyerek "hoş bulduk" dedim önümde saygı ile duran adama. Dilan anne yanıma gelip kulağıma eğilerek "aferin kızım hep böyle dik dur" dedi. Bakışlarımı Dilan anneye çevirip gülümseyerek "merak etme anne , başım her zaman böyle dik olacak" dedim.
Bu kısa hoş geldin faslından sonra büyük siyah araca binip Kızıltepe'den Midyat'a doğru yola çıktık. Azat ara ara bana baksa da ben yolların güzelliğine , tarihi yapıt olan taş evlere bakmaktan bir türlü kendimi alamıyordum. Az çok tarihini bildiğim bu şehir şu an gözlerime o kadar güzel görünüyordu ki , tek temennim hep böyle güzel kalmasıydı. Gözüme güzel görünen bu şehir bana azap değil , mutluluk yaşatması idi.
Azat kulağıma eğilip "çok mu beğendin ?" diye sordu. Başımı hafifçe ona çevirip "beğenilmeyecek gibi değil ki Azat. Muhteşem görünüme sahip , baksana şu yolların güzelliğine" dedim. Azat memnun bir ifade ile yüzüme bakıp "beğenmene sevindim. Bir ömür yaşayacaksın bu şehirde. İnşallah oda seni sever" diyerek önüne dönmüştü. En son söylediği şeyi anlamayarak tekrar bakışlarımı yola çevirdim.
Vücuduma yorgundu , fakat gözüme muhteşem görünen bir buçuk saatlik yolculuktan sonra kocaman bir konağın önünde durmuştuk. Araçtan indiğimiz de şaşkınlıkla bir sağıma bir de soluma bakınmış bu kalabalığın sebebini anlamaya çalışmıştım. Azat elimden tutup konağın kapısının önüne gelince yaklaşık altmışlı yaşlarında kırlaşmış saçlarına , yüzündeki derin çizgilere rağmen heybetlice duran bir adam karşıladı. Azat bir eli ile elimi tutarken diğer eli ile karşısındaki adamın elinden tutup öpüp anlına koyu.
Kır saçlı adam "hoş gelmişsen oğul" dedi. Azat dikleşerek kendilerine has şivesi ile "hoş bulduk amca" dedi. Azat'ın söylemi ile amcası olduğunu öğrendiğim adam gözlerimin içine baktığın da tebessüm ederek eğilip elini öpmek istedim. Karşımdaki adam hemen elini bana uzatınca içimin rahatlaması bir olmuş elini öpüp anlıma koymuştum. Yaşlı adam tebessüm ederek "hoş gelmişsen buke" dediğin de gülümseyerek "hoş bulduk amca" dedim. Bir süre gözlerimin içine bakıp "bereket getir bu haneye , uğur getir buke" diyerek anlımdan öpmüştü.
Şu ana kadar gördüğüm her şeyden fazlası ile memnundum. Düşman gibi karşılanmamıştım , aksine onlar beni tanımadan benimsemişti. Yaşlı adamın gözleri arkama takılınca Heval gözleri dolu dolu yanıma gelip amcasının eline uzandı. Beni şevkat ile karşılayan adam bir anda kaşlarını çatıp ellerini geri çekti. Heval doğrulup gözünden yaş akarak "amca" dediği an yaşlı adam elini havaya kaldırmış ben de kendimi tutamayarak Heval'in önüne atlamıştım. Azat'ta dahil her kez şok olurken attığı tokadı yüzüme yemiş yine de tebessüm ederek "onlar sevdi birbirini amca , sen onları sevdaları için bağışla" dedim.
Yaşlı adam gözlerinin doluluğuyla yüzüme bakıp "sen gelin değil bu evin kızısın bundan kelli" dedi. Arkasını dönüp koca avluda yürümeye başladığın da Heval boynuma atlayıp "benim yüzümden yine tokat yedin abla" dedi. Kıkırdayarak "merak etme ablam abinin tokadı kadar ağır değildi" dedim. Birbirimizden ayrıldıktan sonra Azat kulağıma eğilip "yürü" dedi. Her zaman ki gibi yine nefret ve sinir dolu bir ifade ile. Annem gözyaşlarını silerek yanıma gelip "bu kıyamadığım yanaklara kaç kez tokat yedin kızım ?" diye sordu. Burnumu çekip "annem hadi içeri geçelim , sil gözlerini de bak insanlar bize bakıyor. Hadi dik dur bakalım Semra sultan" dedim.
Hayatım onları kandırmakla geçiyordu resmen. Onlar üzülmesin diye bütün yaşlarımı içime akıtıyor , bütün hıçkırıklarımı yutuyordum. Derince nefes alıp tekrar Azat'ın yanına giderek elinden tuttum. Bu hareketime fazlasıyla şaşırmıştı ama yapmam gereken bu düğünler bitip kardeşlerim gidene kadar ona boyun eğmek ve kurallarına uymaktı. Azat'ın gözlerinin içine bakıp "beni oğlunla tanıştırmayacak mısın ?" diye sordum.
Azat başını aşağı yukarı oynatıp beni de peşinden sürükleyerek konağın içine doğru yürüdü. Büyük kapıdan içeri girdiğim de ayakkabılarımı çıkarttım. Evin hizmetlisi genç bir kız "hoş gelmişsen ağam , sizde hoş gelmişseniz hanım ağam" dedi. Tebessüm ederek yüzüne bakıp "hoş bulduk adın nedir ?" diye sordum. Azat kenara çekilmiş beni izlerken "Berfin hanım ağam" diyen kızın yüzünü iki elimin arasına alıp "ne kadar güzelsin sen Berfin maşallah" dedim. Karşımda utançla başını öne eğen kızın bu haline kıkırdayarak Azat'a dönüp "hadi küçük yakışıklı ile tanıştır beni" dedim.
Azat yine başını sallamış ve önden ilerleyerek merdivenlerden çıkmaya başlamıştı. Ben de onu takip ederek merdivenlerden birer birer çıkmaya başladım. Bir kapının önün de durduğun da gözlerimin içine bakıp "ömrü boyunca seni annesi bilecek" diyerek odaya girdi. Şaşkınlıktan gözlerim yuvalarından fırlayacak duruma gelmiştim. Nasıl ya ? Nasıl ömrü boyunca beni annesi bilecekti ? Azat çatık kaşları ile donuk yüzüme bakıp dişlerini sıkarak "buraya gel" dedi. Üzerimden şaşkınlığı atarak içeri girdim ve melek gibi gözlerimin içine bakan dünya yakışıklısı küçük ağaya baktım.
Azat yine kenara çekilip bizi izlerken gözlerimin doluluğuyla birkaç adım atıp oyuncakları ile oynayan küçük ağaya yaklaştım. Beni dikkat ile izlemiş daha sonra çatık kaşları ile yüzüme bakmıştı. Benim kim olduğumu anlamaya çalışıyor , tanıyamadığı için de kaşlarını çatarak yüzüme bakıyordu. Derince nefes alıp "merhaba yakışıklı" dedim. Küçük ağa gözlerimin içine bakıp "meyeba" dedi. Onun bu masum hali beni gülümsetirken yanına çöküp bağdaş kurdum. Yine dikkatle onu izlerken "öff çok sıkıldım seninle oyun oynayabilir miyim?" diye sordum.
Ellerini birbirine çarpıp kendince kahkaha atan bu dünya tatlısı çocuğa hemen sarılıp başından öptüm. Küçük ağa sıkılınca geriye çekilip bakışlarımı Azat'a çevirdim. Derince nefes alıp "sen de yanımıza gelsene babası" dediğim de Azat gülümseyerek oğluna bakıp "Baran'ım özledin mi beni ?" diye sordu. Adının Baran olduğunu şimdi öğrendiğim küçük ağa "öşledim" dedi. Ben yine kıkırdayarak "kurban olurum sana ne tatlısın sen böyle" dedim. Azat yanıma oturup benim gibi bağdaş kurduktan sonra Baran'a bakıp "oğlum bu kim biliyor musun ?" diye sorduğun da Baran bana bakıp başını sağa sola doğru salladı.
Azat Baran'ı kucağına aldığın da "sana anneni getirdim oğlum" dedi. O an zaman durdu , Baran dikkatle bana bakıp tekrar Azat'a bakışlarını çevirdi. Azat oğlunun başından öperek "anneni özlemedin mi oğlum ?" diye sorduğun da Baran başını sağa sola doğru salladı. Gözlerimden yaşlar akarken Azat'a bakıp "benim kucağıma verir misin ?" diye sordum. Azat çatık kaşlarla yüzüme bakıp başını aşağı yukarı doğru sallayarak Baran'ı kucağıma vermişti. Baran'ın başını göğsüme bastırıp "oğlum bak sana geldim" dedim.
Bıraksalar deliler gibi ağlayacak raddeye gelmiştim ama kendimi bu küçücük çocuk için tutuyordum. Baran "delme ben şeni işyemiyoyum" dedi. Burnumu çekip yüz yüze gelmemizi sağladım. Çatık kaşları ile yüzüme baktığın da gözyaşlarıma takıldı. Elini kaldırıp yanağımdan süzülen yaşlara dokunup "tamay aylama oyun oyyayalım" dedi. Tebessüm edip "peki bu gece birlikte uyuyalım mı ?" diye sordum. Şunu biliyorum ki hiçbir çocuk şevkat kokusuna dayanamazdı. Buna dayanarak tek atımlık kurşunumu kullandım ve tam hedeften vurduğumu da "tamay" diyen Baran ile anladım.
Azat'a baktığım da derin düşüncelerle yüzüme baktığını gördüm. Odanın kapısından Dilan anne gözleri yaşlı bir şekilde içeri girip "kızım akşam için hazırlanın hadi" dedi. Kolumdaki saate baktığım da öğlen 12:40 olduğunu gördüm. Dilan anneye bakıp "anne ilk önce yemek yiyelim oğlumla , sonra hazırlanırım" dedim.
Dilan anne elleri ile yüzümü sevip saçımdan öperek "tamam kızım" dedi. Azat'a bakıp "çok acıktım sen acıkmadın mı?" diye sordum. Azat hiçbir şey söylemeden başını sallayıp oturduğu yerden ayaklandı. Ben de Baran ile birlikte ayaklanıp "hadi bakalım küçük ağa öğlen yemeği yiyeceğiz" diyerek yanaklarından öptüm. Azat önden bizde arkadan odadan çıkıp yine Azat'ı takip ederek kocaman bir salona girmiştik. Açlıktan gözlerim etraftan önce masaya bakarken annemin sesi ile bakışlarımı o yöne çevirdim. Annem "Allah'ım kim bu yakışıklı ?" diye sorduğun da gülümseyerek "Azat'la benim oğlum Baran" dedim.
Annem bir an afallasa da hemen kendini toparlayıp "çok yakışıklı maşallah" dedi. Ben de kıkırdayarak "armut dibine düşermiş annem" dedim. Dilan annem kahkaha atıp "kızım ulu orta söyleme böyle şeyler ayıp" dediğin de "eee bizden başka kimse yok anne" dedim. Sonra bakışlarımı Azat'a çevirip "amcan nerede ?" diye sordum. Azat yanıma yaklaşıp "aşireti toplamaya gitti akşam için" dedi. Başımı aşağı yukarı doğru sallayıp "artık yemek yiyelim mi ? Birazdan ruhumu teslim edeceğim" dedim.
Dilan anne kıkırdayarak "de hayde sofra hazır" dedi. Onların bu konuşmasına zaman ile alışacaktım. Bu yüzden yüzüme gülümseme yerleştirip Baran'ı da kucağımdan ayırmadan sofraya oturdum. Baran başını boynuma gömüp "açım" dedi. Onun bu söylemine kahkaha atıp "ben de oğlum hadi mama yiyelim" dedim. O kadar güzel yemekler hazırlanmıştı ki ağzımın suyu akmıştı resmen. Soğan kebabını daha önce İzmir'de yemiştim ama burada yapılan kebabın tadı bambaşkaydı. Hele ki ayranın , birde kürt pilavı böyle lezzetli yemekleri her gün yersem muhtemelen bin kilo olurdum. Baran'a da etten bol miktarda yedirdikten sonra serin ayrandan içirmiştim.
Masadan tıka basa doyup kalktığımız da Dilan anne "hadi Baran'ı bırak bize Azat sana odanı göstersin de hazırlanmaya başla" dedi. Dilan anneye bakıp gülümseyerek "tamam anne" diyerek oturduğum koltuktan kalkıp Baran'ı ona uzatmıştım. Ama Baran beni bırakmak istememiş , hatta mızmızlanarak ağlamaya başlamıştı. Tebessüm ederek ona bakıp "tamam oğlum biz de birlikte hazırlanırız" dedim. Yüzüme bakıp ciddi olup olmadığımı anladığın da anlından öpüp "hadi yakışıklım , akşama halanın kına gecesi var. En güzel ben , en yakışıklı da sen olmalısın" dedim.
Baran boynuma sarılıp kokumu koklamaya başladı. Azat'a baktığım da elimden tutup yürümeye başladı. Belki de ilk kez aile gibi hissetmişti , gerçekten bir aileye sahip olduğunu hissetmişti. Amacım bu küçücük yüreği olan çocuğun bunca yıllık anne özlemini gidermekti. Kardeşim için çıktığım bu yolda Baran hem en büyük sınavım , hem de en güzel sevgim olacaktı. Birlikte konağın diğer ucundaki avluya çıkıp oradan merdivenleri tırmanıp ayrı bir avluya çıkmıştık. Azat bana bakıp "burası tamamen bize ait" dedi. Hala daha elimi tutan Azat'a bakışlarımı çevirip "Baran'ın odasını buraya taşıyalım o zaman. Bize yakın olsun" dedim.
Azat başını sallayıp "tamam" dedi. Baran iyice kucağıma abandığın da bakışlarımı ona çevirip tebessüm ettim. Kuzum kucağımda uyuya kalmıştı. Azat'ın avucunda olan elimi çekip Baran'ı daha sıkı kavrayarak "Azat küçük paşa uyudu hadi odayı göster de yatıralım" dedim.
Azat büyük bir kapıyı açmış ve gözlerimin gördüğü oda neredeyse dudaklarımı uçuklatacak derecede büyük ve güzeldi. Burası bize ait oturma odasıydı , Azat bir kapının önün de durunca "burası yatak odası" diyerek kapıyı açtı. Odaya girdiğim de tarihi yapıt duvarlarına tezat bembeyaz yatak odası takımı karşılamıştı beni. Yatak örtülerine kadar bembeyazdı. Azat'ın gözlerinin içine bakıp "Bu odada bu gece kalamayız her halde ?" diye sordum. Azat başını sallayıp "sadece gör istedim" dedi.
İçimden gözlerimi devirmek gelse de kendime hakim olup "Azat hadi artık yatacak bir yer göster de Baran'ı yatırayım" dedim. Azat çatık kaşları ile odadan çıkmış oturma odasının sağ tarafında misafir odası olarak tahmin ettiğim odanın kapısını açmıştı. Ona tebessüm edip hemen hızla Baran'ı yatağa yatırıp üzerini örttüm. Tombik yanakları simsiyah saçlarının aksine bembeyaz teni o kadar güzeldi ki , hele ki simsiyah gözleri. Bir süre öylece onu izledim. Masumane yüzünü , melek gibi uyuyuşunu , bu dünyaya inat tertemiz oluşunu izledim.
Koluma dokunulan sıcak bir el ile irkilip bakışlarımı bana dokunan Azat'a çevirdim. Kısık bir sesle "hazırlan artık" dedi. Başımı sallayıp yataktan yavaşça kalkıp iki adet yatık alarak birini Baran'ın sırtına, diğerini de önüne koyup yavaş adımlarla odadan çıktım. Kapıya geldiğimiz de Azat'a bakıp "odanın kapısını kapatma , en ufak bir ses olduğun da bizim burada olduğumuzu görsün" dedim.
Azat "tamam sen odaya geç hazırlan , ben de eski odam da hazırlanacağım" dedi. Ağırca yutkunup başımı sallayıp hemen bana gösterdiği odaya yürüdüm. İçim o kadar çok sıkılıyordu ki bir kurtuluşum olmayacağını biliyordum ama yine de kabul edemiyordum. Birden aklıma gelenle öylece odanın ortasında kalakalmıştım. Ben bu gece ne giyecektim ? Derince nefes alıp gözlerimi kapattığım an Dilan annenin sesi ile kendime geldim. Dilan anne "buke ne bu halin?" diye sordu. Tebessüm ederek "anne ben akşama ne giyeceğim ?" diye sordum.
Dilan anne kendine has kahkahasını atıp "ben düşündüm buke sen dert etme" dedi. Sonra yüzümü buruşturup "anne buke ne demek ?" diye sordum. Dilan anne yine kahkaha atıp "buke gelin demek kızım" dedi. Bu sefer ben kahkaha atmıştım. Sonra "anne bana en azından günlük kullandığınız terimleri öğretir misin ? Şu düğünler bittikten sonra , ben hiç bilmiyorum" dedim. Tam önümde durup şevkatle yüzümü okşayarak "öğretirim keçemın , her şeyi öğretirim ben sana" dedi. Bu sefer "keçemın kızım demek bunu Heval'den öğrenmiştim" dedim. Birlikte gülüşürken Azat içeri girmiş çatık kaşlarıyla bize bakmıştı. Dilan annem "oğul sen aşireti karşıla ben kızımı hazırlayıp geliyorum" dedi.
Azat "tamam ana " diyerek odadan çıkmıştı. Dilan anne tekrar yüzümü sevip "yüce gönüllü kızım benim. Her zaman yanındayım sakın burada yalnız kalacağını düşünme. Sen benim kızımın hayatını kurtardın , torunuma ana oldun güzel yürekli yavrum. Zaman ver Azat'a farkındayım her şeyin. Yandığı kadar yakıyor canını ama zaman kızım. O ilaç olacak her yaranıza sen de zamana bırak her şeyi" dedi. Dilan annenin boynuna sarılıp "sen merak etme anne. Su akar yolunu bulur elbet" dedim.
Bu güzel konuşmalardan sonra Dilan anne bordo üzeri altın sarısı işlemeli yöresel bir elbise getirmiş "kızım bunu aldım sana giyersin değil ?" diye sorduğun da bilmişçesine "ah sen yok musun sen ? Yine istediğini aldın değil?" dedim onu taklit ederek. Yine bir kahkaha attıktan sonra "giyerim elbet senin de gönlün olacak" dedim.
Dilan anne çıktıktan sonra hemen üzerimi değiştirmiş ve onun aldığı yöresel kaftanı giymiştim. Ardından saçlarımı güzelce toplayıp yine Dilan annenin ricası üzerine borda tül eşarbı hafif salık şekilde başıma örtmüştüm. Odaya getirilen eşyalarımın içinden portakal çiçeği kokumu alıp üzerime sıkmıştım. Yüzüme baktığım da çok solgun olduğuma kanaat ederek biraz makyaj yapmıştım. Dudaklarıma sadece parlatıcı sürmüş , gözlerime de hafif siyah beyaz gölgeli makyaj üzerine siyah sürme çekmiştim.
En son yine Dilan annenin söylediklerini uygulayarak Azat'ın kına gecemizde boynuma taktığı kolyeyi , Dilan annenin koluma taktığı bilezikleri takıp odadan çıktım. Baran'ın yanına gidecek iken Azat ile Baran'ın olduğum tarafa doğru geldiklerini gördüm. Azat beni baştan aşağı süzmüş gülümsemese de yüzünde memnun bir ifade vardı. Baran bana bakıp "şok güjel olmuş" dedi. Kıkırdayarak Baran'ı kendi kucağıma alıp "sen de çok yakışıklı olmuşsun oğlum" dedim. Azat "gel diğerleriyle de tanış" dedi. Bakışlarım onu bulunca tebessüm edip başımı aşağı yukarı doğru salladım.
Her ne kadar ona çaktırmasam da göz ucuyla incelediğimde onun da haddinden fazla yakışıklı olduğunu gördüm. Bu düşünceyi başımı sağa sola sallayarak atmaya çalışırken Azat duraksayıp "ne oldu ?" diye sordu. Azat'a bakıp "biraz başım ağrıyor o kadar" dedim. Yalan sevmezdim ama ona da düşüncelerimi söyleyemezdim bu yüzden ufacık bir yalandan bir şey olmadı. Azat gözlerimin içine bakıp "kızlara söyleriz ilaç verirler" dedi. Başımı sallayıp "olur" dedim. Yine birlikte yürürken aşağı avlunun kalabalık oluşu şaşırmama neden olmuştu. Tekrar büyük salona girdiğimiz de çok kalabalık olduğunu gördüm.
Bizi gören herkes ayaklandığın da karşıma masmavi gözlü dünya yakışıklısı genç bir erkek geçip "hoş geldin yenge. Ben Barlas Azat'ın bir yaş küçüğüyüm" dedi. Tebessüm edip "hoş buldum Barlas" dedim. Sonra onun yanında çıtı pıtı kara kaşlı , kara gözlü güzel bir kız durup "hoş geldin yenge ben Serdil Barlas'ın eşi" dedi. Yani bu güzel kız benim eltim oluyordu. Kucağımda olan Baran'ı Azat'a uzatıp hemen Serdil'in boynuna sarılıp "çok memnun oldum canım ben de İpek" dedim.
Daha sonra bizi oturarak izleyen hanımlara baktım. Dilan annenin yanın da oturan çatık kaşlı hanımın yanına gidip eğilerek elimi ona uzattım. Kadın anlamlandıramadığım şekilde ellerini geri çekmiş "lüzumu yoktur" demişti. Bu durum canımı sıksa da doğrularak gülümseyip "peki nasıl isterseniz siz de hoş geldiniz" dedim. Onun yanında oturan genç kız bana tiksinircesine bakıp "Allah aşkına Azat ağam. Bu kızı mı layık gördün kendine aşiretine ?" diye sorunca şok olmuş ifade ile kızın gözlerinin içine baktım.
Kendini bilmez terbiyesiz nasıl da beni aşağılamıştı ama ona pabuç bırakacak değilim. Azat hışımla kızın önüne gelince "dur ağam sonuç olarak aile verir terbiyeyi. Annesi kim ise bir ağa ile ve onun helali ile nasıl konuşması gerektiğini öğretirler elbet. Sen sıkma canını" diyerek Azat'ın gözlerinin içine bakıp gülümsedim. Dilan anne hemen ayaklanıp "Befru af dile hemen kızımdan HEMEN" diyerek resmen koca konağı inletmişti. Befru yerinden kalkıp "ben , şey af et yenge" demişti. Hiç oralı olmadan "benden değil Befru ağandan özür dile. Buranın başı , size yol gösteren , evinize soy adınıza , namusunuza sahip çıkan atandan af dile" dedim.
(geçmiş)
Sevim yengem kınam yakıldıktan sonra beni mutfağa götürerek kimsenin bizi duyamayacağı şekilde "bak kızım kocanı say. Başını her daim dik tut , seni kabul etmek istemeyecek insanlar olacaktır. Kendinden hiç bir zaman taviz vermeden bir ağa hanımına yakışır şekilde konuş. Haddini bilmeyene terbiyen ile had bildir ve ne olursa olsun kocanın başını önüne eğdirme. Bizim oraların insanı buraları bilmez kızım. Ona göre davran ve her daim taşıdığın soy adına , hanene yakışır bir hanım ol" demişti.
Şimdi iyi ki diyorum. İyi ki benimle o konuşmayı yaptı ve bir şeyler öğrenmeme neden oldu.
Dilan anne her sözümden sonra benim sırtımı sıvazlayıp gururla yüzüme bakarken Azat "bu gün değil Befru. Ama en yakın zaman da yaptığın terbiyesizliğin cezasını çekeceksin" dedi. Befru ve biraz önce bana elini öptürmeyen kadın ayaklanıp "sen kusurumuza bakma oğul. Rojin öldüğünden beri bu haldeyiz" dedi. Sinir bütün bedenimi ele geçirirken Azat "yenge büyüğümsün saygıda kusur etmek istemem. Ama kalleşlerin adı geçmez bu hanede. Hadi daha fazla oyalanmadan çıkın avluya" dedi.
Yenge dediği kadın bozularak salondan çıkarken Azat yüzüme baktı. Arkamdan omzuma dokunulmasıyla bakışlarımı o tarafa döndüğüm de Barlas "valla yamanmışsın yenge" dedi. Tebessüm edip "sadece bulunduğum yerin hakkını verip haddimi biliyorum Barlas. Büyütülecek bir şey yok" dedim.
Daha sonra sırasıyla Şevval yenge , Halin yenge ile tanıştım. Şevval yenge Azat'ın küçük amcası Ömer ağanın eşi. Halin yenge ise Azat'ın rahmetli dayısı Kadir ağanın eşiymiş. O kadar tatlı kadınlar ki beni hemen içlerine alıp kabul etmişlerdi. Ve beni en çok rahatsız eden detay , Ömer ağanın büyük kızı Solin. Bana düşman gibi bakmasının yanın da devamlı Azat'a yakın olma çabası ve ona temas ediyor olması çok ayıbıma gitmişti.
Tamam ben de Levent abim ile yakındım ama bir sınırımız vardı. O benim abimdi ve ona göre hareket ediyordum. Fakat Solin'in gözlerin de bambaşka bir duygu vardı. Azat ona her baktığın da gözlerinin içi gülüyor ve yanakları kıpkırmızı oluyordu. Birlikte konuşup gülüşürken kendimi fazlasıyla kötü hissetmiştim. Bakışlarımı Dilan anneye çevirdiğim de "hayde avluya çıkalım artık. Misafirler gelmiş karşılamak icap eder" diyerek ayaklandı. Azat'a baktığım da ayaklanmış olmasına rağmen hala daha Solin ile konuşup gülüşüyordu.
Baran'ı kucağıma alıp salon kapısından çıkarken Dilan anne "buke ağanı bekle" demişti. Olduğum yerden arkamı dönüp Azat'ın gözlerinin içine baktım. Yüzümü biraz buruşturup "anne ben Heval'e bakacağım müsaade edersen ?" diye sordum. Dilan anne de durumu anlamış "tamam kızım" dediği an Azat'ın yüzüne bakmadan salondan kucağımda küçük ağayla Heval'in hjazırlandığı odayı aramaya başladım.
Berfin "buyur gelin ağam ne aradın ?" diye sorduğun da gülümseyerek "Heval hangi odada ?" diye sordum. Berfin "gel gelin ağam ben götüreyim seni" diyerek önümden yürümeye başladı. Orta kattaki avlunun sonundaki odanın kapısına geldiğimiz de Berfin "burası gelin ağam" diyerek odanın kapısını gösterdi. Gülümseyerek "sağ ol Berfin" diyerek odanın kapısını çaldım. Kapıyı annem açarken gözleri nemli nemli gülümseyerek "gel kızım , gel de bak şunların güzelliğine" dedi.
Gülümseyerek içeri girdiğim de nefesim kesilmişti. Sedat siyah takım elbisenin için de tam rahmetli babam gibi heybeti ile dururken Heval bordo uzun kabarık kınalığının üzerinde istiridye şeklinde sarı yaldızlı motifi olan kaftanı ile muhteşem duruyordu. Saçları maşa ile dalgalandırılmış ve sol omzu üzerine toplanmış , makyajı ise siyah gölgeli ve göz alıcıydı. Yemyeşil gözlerini daha da çok belirgin hala getirmişti. Gözlerimin doluluğuyla ona bakıp "rüya gibi olmuşsunuz maşallah size" dedim.
Gözümden bir damla yaş akarken "yüzüme bakın. Hiç bilmediğim bir hayata sizin için evet dedim. Neler yaşayacağım hiç belli değil , hele ki mutluluk olacak mı ? Tamamen muamma. İkinize de söylüyorum birbirinize sahip çıkın , sevginizden sakın ola ki vazgeçeyim demeyin. Sana diyorum Sedat eğer bu kızın gözlerinden bir damla yaş akıtırsan yemin ediyorum seni elli bin parçaya bölerim. Yaşadığım her şeye değsin bu aşk" dedim.
Heval gözleri dolu bir şekilde boynuma sarılınca ben de kollarımı açıp sıkıca sarıldım ona. Heval "abla hakkını helal et. Allah rızası için sen hakkını helal et bize " dedi. Heval'i kendimden uzaklaştırıp "abla değil Heval gelin ağam , ya da yenge diyeceksin" dedim. Bir süre yüzüme bakıp kıkırdamaya başlamıştı. Ben de onun bu çocuksu haline katılıp kahkaha atmaya başladım. Bir anda odanın kapısı açılmış içeri Azat , Dilan anne Barlas ve Serdil gelmişti. Dilan anne gözleri dolu dolu kızına bakıp "keçamın , maşallah sana" diyerek kızının boynuna sarıldı. Kendimi annemin yanına atıp onun kolunun altına girdim.
Baran kucağıma gelmek isteyince hemen onu kucağıma alıp yanaklarından öptüm. Annem "biz çıkalım kızım onlar ailecek kalsınlar" dedi. Başımı sallayıp "hadi Sedat biz dışarıda bekleyelim" dedim. Sedat başını sallayıp Dilan annenin elini öpüp yanıma gelmişti. Daha sonra Baran'ı kucağına alıp "dayısının koçu gel bakalım" diye kucağında hoplatmaya başladı. Ne kadar çabuk kabullenmiştik her şeyi değil mi ? Evliliği , bu saçma töre hikayesi , gözlerimin içine bakan küçücük çocuğu.
Derince nefes alıp odadan çıkacak iken Azat elimden tutarak "biz aşağı inelim vakti geldi artık" dedi. Gözlerinin içine boş bir ifade ile bakıp "tamam" dedim. Azat yüzümdeki kırgın ifadeye bakıp "ne oldu ?" diye sorduğun da yine aynı ifade ile yüzüne bakıp "hiçbir şey olmadı" dedim. Elimi onun elinden kurtarıp Baran'ı kucağıma aldım. Yavaşça odadan çıkıp aşağıdaki avluya direk çıkan merdivenlerin başına geldim. Azat ardımdan delip yine kolumdan tutup "ne bu halin?" diye sordu.
Derince nefes alıp "bir şey yok Azat her zaman ki halim" diyerek merdivenlerden birer birer inmeye başladım. Avluya çıkan büyük kapının önüne gelince Azat Baran'ı kendi kucağına alıp yine elimden tutmuştu. Baran huysuzlanıp kucağıma gelmek istediğin de kıkırdayarak "oğlum anneye mi gelmek istiyorsun ?" diye sordum. Baran bir şey demeden kollarını bana doğru uzatınca Azat'a bakıp "ben alayım kucağıma" dedim. Azat sıkıntılı bir nefes alıp "bu kadar kısa sürede nasıl alıştı sana ?" diye sordu.
Azat'ın gözlerinin içine bakıp "bu alışmak değil Azat. Bunun adı herkesin dilinde sakız olsa da dünya üzerinde en kuvvetli bağ. Adı da SEVGİ"...