Birkaç ay sonra:
"Lalin?" Poyraz'ın sesiyle yattığım yerde huzursuzca kıpırdandım. Çok yorgundum ve her yerim sızlıyordu. Gözlerimi açıp yüzümü sıvazladım, Poyraz koltuğun yanında kucağında Alin'le bana bakıyordu.
"Bir şey mi oldu?" Dedim doğrulurken. Hafifçe gülümseyerek yanıma oturdu ve alnımdan öptü.
"Biliyorum çok yorgunsun ama Alin'in beslenmesi gerekiyor. Ben sütü hazırladım ama hala sıcaklığını ayarlayamıyorum, ağzının yanmasından korktum" Gülümseyerek kızımın elini tutup minik bir öpücük kondurdum.
"Tamam bitanem, ben hallederim" Mahçupça gülümseyerek ayağa kalktı.
"Ben de o ara duş alacağım" Alin'i kucağıma alıp başımı salladım. Poyraz Alin'in başına küçük bir öpücük kondurup kokusunu içine çekti ve ayağa kalkıp merdivenlere yöneldi. Aradan 10 saniye ya geçti ya da geçmedi, Poyraz tekrar gelip başından öptü. Gülerken bakışlarımı ona çevirdim.
"Özledim" dediğinde kıkırdadım, manyaktı bu adam.
"Hadi duşa gir sen, bekliyoruz" Başını sallayıp dudağımın kenarına öpücük kondurdu ve merdivenlerden hızlıca çıktı.
Alin'in sütünü ayarladıktan sonra odaya geçtim. İlk birkaç ay emzirsem de sütüm pek gelmiyordu artık, bu yüzden doktorla konuşmuştuk. O da bir sorun olmayacağını söylemişti. Sütüm olmadığı zamanlarda mama hazırlıyorduk. Alin kucağımda mayışmış bir şekilde yatıyor, ağzını şapırdatıyordu. Gülümsemem genişlerken ısırmamak için zor tuttum kendimi.
Her geçen gün Poyraz'a daha çok benziyordu sanki. Saçları hafif kıvırcıktı ve gözleri yemyeşildi. Titrek bir iç çekip Alin'i yatağa yatırdım ve yanına uzandım. Bir şeyler söylüyordu ama ben anlayamıyordum. Konuşması bile çok tatlıydı... Dışarıda kar yağıyordu ve Poyraz evi hamama çevirmişti. Yine de Alin'in üstüne onsuz uyumadığı pembe battaniyesini örttüm ve sütü alıp elime damlattım, sıcaklığı iyiydi.
Alin yemek yemede hiç sorun yaratmıyordu, her zaman sütünü bitirirdi. Ama uykuya gelince... Kaç gece uykusuz kaldığımı ben bile hatırlamıyordum. Çok zor uyuyordu. Battaniyesi ve peluş pengueni yanında olsa da uyumazdı bazen. Çoğu zaman Poyraz devreye girerdi. Nedenini anlamadığım bir şekilde babasıyla daha çabuk uyurdu, bu benim moralimi bozuyordu tabi... Ben de Alin'i Poyraz'a devredip kestirebildiğim kadar kestiriyordum. Alin sütünü içerken ben de saçlarıyla oynuyordum. Gözlerini bir saniye bile benden ayırmıyordu.
"Obur şey seni" Söylediklerimi anlamış gibi hafifçe dudakları kıvrıldı ve üstte ki tek bir tane çıkan dişi göründü. Kahkaha atıp yanağına ufak bir öpücük kondurdum. Alin yaklaşık 6 aylıktı ve dişleri yeni yeni çıkmaya başlıyordu. Dişi patlamadan önce geçirdiğimiz o günler... Sürekli ateşi çıkıyordu ve çok huysuzdu. Poyraz'la iki gün boyunca hiç uyuyamadığımızı bile hatırlıyorum.
"O dişleri yiyeceğim bak" İçimde çok büyük bir sevgi vardı. Anneydim. Buna hala inanmakta zorluk çekiyordum. Dünyalar benim olmuştu sanki. O kadar mutlu ve huzurluydum ki. Her şey yolundaydı. Mükemmel bir ailem vardı. Titrek bir nefes çekip dolan gözlerimi kırpıştırdım, bu günlere çok zor gelmiştik. Yaşadığımız onca acı, onca keder Alin'i kucağımıza aldığımızda bitmişti sanki, yok olmuştu.
Kapı açıldığında içeri önce Poyraz, ardından Lili ve Leo girdi. Leo direkt yatağa zıplayıp Alin'in ayak ucuna gitti ve çenesini yatağa koydu. Lili de yatağın başında bana bakıyordu, ikisi de kocaman olmuşlardı! Gülerek başını okşadım ve sevdiğime baktım. Bornozunun kemerini sıkıp elinde ki küçük havluyla saçlarını kuruladı.
"Ben içiririm güzelim, hadi dinlen sen biraz"
"Yorgun değilim, o iki saat yetti" Gülümseyerek yanıma geldi ve Alin'in diğer tarafına o uzandı. Biberonu eline aldığında başımı koluma yasladım ve onları izledim. Poyraz'ın gözleri Alin'e her baktığında parlıyordu. Bazen ona bakarken gözleri bile doluyordu. Hiç yanından ayrılmıyor, işteyken benden sürekli fotoğraf istiyordu. Neyse ki bugün cumartesiydi ve her saat başı ona fotoğraf atmama gerek yoktu.
"O sütü içen ağzını yerler senin" diye mırıldanıp uzandı ve başını kokladı. Alin kıkırdayarak kollarını sallamaya başladığında Poyraz gülerek dudaklarını karnına koydu ve yeme sesleri çıkardı. Alin karnından gıdıklanıyordu ve şu an kahkaha atıyordu.
"Ya gülme krizine girdi!" Dedim ve gülerek başını çekmeye çalıştım. Poyraz başını tekrar yatağa koydu ve elini tuttu.
"Kahkahasını seviyorum, ne yapayım" diye mırıldandı. Gözleri dolu bir şekilde Alin'e bakıyordu. Mükemmel bir baba olmuştu. Onu o kadar seviyordu ki o ağladığında bazen Poyraz'da ağlıyordu.
"Baba sizi dışarı çıkaracak"
"Nereye gideceğiz?" Dedim yüzümden silinmeyen gülümsemeyle.
"Önce deniz kenarında dolaşırız biraz, ardından yemek yemeye gideriz. Sana bir sürprizim var"
"Ne sürprizi?" Diye heyecanla konuştuğumda söylemeyeceğini biliyordum.
"Ben Alin'i giydiririm, sen hazırlan bebeğim" dediğinde gülümseyerek ayağa kalktım ve dolabıma yöneldim. Üstüme saks mavisi boğazlı kazağımı giydikten sonra altıma külotlu çorap ve deri şortumu giydim. Siyah topuklu, bilekte botlarımı giydikten sonra saçlarımı tarayıp güzel bir makyaj yaptım. Siyah kabanımı da giydiğimde hazırdım. Giyinme odasından çıkıp odamıza geçtim.
Poyraz kahkaha atarak Alin'in ayaklarıyla oynuyor, çorabını giydirmeye çalışıyordu.
"Kızım bir dur" dedi sırıtarak ve çorabını giydirirdi. Kapının kenarına yaslanarak onları izledim. Poyraz mor kazağını dikkatlice giydirdikten sonra tekrar onunla oyun oynayamaya başladı. Alin'in gülüşleri odayı doldururken yatağa ilerledim ve Poyraz'ın arkasına geçip kollarımı boynuna doladım. Poyraz başını göğüsüme yasladı ve beraber buruk bir gülümsemeyle Alin'i izledik. Mutluluğumu tarif edebileceğim tek bir söz bulamıyordum.
"Çok güzel... Çok" Saçlarını okşayıp ufak bir öpücük kondurdum. Poyraz'ın gülümsemesi genişlerken arkasını döndü ve elini belime koyup kucağına çekiştirdi. Aralık bacaklarına girip oturduktan sonra kollarımı boynuna doladım. Yüzlerimiz eşitti, Poyraz gözlerini kapatarak bana yaklaştı ve burnunu burnuma sürttü.
"Seni özledim" Kalp atışım hızlanırken dudaklarımı ıslattım.
"Ben de seni özledim" Geceleri Alin'le ilgilenmekten özlem gidermeye pek vakit bulamıyorduk ama bundan ikimizde şikayetçi değildik. Poyraz'ın dudaklarını dudaklarımda hissettiğimde özlemde öpüşüne karşılık verdim. Elleri belimi daha sıkı kavrarken kendine çekti. Alt dudağı dudaklarımın arasındayken hafifçe çekiştirdim ve elimi saçlarına daldırdım.
"Mm" Mırıldanmasıyla kıkırdayarak burnuna ufak bir öpücük kondurdum.
"Bu gece için sabırsızlanıyorum..." Ben de!
"Öyle mi?" Dedim oyuncu sesimle.
"Tahmin bile edemezsin" dediğinde sırıtmam genişledi. Yanağına kocaman bir öpücük kondurup kucağından kalktım. Poyraz göz kırpıp giyinme odasına girdiğinde Alin'i kucağıma alıp aynanın karşısına geçtim. Çok güzel giydirmişti! Alin'i giydirmeyi bu dünyadaki her şeyden daha çok seviyor olabilirdi. Minik eli işaret parmağımı kavradığında hafif tempoda dans etmeye başladım. Kucağımda zıplayan Alin kahkaha atarken aynadaki yansımamıza bakıyordu. Dayanamayıp ben de kahkaha attım ve etrafımda döndüm.
Gözüm ayna yansımasından Poyraz'a kaydı. Kapının kenarında durmuş, gözleri ışıldayarak bizi izliyordu.
"Rüya gibi ya!" Diye bağırıp tekrar odaya girdiğinde kıkırdadım. Gerçekten rüyada gibiydik...
Poyraz'da giyindiğinde merdivenlerden aşağı indik ve dışarı çıktık. Poyraz sürücü koltuğuna binerken ben de dikkatle yana geçtim. Alin kucağımda zıplayıp ağlıyor, babasına gitmeye çalışıyordu.
"Gel bakalım babacım" Sırıtması büyürken Alin'i kucağına alıp başını göğüsüne yasladı. Alin anında susarken Poyraz başına ufak bir öpücük kondurdu. Emniyet kemerini takmasına yardım ettikten sonra Poyraz arabayı çalıştırdı ve sahilin yolunu tuttu. Gerçekten yavaş gidiyordu ve bu düşünceli hali beni çok mutlu ediyordu.
"Araba sürmek ister misin?" Dedi oyuncu sesiyle. Alin'i dikkatle çevirip sırtını göğüsüne yasladı. Alin gülüp ellerini direksiyona vurmaya başlayınca Poyraz gür bir kahkaha attı.
Yarım saatin sonunda sahile gelmiştik. Poyraz Alin'in montunu giydirip kucağına aldı ve şapkasını kapattı. Arabadan indik, hava gerçekten serindi ama kar yağmıyordu.
"Lalin dolaşmasak mı? Hava soğuk, üşür"
"Biraz hava alsın sevgilim, çok durmayız" dediğimde tereddütle başını salladı. Tek eliyle Alin'i tutup tek elini bana uzattığında gülümsedim ve elini tuttum. Sahil boyu yürürken hayatımda hiç olmadığım kadar huzurluydum. Alin başını Poyraz'ın boynuna yaslamış, denizi izliyordu.
"Bugün Mira ve Levent gelecek" dediğinde hafifçe başımı salladım.
"Devran gelecek mi?"
"Bilmiyorum güzelim, mezara gidecekti. Bugün İlker abinin ölüm yılı" Titrek bir nefes çektim. Devran'ın ne yaşadığını bilmiyordum ama abisini kaybetmesi onun için büyük bir travmaydı. Hala atlatamadığı bir travma...
"Bizde gidelim, destek oluruz" dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı.
"Yalnız gitmeyi tercih edecektir. Mezara gitmeye yüzüm yok"
"Sen bir şey yapmadın Poyraz" dediğimde bakışlarını yere çevirdi.
"Babam ya da ben, ne fark eder?"
"Kendini suçlama, senin elinde olan bir şey değildi. Hem Devran'ın seninle bir sorunu yok"
"Yok tabi, kardeşim o benim. Ama yine de İlker abinin mezarına gitmek... Bilmiyorum Lalin"
"Devran'a bunu borçluyuz. Yanında olmalıyız" dediğimde hafifçe başını salladı.
"Tamam, gidelim" Hafifçe gülümseyerek yanağına öpücük kondurdum.
"Sürprizin neydi?" Dedim heyecanla. Sahil boyu yürüyorduk ve Poyraz Alin'e sarılmış üşümesini engelliyordu. Bakışlarını Alin'den çekip bana çevirdi.
"Sabırsız mısın sen?"
"Evet" dediğimde gülerek elimi sıktı.
"Sabret..." Başımı sallayıp önüme döndüm, gerçekten çok merak ediyordum. Daha fazla ısrar etmeyecektim. Bir banka oturduğumuzda bakışlarımı Poyraz'a çevirdim, Alin'in fermuarını sonuna kadar çekiyordu. Kaşlarım çatılırken Poyraz fermuarı çekmeyi bırakıp yandan bir bakış attı.
"Ne?"
"Boğuyorsun kızımızı"
"Hayır, üşür" Derin bir nefes alıp önüme döndüm, bazen gerçekten çok üstüne düşüyordu. Bu çok hoşuma gidiyordu evet ama kendini çok hırpalıyordu.
Ya üşürse? Ya uyanınca korkarsa? Ya kötü rüya görürse? Ya beşiğinden düşerse? Beşikte korumalı! Çocuk daha yürüyemiyor bile!
"Ya aşk bebek ne yapayım? Hasta olur diye korkuyorum" dedi mutsuzca.
"Hadi yemek yemeye gidelim, Alin'de ısınır" dediğimde kocaman gülümseyip hızla ayağa kalktı. Gülerek ayağa kalktım ve yürümeye devam ettik.
10 dakikanın ardından güzel bir restorana gelmiştik. Denize bakan yere geçip oturduk. Poyraz Alin'i kucağına alıp garsona işaret verdi. Siparişlerimizi verip denizi izledik. Poyraz dudaklarında ufak bir gülümsemeyle Alin'in eliyle oynuyor, denizi izliyordu.
Ona dalıp giderken hikayemizin en başına dönmüştüm. Nasıl olmuştu da böyle bir adama dönüşmüştü? Nasıl bu kadar güzel sevip, bu kadar güzel bir baba olabilmişti?
Babamın evleneceksin dediği günün hayatımın en kötü günü olduğunu düşünmüştüm. Oysa böyle kötü bir günün güzel sonuçlar doğuracağından habersizdim.
İyi ki diyorum şimdi... İyi ki benim. İyi ki evlenmişim onunla. Bu dünyaya bir daha gelsem, evleneceğim adam yine Poyraz olurdu. Onun gözleri, onun kokusu, onun sevgisi...
Ne zaman sevdik birbirimizi, ne ara bağlandık bu kadar hala bilmiyordum. Olmuştu işte... Sevmiştik birbirimizi.
Alin'e takıldı gözlerim. Anında gözlerim dolarken burukça gülümsedim. Canım kızım... Her şeyim. Sevdiğim adamdan bir kızım vardı, bizim bir parçamızdı. Onun için yapmayacağım bir şey yoktu. Öyle masum, öyle güzeldi ki o.
"Lalin?" Poyraz'ın sesiyle irkilip gözlerine baktım.
"Daldın, bir şey mi oldu?" Dediğinde gözlerimi silip hafifçe gülümsedim.
"Duygulandım sadece" dedim itiraf ederek. Poyraz gülümserken uzanıp yanağımı okşadı.
"Neye duygulandın?"
"Güzelliğinize"
Gözlerimiz birbirinden bir saniye bile ayrılmazken derin bir nefes aldım. Mutluluk içime sığmıyordu, dolup taşıyordu sanki!
Yemeklerimiz geldiğinde bakışmamız kesildi. Her şey enfes görünüyordu. Dudaklarımı açlıkla ıslatıp çatalı elime aldım. İştahla yemeğimi yerken Poyraz'ın gözleri üstümdeydi.
"Hamile misin acaba?" Dedi sırıtarak. Gözlerim irileşirken karnımı tuttum.
"Sanmıyorum, korunmuştuk"
"En son ne zaman seks yaptığımızı bile hatırlamıyorum ki! Ulan Alin" dedi ve başına ufak bir öpücük kondurdu.
"Bak civciv, seninle bir anlaşma yapalım. Geceleri anne baba saati var, o saatlerde mışıl mışıl uyuyacaksın bizde özlem gidereceğiz, tamam mı?" Dediğinde Alin hiçbir şeyden habersiz Poyraz'ın suratına bakıyordu. Kısık bir kahkaha atıp kolamdan bir yudum aldım.
"Bu arada, okulu ne yapacaksın?"
"Bir sene dondurdum zaten, bir senem kaldı. Bakıcı tutmamız gerekecek seneye" dediğimde Poyraz huzursuz olmuştu.
"Ben tanımadığım insanların kızıma bakmasını istemiyorum" dediğinde ona hak verdim. Dünya'da öyle şeyler oluyordu ki!
"Haklısın sevdiğim ama başka ne yapacağız?"
"Ben bulurum bir yolunu" dedi ve Alin'in göbeğini okşadı.
Yarım saat sonra yemeğimiz bitmiş, arabaya binmiştik. Poyraz eve doğru sürerken telefonuna bir bildirim geldi. Kısa bir göz gezdirip sırıttı.
"Sürprizin gelmiş"
"Cidden mi?"
"Evet, şu an seni bekliyor" dediğinde içimde değişik bir heyecan oluşmuştu. Kısa bir araba yolculuğunun ardından eve geldik. Hızla arabadan inip demir kapıya yöneldim.
"Yavaş güzelim, kara basıp kayma" dedi Poyraz Alin'le arabadan inerken. İçimde ki heyecan git gide büyürken hızla demir kapıyı açıp evin bahçesine girdim. Bakışlarımı kapının önüne çevirdiğimde kalbim deli gibi atıyor, bacaklarım titriyordu.
Mete.
Mete buradaydı.
Mete kollarını açtığında hıçkırıklarımı tutamayıp ona koştum ve kollarımı boynuna doladım. Vücudum deli gibi sarsılıyor, göz yaşlarımdan önümü göremiyordum.
O kadar uzun zaman olmuştu ki onu görmeyeli...
"Lalin" dedi ağlayan titrek sesiyle.
"Seni o kadar özledim ki Mete" Kollarımı daha sıkı boynuna sardım. Mete başını omzuma gömmüş sıkıca belimden sarılıyordu.
"Ben de çok özledim" diye fısıldadı. Hafifçe geri çekilip gülümseyerek ona baktım ve göz yaşlarımı sildim.
"Ağlama, beni de ağlatacaksın"'dedi dolmuş gözlerini kırpıştırarak. Zaten ağlıyordu! Çenem titremeye başladığında tekrar sarıldım ona. Kardeşim buradaydı, beni görmeye gelmişti. Burnumu çekip Mete'den ayrıldım ve arkamı döndüm. Poyraz kucağında Alin'le bana bakıyor, buruk bir şekilde gülümsüyordu.
"Teşekkür ederim" diye fısıldayabildim bir tek. Poyraz bize doğru gelip Mete'ye elini uzattı.
"Hoş geldin" dedi gülümseyerek.
"Hoş buldum Poyraz" dedi Mete'de gülümsemesine karşılık verirken.
"İnanamıyorum, bu kadar büyüdü mü cidden!" Dedi Mete Alin'e bakarken.
"Evet" Göz yaşlarımın arasından konuştuğumda Poyraz beni kolunun altına çekti. Ağlamam devam ederken yüzümü paltosuna yasladım.
"Şişt, ağlama güzelim" diye mırıldandı saçıma öpücük kondururken. Mete Alin'in elini tutup hafifçe okşadı. Alin babasının omzunda uyuklarken pek hissetmiş gibi görünmüyordu.
"Hadi eve geçelim" dedi Poyraz ve cebinden anahtarını çıkardı. Kapıyı açtığında içeri girip montlarımızı çıkardık ve salona geçtik.
"Al bakalım Mete, tanışın" dedi Poyraz gülerek. Mete ışıldayan gözleriyle Alin'i kucağına aldı. Saçını koklayıp dolmuş gözlerini bize çevirdi.
"Sizin adınıza çok mutluyum. Dayı olduğuma inanamıyorum!" Dedi ve tekrar Alin'e döndü. Elini okşayıp saçlarına ufak bir öpücük kondurdu. Bakışlarım Poyraz'a kaydığında gözlerini kırpmadan onları izlediğini fark ettim. Alin'i başka birinde görmeye dayanamıyordu, bu konuda gerçekten kıskançtı.
"Sanırım uyuma zamanı gelmiş" dedi Mete hafifçe gülümseyerek.
"Ben uyutayım, hemen geleceğim sonra" dediğimde Poyraz benden önce davranıp Alin'i aldı.
"Ben uyuturum güzelim, sizin konuşacak çok şeyiniz var" dedi ve dudaklarıma ufak bir öpücük kondurdu. Bu düşüncesi beni mutlu etmişti, başımı salladığımda merdivenlere yöneldi ve odaya çıktı.
Mete'yle koltuğa oturduk ve birbirimize döndük. Ne o bir şey söylüyordu ne ben. En sonunda dayanamayıp kahkaha attık. Mete kollarını açtığında hızla ona sarıldım.
"Seni gerçekten çok özledim Lalin"
"Ben de Mete... O kadar fazla şey oldu ki!"
"Mutlusun, bunu gözlerinden görebiliyorum. En önemlisi de bu" dediğinde burnumu çektim.
"O kadar mutluyum ki Mete. Sanki bir rüyada gibiyim"
"Bu mutluluğu sonuna kadar hak ettiniz. Sen de Poyraz'da" Geri çekilip gözlerine baktım.
"Bir daha böyle olsun istemiyorum, ayrı kalmak istemiyorum" dediğimde sırıttı.
"Olmayacak merak etme" dediğinde gözlerim irileşmişti.
"Ne? Nasıl!"
"Antalya'ya geçiş yaptım, bir aya taşınıyorum" Mutlulukla çığlık attığımda kakhaha attı.
"Ciddi misin? Gerçekten mi? İnanamıyorum!" Diye kolunu çekiştirdiğimde başını salladı.
"Evet!" En yakın arkadaşımda yanımda olacaktı artık. Bu haber beni deli gibi mutlu etmişti.
"Çok mutluyum Mete!"
"Ben de" dedi gülerek.
"Annenler nasıl, iyilerdir inşallah?"
"İyiler. Hiçbir sorun yok merak etme. Beni bırak şimdi, sen nasılsın?" Dediğinde gözlerim anında doldu.
"Mete... Her şey o kadar güzel ki! Alin... Benim kızım, ben anneyim" dedim kekeleyerek. Mete'nin mutluluğu gözlerinden okunuyordu.
"Bu gece Mira ve Levent gelecek, bir de Devran'ı ziyarete gideceğiz" dediğimde Mete'nin kaşları çatıldı.
"Devran kim?" Mete'yle birçok kez telefonda konuşmuştuk ama Devran'ı anlatmamıştım. Derin bir nefes alıp Mete'ye döndüm ve hikayeyi baştan sona anlattım. Mete şaşkınca beni dinliyordu. Başta çatılan kaşları sonlara doğru çatılmış, hoş bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
"Değişik bir adam, ama iyi kalpli birine benziyor. Sadece acı çekiyor"
"Evet, gerçekten öyle. İlker abinin yasını tutuyor" Mete derin bir nefes alıp dudaklarını birbirine bastırdı.
"Çok zor bir durum"
"Gerçekten öyle..." Yarım saatin sonunda Poyraz aşağı inip yanımıza oturdu.
"Uyudu" dediğinde ona bakıp gülümsedim.
"Senin evi ayarladım" dedi ardından. Anlamayarak ona baktığımda Mete'yi gösterdi.
"Buraya taşınacağını duyunca ev tuttum" Mete şaşkınca Poyraz'a bakıyordu.
"Cidden mi?" Dediğinde Poyraz hafifçe gülümsedi.
"Evet, eşyalı bir ev. Adam 3 aylık kirayı istedi ben hallettim. Kirası uygun ama ev gayet güzel"
"Söyleseydin atardım kirayı" dedi Mete hafifçe gülümseyerek.
"Önemli değil, taşınmayla uğraşıyordun"
"İban atarsın"
"Gerek yok, takma kafana" Bu davranışı gerçekten çok hoştu.
Bir saat kadar oturduktan sonra kapı çaldı, Levent ve Mira gelmişti. Sarılıp içeri oturduğumuzda abim Mete'yi fark etti. Yüzünde büyük bir gülümseme oluşurken Mete'yla sarıldılar.
"Hoş geldin kardeşim"
"Hoş buldum Levent" Abim Mete'yi çok severdi, beraber büyümüştük zaten. Mira ve Levent'de tanıştığında kahve yapmak üzere mutfağa geçtim. Kahveleri yapıp döndüğümde yüzümde silinmeyen bir gülümseme vardı. Hep bir ağızdan kahkaha attıklarında gülümsemem sırıtmaya dönüştü. Mira ve abim evleniyordu, birkaç gün sonra düğünleri vardı. Herkes mutluydu, huzurluydu. Çok acı çekmiştik şu zamana kadar ama hepsi geride kalmıştı.
"Alin nerede?" Dedi Mira heyecanla.
"Uyuyor, birazdan uyanır" dediğimde hafifçe gülümsedi.
"Ben bir kontrol edeyim" dedi Poyraz ayağa kalkarak.
"Bitanem zaten telsiz var, bir şey olsa duyarız" dedim elinde sıkıca tuttuğu telsize bakarak. Tereddüt etse de başını sallayıp koltuğa oturdu. Herkese kahvelerini verdikten sonra Poyraz ve Mete'nin ortasına oturdum.
"Lalin Devran'ın yanına gidelim diyor mezara. İlker abinin ölüm yılı"
"Gidelim tabi" dedi Levent.
"Aa Devran abi gelmeyecek mi buraya?" Mira Poyraz'a bakarak konuştuğunda Poyraz olumsuzca başını salladı.
"Ne zaman gidecekmiş?"
"Sorayım" Poyraz telefonunu alıp Devran'ı aradı ve kulağına yasladı.
"Alo? Neredesin?"
...
"Ne zaman geçeceksin?"
...
"Bizde geleceğiz, sıkıntı olur mu senin için?"
...
"Ne demek niye lan, kardeşimizi yalnız mı bırakacağız?"
...
"Tamam, görüşürüz" Poyraz telefonu kapattığında meraklı bakışlarımı ona çevirdim.
"Ne diyor?"
"Yarım saate geçecekmiş. Alin uyuyor, nasıl yapalım?"
"Ben evde kalırım" dedi Mete hafifçe gülümseyerek.
"Emin misin?" Dedim Mete'ye dönerek.
"Eminim tabi, bir şey olursa ararım"
"Tamam o zaman, kısa sürede döneriz" Mete başını salladığında kahvemden bir yudum daha aldım.
"Devran abiyi bayadır görmüyorum, nasıl?" Dedi Mira. Yüzüm düşerken Mira'ya döndüm.
"Daha iyi gibi görünüyor. Yalnız olmaması için elimizden geleni yapıyoruz. Sürekli işle uğraşıyor zaten, kendini işe verdi"
"Arkadaşı var mı?"
"Okan diye arkadaşı vardı, aralarında ne oldu bilmiyorum" dediğimde hafifçe başını salladı.
Hepimiz Devran'a çok değer veriyorduk ve elimizden geldiğince acısını paylaşmaya çalışıyorduk. Çok şey yaşamıştı şu zamana kadar, bu hayattaki tek varlığını seneler önce kaybetmişti ve onun acısını unutamıyordu. Unutamazdı zaten, kardeş acısıydı bu... Devran'ın içini yakan şey abisinin onun yüzünden olduğunu düşünmesiydi. O gün bizi bırakma sebebi de buydu aslında, kendini suçluyordu...
Çok düşünceli bir adamdı o, kalbi çok temizdi. Kötü işlerle uğraşmış olabilirdi ama tek sebebi abisinin ölümünün boşa çıkmaması içindi. Ölümünden sorumlu olan herkesi cezalandırmak istiyordu, kendi de dahil...
Düşüncelerimi bir kenara atıp ayağa kalktım, bugün onun yanında olmamız gerekiyordu. Geçen sene onu tanımıyorduk ama artık yanındaydık. Hep beraber toparlanıp montlarımızı üzerimize geçirdik, hava gerçekten çok soğuktu ve kar yağıyordu.
"Mete tekrar teşekkür ederim, hemen döneceğiz" dedim ve sımsıkı sarıldım.
"Acele etmenize gerek yok" diye hafifçe gülümsediğinde ben de gülümsedim. Ben, Poyraz, abim ve Mira evden çıkıp arabaya bindik ve mezarlığın yolunu tuttuk.
Mezarlık her zaman beni geriyordu. Çok büyük acılar vardı orada, boy boy mezarlar... Herkes bir parçasını bırakıyordu, ruhundan bir parça.
Yarım saatin sonunda mezarlıktaydık. Devran'ın arabasından başka hiç araba yoktu. Saat gece yarısına geliyordu ve zifiri karanlıktı, lapa lapa kar yağıyordu. Arabadan inip mezara girdik. Poyraz'ın elini daha sıkı sarıp çocuk mezarlarına bakmamaya çalıştım.
Minicik, küçücük mezarlara... Ben de bir anneydim ve Alin'i kaybetmeyi düşünemiyordum bile. Bir anne evlat acısını nasıl kaldırabilirdi? Ne denirdi o anneye, ne dense geçerdi yüreğinde ki yangın?
Mezarlıkta kimse yoktu, İlker abinin mezarının nerede olduğunu bilmiyorduk. Yol boyunca yürüdüğümüzde gözüme biri takıldı. Sırtı dönüktü ama Devran olmalıydı. Poyraz'a adamı gösterdiğimde başıyla onayladı ve oraya ilerledik. Levent ve Mira arkamızdan el ele geliyorlardı.
Mezarın yanınıza gittiğimizde Devran omzunun arkasından kızarmış gözleriyle bize baktı. Anında gözlerim dolarken Poyraz'ın elini sıkıca kavradım. Poyraz bir elini Devran'ın omzuna koyup sıktığında Devran Poyraz'ın elini tutup sıktı ve başını salladı.
"Başın sağ olsun tekrardan kardeşim" Devran tekrar önüne döndü ve bir sigara yaktı. Ciğerlerine çektiği dumanın içindeki acıyı alıp gökyüzüne karışmasını diledim.
Kar şiddetini arttırmıştı, montumun üzerinde ince bir tabaka oluşturmuştu. Devran mezar taşında oturuyor, yaşlı gözlerle mezarı izliyordu.
"Abim... 15 yıl oldu sen benden gideli. Hala ilk günki gibi yanıyor yüreğim" diye fısıldadı çatlak sesiyle.
"Sen ölmeseydin abim, ben ölseydim senin yerine... Hiç hak etmedin ölümü sen, hiç..." Dedi ve ıslak dudaklarıyla sigarasından bir nefes daha çekti.
"Toparlanıyorum ama, üzülme sen. Arkadaşlarım var artık yanımda, beni yalnız bırakmıyorlar" dediğinde dudaklarımda ufak bir gülümseme belirdi.
"Abi seni çok özlüyorum!" Dedi bir anda ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Devran'ın bu hali içimi yakarken göz yaşlarımı tutamadım, ağlamaya başladım. Poyraz gözleri dolu bir şekilde Devran'ı izlerken elimi bıraktı ve yanına gidip kolunu tuttu. Devran ayağa kalktığında Poyraz hızla sarıldı ona. Devran başını bir çocuk gibi Poyraz'ın göğüsüne yasladı.
"Neden Poyraz? Neden abim! Olmuyor, yaşamıyorum ben böyle... Alsın canımı Allah, dayanamıyorum geçmiyor acısı! Neden kimsesizim ben, neden anam babam yok benim" Poyraz'ın gözlerinden yaşlar süzülürken daha sıkı sarıldı.
"Biz yanındayız kardeşim, biz yanındayız... Aileniz biz senin, abinin yerini tutamayız biliyorum ama her zaman yanındayız" Ağlamam şiddetlenirken elimle ağzımı kapattım.
Küçük bir çocuğun ruhunu taşıyordu Devran. Abisinin ölümünü kabul edemeyen bir çocuğun ruhu... Kalbinde bir boşluk vardı ve hiçbir şey dolduramıyordu o boşluğu. Ne arkadaşlık, ne aşk...
"Toparlan hadi, İlker abi için toparlan"
"Üzülür değil mi?" Dedi geri çekilerek. Poyraz buruk bir gülümsemeyle ona baktığında Devran göz yaşlarını sildi ve mezara dönüp ellerini açtı. Mira ve abim mezara yaklaştığında hep beraber dua ettik.
"Devran abi, daha iyi misin?" Dedi Mira masum sesiyle.
"İyiyim fındık faresi, merak etme" dedi Devran hafifçe gülümseyerek.
"Hadi bize gidelim, oturur sohbet ederiz"
"Ben gelmiyim Lalin, eve gideyim" dediğinde Poyraz elini Devran'ın omzuna koydu.
"Yok öyle şey, bugün seni yalnız bırakamayız. İtiraz istemiyorum, geliyorsun" dediğinde Devran pes ederek başını salladı.
Yarım saatin sonunda evdeydik. Alin uyanmıştı, Mete'de onu kucaklamış salonda geziyordu.
"Biz geldik, çok ağladı mı?" Dedim salona geçerken.
"Hayır, sesi bile çıkmadı" dediğinde gülümseyip Alin'i aldım. Devran her zamanki gibi hızlı adımlarla içeri girmiş, Alin'i görmek için yanıma gelmişti.
"Nasılmış minik prenses?" Dedi ve kocaman gülümseyerek Alin'i kucakladı. Devran'a iyi gelen şeylerden biri de Alin'i sevmekti. Hatta tek iyi gelen şey... Hala o gün için benden özür diliyordu.
Devran Alin'i severken Mete'ye baktı.
"Hoş geldin, Devran ben" dedi elini uzatırken.
"Hoş buldum, Mete" dedi gülümseyerek. Koltuklara oturduğumuzda kimseden çıt çıkmıyordu. Mezarlıktan sonra hepimiz düşüncelere dalmıştık ve etkisinden çıkmamız zor olmuştu. Ortamda ki sessizliği bozan şey Alin'in kahkahasıydı. Bakışlarımı Alin'e çevirdiğimde Devran'ın onu gıdıkladığını gördüm. Yüzümde büyük bir gülümseme yayılırken başımı Poyraz'ın göğüsüne yasladım. Bu hayatta en sevdiklerim yanımdaydı, şu an o kadar mutlu ve huzurluydum ki...
Alin'in kahkahası salonu doldururken bir anda hepimiz kahkaha atmaya başladık. Birbirlerimizin gözlerine bakarken bu zamana kadar yaşadığımız şeyler bir bir aklımdan geçiyordu.
Devran abisini kaybetmişti.
Poyraz ve ben zorla evlendirilmiş, zor günler yaşamıştık.
Abim ve Mira bebeklerini kaybetmişlerdi, onların yaptığı bir hata bizim evliliğimizle sonuçlanmıştı.
Mete ise... Mete işte!
Zor günler geçirmiştik ama sonunda mutluyduk, beraberdik.
Biz kocaman bir aileydik ve ne olursa olsun bu aile sonsuza dek bir arada kalacaktı, çünkü aramızda ki bağı hiç kimsenin koparmaya gücü yetmezdi.