6. Bölüm

3638 Kelimeler
İyi okumalar dilerim... İpek kızdan devam... O kadar kalabalık bir kına gecesiydi ki bir üst kattaki avluda erkekler , zenim kattaki avluda da kadınlar ve çocuklar vardı. Davullar çalıyor genç kızlar büyük bir coşku ile halay çekiyorlardı. Gelenler içerisin de Yasemin yengem ve Sevim yengem de vardı. Sevim yengem elimden tutup "de haydi o kadar öğrettim sana halay çekmeyi. Kalk ortaya da düşmanlar çatlasın" dedi. Kıkırdayarak oturduğum sandalyeden kalkıp kucağımda etrafı izleyen Baran'ı anneme uzatmıştım ama yine boynuma sarılıp bırakmamıştı. Gülümseyerek "peki oğlum bizde birlikte halay çekeriz" diyerek büyük bir halka oluşturmuş genç kızların arasına karıştık. Bir yerden halayın ucuna yetişmiş ve kızlara eşlik ederken Baran'da keyifle el çırparak eşlik ediyordu. Kucağımdaki küçük ağaya bakarken bakışlarım yukarıdaki avludan bizi izleyen Azat'a kaydı. Gülümseyerek Baran'ı gösterip durum bu işareti yaptığım da başını aşağı yukarı doğru sallamış ve dikkat ile bizi izlemeye devam etmişti. O kadar çok hoşuma gitmişti ki yorulduğum halde ne Baran'ı bıraktım , ne de halay çekmeyi. Dilan annenin yanıma gelip "kızım kına yakılacak Baran'ı bana ver. Biz kınayı senin yakmanı münasip gördük" dedi. Şaşkın bir ifade ile Dilan anneye bakıp "ama anne büyük olarak yengenin yakması lazım değil mi?" diye sordum. Çatık kaşlarla yüzüme bakıp "lazım değildir kızım hadi ben ne diyorsam onu yap" dedi. Başımı sallayıp "peki anne" dedim. Baran'ı Dilan anneye uzattığım da "anneee" diye ağlamaya başladı. Dilan anneyle birbirimize bakıp şaşkınlıkla dona kalmıştık. Baran'ı sıkıca kucağıma alıp "ağlama oğlum bırakmıyorum ki seni kuzum" dedim. Baran titrek bir sesle "ditme anne" dedi. O an ciğerim kopmuştu sanki. Nefes alamadım bir süre. Azat yanımıza geldiğin de Baran "baba ditmesin söyle" dediğin de oda şaşkınla bakmıştı bize. Derince bir nefes alıp "oğlum gitmiyorum bir yere buradayım" dedim. Baran başını göğsüme yaslayıp "ditme anne" dediğin de Azat o zaman afallamış nefes almayı dahi bırakmıştı. Bir bana , birde kucağımda göğsüme sokulan oğluna bakıp bir şeyler söylemek için araladığı dudaklarını sert bir hamle ile kapatmıştı. Dilan anneye bakıp "anne kınayı kızlardan biri taşısın ben Baran'ı da yanımda tutayım kınayı yakarken" dedim. Dilan anne gözlerinin doluluğuyla "tamam güzel kızım" dedi. Kaşlarımı çatıp "keçamın olacaktı o anne" dediğim de birlikte kısık bir seste kıkırdamıştık. Kına yakılacağı için Sedat'ta çağırılmış ve Heval ile yan yana oturtulmuştu. Büyük bir halka oluşturulup kına halayı çekilmeye başlanmıştı. Ben de oğlumla birlikte Heval'in yanında yerimi almış kına yakmak için halayın bitmesini bekliyorum. Halay şarkısı bitip yerine ciğerleri yakacak derece bir türkü çalmaya başladığın da Solin kına tepsisini önüme getirmiş ve memnuniyetsiz bir ifade ile yüzüme bakmaya başlamıştı. Derince nefes alıp Heval'in başındaki kırmızı yazmayı kaldırdım. Gülümseyerek ona bakıp göz kırparak başımı havaya kaldırıp "nerde bu gelinin kayınvalidesi ?" diye bağırdım. Dilan anne memnun olmuş bir ifade ile bana bakarken annem gözü yaşlı "geldim yavrum" diyerek elinde taşıdığı Heval için alınan iki adet tam altını bana uzattı. Heval avuçlarını var gücü ile sıkarken kulağına eğilip "hiç zorluk çıkartma küçük cadı , yoksa bu kınayı yüzüne yapıştırırım" dedim. Hevam kıkırdayarak avucunu açmış Solin'in uzattığı tepsiden kına alarak ilk önce sağ , daha sonrada sol avucuna sürüp annemin avuçlarının içine altınlarını bırakmasını bekledim. Elbisemin ucundan çekiştiren Baran'a bakıp gülümserken "kıya anne" deyişine kahkaha atarak "evet annecim kına hadi gel dayıya da kına yakalım" dedim. Baran eteğimin ucundan tutarken kardeşimin ellerini öpüp kınasını sağ işaret parmağına yaktım. Hem mutluluk , hem üzüntü , eh birazcık da kızgınlık vardı içimde ama yine de onun gözlerinin içindeki bu mutluluğu görmeye değerdi. Sedat'ın da kınasını yaktıktan sonra yerimden doğrulup temiz olan elimle Baran'ın elinden tutarak Azat'ın yanına gittim. Kulağına eğilip "Azat sen Baran'ı tut ben elimi yıkayıp geliyorum hemen" dedim. Azat başını aşağı yukaru sallayıp "çabuk ol" dedi. Bezgin bir şekilde başımı sallayıp hemen avludan giriş kapısına girip kızlardan birine "lavabo ne tarafta ?" diye sordum. Gül yanaklı beyaz tenli zarif bir kız "gel gelin ağam sağ tarafta avlunun sonunda" diyerek tarif etmiş ben de teşekkür ederek hızlı hareketlerle lavaboya girmiştim. Ellerimi güzelce yıkayıp acele ile lavabodan çıktığım da Levent abim ile karşılaştık. Gülümseyerek "abilerin en yakışıklısı" diyerek boynuna sarıldım. Oda bana aynı içtenlikle karşılık verim sıkıca belimden sarılıp "güzelleri güzelim benim iyisin değil mi ?" diye sordu. Ondan ayrılıp gözlerinin içine bakarak "gayet iyiyim abicim merak etme hem çok yakışıklı bir oğlum da var" dedim. Birlikte gülüşürken Solin "gelin hanım" diye seslendi. Başımı ondan tarafa çevirip "söyle Solin" dediğim de "ağam seni bekler" diyerek kinayeli bir şekilde konuşmuştu. Levent abime bakıp "abi ben avluya çıkayım Baran huysuzlanmıştır" dedim. Levent abim anlayışla başını sallayıp "tamam bacım" dedi. Bunu neden söylediğini çok iyi anladım , oda en az benim kadar tehlikenin nereden geleceğinin farkına varmıştı. Tebessüm ederek birkaç adım atmıştım ki Azat çatık kaşlarıyla yüzüme bakıyor ellerini yumruk halinde sıkıyordu. Birkaç adım daha atıp yanına gittiğim de dişlerini sıkarak "yürü" dedi. Levent abim "Azat o benim bacım bunu unutayım deme" diyerek üst avluya çıkmak için merdivenlere doğru yürümeye başladı. Levent abim gözden kaybolduktan sonra kolumdan yakalayıp beni duvara fırlatan Azat'ın yüzüne acı dolu gözlerle baktım. Hem kolum , hem de duvara çarpmanın etkisi ile sırtım fazlasıyla acımıştı. Öfkeli soluklarla burnumun ucuna kadar giren Azat "ne hal yiyordun sen ?" diye sorduğun da Solin "sözüm ona abisiyle burun buruna konuşuyordu ağam" dedim. Öfke ile Azat'ı üstümden itip "senin ağam dediğin adamla konuştuğun gibi mi ?" diye sordum. Tam ağzını açacaktı ki Azat "Solin avluya çık" dedi. Solin nefretle yüzüme bakarken bu sefer ben duramayıp "o benim abim anladın mı? İki de bir bunu sorgulama. Lavabodan çıktığımda karşılaştık sadece nasıl olduğumu sordu hepsi bu" dedim. Solin "sarıldığında mı yalan ?" diye sorduğun da "sen kimsin be beni sorguluyorsun ? Sizin anlamınız kıt sanırım o benim abim " dedim. Azat öfke ile kolumu sıkıp "ben sana ne dedim ?" diye sorduğun da kırgın gözlerle yüzüne bakıp "yine mi aynı şey Azat ? Yine mi namusuma laf edeceksin ?" diye sordum. Solin "demek ki başını önüne eğdirdiğin şeyler yapmışsın" dediğin de bir hamle yapacaktım ki Azat ilk önce beni yine duvara savurdu , ardından sert bir tokat attı. Tokadın şiddeti ile başım sağ tarafa yatmış dengem ise yok olmuştu. Zorla duvara tutunup ayakta kaldım. Ağzıma gelen metalik tat ile yine beni kanattığını anladım. Öfke ile yüzüne bakıp "Allah senin gibi adamın belasını versin. Lanet olsun senin gibi adama da ağaya da" dedim ve bu sefer çok daha sert bir tokat yedim yüzüme. Biraz önce bülbül gibi şakıyan Solin yanıma eğilip düştüğüm yerden beni kaldırmaya çalışırken "bırak , sakın bana dokunayım deme. Dilerim Allah'tan suçsuz yere aldığınız tüm günahlarımı ömür boyu çekersiniz" diyerek güçlükle ayağa kalkıp seri adımlarla merdivenlerden çıkmaya başladım. Gece hala daha devam ederken benim için hayat bu gece tamamen bitmişti. Güç bela merdivenlerden çıkıp bugün Baran'ı yatırdığım misafir odasına attım kendimi. Kapıyı kapatıp yavaşça arkasına oturup tuttuğum ne kadar göz yaşım varsa hepsini bir bir dökmeye başladım. Neyin suçuydu bu? Ne yapmıştım ki ona bana bu kadar zalim davranıyordu? Ne kadar içimde acı biriktiyse hepsini göz yaşlarımla bir bir döktüm avuçlarımın içine. Kardeşimin kına gecesinde yaşadığım bu haksızlık çok zoruma gitmişti. Suçsuz yere kaçıncı yediğim tokattı bu? Daha kaç kere bu muameleyi yaşayacaktım? Nefes alamadığımı anladığım da başımdaki eşarbı çıkarttım. Tam ayaklanacaktım ki kapım çalınmaya başladı. Ses çıkartmadım çünkü kimseyi görecek halde değildim. Yine kapım çalındığın da "yenge benim Serdil" diyen eltimi bekletmemek adına kapımı açmıştım. Kapıyı açtığım da Serdil büyük bir çığlık atmış "yenge ne bu halin ?" diye sormuştu. Sağ elimi kaldırıp işaret parmağımla dudaklarıma götürüp sus işareti yaptıktan sonra " Serdil konuşacak halim yok güzelim. Karşı odadan valizimi getirir misin?" diye sordum. Hiçbir şey söylemeden koşarak karşı odaya gidip valizimi almış güçlükle çekiştirerek bulunduğum odaya getirmişti. Yatağın ucuna oturup derince nefes aldıktan sonra "Serdil ben bir duş alacağım sana zahmet Baran'ın üzerini değiştirip yanıma getirir misin ?" diye sordum. Serdil göz yaşlarını silip "tama yenge hadi sen toparla kendini , çocuk seni bu halde görmesin" dedi. Başımı usulca sallayıp yavaşça yataktan kalktım. Valizi açıp içinden iç çamaşırlarımı ve çiçekli uzun geceliğimi çıkarttım. Kendimi banyoya attığım da aynaya baktım. Ne hale geldin İpek ? Sen bunları yaşa diye mi okudun be kızım ? Bir adama boyun ey , dayak ye diye mi geldin bu günlere ? Başımı iki yana sallayıp hemen üzerimdeki elbiseyi çıkartıp yere fırlattım. Nefret ediyorum her şeyden. Bu gün buraya gelirken gördüğüm tüm güzellikler yok olmuştu içimden. Koca bir karanlık ve berbat bir boşluk vardı içimde. Bedenim sıcak suyun etkisi ile yumuşarken büyük bir hıçkırık kopmuştu dudaklarımdan. Bir yandan onun bana vurduğu izleri silmeye çalışırken , bir yandan da kana kana ağlıyordum. Baran'ın yanıma geleceğini hatırlayarak suyu kapatıp duvarda asılı olan havluyu bedenime sardım. Küvetten çıktığım da kapım hışımla açılmış karşımda çatık kaşları ile duran Azat seri adımlarla yanıma gelmişti. Yüzümün her yerine bakıp sol gözümden akan bir damla yaşa takılı kalırken yavaşça sağ alini kaldırıp bana uzatmıştı. Hemen birkaç adım geri atıp "çık dışarı" dedim. Azat öfkeli soluklar alırken "tek kelime etme ve çık dışarı yüzünü görmek istemiyorum" dedim. Azat "bana karşı gelmekten vazgeç" dediğin de gözümden akan yaşlara lanet edip "nefret ediyorum senden anladın mı ? Mide bırakmıyorsun insan da çık dışarı defol" dedim. Azat bir adım daha yaklaşırken yere çömelip ellerimle kendimi koruyarak "git , gelme vurma artık git lütfen" dedim kısık çıkan sesimle. Azat "İpek ayağı kalk tamam çıkıyorum" dediği an büyük bir hıçkırık dudaklarımdan firar olmuş "senden ömrümce nefret edeceğim" dedim. Azat yine sinirle soluk alırken "ben alışkınım benden nefret eden kadınlara meraklanma" diyerek çıktı banyodan. Çöktüğüm yerden doğrulup hemen elimi yüzümü yıkadım. Aynadaki yansımama baktığım da nefret ettim kendimden. Gözlerim kan çanağı halde , yüzümün sol tarafı hafif morarmış bir haldeydi. Hemen üzerimi kurulayıp ilk önce iç çamaşırlarımı ardından geceliğimi üzerime geçirip odaya girdim. Azat Baran ile yatağa oturmuş beni bekliyorlardı. Yüzüme küçük bir tebessüm yerleştirip "bana mı geldin oğlum ?" diye sordum küçük ağaya. Baran çatık kaşlarıyla "neydeydin?" diye sorunca ağırca yutkunup "uf oldu başım oğlum gelemedim yanına" dedim. Acele ile Azat'ın kucağından inen Baran telaşla "neyen uf oydu ?" diye sordu. Onun bu hali karşısında gözlerim sulansa da kendimi toparlayıp "sen geldin geçti bile" diyerek kucağıma aldım oğlumu. Oda boynuma sarılıp Azat'ın vurduğu yanağımı öpünce canım yanmış olsa da dişlerimi sıkıp zoraki bir şekilde gülümsedi. Derince nefes alıp "hadi bakalım yakışıklı oğlum şimdi birlikte güzelce uyuyalım" dedim. Baran başını boynuma sokup "tamay" dediğin de kıkırdayarak onu yatağın sol tarafına yatırdım. Azat hala daha yatağın ucunda oturur vaziyetteyken onun burada oluşunu yok sayıp ışığı kapatarak oğlumun yanına geçip sıkıca ona sarıldım. Tombul yanaklarına öpücükler kondurup "iyi geceler oğlum" dedim. Baran daha çok boynuma sokulum "iyi çeçeler" demişti. Gözlerimi kapatıp o lanet olasıca adamın odadan çıkmasını bekledim ama ne çıkıyor ne de , ne de başka bir eylemde bulunuyordu. Öylece put gibi duruyordu. Onu önemsememeye çalışıp daha rahat bir pozisyon alıp kendimi bugünün hem yorgunluğu , hem de üzüntüsü ile uykunun kollarına bıraktım. **** Bir sabah ancak bu kadar güzel olurdu sanırım. Küçücük ve sıcacık eller ile yanaklarıma dokunan miniğimin tatlı öpücükleriyle gözlerimi açtım. Evet ben anneliğin ne demek olduğunu belki bilmiyordum ama şuan güne ilk gözlerimi açtığım an bunu iliklerime kadar hissetmiştim. Bir soru gelmişti aklıma , doğuran mı anaydı yoksa büyüten mi ? Sanırım merhamet , vicdan ve insan olan her kadın doğurmadan da bir çocuğu kabul edebilir. Tıpkı şuan benim yaptığım gibi. Gülümseyerek yataktan kalkıp "günaydın oğlum" dedim. Baran gülümseyerek "dünaydın" dedi. Yataktan çıkıp "hadi bakalım ilk önce elimizi yüzümü yıkayalım" dedim. Atik bir hareketle yataktan çıkıp yanıma gelerek kucağıma gelmek istedi. Kahkaha atıp "gel bakalım seni tembel illaki kucağa geçeceksin değil mi ?" diye sorunca oda benim gibi kıkırdayarak boynuma sarılmıştı. Elimizi yüzümüzü yıkadıktan sonra annemlerin yüzümün morarmış kısmını görmemeleri için yüzüme fondöten sürüp hafif bir makyaj yaptım. Üzerime İzmir'de kemer altı çarşısından aldığımız su yeşili önden düğmeli uzun elbiseyi giyip beyaz babetlerimi de ayağıma geçirdim. Saçlarımı tarayıp tepeden at kuyruğu şeklinde toplayıp Baran'ı kucağıma alarak odadan çıktım. Dilime takılan şarkıyı seslice söylemeye başladığım da Baran kahkaha atarak el çırpmaya başladı. Kendimi tutamayıp daha yüksek sesle söylemeye başladım ve Baran'ı yere indirerek oynamaya başladık. Gel gönlümü yerden yere vurma güzel Ne olursun Gel gönlümü yerden yere vurma güzel Ne olursun Gül dururken dikenleri derme güzel Ne olursun Gül dururken dikenleri derme güzel Ne olursun Git diyemem kal diyemem Sen goncasın gül diyemem Çok severim söyleyemem Sorma güzel ne olursun çok severim söyleyemem Sorma güzel ne olursun Baran'ın yüzün de gülümsemesi ve o güzel sevincini görerek ağzımla melodiler çıkartıp ikinci kısmı Baran'ı kucağıma alıp etrafımda dönerek söylemeye başladım. Sevgin nefes, sevgin candır Sevgin bana heyecandır Sevgin nefes, sevgin candır Sevgin bana heyecandır Kalbim ince bir fidandır Kırma güzel ne olursun Kalbim ince bir fidandır Kırma güzel ne olursun Git diyemem kal diyemem Sen goncasın gül diyemem Git diyemem kal diyemem Sen goncasın gül diyemem Çok severim söyleyemem Sorma güzel ne olursun Çok severim söyleyemem Sorma güzel ne olursun Şarkıyı bitirdiğimiz de aşağıdaki avludan alkış sesleri yükselmeye başlamıştı. Baran'la birlikte kahkaha atıp selam vererek hızlı bir şekilde aşağı indik. Levent abim "gün ancak bu kadar güzel aydınlanırdı abisinin kıymetlisi" diyerek anlımdan öpmüştü. Tebessüm ederek "hayırlı sabahlar herkese" dedim. Kocaman bir kahvaltı masası hazırlanmış ve tüm aile o sofranın başındaydı. Azat'ın amcasını görünce hemen yanına gidip "hoş geldin amca" diyerek elini öptüm. Adının Şehmuz olduğunu öğrendiğim Azat'ın büyük amcası oturduğu yerden kalkıp başımdan öperken "yüzün kadar sesin de güzelmiş buke" dedim. Bu övgüden sonra biraz utansam da "teşekkür ederim amca" diyerek Azat'ın yanına oturmuştum. Baran yine benim kucağıma gelmek isteyince hemen kollarımı açıp "gel bakalım yakışıklı oğlum" diyerek kucağıma oturttum. Baran "anne aş" diyerek minik elleri ile karnını gösterirken kıkırdayarak "çok mu acıktın oğlum ?" diye sordum. Baran başını sallayıp "ebet" dediğin de masadaki herkesi bir gülme aldı. Dün akşam bana elini öptürmeyen Şehmuz amcanın eşi Azize yenge "ne çabuk alıştı sana kızım maşallah" deyince oldukça şaşırdım. Bakışlarımı karşımda oturan kadına çevirdiğim de "neticede sevginin üstesinden gelemeyeceği bir yara yok bu hayatta. Ha unutmadan bir de saygının" dedim. Bu söylemim üzerine oldukça bozulan kadın "haklısın kızım" diyerek önüne dönmüştü. Bakışlarımı masaya çevirdiğim de kimsenin kahvaltıya başlamadığını gördüm. Bu sefer bakışlarımın hedefi Şehmuz amca olurken "amca müsaade edersen kahvaltıya başlayabilir miyiz? Baran çok acıktı çünkü" dediğim de Şehmuz amca tebessüm ederek "de hayde afiyet olsun" dedi. Başımı sallayarak hemen peynir , domates , birkaç tane zeytin ve salatalık tabağıma alıp kahvaltının olmazsa olmazı haşlanmış yumurta tabağıma koyup yavaşça Baran'a yedirmeye başladım. Baran iştahla kahvaltısını yaparken Azat kulağıma eğilip kısık bir sesle "sen de kahvaltını yap" dedi. ağırca yutkunup başımı sallayarak Baran'ı yedirmeye devam ettim. Ben sıcak çaydan içmeye devam ederken bir parça peynir ve biraz da ekmek atmıştım ağzıma. Ama ağzımın için de çevirdiğim ekmek ve peynir küçüleceğine daha da çok büyüyordu. Çay yardımı ile güçlükle ağzımdaki lokmaları yutup Baran'a sütünü uzattım. İstemeyerek geri iteklediğin de kaşlarım istemsizce çatılmıştı. Bakışlarımı masaya çevirdiğim de Serdil'in önünde duran balı gördüm. Gülümseyerek "Serdil balı bana uzatabilir misin canım ?" diye sordum. Serdil gülümseyerek balı bana uzatıp "al güzel yengem" dediğin de tebessüm ederek göz kırpmıştım ona. Birkaç çay kaşığı balı süte ilave edip karıştırdım. Daha sonra "Berfin bir bardak daha süt alabilir miyim ?" diye sordum. Berfin "hemen gelin ağam" diyerek avludan mutfağa koşarak gidip kısa süre içinde bir bardak sütü masaya bırakmış "buyur gelin ağam" demişti. Gülümseyerek "sağ ol Berfin" diyerek gelen süte de birkaç kaşık bal ilave edip karıştırdım. Masada oturan herkes bana bakarken bizimkiler ne yapacağımı bildiği için gülümseyerek beni izliyorlardı. Bakışlarımı Baran'a indirip "oğlum hadi bakalım babanın kucağına" dedim. Baran anlayamadan onu babasının kucağına verip dikkatlice yüzüne baktım. Derince nefes alıp "bence sen bu sütü içemezsin" dedim. Baran bir anda kaşlarını çatıp "içeyim" dedi. Başımı sağa sola doğru sallayıp "hayır içemezsin Baran" dedim. Baran bu sefer öfkelenmiş bağırarak "İÇEYİM TAMAY MI?" demişti. Kıkırdayarak "tama o zaman bak bu senin sütün , buda benim. Hangimiz önce bitirecek görelim o zaman" dedim. Baran hırsla bardağa uzanırken "bekle oğlum. Şimdi üçe kadar sayacağım bakalım hangimiz ilk önce bitirecek ? " dedim. Baran başını sallayıp "tamay" dedi. Gülümseyerek "bir , iki , üç" dedim ve bardağı sadece dudaklarıma değdirdim. Baran kazanmak için hırsla sütünü bitirince ben de peşinden bardağı kafama dikip güzelim sütü içtim. Baran "ben kajandım oyey" deyince ben yalandan üzülmüş gibi yapıp dudaklarımı büzerek "tüh bak görüyor musun sen kazandın" dedim. Baran sevinçle babasının boynuna sarılıp "ben kajandım" dedi. Azat gülümseyerek "sen kazandın aslan oğlum" diyerek Baran'ın anlından öpüp başını göğsüne bastırmıştı. Evladına karşı bu kadar sevgisi olan bir adamın etrafına karşı bu kadar kinle dolu olması kesinlikle normal değildi. Ama dünde söylediğim gibi onu insan olarak bile sevecek bir taraf bulamıyorum. Hayat benim için bundan sonra çok daha zor geçecek olsa da payıma düşen bu cefayı kardeşim için çekmeye değerdi. Keyifli geçen kahvaltının ardından "gel bakalım oğlum bıcı bıcı yapalım" diyerek Baran'ı Azat'ın kucağından alıp masadan kalktım. Masanın en başından oturan Şehmuz amcaya bakıp "müsaade var mı amca ?" diye sorduğum da Şehmuz amca oturduğu yerde dikleşerek "vardır buke" diyerek başını salladı. Tebessüm ederek avluda yürüyüp yukarı kata çıkmak için merdivenlere yöneldim. Arkamdan gelen adım sesleri ile duraksayıp ardıma baktığımda Azat'ın da peşimizden geldiğini gördüm. Burnumdan soluyarak önüme dönüp hızlı adımlarla orta kattaki avluya çıkıp daha seri adımlarla Baran'ın odasına girdim. Baran'ın yanağına kokulu bir öpücük kondurup "hadi bakalım oğlum güzelce bıcı bıcı yapalım" dedim. Baran ellerini boynuma dolayıp "yapmayayım" dedi. Şaşkınca yüzüne bakarken "duş almayı pek sevmiyor" diyen Azat ile Baran'a daha dikkatli baktım. Aklıma gelenle "gel bakalım oğlum sen annene güven" diyerek yine yanaklarından kokulu kokulu öptüm. Baran mızmızlanırken kıkırdayarak "şarkı söylememi ister misin ?" diye sorduğum da yine mızmızlanarak başını boynuma soktu. Azat'a dönüp "Baran'ı kucağına al ve ben gel diyene kadar sakinleştir" dedim. Azat yüzüme dikkat ile bakmaktan başka bir şey yapmayınca "söylediğimi anladın mı?" diye sordum. Azat derince nefes alıp "dün gece—" sözünü keserek "sus bu odada sadece Baran için bulunuyoruz. Sakın pişmanlık cümleleri kurma gerçekten büyük bir kahkaha atarım" dedim. Azat çatık kaşları ile yüzüme bakarak hışımla Baran'ı kucağına aldı. Başımı olumsuz anlamda sağa sola sallayıp odanın için de bulunan banyoya hızla girdim. Aklıma gelen fikirle gülümseyip hızla suyu açıp ısı derecesini ayarlayıp küveti doldurdum. Baran'ın şampuanından suya arış ellerimle seri bir şekilde karıştırıp bembeyaz köpüklerin oluşmasını sağladım. Küvetin kenarında su oyuncaklarını görünce küvetin içine atıp odaya geri döndüm. Gördüğüm manzara ile şaşırırken kendimi toparlayıp oğlu ile oyun oynayan Azat'a "Baran'ı getirir misin ?" diye sordum. Azat başını bana çevirip bir şey söylemeden sallayıp Baran'ı kucağına alarak yanıma geldi. Baran'a ellerimi uzatıp "hadi gel bakalım sana bir sürpriz hazırladım" dedim. Baran "o ney ?" diye sorduğun da kıkırdayarak "kuzum sana hediye hazırladım" dedim. Baran gülümseyerek kollarını bana uzattığın da kahkaha atarak kucağıma alıp banyoya girdim. Baran'a "bak oğlum köpük havuzu" dedim. Baran şaşkınca gözlerini açıp "şok güjel anne" dedi hayranlıkla. Kahkaha atıp "içine girmek , köpüklerle oynamak ister misin ?" diye sordum. Gülümseyip ellerini çırparak "işteyim anne" dedi. İşte bu kadar basitti aslında bir çocuğun gönlünü hoş etmek ve en önemlisi mutluluğunu sağlamak. Yeter ki gönülden isteyin en büyük buz dağları bile koca bir okyanusa dönüşür. Yanaklarına öpücükler kondurup "hadi bakalım üstünü çıkartalım" dedim. Üstünü çıkarttığım da edep yerini kapatıp "ayıp anne pipi" diyerek edep yerini panik halde kapatmıştı. Kahkaha atıp "gel buraya sen benim oğlumsun anne ve evlat arasında ayıp olmaz" dedim. Baran çekingen gözlerle yüzüme bakıp "oymaz mı ?" diye sorunca gülümseyerek dizlerimin üzerine çöküp o tombul yanaklarını iki avucum arasına alarak "olmaz annecim" dedim. Yine de çekingen adımlarla küvete doğru yürüyüp kollarını bana uzattı. Kollarından tutup küvetin içine soktuğum da ilk önce kaşları çatıldı. Ardından küvete oturttuğum da köpüklerle oynamaya başlamış ve muhteşem denilecek derecede kahkahalar atmaya başladığın da keyifle onu izlemeye başladım. Baran "anne şende del" deyince "oğlum gelemem ki" dediğim de dudaklarını büzüp yüzüme masumca baktı. İçimi yakan bu bakışlara derin bir çekip "oğlum bakma ama öyle" dediğim de sağ elini köpüklü suya çarpıp "del" dedi. Onun bu masum ve içten isteğine kayıtsız kalamayıp ayağa kalkarak ayakkabılarımı çıkartıp elbisemin uçlarından tutarak küvetin içine girdim. Baran kahkahalar atıp üzerime köpüklü su atınca ben de keyifle ona eşlik edip kahkahalar ile oynadım. Dilan anne yanımıza gelip "maşallah , maşallah" diyerek kahkaha attı. Ben de gülümseyerek "gel anne oğlumla köpük havuzu oyunu oynuyoruz" dedim. Dilan anne "kızım fazla oyalanma hazırlan ilk önce imam nikahı kıyılacak sonra da düğün için kuaför gelecek" dedi. İstemsiz yüzümdeki gülümseme düşerken "tamam anne" diyerek Barana dönüp "hadi bakalım oğlum akşama gelin olacağım ilk önce seni hazırlayalım , sonrada ben hazırlanacağım" dedim. Baran şaşkınca yüzüme bakıp "şen geyin mi oljan ?" diye soru. Kıkırdayarak "evet annecim senin gelinin olacağım" dedim. Baran yine kahkaha atıp ellerini çırparak "oyey" dedi. Gülümseyerek küvetin tıpasını açıp ilk önce Baran'ın vücudunu , ardında saçlarını güzelce yıkayıp hala daha bizi izleyen Azat'a bakıp "havlu verir misin ?" diye sordum. Baran'a ait mavi bornozu uzattığında seri bir şekilde alıp yakışıklı oğluma giydirdim. Onu küvetten çıkarttığım da Azat elinde bana uzattığı hamam havlusu ile üzerime bakıyordu. Hışımla elinden alıp üzerimde suyu fazlasıyla çekmiş elbisemi kurulamaya başladım. Odaya girdiğimiz de Berfin'in bizi beklediğini gördüm. Tebessüm ederek onun yüzüne bakıp "hayır ola Berfin ?" diye sorduğum da "gelin ağam ben Baran'ı hazırlayayım sen de bir an evvel kendini hazırla" dedi. Başımı sallayıp Barana dönerek "oğlum Berfin ablan seni giydirsin , ben de birazdan yanına geleceğim" dedim. Baran ilk kez itiraz etmeden "tamay anne" dediğin de oldukça şaşırmıştım. Eğilip yanaklarına öpücük kondururken hızla odadan çıkıp merdivenlere yöneldim. Bir anda kolumdan tutulmanın etkisi ile bir basamak gerilerken kendimi Azat'ın kollarında buldum. Birkaç saniye şaşkınca yüzüne bakarken hemen kendimi toparlayıp kollarından çıkarak "neden bunu yapıyorsun Azat ? Neden devamlı kollarımdan çekiştirip canımı yakıyorsun ?" diye sordum. Azat çatık kaşları ile yüzüme bakıp "hemen odana git hazırlan. Benim helalim olacaksın ortalarda bu şekilde dolanma" dedi. Derince nefes alıp "zaten kolumdan tutmasaydın odama gidecektim" dedim. Azat bir basamak daha çıkıp beni kendine çekerken "bu akşam tamamen bana ait olacaksın , bakalım ondan sonrada böyle davrana bilecek misin?" diye sorduğun da tiksinircesine yüzüne bakıp "evet bu akşam tamamen sana ait olacağım. Ama bu senden ömür boyu nefret etmeyeceğim anlamına gelmez" diyerek kolumu ondan kurtarıp hızla merdivenlerden çıktım. Koşar adımlarla misafir odasına girdiğim de istemesem de gözlerimden birkaç damla yaşın akmasına mani olamadım. Doğru söylüyordu ben bu gece tamamen ona ait olacaktım. Peki bundan sonra ne yapacaktım??? 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE