4. BÖLÜM

3224 Kelimeler
Karnımda hissettiğim acıyla gözlerimi aralamaya çalıştım. Gözlerimi rahatsız eden beyaz ışıktan korunmak adına elimi yüzüme getirmek istedim ama bunu yapamadım. Elimi tutan el elimin hareket etmesine izin vermiyordu. “Dur abim.” Abimin sesini duyunca yaşadığım o an gözlerimin önüne sırayla gelmeye başladı. Ne olmuştu kim bilir? O insanlar tutuklandı mı, yoksa abimle Poyraz adamları dövüp komalık mı yaptı öğrenmek istiyordum. Konuşmak için dudaklarımı araladığımda boğazımda hissettiğim kurulukla konuşamadım. “Uyandı mı?” Ve işte sevdiğim adamın sesi… “Yeni yeni kendine geliyor, annemler yediler mi yemek?” “Hepsi yemeklerini yedi, Ömer biraz hava alsınlar diye dışarı çıkardı onları.” Ne zamandır uyuyordum ben hiçbir fikrim yok. Başım kazan gibiydi. Konuşmak istiyorum konuşamıyordum. Yanımda sessiz konuşan iki adama cevap verememek ne kadar zormuş. Allah’ım sesimi geri ver bana. “Zeynep, bizi duyuyor musun?” Duyuyorum Poyraz demeyi ne kadar çok isterdim. Büyük bir ihtimal ilaçların etkisiyle konuşamıyordum. “Sessiz olalım da biraz daha uyusun.” “İki gündür uyuyor, biliyorsun değil mi uyanınca anamızı ağlatacak.” Çatmak istediğim kaşlarımı çatamama acısını yaşarken hakkımda konuşan abime bunun hesabını uyanınca soracaktım. “Sorun değil, o uyansın yeter ki.” Sevdiğim adam ne güzelde konuşuyor. Elimi tutup durmadan öpen abimin elinin arasından elimi almayı da çok isterdim. Poyraz gelip tutsun, ara sırada öpsün. O benim çok konuşmamdan rahatsız olmuyordu. “Ben lavaboya gidiyorum sen durursun burada değil mi?” “Dururum kardeşim, sen git.” Abim alnımı öpüp geri çekildiğinde yanı başıma gelen sevdiğim adamın kokusu ulaştı içime. “Zeynep’im, hadi aç gözlerini. Susuyor olman canımı fazlasıyla sıkıyor.” Ah Poyraz’ım, beni bir sen seviyorsun başka kimse sevmiyor. Dudaklarımın üzerinde dudaklarını hissedince düşünme yetimi kaybettim. Adam ilk öpücüğümü uyurken aldı ya. Allah seni ne yapmasın Poyraz, uyuyan sevgilinden resmen faydalandın, ilk öpücüğümüz tutkulu olacaktı. Ben sana karşılık verip o anı ölümsüzleştirecektik. Ben bu öpüşten hiçbir şey anlamadım. Dudaklarını geri çekip parmağını dudağımın üzerinde dolaştırdı. Parmağını çek dudaklarınla öp beni. Ne diyorum ben ya, kesinlikle narkoz yan etki yaptı ben de. “Zeynep, şu an beni duyup hissettiğini biliyorum. Seni öptüğüm için özür dilemeyeceğim, iki gündür beni korkuttuğun için bunun acısını senden çıkaracağım. Bu bir, ikinci öpücük daha tutkulu olacak.” Şu an gözlerimi açamıyor oluşum en berbat durumdu. Gözlerinin içine bakıp ne hissettiğini anlamıyordum. Tamam, ses tonu çok güzel geliyordu ama bilincim tam kavrayamıyordu. Uyuya kaldığımda gözlerimi hava kararmışken açtım. Odanın içi hafif aydınlık, annem koltuğun üzerinde uyuyordu. Odada ondan başka kimse yoktu. Yutkunup, “Anne,” diye seslendim. Oldukça kısık sesle konuşmama rağmen sesimi duymuş hemen koltuktan kalkmıştı. Bir anda kalktığı için sanırım başı dönmüş olacak ki iki dakika olduğu yerde kaldı. “Yavaş annem.” “Zeynep’im, güzel kızım. İyi misin annem?” Elini tutup, “İyiyim annem,” dedim kuruyan dudaklarımı dilimle ıslatarak. “Bana su verebilir misin anne?” “Veririm kızım.” Yatağın yanında duran komodinin üzerinden pet şişeyi eline alıp bardağı su doldurdu. Suyu dikkat ederek bana içirdiğinde kurumuş ciğerlerim rahatladı. “Ben hemşireyi çağırayım kızım.” “Tamam anne.” Başımı yastığın üzerine bırakıp aralık olan kapıya baktım. Hava karardığı için sanırım herkes eve gitmişti. Poyraz’da yoktu, keşke burada olsaydı. Annem odaya tekrar döndüğünde tebessüm edip elimi uzattım. Gözü yaşlı, “Ah Zeynep’im,” dedi içini çekerek. “O kadar korktum ki sana bir şey olacak diye. Şu iki günde ölmeden mezara girdim.” “İyiyim anne, sadece karnım biraz acıyor.” “Ameliyat oldun kızım. Bıçak saplandı karnına, kolay mı?” “O adamlara ne oldu?” “Seni bıçaklayan adam tutuklandı diğerleri para cezası aldı.” “Sevgi biliyor mu bu olanları?” “Hayır kızım, kimse söylemedi. Eğer söyleseydik kendini suçlardı.” “Çok iyi etmişsiniz anne, bu olanları duyunca Kemal’den ayrılırdı.” “Aman Allah korusun.” Odaya hemşire girdiğinde annem geri çekildi. “Nasılsınız?” “Biraz ağrım var.” “Serumunuza ağrı kesici yaptım. Sonda takılı onu çıkaracağım, biraz zaman geçtikten sonra sizinle yürüyüş yapacağız.” Gözlerimi kapatıp açtım. Bu prosedürü bildiğim için hemşireye yardımcı olup kolaylıkla işini yapmasını sağladım. Kıyafetlerimi üzerime giyince kendimi daha rahat hissediyordum. Hemşire odadan çıkarken annem kapıyı kapatıp yanıma geldi. “Zeynep, sen bir daha narkoz alma kızım.” “Ne oldu anne?” “Yavrum sürekli Poyraz öp beni diyordun, biri duyacak diye aklım çıktı yemin ederim. Ağzını kapatmaya çalışıyorum bu sefer de nefesin kesilir diye korkuyordum. Allah’tan kimse yoktu da duymadılar.” Gözlerim kocaman olmuş halde annemi dinlerken açık olan ağzımı zorla kapadım. “Aramızda bir şey yok diyorsun ama öp beni Poyraz demekten geri durmuyorsun.” Nasıl ya, Poyraz beni gerçekten öpmemiş miydi? Ama ben onun dudaklarını hissettim. Sıcacık dudaklarını dudaklarımın üzerinde gezdirdi. Hayal mi gördüm yoksa of ya. O kadar heyecanlanmıştım. Yüzümü inceleyen anneme, “Hatırlamıyorum,” deyip kurtulmaya çalıştım. “Nerede bizimkiler?” “Yengenin ağrısı vardı abin onu alıp eve gitti. Kız iki gündür sandalye köşelerinde bekledi seni. Abinde daha fazla dayanamayıp alıp götürdü. Baban ve komşular akşamüzeri gittiler.” Poyraz nerede diyen iç sesime hak verip annemin gözlerine bakmaya devam ettim. Kıvrandığımı gördüğü halde söylemiyordu. Düşman mısın anne, söylesene Poyraz nerede demek istiyordum ama yutuyordum sözlerimi. “Sen merak etmezsin ama ben söyleyeyim, Poyraz karargâha gitti sen uyanmadan önce. Sanırım acil görev çıkmış.” Başımı sallayıp, “Anlıyorum,” dedim umursamıyormuş gibi. Peş peşe soru sorarsam annem de benim gibi sormaya başlardı. Düğün ne zaman olacak? Ne zamandır sevgilisiniz diye soruları gelirdi. “Yorgun gözüküyorsun uyu biraz.” “Yok kızım, hemşire gelsin seni yürütelim sonra bakarız.” “Güzel annem.” Yatağın üzerine eğilip yanağımı öptü. “Bir daha beni korkutma, sen benim çingene kızım ol, sakın kavga edenlerin arasına atlama kızım. Evlat acısını yaşatma annene.” “Abime vuracaktı anne, o an gözüm hiçbir şey görmedi.” Annem buruk bir halde geri çekilip sandalyeye oturdu. Bir süre konuşmadan birbirimizi izledik. Saatler ilerlerken iki hemşire odaya girdi. Beni yürütecekleri için yatağın içinde kıpırdadım. Karnım arada bir sızlıyordu. Ayağa kalkınca kim bilir nasıl acıyacaktı. İki hemşirenin ellerinden tutarak yavaş hareketlerle ayağa kalktım. Gözlerimi kısa bir süre yumup derin nefes alıp verdim. Tansiyonumun düşmemesi adına başımı eğmeden direkt karşıya bakarak adım atmaya çalıştım. Bir adım, iki adım derken odanın kapısı açıldı. Benim sevgili adamın yüzündeki kocaman olan gülümsemesiyle bana doğru adım atarken onu görmenin rahatlığıyla gülümsedim. “Ayağa kalkmışsın.” “Evet, yürürken karnım acıyor.” “Biraz dayan sonra bu acıların geçecek güzelim.” Güzelim mi? Kaş göz işareti yaparak arkamda duran annemi işaret ettiğimde omuzlarını silkip sağ tarafımda duran hemşireden müsaade istedi. Elimi tutup diğer hemşireye elimi bırakmasını söyledi. “Ben yürütürüm, siz gidebilirsiniz.” Oldu, kızlar da öyle diyordu. İki hemşire bana tebessüm ettiklerinde, “Siz ona bakmayın,” dedim fısıldayarak. “Kendisi bana âşık olduğu için bir saniye yalnız bırakmak istemiyor beni” “İyi gözüküyorsunuz, şimdi oturun. Belli saatlerde ayağa kalkıp ara ara yürüyüş yapmanız gerekiyor.” “Peki, teşekkürler.” Kızlar odadan çıkınca arkamızı döndük. Annem kollarını göğsünün üstünde toplamış çatılı kaşlarıyla bize bakıyordu. Onun sorgulayıcı bakışlarına daha fazla bakmadan Poyraz’ın yardımıyla yatağa uzandım. “Çok fazla ağrın var mı?” “Dayanamayacak kadar değil. Annem görevi var dedi, neden geldin?” Kısa saçlarını karıştırıp, “Duramadım,” dedi üzgün sesiyle. “Bir saat durup gideceğim, önemli bir görev yoktu zaten.” “Sorun olmasın da.” “Olmaz güzelim.” Öksüren annemin sesiyle geri çekildik. “Ne zamandır birliktesiniz?” Örtüyü üzerime çekip tebessüm ettim. “Ben konuşunca saçmalıyorum anne, Poyraz konuşsun.” Kız istemeye giden heyecanlı damat gibi anneme doğru yürüyüp ellerini tuttu. Annem damadından böyle bir tepki bekliyor olacak ki gözlerinin içi parladı. “Anneciğim.” Anneciğim mi? “Ben Zeynep’i çok seviyorum, üstelik çocukluğumdan beri. İlişkimiz henüz çok yeni.” “Ne zaman istemeye geleceksiniz Zeynep’i?” Gözlerimi büyütüp, “Oha anne,” dedim kaba tabirle. “Biz birbirimizi tanıyalım sonra bu konuları konuşuruz.” “Çocuğum siz bebekliğinizden beri birbirinizi tanıyorsunuz, daha neyinizi tanıyacaksınız? Yediğiniz içtiğiniz bir, aynı bahçenin içinde oyun oynayarak büyüdünüz.” “Sorun o değil, ben henüz Selim’le konuşmadım. Benden öğrenmeden başkalarından öğrenirse bozulur. O serseri hiçbir şeyi kafasına takmıyormuş gibi gözüyor ama göründüğü gibi değil. Selim’i benden daha iyi tanıyorsunuz, kırılır.” Başını sallayan annem, “Haklısın,” dedi. “En yakın zamanda konuşursan iyi olur oğlum, herkes biliyor sizin birbirinizi sevdiğinizi.” Annem lavaboya ilerlerken Poyraz yanıma yaklaştı. Yatağın kenarına oturup elimi tuttuğunda gözlerini kapadı. Yorgun yüzüne dokunmak istiyordum. Geride durduğu için ona doğru yaklaşamıyordum. “Yaklaşsana, sana sarılmak istiyorum.” İtiraz etmeden yaklaşıp dudaklarını alnıma bastırdı. Kollarımı beline dolayıp kokusunu soludum. Acaba beni gerçekten öptün mü diye sorsa mıydım? Dudağımı kulağına yaklaştırıp, “Uyurken beni öptün mü?” Dedim annemin duyamayacağı şekilde. “Uyurken mi? Uyumuyordun Zeynep, seni öptüğümde yüzündeki tebessümü gördüm. Parmağımı dudağının üstünde gezdirirken mutlu ifadene şahit oldum.” “Pis seni, insan uyuyan sevgilisinden faydalanır mı?” “Uyumuyordun, gülümsüyordun.” Omzumu silkip, “Ben bilmem,” dedim. “Sonuçta gözlerim açık değildi, beni öperken hislerini göremedim.” “İstersen tekrar öpebilirim.” “Annem kafanı kırsın diye mi?” “Kışkırtma beni.” Tekrar omzumu silip parmaklarımı yanağının üzerinde gezdirdim. “Bence annen lavabodan geç çıkacak.” Deyip dudaklarıma yapıştığında öylece kaldım. Oğlum, dişlerimi fırçalamamıştım ben. Üç gün sonra. “Yanıyorum.” “Al benden o kadar, çok sıcak. Yanıyorummm.” “Kız Allah sizi ne yapmasın, azmış insanlar gibi ne bağırıyorsunuz kolu komşu yanlış anlayacak.” Sıcaktan bunalmış halde evin içinde yengemle sütyen ve donla gezmemize rağmen pişiyorduk. Neden bizim klimamız yok, neden bizim evimizin içi serin değil Allah’ım? “Kalkın üstünüze kıyafet giyin, birazdan komşular gelecek.” Omzumu silkip sütyenimin önünü çekiştirdim. “Anne çok sıcak, bayılacağım yeminle.” “Size sıcakta bana değil mi? Abin alacak klima idare edin alıncaya kadar.” Omzumu silkip, “Kim bilir ne zaman alır,” dedim saçına su döken yengeme sırıtırken. “Kız yenge, kocanı ikna edebilirsin biliyorsun değil mi?” Gözlerini devirip elini göbeğinin üstüne koydu. “En son yeni bir saat alması için onu ikna ettiğimde bebeğim karnıma yerleşti. Doğurmadan yanına yaklaşamam Zeynep, herif boğa gibi geziyor zaten.” Kahkaha atıp, “Sesiniz geliyor,” dedim gözlerimi kısarak. Utangaç bir halde anneme bakıp, “Şey,” dedi. Annem bizi dinlemiyormuş gibi yoğurdu çırpmaya devam ediyordu. “Rahat ol kız, senin kayınvaliden anlayışlı bir insan. Bak bizi duyuyor ama duymuyormuş gibi yapıyor.” Parmağını dudaklarına bastırıp sus işareti yaptığında tebessüm edip ayağa kalktım. “Odama çıkıyorum, komşular gelmeden üstümü giyinsem iyi olacak.” “Ben de giyineyim.” Birbirimizden destek alarak merdivenleri çıkmaya başladık. Hastaneden çıkalı üç gün olmuştu, hava sıcak olduğu için yaram kaşınıyordu. Bu durumdan fazlasıyla rahatsızdım. Oflaya oflaya merdivenleri çıkarken sanki cehennem kapısı yüzümüze açılıyordu tövbe Ya Rabbim. Sanırım yaz bitinceye kadar salonda yatsam iyi olacaktı. Yoksa hayatta uyuyamazdım. Odama girip dolaba yöneldim, üstüme askılı badi alırken komodinin üzerinde duran ev telefonunun sesini duydum. Poyraz arayacaktı. Alt kattan annemler açmadan hızlıca davranıp açtım. Üç gündür eve gelmiyordu görevde olduğu için. Onu özlemiştim, hem de çok özlemiştim. “Efendim,” dedim özlemimi yansıtan sesimle. “Zeynep’im, nasılsın?” Sonunda aramıştı. “Eh işte, sen nasılsın?” İç çekip, “Seni özledim,” dedi boğuk sesiyle. “Gece geleceğim, pencereyi açık tut içeri gireceğim.” “Odamda yatmıyorum ben.” “Neden?” dedi sesine yansıyan şaşkınlıkla. Odamdan başka bir yerde yatamayacağımı bildiği için şaşırmıştı. “Ev çok sıcak özellikle benim odam. Çatı katında kalmak kışın çok güzel oluyor ama yazın kötü.” “Bizim evde vantilatör var anneme söyle onu versin sana.” “Söyleyemem.” “Söylesen şaşardım zaten, gece onu da getiririm odanda ol.” Kalbimi saran heyecanla, “Peki,” dedim. “Çikolatalı dondurmada al.” “Alırım. Şimdi kapatıyorum akşam gelince öpeceğim.” Sırıtıp telefonu kapattım. Seviyorum serseriyi. Ateş gibi olan odada daha fazla duramayacağım için kendimi dışarı attım. Merdivenleri ağır ağır inip bahçeye çıktım. Komşularımız gelmiş elişileriyle yerlerine oturmuştu. “Hani benim bisküvilerimle meyve sularım?” “Hastaneden çıkınca getirdik ya.” “Olsun, ben bir daha istiyorum.” “Alırım ben sana,” diyen Makbule ablanın yanına oturup, “Bir sen beni düşüyorsun,” dedim. “Bunların hepsi süt alırken sen kayısılı meyve suyu aldın bana.” “Ben onlara dedim, Zeynep süt içmez boşuna alıyorsunuz diye ama dinlemediler.” Sırıtarak harıl harıl elişi ören komşularıma, “Hainler,” diyerek Kemal’in annesine yanaştım. “Sevgi’ye söylemedin değil mi?” “Hayır kızım, Kemal ikna etmiş onu bugün yarın gelirler. O zaman yaralandığını öğrenecek onun elinden seni kimse alamaz.” “Bir şey olmaz. Telefonda öğreneceğine yüz yüze konuşmamız daha doğru olur.” Başını yana eğip, “Siz bilirsiniz,” dedi. Elimi çenemin altına alarak bir süre onları izledim. Neredeyse bütün mahalle bizim bahçede oturuyordu gelmeyen bir kişi vardı ve bu kadınlar o gelmeyen kişinin arkasından neler neler diyorlardı. Bir de dedikodu günah diyorlar, sabahtan beri zavallı kadının arkasından söylemedikleri söz kalmamıştı. Dedikodu dinlemekten sıkıldığım için evin içine girdim. En iyisi salonda uyumaktı. Çalışmayı özlemiştim, yedi yirmi dört evde durmak bana göre değilmiş üç günde bunu anlamıştım. *** Bahçede akşam yemeğini yerken nedense kimse tek kelime etmiyordu. Abim yorgunluktan ağzına kaşığı zor getiriyordu, babamda masanın üzerine koyduğu radyodan haberleri dinliyordu. Yengem ise midesinin kötü olduğunu söyleyip yemek yemiyordu. Sadece annemle ben arada bir konuşuyorduk. Sıkılmıştım, bir an önce odama çıkıp Poyraz’ın gelmesini istiyordum. Göreve gittiğinde hiçbir zaman ondan haber alamıyorum, iyi mi kötü mü diye düşünmekten sürekli kafamda kurduğum için hayatım pek hareketli geçmiyordu son zamanlar. Daha fazla yemeyeceğimi anlayıp tabağımla kaşığımı alıp ayağa kalktım. “Ben odama çıkıyorum, kitap okurum.” “Salonda yatmayacak mısın?” diyen babama, “Hayır,” diyerek eve girdim. Tabağı yıkayıp yerine koyduktan sonra merdivenleri çıktım. Umarım bir önce gelirsin Poyraz, en son öğlen konuşmuştuk dahası yoktu. Sıkıntıyla odama girip iki pencereyi sonuna kadar açtım. Akşam olmasına rağmen hava esmez mi ya? Bir süre Poyraz’ın kapalı penceresini izledikten sonra yatağıma uzandım. Komodinin üzerinde duran kitabı elime alıp kaldığım yerden okurken kitabın sonuna geldiğimi fark ettim. Zamanın bu kadar hızlı geçmesi beni şaşırtırken Poyraz’ın hâlâ gelmemesi endişelendiriyordu beni. Saat bire geliyordu, acaba gelmeyecek miydi? Yataktan kalkıp pencereye ilerledim. Çekirgelerin seslerini dinlerken gözlerim Poyraz’ın odasının üstündeydi. Keşke şu an ışığı yansa odanın, o güzel tebessümüyle ben geldim dese. Geri çekildiğimde ön cepheden araba sesi duydum. Diğer tarafa hızlı adımlarla geçerken yolu görmeye çalıştım. Çatı olduğu için gözükmüyordu, diğer taraftan görmem için eğilmem gerekiyordu. O da karnımdaki yara yüzünden zordu. Oflayıp tekrar diğer tarafa geçtim. Bir süre Poyraz’ın odasının penceresini izlerken yanan ışık gözlerimin kocaman açılmasını sağladı. Gelmişti. Elimi göğsüme bastırıp tülü açmasını bekledim ve o an ağır ağır açtığında derin nefes aldım. Elindeki poşeti gösterip gömleğinin düğmelerini karşımda çözmeye başladı. Vicdansızın oğlu, karşımda niye soyunuyorsun? Sesimi kimse duymasın diye konuşmuyordum, parmaklarım dudaklarımın üzerinde dururken pislik bundan hoşlanıyormuş gibi ağır ağır soyunuyordu. Kaşlarımı çatıp parmağımı uzattığımda, “Tamam tamam,” dedi en tatlı haliyle. “Geliyorum şimdi.” “Acele et.” Üstüne tişörtünü geçirip dondurma poşetini aldı. Uzun bacağıyla zorlanmadan benim çatıma geçtiğinde gözlerim büyüdü. Umarım ses çıkarmaz, eğer biri onu bu halde görürse vay halimize. Geri çekildiğimde poşeti bana uzattı. “İçeri gir vantilatörü getireceğim.” “Boş ver, biri görmeden gel.” “Peki,” diyerek odanın içine girdi. Sarılmama izin vermeden kapının yanına gidip kilidi çevirdi. “Bir anda basılmamız hoş olmaz.” “Haklısın,” diyerek kollarımı açtım. Hiç beklemeden yanıma gelip bana sarıldı. “Özlemişim.” “Hele ben, sesini duymamak çok zordu.” Saçlarımın üzerine öpücük kondurup elimden tutarak yatağın üstüne oturttu beni. Yanıma oturmasını beklerken dizlerinin üzerine oturup yüz yüze geldim. “Ağrın var mı?” “Ağrım yok, sıcak olduğu için kaşınıyor sadece.” “Dur bakayım.” Tişörtümü yukarı kaldırdığında elinin üzerine vurdum. “Ne?” “İstersen hepsini çıkar?” “Oda sıcak olabilir.” Çıkaracağı an tırnaklarımı elinin üzerine geçirip, “Döverim seni,” dedim fısıldayarak. “Döv,” deyip çenemi öptüğünde tekrar ona sarıldım. “Sen nasılsın? Kötü insanlarla uğraşırken sana zarar gelecek diye korkuyorum.” Ellerini dizlerimin altından geçirip beni kucağına aldı. Birlikte yatağın üzerine otururken onun kucağında oturuyordum. Sanki sıcaktan pişen ben değilmişim gibi adama ahtapot gibi yapışmıştım. “Eğer sürekli bana bir şey olacak diye düşünürsen her göreve gittiğimde kaygılanırsın. Hayatına normal bir şekilde devam et Zeynep. Senin için, ailem için kendime dikkat ediyorum merak etme.” Boynunu öpüp, “Hep iyi ol,” dedim. Aynı şekilde karşılık verip, “Sen de,” dedi dudaklarını saçlarımın üzerinde gezdirerek. “Dondurma eridi.” “Erisin, ben şu an senden ayrılmak istemiyorum.” “Ben de. Sabah ezanına kadar yanında olacağım, ondan sonra eve geçerim.” “Yarın Sevgi’yle Kemal’in yanına gidelim mi? Sevgi tavır almış bana yanına gitmedim diye. Başıma gelenleri bilmediği için kıza bir şeyde diyemiyorum.” Parmaklarımızı birbirine dolayıp, “Gidelim,” dedi boğuk sesiyle. Sürekli saçlarımı öptüğü için sesi boğuk çıkıyordu. Elleriyle parmaklarımı, dudağıyla saçımı sevdiği için gözlerim mayışmıştı? Her an uykuya dalabilirdim. “Zeynep!” Gözlerimi hızla açıp kapıya çevirdim bakışlarımı. Poyraz yataktan resmen uçar gibi indiğinde parmağımı dudağıma bastırdım. “Yavaş.” “Söyle yanındaki adama boşuna kendi evine geçmesin. Kafanızı kıracağım sizin.” Elim göğsümün üstünde kapıya bakarken kolunu karnıma dolayan Poyraz dudaklarını boynuna sürttü. “Ölmeden doyayım sana.” Dirseğimle itmeye çalıştım ama beyefendi geri gitmek yerine beni iyice kendine bastırdı. “Ne yapıyorsun oğlum? Ne sürtünüyorsun?” “Sus kız, kapıdaki yanlış anlayacak.” Ben yanlış anlıyorum, kapıdaki anlasa ne olur! “Kız Zeynep açsana şu kapıyı,” diyen anneme, “Geliyorum,” dedim cılız sesimle. Bu zamana kadar bir kere bile bana vurmayan annem sanırım ilk dayağını bu gece atacaktı. Başımı sevdiğim adamın göğsüne yaslayıp, “Kazağımız mübarek olsun,” dedim ama kimin umurunda, adam kalçamla ilişkiye girmiş durumda, kendinden geçmişti. “Allah belanı vermesin Poyraz, öleceğiz. Senin yüzünden cenabet gideceğiz öbür dünyaya.” Kalın sesiyle kıkırdayıp boynuma öpücük kondurduğunda, “Aç hadi kapıyı,” dedi. “Ölürsek birlikte ölürüz.” Gergin halde kapının kilidini çevirip kapıyı açtım. Annem bodoslama içeri daldığında geri kaçıp, “O zorla içeri girdi,” dedim parmağımla Poyraz’ı göstererek. “Odana git geleceğim Zeynep dedi, sana dondurma aldım dedi. Beni o kandırdı anne.” Neredeyse ağlayacaktım ama annem sözlerimi kale almayıp ayağındaki terliği çıkardı. Poyraz’ın koluna vururken benim kalçama vurdu. “Azmış kuduruklar.” “Tövbe de teyzeciğim, biz sadece konuşuyorduk aklınıza kötü düşünceler gelmesin.” Arkamla ilişkiye giren kimdi Poyraz? Annem terliği bana salladığında gözlerimi kocaman açıp, “Haklı,” dedim. “O yerde oturdu ben yatakta. Yan yana bile gelmedik. Eli elime değmedi anneciğim.” Başka yerlerinin değdiğini söylememe gerek yoktu. “İkinizi üst üste koyar evire çevire döverim. Hemen Zeynep’in abisiyle konuşacaksın, yakın zamanda da düğün olacak. Bak bir daha seni bu odada göreyim Poyraz çatıdan aşağı atarım. Kuduruklar sizi.” Annem terliği son kez ikimizin üstünde sallayarak odadan çıktı kapıyı kapatarak. Utanmış halde yere bakan Poyraz’ın koluna elimi vurup, “Yarına geçer,” dedim. “Utanma.” “Sen de azıcık utansan mı Zeynep?” “Pardon, kalçama şey ederken utanmıyordun ama. Hemen de bana laf söyle. Sakın bana yaklaşma, hadi git.” Bana doğru adım attığında geri gidip elimi kaldırdım. “Lütfen dokunma Poyraz,” geri durduğunda ise gözlerimi büyüttüm. “Senin gelip dokunman lazım geri gitmemem gerekiyor.” “Ah Zeynep,” diyerek başını iki yana salladığında kıkırdayıp kızarmış kolunun üzerinde elimi gezdirdim. “Annem fena geçirmiş terliğini.” “Koluma değil kalbime geçirdi o. Yüzüne bakamayacağım.” “Takma kafana, unutur o.” “Abinle yarın akşam konuşacağım.” “Umarım sorun çıkarmaz.” Dudağımı öpüp, “Umarım,” dediğinde ona sımsıkı sarıldım. Her şey güzel gidiyorken en son istemeyeceğim şeydir kötü bir şeyin olması.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE