5. BÖLÜM

1429 Kelimeler
Başım çatlayacak kadar ağrımasına rağmen erkenden kalkıp mutfağa girdim. Dün gece anneme karşı mahcup olmuştum, gönlünü alıp kendimi affettirmem lazımdı. İlişkimizi bildiği gibi bizi idare ediyordu. Her ne kadar o an ikimiz de özlemimizin kurbanı olsak da annem tarafından yakalanmak ikimizi de yerin dibine sokmuştu. Kahvaltılıkları bahçeye çıkarıp masanın üzerine dizdim. Yan evin kapısı açıldığında bakışlarımı oraya çevirdim hızla. Poyraz gözlerini ovalayarak bana doğru adım attı. Tebessüm edip, “Günaydın,” dedim oldukça kısık sesle. “Günaydın güzelim, Sevgi’yle Kemal’e biraz geç gidelim. Annenin gönlünü almam lazım.” Tepsiyi göğsüme bastırıp, “Sen de kötü hissettin değil mi?” Dedim ona bir adım daha yaklaşarak. “Evet. Abin uyanmadı sanırım, uyanınca konuşacağım onunla akşamı beklemeye gerek yok.” Yutkunup başımı salladım. Her ne kadar kötü bir şey olacağını düşünmesem de yine de tedirgindim. “Sen otur ben bardakları getireyim.” “Pastaneden annenin sevdiği poğaçalardan alıp geleyim.” “Benim sevdiklerimden de al.” Gözlüğünü takıp, “Olur,” dediğinde kaşlarım çatılı arkasında izledim onu. Alt tarafı pastaneye gidiyor ne demeye bu kadar özenli giyinmiş ki? Bu adam beni erken yaşta yaşlandıracak. İç çekip içeri geçtim. Annem uyanmış merdivenlerden iniyordu, beni görünce kısa bir süre şaşırsa da hızla toparlandı. Kadın da haklı her sabah hazır sofraya oturduğum için erken kalkıp masayı hazırlayacağımı beklemiyordu. Sahi, ben ne kadar hayırsız bir evlatmışım. Rabbim beni çarpsan haklısın. Yüzüme bakmadan mutfağa giren annemin arkasından ilerleyip tepsiyi tezgâhın üstüne bıraktım. “Ben her şeyi hazırladım anneciğim. Sen geç otur bizimkileri kaldırayım.” “Baban, abin ve yengen köye gittiler gece.” Gözlerimi büyütüp, “Neden?” Dedim sesime yansıyan şaşkınlıkla. “Yengenin babası hastalanmış, sen hasta olduğun için ben gidemedim.” “Bana neden söylemediniz?” Diyerek sitem ettim. Salonda duran ev telefonunun yanına gelip yengemi aradım. “Boşuna arama, ben sabah beşte aradım açan olmadı.” Oflayıp, “Keşke beni de kaldırsaydınız,” dedim yüzümü asarak. “Yengem çok üzülmüştür.” Sıkıntıyla oturduğum yerden kalkıp üzgün bakan annemin boynuna sarıldım. “Özür dilerim.” “Dileme, sana çok kırıldım. Ben sana gözüm kapalı güvenirim, Poyraz’ı şu kapıdan sokup odana çağırsan asla itiraz etmem. Kızımı biliyorum çünkü ama adamı gizli gizli odana alman yanlış düşüncelere sebep olur. Abin ya da baban görse büyük bir olay çıkar. Dua edin sizi Sevinç teyzen görmüş, kocası görseydi vay halinize.” “Nereden görmüş?” Dedim içime kaçan sesimi zor bularak. “Oğlunu senin odanın içinde görmüş, hemen beni aradı koş Zeynep’in odasına benim oğlan kıza şey edecek dedi. Kadın bağıracakmış ama komşular sesini duyar diye bağırmamış size.” Elimi alnıma vurup, “Of ya,” diyerek dışarı çıktım. Sevinç teyzeye de rezil olduk, bir daha seni odama almayacağım Poyraz. Masanın başına geçip ellerimin başımın iki yanına koydum. Sevinç teyze ve eşi, “Günaydın,” diyerek bizim bahçeye geçiş yaptıklarında “Günaydın,” dedim yüzlerine bakmayarak. “Annen içeride mi kızım?” Başımı aşağı yukarı salladım. Hiçbir şey demeden evin içine girerken öylece masaya bakıyordum. Annem neyse de Sevinç teyzenin görmesi iyi olmamıştı. O kadarda sessiz olduğumuzu düşünüyordum. Artık nasıl gürültü yaptıysak sesimizi duymuşlardı. “E hani kimse toplanmamış,” diyerek bahçeye giriş yapan Poyraz’a döndüm. “Yengemin babası hastalanmış abim, babam, yengem Çanakkale’de anlayacağın.” “Bize niye söylememişler? Biz de giderdik.” Omuzlarımı kaldırıp indirdim. Karşıma oturan Poyraz asık yüzümü incelerken, “Ne oldu?” dedi sorgulayarak. Yan tarafımda babası oturmasa ne olduğunu söylerdim ama neyse. Hepimizin morali bozuk olduğu için kahvaltımızı ağır ağır yaptık. Bir iki kere köyü arasak da hâlâ ulaşamamıştık yengemin evine. Abim telefonunu o aceleyle evde bıraktığı için ona da ulaşamıyorduk. Babam sağ olsun ben kullanamıyorum abuk subuk şeyleri diyerek telefonun yüzüne bile bakmıyordu. Yengem ise kim bilir ne haldeydi ki aradığımızda açmıyordu. Çaydanlığı mutfağa taşırken çalan ev telefonuyla çaydanlığı tezgâhın üstüne bırakıp telefona uzandım. “Efendim?” “Zeynep, yengenin babası öldü. Haber vereyim dedim.” Omuzlarımı indirip, “Çok üzgünüm abi,” dedim ağlamaklı sesimle. “Biz annemle geliyoruz.” “Nereye geliyorsunuz kızım, yaran acır.” “Acımıyor abi, şu an yengemin yanında olmalıyım. Kapatıyorum.” Telefonu kapatıp dışarı çıktım. “Ne olmuş?” diyen anneme, “Ölmüş,” dedim. “Hadi ya.” “Hazırlanın gidelim,” diyen Poyraz’a başımı salladım. Sevinç teyze, Güneş teyze ve Sinem teyzeye haber vermek için bahçeden ayrılırken ağlayan annemi teselli ediyordum. “İyiydi dünür, gencecik yaşında öldü.” “Yetmiş altı yaşındaydı anne, çokta genç değildi.” Başıma vuran anneme, “Ne?” dedim acıyan yeri kaşıyarak. “Sakın yengenin yanında böyle konuşma kırarım kafanı.” Ayağa kalkıp, “Aman be,” dedim evin içine doğru yürürken. Ben salak mıyım da yengemin yanında konuşayım böyle? Tamam, ben de çok üzüldüm ama adam yaşlıydı, üstelik şekeri ve tansiyonu vardı. Ne diyeyim, yazık oldu gencecik yaşında öldü deyip seni mi üzeyim anne? Üstümü giyinip sırt çantamın içine ilaçlarımı koydum. Büyük bir ihtimal gece eve dönerdik. Bahçeye inip bizimle gelecek olan komşularımın yanına geçtim. Poyraz Ömer’le konuşuyordu, yanlarına doğru gidip sıkıntıyla ikisinin yüzüne baktım. “Biz şimdi çıkalım, Kemal’le Sevgi peşimizden gelecekler.” “Olur.” “Daha fazla oyalanmadan gidelim,” diyen Poyraz’a hak veren annem, “Hadi,” dedi. Annem, ben, Sevinç teyze Poyraz’ın arabasının arka koltuğuna otururken diğerleri Ömer’in arabasına bindi. Çanakkale’ye kadar arabanın içinde pişecektim. Keşke Poyraz’ın yanında oturuyor olsaydım, en azından onunla sohbet ederek vakit geçerdi. Yanımda rahmetli olmuş adamın anılarını annemden dinlemiyor olurdum. Başımı cama yaslayıp, “Of of,” dedim dertlenmiş gibi. “Sen de üzüldün değil mi Zeynep?” Sevinç teyzeye cevap verecekken benden önce ortaya atlayan anneme konuşması için müsaade verdim. Nasıl olsa o daha iyi anlatırdı benim hislerimi. “Sevmez miydi kız, çok severdi Zeynep’im rahmetliyi.” Toplasak sadece beş kez görmüşümdür adamı. Zamanında yengemi abime vermediği için az süründürmemişti, sağken ona çok kızıyordum ama öldüğü için arkasından konuşmaya gerek yoktu. Tıpkı annem gibi iyi konuşmak gerekiyordu. Zamanında o da az saydırmamıştı adamın arkasından. “Kız kendimi tutuyorum ama siz bu adamı nasıl çok seviyordunuz? Bu adam zamanında Selim’i süründürmedi mi? Çocuk bir deri bir kemik kaldı sevdiğimi alacağım diye.” “Çok haklısın Sevinç teyze,” dedim. “Yani sabahtan beri kendimi zor tutuyorum, ağzımdan laf çıksa annem gözlerini büyütüp beni dövecek gibi bakıyor.” Yanımda oturan Sevinç teyze başımı göğsüne yasladığında, “Rahat rahat konuşamıyorum,” dedim. “Benden konuşma hakkımı alıyor annem.” “Rahat bırak kızımı, istediği gibi konuşsun.” “Aman siz de,” diyen annem gözlerini kapatınca bakışlarımı ön tarafta sırıtan kumral saçlıma çevirdim. Parmaklarımı saçlarının arasına sokup dolaştırmak vardı. Sevgili olduğumuzdan beri bir türlü yalnız kalamamıştık. Her zaman yanımızda ailemiz vardı, eskiden daha çok yan yana geliyorduk şimdi birileri olmasa merhaba bile diyemeyecektik neredeyse. * Cenaze evine geldiğimiz andan beri Sevgi’yle birlikte ağlayan kadınların arasında hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk. Normalde ağlayan biri değilim ama biri yanımda ağlayıp acıklı şeyler konuşunca ister istemez etkilenip ağlıyordum. Canım yengem babası için kendini perişan ederken acısını içimde hissediyordum. Ateş düştüğü yeri yakıyordu. Kendi babamın öldüğünü düşünmek bile istemiyordum. Bu acının tarifi yoktu. Elimi karnının üzerinde gezdirip saçlarını öptüm. “Bebeğini düşün yengem, seninle birlikte o da üzülüyor.” Dudaklarını ısırıp başını iki yana salladığında Sevgi’ye döndüm. “Yardım etsene boş bir odaya sokalım onu.” “Olur,” diyen Sevgi yengemin sağ kolunu ben de sol kolunu tutup ayağa kaldırdık. Kalabalığın arasından geçerek boş bir odaya girdiğimizde derin nefes aldım. Başım çatlıyordu resmen, sanki bağırışlar beynimin içindeydi. Yengemi yatağa yatırıp Sevgi’yle birlikte yatağın ucuna oturduk. “Hastaneye götürelim, bebeğin durumuna bakılsın.” “Abimi çağırayım götürelim. Sen kal yanında.” Erkekler bahçede oturdukları için dışarı çıkıp kalabalıkta gözlerimi gezdirdim. Uzun boyuyla ayağa kalkan sevdiğim hemen kendini belli ederken arkasından kalkan abim de endişeyle ondan önce bana doğru gelmeye başladı. “Ne oldu? Ağrın mı var?” “Yok abi, yengemi hastaneye götürelim. Bebeğe bakılsın.” Yüzünü kaplayan korkuyla eve doğru ilerledi. Yanıma gelen Poyraz elini ensesine getirip, “İyi misin?” dedi gözleriyle karnımı işaret ederek. “İyiyim.” “Annemler bu akşam burada kalacakmış. İstanbul’a ikimiz döneceğiz, ne zaman istersen gideriz.” “Ben evde tek mi kalacağım?” “Hiç tek kalmana izin verir miyim? Ben seninle kalırım güzelim, sana sarılır bütün kötülüklerden korurum.” Kaşlarımı çatıp, “Çok fenasın,” dedim suratımı ciddi tutarak. Sağ gözünü kırpıp, “Fırsatları değerlendirmeyi seviyorum,” dedi ve ardından devam etti. “Bir saat sonra gidelim, ben işim var diyerek bizimkileri dürteceğim sen de ağrım var diyeceksin tamam mı?” Hayret ve şaşkınlıkla ciddi ciddi konuşan yüzüne bakarak başımı iki yana salladım. “Her geçen gün beni şaşırtmaya devam ediyorsun Poyraz. Sen ben değilsin, senin beni toparlaman lazım benim seni değil.” Arkamı dönüp eve ilerdim. Adamı da kendine benzettin ya helal olsun Zeynep.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE