bc

YASAK DENKLEM

book_age18+
171
TAKİP ET
1.4K
OKU
forbidden
family
teacherxstudent
age gap
friends to lovers
badgirl
bxg
campus
city
teacher
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Onu öptüğümde adını biliyordum.Ertesi sabah ona “hocam” demem gerekeceğini değil.Yeni okul, temiz bir başlangıç… Plan buydu.Sonra Ateş Çağlar sınıfa girdi.Ben kaçtığım gecenin ertesi sabahına yakalanmıştım. O ise unutamadığı kızı yoklama listesinde bulmuştu.Artık herkesin önünde iki yabancıydık.Ve yalnız kaldığımızda, bunun ne kadar büyük bir yalan olduğunu biliyorduk.YASAK DENKLEMBazı yanlışların üzerini çizmek yetmez.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. Bölüm — Yanlış Denklem
Bir sandalyeyi üçüncü katın penceresinden aşağı fırlatmanın kötü bir fikir olduğunu anlamak için üstün zekâlı olmaya gerek yoktu. Ben yine de bunu yaşayarak öğrenmiştim. Savunmam şuydu: Sandalyeyi basketbol takımındaki çocuğun kafasına atmamıştım. Hatta o çocuğun aşağıda olduğundan haberim bile yoktu. Sandalyeyi sınıftaki gerizekâlılardan birine de fırlatmamıştım. Yalnızca sinirle önümden çekmek istemiştim. Biraz hızlı çekmiş olabilirdim. Sandalyenin açık pencereden uçması, aşağıdaki çocuğun omzuna çarpması, çocuğun yere düşerken bileğini kırması ve bütün okulun beni cinayete teşebbüs etmişim gibi anlatması birbirinden bağımsız talihsizliklerdi. Bence. Okul yönetimi benimle aynı fikirde değildi. Böylece on sekiz yıllık hayatımın ilk sürgünü başlamıştı. Yatılı okuldan atıldıktan sonra annemle babam yurt dışındaki işlerini bırakıp gelemedikleri için ağabeyimin yanına gönderilmiştim. Aras Erdem, benden sekiz yaş büyük, fazlasıyla korumacı ve insanın sinir uçlarını kemirmek konusunda doğuştan yetenekliydi. Şehirde oldukça bilinen bir gece kulübünün sahibiydi. Geceleri yüzlerce sarhoş insanı idare ediyor, gündüzleri ise bana çocukmuşum gibi davranıyordu. Eve geldiğim ilk gün valizimi odanın ortasına bıraktı ve bana döndü. “Üç kuralım var.” Montumu yatağın üzerine attım. “Benim dört kuralım var.” “Burası benim evim.” “Kurallarından biri buysa geriye iki tane kaldı.” Aras birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra burnunun kemerini sıktı. “Okuldan eve, evden okula.” “Cezaevi tanıtım broşürü gibi oldu.” “Kulübe inmiyorsun.” “Üst katında yaşıyoruz.” “Yine de inmiyorsun.” “Üçüncü?” “Camların yakınında sandalye tutmuyoruz.” Elimdeki yastığı suratına fırlattım. Yakalayıp yatağın üzerine bıraktı. “Bak, yine başladın.” “Yastık adam yaralamaz.” “Sen atarsan ruhsal hasar bırakabilir.” Aras odadan çıkarken kapının eşiğinde durdu. “Alisa, şaka yapıyorum ama bu okul son şansın. Babamla iki saat konuştum. Yönetim seni almak istemedi.” “Ben de onları istemedim.” “Birbirinizi istemeden bir yıl geçireceksiniz. Sonra mezun olup ne bok yemek istiyorsan yiyeceksin.” “Ben kulübün yönetimine geçeceğim.” Aras’ın yüzündeki eğlence bir anda kayboldu. “Bu konu kapandı.” “Sen kapattın diye kapanmadı.” “Babam izin vermiyor.” “Babam sana izin verirken bana niye vermiyor?” “Çünkü—” “Çünkü ben kızım.” “Çünkü sen öfkelendiğinde mobilyaları binadan tahliye ediyorsun.” Kapıyı suratına kapattım. Arkasından sesi geldi. “Kapıyı kırarsan depozitodan keserim!” “Kendi evinin depozitosunu kimden kesiyorsun, geri zekâlı?” “Senden. Gelecekteki maaşından.” “Senin yanında çalışmayacağım zaten!” “Harika! İlk defa aynı fikirdeyiz.” Ondan nefret etmiyordum. Hatta dünyada en sevdiğim insanlardan biriydi. Bunu bilmesine gerek yoktu. Bilirse şımarırdı. Yeni okulun başlamasına iki gün vardı. Şehirde kimseyi tanımıyordum ve Aras, kulüpte yapılan dönem açılışı partisine kesinlikle inmememi söylemişti. Bu yüzden saat on bire doğru aşağı indim. Beni doğrudan yakalamaması için çalışanların kullandığı arka merdivenleri seçtim. Siyah saçlarımı açık bırakmış, gözlerime her zamankinden biraz daha koyu kalem çekmiş ve önüme çıkan ilk siyah elbiseyi giymiştim. Müzik binanın duvarlarını titretiyordu. Kalabalığın arasına karıştığım anda üzerimde biriken sıkıntının biraz olsun dağıldığını hissettim. Aras beni görürse kıyameti koparırdı. Fakat görmesi için önce ofisinden çıkması gerekiyordu. Kendisi hesap kitapla boğuşurken küçük kız kardeşi aşağıda gayet ahlaklı biçimde dans edecekti. Planım kusursuzdu. Ta ki bara yaklaşırken birine çarpana kadar. Adamın elindeki bardak sallandı ama dökülmedi. Eli refleksle kolumu tuttu. “Yavaş.” Başımı kaldırdım. Uzundu. Gereksiz derecede uzundu hatta. Kahverengi saçları dağınık, gömleğinin kolları dirseklerine kadar kıvrılmıştı. Kalabalığın yarısı ona bakıyor olmasına rağmen kimseyi fark etmiyormuş gibi sakin duruyordu. Koluma baktım. “Bırakırsan yavaşlayabilirim.” Elini hemen çekti. “Özür dilerim.” Ses tonu yüzünden ikinci bir kavga çıkarma isteğim söndü. Sakin konuşan insanlarla tartışmak zordu. Ne kadar yükselirsen yüksel, karşındaki sana akıl hastanesinden kaçmışsın gibi bakıyordu. “Bardağını dökmedim,” dedim. “Bunun için teşekkür mü bekliyorsun?” “Hayır. Başarımın fark edilmesini bekliyorum.” Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Oldukça büyük bir başarı.” “Dalga geçiyorsun.” “Biraz.” Yanındaki tabureye oturdum. Barmen beni tanıdığı için gözlerini kaçırdı. Aras’a haber vermeyi düşünüyordu muhtemelen. Ona tehditkâr bir bakış attım. Uzun adam bunu fark etti. “Çalışanları bakışlarınla mı yönetiyorsun?” “Genellikle işe yarıyor.” “Burada mı çalışıyorsun?” “Bazen.” Yalandı. Ancak kulübün yarısının nasıl yönetildiğini Aras’tan daha iyi bildiğim için tamamen yalan sayılmazdı. “Sen?” “Bir arkadaşımı görmeye geldim.” “Partiye tek başına gelip arkadaş bahanesinin arkasına saklanıyorsun yani.” “Parti olduğunu bilmiyordum.” Ona baştan aşağı baktım. “Süslenmeden mi böyle geziyorsun?” Gülümsemesi belirginleşti. “Bu iltifat mıydı?” “Duruma göre hakaret de olabilir.” “Sen karar veremiyor musun?” “Ben karar verdim. Sana söylemiyorum.” Barmen önüme alkolsüz bir kokteyl bıraktı. Aras’ın emriydi; bana ne verirlerse versinler içinde alkol olmayacaktı. Bardaktan bir yudum aldım. Adam hâlâ bana bakıyordu. “Adın ne?” diye sordu. “Alisa.” “Devamı yok mu?” “Şimdilik yok.” Başını salladı. “Ateş.” İsmine istemeden güldüm. “Gerçekten mi?” “Nesi varmış?” “Biraz iddialı. Adını söyledikten sonra arkada patlama olması gerekiyor gibi.” “Seninki çok mu sıradan?” “Ben en azından kendimi doğal afet olarak tanıtmıyorum.” “Bundan pek emin değilim.” Kaşımı kaldırdım. “Beni beş dakikadır tanıyorsun.” “Yeterli bir süreydi.” Normalde biri bana böyle söylediğinde verecek en az üç cevabım olurdu. Fakat yüzüme bakarken sesini alçaltması beynimin çalışma sistemine zarar verdi. Bardağımla gereğinden fazla ilgilendim. Ateş bunu fark etmiş olmalıydı. “Birden sustun.” “Susabiliyorum.” “Şaşırdım.” “Konuşmaya devam edersen şaşıracağın başka şeyler de olabilir.” “Korkmalı mıyım?” “Bence evet.” “Pek korkutucu görünmüyorsun.” Gözlerimi kıstım. “Bu akşam ikinci büyük hatanı yaptın.” “Birincisi neydi?” “Benimle konuşmak.” Tam o sırada müzik değişti. Daha hızlı, insanın olduğu yerde durmasını zorlaştıran bir şarkı başladı. Ateş kalabalığa baktı, ardından elini bana uzattı. “Üçüncü hatamı da yapayım mı?” Elini birkaç saniye beklettim. “Ağır pişman olabilirsin.” “Risk alacağım.” Elini tuttum. Dans pistine geçtiğimizde aramızdaki mesafe ilk birkaç saniye korundu. Sonra kalabalık sıklaştı. Ateş’in eli belime geldiğinde gözlerinin içine baktım. Geri çekilmek için yeterince vaktim vardı. Çekilmedim. Onu tanımıyordum. O da beni tanımıyordu. Eski okulumdaki olayı bilmiyordu. Ailemi, hedeflerimi veya neden herkese kızgın olduğumu bilmiyordu. Onun yanında sadece Alisa’ydım. Bu düşünce hoşuma gitti. Şarkı ilerledikçe ikimiz de daha rahat hareket etmeye başladık. Ateş ilk karşılaştığım sakin adamdan uzaklaşıyor, her gülümsediğinde biraz daha tehlikeli hâle geliyordu. Ben bir şey söylediğimde duymak için yüzünü yaklaştırıyor, cevap verirken nefesi tenime değiyordu. “Partileri sevmediğini söylemiştin,” dedim. “Sevmiyorum.” “Gayet eğleniyor gibisin.” “Parti sayesinde değil.” Kalbim hızlandı. “Bu kadar emin konuşma.” “Yanıldığımı söyle.” Söyleyemedim. Gerildiğim zamanlarda başıma gelen o lanet şey yine oldu. “B-ben…” Ateş’in bakışları değişti. “Kekeliyor musun?” “Hayır.” “Az önce—” “Duymadın.” “Tamam.” Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırması bütün utancımı öfkeye çevirdi. “Dalga geçersen giderim.” “Geçmiyorum.” “Yüzün geçiyor.” “Yüzümü kontrol edemem.” “Ben ederim.” Elimi çenesine koyup başını başka tarafa çevirdim. Gülerek yeniden bana döndü. Tam o anda kalabalığın arasında ağabeyimi gördüm. Aras ofisinden çıkmış, salonu gözleriyle tarıyordu. Beni arıyordu. “Lanet olsun.” Ateş kaşlarını çattı. “Ne oldu?” “Gitmem gerekiyor.” Elini belimden çektim. Kalabalığın içine karışmaya çalışırken bileğimden tutmadı, yolumu kesmedi. Yalnızca arkamdan seslendi. “Alisa.” Durdum. Dönmemem gerekiyordu. Döndüm. Benden birkaç adım uzakta durmuş, neden kaçtığımı anlamaya çalışıyordu. Aras’ın bizi görmesine birkaç saniye kalmıştı. Ne düşündüğümü hâlâ bilmiyorum. Ateş’in yanına geri döndüm, gömleğinin yakasından hafifçe kendime çektim ve dudaklarına kısa bir öpücük bıraktım. Bir saniye. Belki iki. Ateş şaşkınlığını atlatıp bana yaklaşamadan geri çekildim. “Bu da senin dördüncü hatan,” dedim. Ardından kaçtım. Gerçek anlamda. Kalabalığın arasından geçip çalışan merdivenlerine yöneldim. Arkama baktığımda Ateş beni takip etmeye çalışıyordu ama aramıza giren insanlar yolunu kapatmıştı. Aras’ın sesi müziğin arasından duyuldu. “Alisa!” Yakalanmıştım. Fakat nedense tek düşünebildiğim Ateş’in yüzündeki ifadeydi. ⸻ Ertesi sabah Aras perdeleri açtığında insan haklarına aykırı bir suç işledi. Güneş doğrudan yüzüme vurdu. Yorganı başıma çektim. “Öl.” “Okulun ilk günü.” “Eğitim sistemine güvenmiyorum.” “Eğitim sisteminin de sana güvenmediğine eminim. Kalk.” Yastığı ona fırlattım. Eğilip kurtuldu. “Iskaladın.” “Uykuluyum.” “Uyanınca tekrar denersin. On beş dakikaya aşağıda ol.” Dün gece beni kulüpte yakaladıktan sonra yaklaşık kırk dakika nutuk çekmişti. Üstelik Ateş’i sormuştu. Ben de tanımadığımı söylemiştim. Teknik olarak doğruydu. Soyadını bile bilmiyordum. Onu yeniden görmeyi beklemiyordum. Aynı şehirde yaşıyor olsak bile milyon tane insanın arasında karşılaşma ihtimalimiz düşüktü. Bu düşüncenin beni rahatlatması gerekiyordu. Nedense canımı sıkmıştı. Okul formasını giyip aynanın karşısına geçtiğimde kendime hiç benzemiyordum. Siyah saçlarımı topladım, göz kalemimi sürdüm ve ceketimi omzuma attım. Aşağı indiğimde Aras kahvesini içiyordu. Beni görünce başını yana eğdi. “Fazla masum görünüyorsun.” “İftira atma.” “Bugün kimseyi yaralama.” “Planımda yok.” “Alisa.” “Tamam. Sandalyeleri pencerelerden uzak tutacağım.” Okula vardığımızda öğrencilerin çoğu bahçede toplanmıştı. Yeni gelen biri olduğum beş kilometre öteden belli oluyordu. İnsanlar bana bakıyor, sonra birbirlerine yaklaşıp bir şeyler fısıldıyordu. Eski okul meselesi buraya kadar gelmiş olabilirdi. Umurumda değildi. En azından öyle davranmak konusunda tecrübeliydim. Sınıfımı bulup en arka sıraya oturdum. Yanımdaki boş sandalyeye çantamı bıraktım ve camdan dışarı baktım. Bu kez sandalye içeride kalacaktı. İlk iki ders gereksiz tanışmalarla geçti. Üçüncü ders matematikti. Matematikle aramızda yıllardır süren sessiz ve karşılıklı bir nefret vardı. Zil çaldığında sınıfın kapısı açıldı. Önce ayakkabılarını gördüm. Sonra koyu renk pantolonunu, açık renk gömleğini ve dirseklerine kadar kıvrılmış kollarını. Başımı kaldırdığımda bütün sesler bir anda uzaklaştı. Ateş sınıfa girdi. Dün geceki dağınık saçları daha düzgün taranmıştı. Yüzündeki rahat ifade kaybolmuş, yerine soğuk ve ölçülü bir ciddiyet gelmişti. Elindeki dosyayı masaya bıraktı. Beni henüz fark etmemişti. Fark etme. Ne olur fark etme. Bakışları sınıfı dolaştı. Bana geldi. Bir anlığına durdu. O küçücük anda beni tanıdığını gördüm. Gözlerindeki şaşkınlık hemen kayboldu. Yüzünde tek bir kas bile oynamadı. Sanki dün gece benimle dans eden o değildi. Sanki onu öpen ben değildim. Arkasını dönüp tahtaya büyük harflerle yazdı: ATEŞ ÇAĞLAR Tebeşiri masaya bıraktı ve sınıfa döndü. “Günaydın. Ben yeni matematik öğretmeniniz Ateş Çağlar.” Kalbim göğüs kafesimden kaçmaya çalışıyordu. Ateş öğrenci listesini açtı. İsimleri sırayla okumaya başladı. Sesi sakindi. Benim sıram yaklaştıkça sandalyemde biraz daha aşağı kaydım. Kaçabileceğim hiçbir yer yoktu. “Alisa Erdem?” Sınıftaki bütün gözler bana döndü. Başımı kaldırdım. Ateş bana, hayatında ilk kez görüyormuş gibi baktı. “Burada,” dedim. “Soyadınız Erdem, doğru mu?” Dün gece söylemediğim soyadım şimdi elindeki listede yazıyordu. “Doğru, öğretmenim.” Bu kelimeyi söylerken neredeyse boğuluyordum. Ateş ismimin yanına küçük bir işaret koydu ve hiçbir şey olmamış gibi sonraki öğrenciye geçti. Ben ise önümdeki matematik kitabına baktım. Yeni okuluma başlayalı henüz üç saat olmuştu. Ve sanırım bu kez başıma sandalye fırlatmaktan çok daha büyük bir bela almıştım.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

SUSKUN GELİN

read
149.8K
bc

GÖLGEDEKİ PATRON

read
7.1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
108.4K
bc

SAKLI

read
1K
bc

SENİ DUYMADAN SEVDİM

read
45.9K
bc

Naz'lı Sevgilim (Türkçe)

read
4.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
600.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook