Her şeyin başladığı o ilk an...
...Başarısızlıklarla dolu bir hayat... Her ne kadar - bazılarına göre- henüz yolun başında olsamda doğru düzgün hiçbir şeye sahip olmayan biri için durum böyleydi. Ve en büyük korkumsa bunun böyle devam etmesiydi... Ya hep böyle kalırsam..?
" Yazgı.!? Daha ekmek almaya gitmedin mi.!?"
Hızla siyah kapşonlu ceketimi üzerime geçirip koşar adımlarla çıkış kapısına yöneldim.
" Çıktım anne..!"
Bir zamanlar -bundan bir yıl önce- ilk aldığımda bembeyaz olan kahverengiye çalan ayakkabılarımı ayaklarıma geçirip mavi renkli kapıyı açıp bedenimi dışarı attım. Hızlı adımlarla yokuş aşağı yürürken bir yandan da yüzüme yüzüme vuran rüzgardan yüzümü korumak için elimi yüzüme siper ettim.
" Hey..! Titrek kız..!"
İrice açtığım gözlerimi yoldan ayırmadan yürümeye devam ettim. Ancak çok geçmeden önüm kesildi. Olduğum yerde durup gözlerimi yerden kaldırmadan titreyen ellerimi yumruk haline getirdim.
Ezgi... Mahallenin serseri kızı... Ve benim karabasanlarımdan biri... Beni omzumdan geriye doğru itip alaylı bir şekilde " Sağır mı oldun kızım.!? Niye sana seslendiğimde duymazdan geldin beni..? "
Derince yutkunup dolan gözlerimi yerden kaldırmadan titreyen dudaklarımı araladım.
" Ben...B-ben..."
Gurubunun diğer üyeleri Saime ve Rojda kekelemem üzerine birbirlerine bakıp gülmeye başladılar. Derince yutkunup alt dudağımı ısırdım. Ezgi bir yandan gülerken bir yandan da uzanıp çenemi sertçe yukarı kaldırdı. Canım yanmıştı...
Gözlerime delici mavi gözleriyle bakıp küçümsercesine konuştu.
" Ah, tamam anladım... Fırına ekmek almaya gidiyorsun... Zaten başka nereye gidebilirsin ki..! Okula mı.!? Başında o abi varken zor güzelim..!" diyip gurubuyla birlikte gülmeye devam etti. Sol gözümden tüm çabalarıma rağmen bir damla yaş süzülürken içimde meydana gelen aciz duygularımla öylece sessizce onları izledim. O kadar zavallıydım ki... Bunu ailem dahil herkes biliyordu... Ve hatırlatmaktan de geri durmuyorlardı...
Bedenim ağlamamak için kendimi zorladığımdan zangır zangır titriyordu. Bana küçümseyici bakışlar atan üçlü gözüme o kadar dev gibi görünmüştü ki... Korkuyordum...
Beni omuzumdan tutup ileriye doğru savurdu Ezgi. Ve bunu yaparken hiç zorlanmadı...
" Hadi hadi git... Daha fazla titreme karşımda... Zavallı... 'Ezik' kelimesini duyunca aklıma direkt sen geliyorsun... Ben de neden diye merak ediyordum meğer böceğe benziyormuşsun ondan..!"
Kahkahaları kulaklarımda çınlarken daha fazla dayanamayıp acımasızca ısırdığım dudaklarımı serbest bıraktım. Hıçkıra hıçkıra ağlarken rüzgarın acımasızca yüzüme yüzüme vuruşu artık umrumda değildi. Başım ağrımaya başlamıştı... Ama önemli değildi... Önemli değildim...
*
Tavandaki kahverengi lekeler hayatımın her yerinde vardı... Bu rutubet kokusu belki bazılarına göre çok rahatsız edici olabilirdi ancak ben bunu umursamıyordum. Benim tek bir isteğim vardı... Huzur...
Hayatımda bir kez olsun bunu tatmak istiyordum doyasıya... Acaba sonunda ne gibi bir kötü olay ile karşılaşacağım diye korkmadan...
Çok fazla dizi izlerim ben... Çünkü yapabilecek hiçbir şeyim yok... Bir arkadaşım... Bir okulum... Bir ailem...
Özellikle de güçlü kadın karakterlerin olduğu dizileri izlemeyi çok severim... Ve kendimi hep onların yerinde hayal ederim... Belki çocukça ya da aptalca ama durum böyle...
Ben aslında var olan ama yok sayılan o çok sayıda insandan sadece biriyim... Bu çevre, bu aile, bu oda ve şu an üzerinde yattığım yatak... Benim hayatım bu... Hiç kendime ait bir şeyim olmamıştı... Hep onun bunun verdiği , giymediği, kullanmadığı ne varsa onları giymiş, kullanmıştım. Elimdeki kırık telefon ablamın eski telefonuydu. Üzerimdekiler yine ablamındı... Ablam benden daha mı iyi durumdaydı...Hayır...
Belki benden daha da kötü şeyler yaşamıştı... Onu seviyor, anlıyor ve onun için üzülüyorum... Mutlu olmasını çok istiyorum... Bunu hak ediyor...
Odanın kapısı çalınmadan hızla açılınca korkuyla irkilerek uzandığım yataktan kalktım. Ağabeyim kaşları çatık bir şekilde eli kapı kolunda gözlerini odanın içinde gezdirip en sonunda bende durdu.
" Yengen o yüklü haliyle bulaşık yıkarken sen burada yatmış keyif mi çatıyorsun.!?"
Korkuyla gözlerimi kırpıştırıp titreyen bacaklarımı birbirine yapıştırdım.
" Ben... Biraz rahatsızım ağabey... Annem ben yıkarım demişti-"
" Rahatsız mısın.!? Ne b*k yedinde rahatsızsın.!? Çık dışarı o bulaşıkları yıka sana bir çarparım bir de duvar çarpar..!"
Dolan gözlerimi kırpıştırıp alt dudağımı ısırdım. Usulca başımı sallayıp terliklerimi ayağıma geçirdim. Korkuyla titreyerek yanından geçtiğim sırada kafama sertçe vurmasıyla yalpalayıp omzumu kapıya sertçe çarptım. Canım çok yanmıştı ama korkumdan sesimi çıkaramamıştım. Gözlerimden akan yaşları hızlıca silip mutfağa yöneldim. Başımı kaldırdığım sırada kapıya yaslanmış gözlerinden adeta taşan zevkle beni izleyen yengemi gördüm. Eli kocaman karnının üstünde bana küçümseyerek bakıyordu. Yerin dibi dedikleri yer benim için çok da yabancı bir yer değildi... Her gün oradaydım...
Sesli bir şekilde burnumu çekip elimin tersiyle göz yaşlarımı silerek yanından geçip mutfağa girdim. Yaslandığı kapıdan uzaklaşıp arkamdan mutfağa girdi. Kahvaltı masasını toplamaya başladığım sırada bir sandalye çekip oturdu. Bomboş olan kahvaltı tabaklarında gözlerini gezdirip tabakta son bir tane kalmış zeytini alıp ağzına attı.
Ona hiç bakmadan bulaşıkları tezgaha koydum.
" Önce kahvaltı yap..."
Tabakları hızlıca topladığım sırada söylemişti bunu. O an durup gözlerimi boş tabaklarda gezdirdim. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya isteğime rağmen derince yutkunup tabakları toplamaya devam ettim.
" Aç değilim..."
Çaydanlıktaki sıcak suyu önümdeki leğene boşaltıp bulaşıkları yıkamaya koyulmuştum ki ayaklarını diğer bir sandalyeye uzatıp işaret parmağı ile başımın üzerindeki rafı gösterdi.
" Orada yemişlerim var... Onları bana versene... Belim ağrıyor hiç kalkamayacağım..."
Hiçbir şey söylemeden usulca başımı sallayıp raftan yemiş pakedini alıp arkamı döndüm. Paketi önüne bırakıp bulaşıkları yıkamaya döneceğim sırada yemişleri ağzına atıp " Ah, ah... Sizde de hiç akıl yok..." dedi. Onu umursamayıp bulaşıkların başına geçtim.
" Ben sizin yerinizde olsam bir dakika durmazdım bu evde... Her yer kokuşmuş... Bir de üstüne eziyet... VALLAHi bulur birini kaçardım... Ben size diyorum diyorum dinletemiyorum..."
Onu dinlemeye katlanamıyordum. Alt dudağımı kanatacak derecede ısırıyordum sırf karşısında ağlayıp o zevki bu kadına yaşatmamak için. Hızlı hızlı bulaşıkları yıkamaya çalışıyordum. Başım dönüyor üstelik şiddetli bir şekilde ağrıyordu da. Bunu umursayacak durumda değildim. Yalnızca bir an önce bu bulaşıkları bitirip kimsenin olmadığı bir yere gidip hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum.
" Yazgı..!"
Hızla burnumu çekip arkamı döndüm.
" Efendim anne..?"
Mutfak kapısında durmuş yengeme ters ters bakan annem " Sabahtan beri zır zır çalıyor telefonun git bak hangi densiz arıyor... Bir halta yaramıyorsunuz bari rahatsız da etmeyin..!" dedi.
Belki kızgınlığı bana değildi ama yengeme ağabeyimin korkusundan bir şey diyemeyip hırsını benden ve ablamdan alması çok can yakıcıydı. Bir şey demeden usulca başımı sallayıp ellerimi durulayıp mutfaktan çıktım. Yatağın üzerindeki telefonu elime aldım. Ablam arıyordu. Hafifçe tebessüm edip telefonu cevapladım.
" Efendim abla..?"
" Sana bana abla deme demedim mi..? Üfff, her neyse..! Evde çok önemli bir dosya unutmuşum... Hayat memat meselesi... Mavi kaplı... Üzerinde KARAHAN Holding yazıyor zaten... Onu hemen al ve taksiye atlayıp bizim şirkete gel...Ben öderim taksi ücretini..."
O görmese de usulca başımı sallayıp gözüme çarpan dosyaya uzandım.
" Buldum dosyayı... Ama Burcu nasıl geleceğim..? Ağabeyim evde... Ya kızarsa..?"
" Başlayayım senin ağabeyine..! Sen hazırlan ben ararım o iti..."
" Tamam...Hemen geliyorum..."
diyip telefonu kapatıyordum ki " Bana bak..! Benim dolabımdan düzgün bir şeyler giyin... Öyle saćma sapan geleyim deme..."
diye bağırdı. Dudaklarımı aralamıştım ki telefon suratıma kapandı. Gözlerimi yumup telefonu kulağımdan çekip yatağın üzerine attım. Gözlerimden yaşlar süzülürken bir yandan da tekrar azar işitmemek için ablamın dolabına yöneldim. İkimizin eşyaları aynı yerde değildi. O çok büyük bir holdingte danışmandı. Kıyafetleri holdingin çalışanları için sağladığı kıyafet çekleri sayesinde oldukça güzeldi. Benimkiler yanında absürt kaçtığından ben farklı bir dolap kullanıyordum. Babam henüz hayattayken ablamı üniversiteye göndermişti. Ağabeyim çok karşı çıkmıştı ancak babam izin vermemişti engel olmasına. O öldükten sonra ağabeyim sözde ailenin başı olmuştu. Ve ablam eve para getirsin diye onun çalışmasına izin verip beni de liseden sonra okula göndermemişti. En büyük yaramdı bu benim. Ablam adına seviniyordum. En azından onun bir şansı geç de olsa özgüveni vardı... Ben bunların hiçbirine sahip değildim... Ve olamayacaktım da...
*
Üzerimdeki kazağı biraz daha aşağı doğru çekiştirip üzerime ablamın siyah montunu geçirdim. Saçlarımı tepeden toplayıp yanlardan ufak tutamlar bırakmıştım. Aynadan üzerimi son kez kontrol edip yatağın üzerinde ki sırt çantamı ve ablamın dosyasını alıp odadan çıktım. Koridora çıkar çıkmaz Turgut ağabeyimle karşılaşmıştım. Oturma odasından çıkmıştı. Gözlerine korkuyla bakıp " A-ağabey-" demiştim ki işaret parmağını bana doğru sallayıp üzerime doğru yürüdü.
" Hemen dosyayı verip gel... Orda burda sürttüğünü görürsem... Sen ne yapacağımı çok iyi biliyorsun..!"
Hızla başımı sallayıp annemin odasına girdim.
Seccadesini katlıyordu. Doğrulunca beni fark etti. Üzerimi inceleyip kaşlarını çattı.
" Nereye böyle..?"
" Anne ablam evde dosyasını unutmuş... Turgut ağabeyimin haberi var... Hemen verip geleceğim... Bulaşıklar bitti... Gelince yemeğe yardım ederim... Dışardan istediğin bir şey var mı..?"
Söylenerek seccadesini yatağa bırakıp " Kendisini de unutsaydı ya o işe yaramaz..! Git hadi git... Oyalanma orda burda... İyice hasta olup başıma iş açma..."
Derince yutkunup usulca başımı salladım.
" Açmam anne merak etme..."
Hızla arkamı dönüp dış kapıya yöneldim. Bir an önce bu evden çıkmak istiyordum. Kalbim, ruhum daralıyordu bu evde... Ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırıp montun kapşonunu kafama geçirdim. Ellerimi cebime koyup hızlı adımlarla yokuş aşağı inmeye başladım. Bir on dakka sonra caddeye çıkmıştım. Yol kenarında durup gözlerimi yola diktim. Çok geçmeden bir boş taksi görünmüştü. Elimi kaldırıp durmasını sağladım. Hızlı hareketlerle taksiye binip aynadan göz göze geldiğim amcaya " KARAHAN HOLDİNG'e amca..." diyip başını sallaması üzerine arkama yaslandım. Taksi hareket ederken gözlerim akıp giden yolda bomboş zihnimle öylece durdum.
Aradan yirmi dakika gibi bir süre geçmişti. Nihayet holdinge varabilmiştik. Daha önce ablamla dışarı çıktığımızda uzaktan görmüştüm ama içine girmek nasip olmamıştı. Başımı kaldırıp kaç kat olduğunu saymak istedim ancak boynum tutuldu resmen. En son bunu yapmaktan vazgeçip cebimden telefonumu çıkardım.
" Alo... Abla geldim ben şirketin önündeyim..."
Nefes nefese " Tamam... Yazgı ben toplantı odasını hazırlıyorum aşağıyı aradım geliceğinden haberleri var... Asansöre bin 22. kata gel... Acele et beş dakikaya toplantı başlayacak..."
" Toplantı mı..?" diye sormuştum ki telefon suratıma kapandı. Elimdeki telefona şaşkınlıkla bakıp kaşlarımı çattım.
" Danışmanlar toplantıya giriyor mu ki..?" bu işten hiçbir şey anlamamıştım. Gözlerimi girişe çevirdim. Kapıları şu dönen kapılardan var ya onlardandı. İçime derin bir nefes çekip ürkek adımlarla oraya yöneldim. Dönen kapılardan geçip tam karşıda olan güvenliğe yöneldim. Tatlı bir amca ve birkaç tane genç güvenlikte duruyordu. Amca beni görünce hafifçe tebessüm ederek bana doğru bir kaç adım attı. Olduğum yerde durup sırt çantamın kollarını sıktım.
" Hoşgeldin kızım... Kime bakmıştın..?"
Hafifçe tebessüm edip " Amca benim ablam burada çalışıyor da... Evde dosya unutmuş onu getirdim..."
Hafifçe başını sallayıp " Ha, sen Burcu Hanım'ın kardeşi olmalısın... Gel bakalım..." diyip önden yürümeye başladı.
Usulca başımı sallayıp onu takip ettim. Turnikelere bir kart bastırıp geçmem için elini uzattı. Gülümseyip " Teşekkürler..." diyerek yürümeye başlamıştım ki " kaçıncı kata gideceğini biliyor musun..?" diye sordu arkamdan. Hafifçe arkamı dönüp gülümsedim.
" Evet... Teşekkür ederim..."
Başını sallayınca gözüme çarpan asansörlere yöneldim.
Yürürken hayranlıkla etrafa bakmaktan kendimi alamıyordum. Asansör çağırma düğmesine basıp gözlerimi asansörün kaçıncı katta olduğunu gösteren ekrana diktim. 2. kattaydı. Neyseki çok fazla beklememe gerek kalmadan gelmişti. İki yana doğru açılan kapılardan içeri girip 22. kata bastım. Asansör kat kat çıkarken insanlar biniyor iniyordu . Nihayet 22. kata çıktığında kapılar iki yana doğru açıldı ve ben hayatımın şokunu yaşadım. Gözlerim irice açılmış tam karşımdaki adama bakıyordu. Üzeri çıplaktı bana arkası dönük bir şekilde duruyordu. Gözlerim şaşkınlıkla etrafta dolaştı. Nasıl olur.!? Burası adeta bir evdi...
" Kahvemi uzat..."
Şoke olmuş bir şekilde etrafa baktığım sırada söyledikleriyle irkilip öylece ona baktım. Elini arkaya doğru uzatınca gözlerimi etrafta gezdirdim. Kahve..?
Gözlerim kahverengi masanın üzerinde duran kahve fincanına çarpınca titrek adımlarla oraya yöneldim. Titreyen ellerimle fincanı kavrayıp başım önde adama doğru yürümeye başladım.
Aramızda iki adım mesafe kala daha fazla yaklaşmayıp fincanı havadaki eline doğru uzattım. Ancak kavrayamadan kahve siyah kumaş pantolonuna dökülüverdi. Korkuyla çığlık atıp gözlerimi bir adamın pantolonuna bir yerdeki kırık fincana çevirip ellerimi ağzıma bastırdım.
" Bu ne.!? Kahretsin..! Sen ne yapıyorsun.!?"
" Ben...Ben çok özür dilerim..!"
Telaşla irice açtığım gözlerimle hızla yere eğilip fincanı toplamaya çalıştım ancak aklıma kahvenin adamın üzerine döküldüğü gelince hızla tekrar ayağa kalkıp ne yapacağımı bilemeyerek elimi kahvenin döküldüğü yere uzattım. Ancak daha elim üzerine değmeden elimi bileğimden kavrayıp beni durdurdu. Korkuyla derince yutkunup dolan gözlerimi yüzüne çevirdim.
" Ben...B-ben... Özür... Çok özür dilerim... İstemeden oldu..."
Korkuyla gözlerine bakıyor bir tepki vermesini bekliyordum ancak o öylece durmuş gözlerime bakıyordu.
Korkudan artık titremeye başlamıştım. Ya bana vurursa..?
Dişlerimi alt dudağıma geçirip akmak için fırsat kollayan yaşlarımı durdurmaya çalıştım ancak yine her zamanki gibi başarısız oldum. O koyu girdap gibi gözleriyle bana bakarken birdenbire ağlamaya başladım.
" Ben... Ben... Bilerek yapmadım... Yemin ederim... Siz kahve isteyince... Özür... Özür dilerim..."
Titreyerek hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Öfkeyle bakan gözleri adını koyamadığım bir ifadeye bürünmüştü. Tuhaf bakışları göz yaşlarımda dolanırken elini kaldırıp yüzüme doğru uzattı.
Korkuyla eline bakıp hızla kolumu yüzüme siper ettim. Gözlerimi sımsıkı yummuş darbesini bekliyordum. Beklediğim darbe gelmeyince kolumu usulca yüzümden çektim. Eli havada öylece kalmıştı. Islak yeşillerimi gözlerine çevirdim. Bana kaşları çatık bir şekilde anlamayarak bakıyordu. Başımı yere eğip derin derin nefesler aldım.
" Sen... Kimsin..?"
Sert boğuk sesiyle sorduğu soruyla başımı yerden kaldırmadan " Ben... Buraya yanlışlıkla geldim... Ablamı arıyorum... Kusura bakmayın..." diyip bir şey demesine izin vermeden hızla hala kavradığı bileğimi elinden çekip arkamı dönüp koşarak asansörlere doğru gittim. Asansör çağırma düğmesine kaç kere bastım bilmiyorum ancak bir türlü gelmiyordu. Gözlerim ekranı buldu. Ne.!? 0 mı..?
Başımı çevirip etrafta merdiven varmı diye bakındığım sırada arkamdan bir kol uzanıp elimi düğmeden çekti. Korkuyla arkamı dönüp sırtımı adeta duvara yapıştırdım. İrice açtığım gözlerimle benden bir hayli uzun adamın gözlerine bakıyordum. Gözleri gözlerimde asansör düğmesine bastı.
" O kadar çok basarsan bana masraf çıkartırsın..."
Başımı önüme eğip fısıltıdan farksız bir ses tonuyla " Özür dilerim..." dedim. İçine sesli bir soluk çekip " Bu kadar ürkek olma... Korkuyorsan bile belli etme... Yoksa daha çok üzerine gelirler..." dedi. Başımı kaldırıp tuhaf bir ifadeyle beni izleyen gözlerine baktım şaşkınlıkla. Bir süre gözlerime bakıp ardından başıyla arkamı işaret etti.
" Git hadi..."
Başımı çevirip asansöre baktım gelmişti. Kapılar iki yana doğru açılırken içeri doğru usulca yürümeye başladım. Ancak beni ele geçiren dürtü ile başımı çevirip omzumun üzerinden tekrar ona baktım.
Elleri cebinde hala bana bakıyordu. Gözlerim ıslak pantolonuna ve hafifçe kızaran tenine kaydı. Neden bilmiyorum ancak içim burkulmuştu. Vicdan azabıyla tekrar gözlerine baktım. Kapılar kapanmadan hemen önce " Özür dilerim..." diyebildim.
Sırtımı asansörün duvarına yaslayıp başımı tavana doğru kaldırdım. Elim gümbür gümbür atan kalbimin üzerindeydi. O kadar şiddetli çarpıyordu ki bu beni korkutmuştu. Elimi daha çok bastırdım. Bu neydi şimdi..? Bu kadar çok mu korkmuştum o adamdan..?
Kaşlarım çatık öylece düşündüğüm sırada asansör durdu ve kapılar iki yana doğru açıldı.
Ablam telaşla asansöre bindiği sırada göz göze gelmiştik. Beni kolumdan tutup hızla dışarı çekti. Gözlerime öfkeyle bakıp " Neredesin sen Allah aşkına.!? Toplantı başladı gerizekalı..!"
Öylece kalakalmıştım. Bu onu daha da öfkelendirmişti. Gözlerini tavana kaldırıp eliyle anlına vurdu. Dişlerini öfkeyle gıcırdatıp birdenbire bağırdı " Dosya nerde.!?"
Titreyerek kendime gelip çantamı omzumdan çıkardım. Dosyayı titreyen ellerimle zorlukla çıkarıp ona uzatmıştım ki elimden hırsla alıp bir şey dememe izin vermeden koşar adımlarla uzaklaştı. Dolan gözlerimi etrafta gezdirdim bir iki kişi durmuş bana bakıyordu. Derince yutkunup hızla gözlerimi kaçırdım. Çantamın fermuarını kapatıp tekrar asansör düğmesine bastım. Neyseki bu defa kapılar hemen açılmıştı. Kendimi hızla içine atıp zemin katın düğmesine bastım. Kapılar kapanırken tutamadığım yaşlar tekrar dökülmeye başlamıştı.
Gözlerim asansörün aynasına takıldı. Omuzlarım çökük gözlerim her zaman ki gibi kızarıktı... Ve göz bebeklerimde aynı yorgun ve kırılgan bakış vardı...
Ben yine bendim işte...
Var...Ama yok...