bc

ŞAH VE MAT

book_age18+
11
TAKİP ET
1K
OKU
mafia
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

"Satranç öyle değil midir zaten? Hayata benzerdi. Seçtiğin hamleler sana mat da dedirtirdi, mat da ederdi, önünü göremezdin. Sonucunu bilemezdin."

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.BÖLÜM "KIRMIZI ÇİZGİ"
1.BÖLÜM "KIRMIZI ÇİZGİ" "Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak." Yusuf Atılgan Hangimiz kor bir yangının içine düşüp yanmadık ki? Hepimiz sonunda o yangının içinde bulduk kendimizi. O yangın bizi öldürmemişti, paramparça etmişti. Bazen paramparça olmak daha ağırdır. Daha çok can yakar; çünkü bilirsiniz, paramparça olmuş bir şey geri birleştirilemezdi... Yalanlar dudaklarımızın arasından bu kadar hızlı firar ederken hiç mi düşünmemiştik gerçeklerin ortaya çıkacağını diye soruyorum kendime. Cevabı yok, sessizdim. Oynadığım kumarlarda aldığım yenilgiler bu kadar canımı acıtmamıştı. En azından ben öyle zannediyordum. Kül eden neydi? Geçmiş miydi? Yoksa elimde tuttuğum silahın namlusu muydu? Namlu kor ateşti, biz kor yangındık. İkimizi de yok ederdi. Etmişti de... Fitili veren oydu, harlayan bendim. Ateştik, küldük, vardık ama yoktuk. Artık ne ben "şah" olurdum. Ne de o "mat" olurdu. Yalnızlık hiç bu kadar kalbime işlenmemişti. Hayır, kalbime değil; hepsi mantığıma işlenmişti. Zaten kalbi de yöneten mantıktı... Sanki dört odacığı olup kan pompalamakla görevlendirilmiş kalbim; çelikten yapılmış, duygusuz bir organdı. Hissizdim, acımasızdım en çok da beni bu hale getirenlere kızgındım. Kızgınlığım yangındı; yakıyordu etrafımdaki herkesi. Sadece herkesi değil; en çok da beni yakıyordu. 147 gün önce... İçkinin kötü kokusu, neredeyse kumarhanenin duvarlarına sinmişti. Rahatsız ediciydi ve bir süre sonra yüzünüzün buruşuk gezmesine yol açıyordu. Toskana da gece vaktiydi. Böyle yerlerin de en dolu olduğu saatler geçmişti. Artık hala kaybedeceğinin farkına varamayıp daha fazlası için yanıp tutuşan tipler kalmıştı. Aralarında bu işte ustalarda vardı orası ayrı. Kartlar dağılıyordu, pot yapanlar ya da rest yapanlar çıkıyordu aralarında. İflas edenleri izlemek ise en keyifliydi. Kumar masasındaki kişi, parayla kalksa da geri geldiğinde o paranın iki katını kaybedip ayrılıyordu o masadan. Sonuçta unutmayın ki kumarın sonu her zaman hüsran her zaman kaybediştir. Kartlar dışında burada oynanan başka bir kumar vardı... Satranç kumarı... Böyle bir kumar olduğunu bende önceden bilmiyordum. İki kişi satranç oynuyor tek fark ortaya her ikisi de bir para koyuyor ve oyun başlıyor. "Mat" yapıp, kazanan o paranın sahibi oluyordu. Oynayarak kazanan çok gördüğüm gibi kaybeden de görmüştüm. Tüm kumarhanelerde birbirine benzerdi. Renkli halılar, renkli ışıklandırmalar ve asla saat olmazdı böylece zamanın nasıl hızlı geçip bittiği anlaşılsın istenmezdi. Buranın çalışanı olmasam da mecburen öyleymiş gibi davranıyordum. Öğrenmem gereken bilgiler vardı ve ben bu bilgileri öğrenmeden Toskana'dan gitmeyi düşünmüyordum. Etrafa göz gezdirirken bakışlarım tek bir kişiye odaklanmıştı. Dudaklarında purosu, elinde de kartları keyifle oyununu oynuyordu. İllaki o masadan kalkacaktı ve kalktığında ben planımı uygulamaya başlayacaktım. Öyle boş boş durup dikkat çekmekte istemiyordum. Tezgâhta duran tepsiyi aldım, boş içki şişelerini ve boş bardakları toplamaya başladım. Köşede kalmış satranç kumarının oynandığı masanın olduğu yerde hafif bir kalabalık vardı. Hepsinin simasını az buçuk hatırlıyordum ama oynayanların kim olduğunu göremiyordum. Oraya doğru gittiğimde mafya tipli iki kişinin hararetle oynadığını fark ettim. Birisi oldukça gençken diğeri oldukça yaşlıydı. İkisinin de birbirine düşman kesilmiş gibi bir hali vardı. Genç olanın yüzünde siyah incilerden yapılmış bir maske vardı orası ayrı. Tepsiyi tutmaya devam ederken yaşlı adamın yapacağı hamle ya onu mat olmaya ya da mat etmeye götürecekti. Elini mat olmasına yol açacak taşa götürdüğünde dudaklarımdan benden bağımsız "Durun!" kelimesi döküldü. Arkada kalmış olsam da herkesin bakışlarını üstüme çekmeyi başarmıştım. Yaşlı adam elindeki taşı bırakıp bana döndü; genç adamın ise hala bana değil satranç tahtasına doğru hafif eğikti başı. Devam etme hissiyatı hissederek az öncekinin aksine biraz daha kısık ve sakin olan sesimle "O taşı hareket etmenizi önermem." dedim. Yaşlı adamın kaşları havalandı, "Öyle mi?" diye sordu şaşkınca "O zaman-" "Satranç oynanırken başka biriyle konuşamayacağını, sana da yardım edilmeyeceği söylenmedi mi?" ikimize de kafasını kaldırmadan sormuştu. Yaşlı adam öylece kalmışken dudaklarımı öfkeyle birbirine bastırdım fakat susmam için yeterli olmamıştı "Sadece küçük bir iyilik yaptım, kaybetmekten bu kadar korktuğunuzu bilmiyordum. Bilseydim etmezdim." Etraftaki insanlar susmuştu bu sırada, "Madem bu kadar iyi biliyorsunuz," karşısındaki adamı umursamadan oraya oturmamı işaret etti "geçin karşıma sizle oynayayım. Kazanırsanız buradaki paranın üç katı sizin olsun. Kaybederseniz de..." Kaşlarım havalandı, "Maaşımı mı vereyim? Yoksa..." düşünüyormuş gibi yaptım "İşten mi kovduracaksınız? Bilemedim ya." o sırada çoktan elimdeki tepsiyi bırakmış, onun karşısına geçmek için adımlamıştım. Birkaç kişinin kendi aralarında fısıldaştığını ve benim kaybedeceğimi belirten cümleler duydum ama umursamadım. Yaşlı adam kalktı ve onun yerine ben oturdum "Birincisi buradaki paranın üç katını istemiyorum." dedim. Elleriyle biraz oynadı "Ne istiyorsun o zaman?" diye sordu. Gülümsedim "Buradan defolup gitmenizi." Arkama yaslandım "Bu masadan kaybetmiş şekilde kalkmanız benim için kazandığımın bir simgesidir." Başıyla onaylamak dışında başka hiçbir eylemde bulunmadı. Mat etmemi sağlayacak yolu seçerek diğer taşı oynattım. O da kendinin kazanacağını düşündüğü taşı oynattı. Bu böyle sırasıyla devam etti. "Yapacak hiçbir şey yoktu, duyacak hiçbir şey yoktu, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli olarak insanın çevresinde hiçlik, zamandan ve mekândan mutlak anlamda yoksun bir boşluk vardı." derdi Stefan Zweig... Sanırım o noktadaydım, o boşluktaydım ama hiçliğimi umursamadan önümdeki satranç tahtasında hamlelerimle karşımdaki insanı mat etmeye çalışıyordum. Bakışlarını satranç tahtasından benim gözlerime çevirip "İyi oynuyorsun," dedi, kahve gözleri yoğundu, karanlık ortamda her ne kadar anlaşılmasa da o gözlerin içinde kor bir yangın olduğu belliydi. Dudağımın bir kenarı kıvrıldı, göz kırparak "Sizde fena sayılmazsınız." dedim. Aradan saniyeler, dakikalar geçti... Ne ben onu mat edebiliyordum ne de o beni mat edebiliyordu. İkimizde kaybetmemek için bir savaşa girmiş gibiydik. Hamlelerimiz, kimi zaman hızlı ve seriydi kimi zaman ise düşündürücü ve yorucuydu. Satranç öyle değil midir zaten? Hayata benzerdi. Seçtiğin hamleler sana mat da dedirtirdi, mat da ederdi, önünü göremezdin. Sonucunu bilemezdin. Etrafımızdaki insanlar merakla bekliyordu. Kimileri yavaştan gitmeye başlamıştı. Kimileri de artık bitsin gibi cümleler kuruyordu. Karşımdaki adam bu durumdan sıkılmış olacak ki "Sıkılmış olan gitsin!" dedi gür sesiyle "Kimseyi zorla tutmuyoruz sonuçta." böylece etraftaki insanların sesleri de kesilmişti. Elinde tuttuğu taşıyla atı da aldığında şah ile veziri karşı karşıya gelmişti. Bu şah olduğum anlamına geliyordu. Keyifli olan sesiyle "Şah" dedi. Ben bu oyunun kurucusuydum ve oyunu sonlandıran da ben olacaktım. Koyu kahve gözlerimi kısa süreliğine ona diktim. Ardından piyonu son kareye getirdim ve elimi ona doğru açtım, "Veziri istiyorum." Son kareye ulaşmıştım ve terfi etmek istiyordum. Güzel oynuyordu evet ama kaçırdığı bir nokta vardı. Ben oynarken o kendi hamlelerini düşünmekle meşguldü ve çoğu hamlemi bu yüzden görmemişti. Yüzündeki o değişimi maskesi olsa dahi an be an izledim. Keyifli gülüşü soldu, dudakları şaşkınlıkla hafifçe aralandı, bense o sırada elimi kapatıp açtım "Veziri istiyorum." diyerek tekrarladım. Veziri verdiğinde afalladığı için ne yapacağını bilemeden öylesine bir hamlede bulundu. Bense veziri onun şahının tam yanına getirdim "Şah" dedim onun gibi. Herkes nefesini tutmuştu. Keyifle gülümsedim, "Mat etmeli miyim sizi?" diye sordum alayla. Hafif oturduğum yerde hareketlendim bu sırada birkaç koruma olduğunu yeni fark ettiğim insan hızlıca onu korumaya kalkıştı. O ise hızlıca elini durun der gibi kaldırdı. "Devam?" dedim merakla. "Yeterli," dedi sert ses tonuyla "Kazandın." Sesli bir iç çektim "Siz bilirsiniz," Elini tebrik etmek istercesine uzattı, elini tutup sıktım. "Paranızı alabilirsiniz." dedim tekrarlayarak "O sizin sonuçta." "Kalsın." demekle yetindi ve oturduğu yerden kalkarken kendine çeki düzen vermeyi unutmadı, son kez gözlerindeki kor yangınla bana baktı, dudaklarında adlandıramadığım bir gülümsemeyle "Tekrar görüşme dileğiyle." diye mırıldandı. Etraftaki kalabalık onun gidişiyle beraber azalmıştı. Arkama yaslandım, çenemi sıktım. Buraya gelme amacım bu değilken neden kendimi bir anda satranç kumarında bulmuştum? Elimi yüzüme götürüp sıvazladım. O tarafa doğru kafamı çevirdiğimde hedefimdeki adamın kumar masasından kalkmış olduğunu gördüm. Hızlıca oturduğum yerden ayaklanıp etrafa göz gezdirdim. Yoktu, gitmişti. Tüm bilgileri alabileceğim adamı tam bulmuşken kaybetmiştim. Ellerim benden bağımsız yumruk oldu. Nefesimi sesli bir şekilde verirken etrafta hızlı adımlarla gezinmeye başladım. Belki de başka bir kumar masasına davet edilmişti ya da bir kez daha oynama kararı almıştı. Çenemi sıktım, onu kaybedemezdim. Az önce oturduğu masadan diğer adam da kalkarken garson da etrafı toplamaya başlamıştı. Garsonu hızlıca kolundan tutup sıktım, dişlerimin arasından "Nereye gitti az önce burada oturan adam?" diye sordum. Aslında bu tavrımla hiçbir şey öğrenemezdim ama o an ki öfkemle bunu düşünememiştim. Garson şaşkınca bana bakarken "Bilmiyorum," demekle yetindi. Susup sadece gözlerinin içine odaklandım, inanmadığımı apaçık ifade ettim "Gerçekten bilmiyorum." diye tekrarladı. "Peki," deyip kolunu bıraktığımda ani hareketimle hafif sarsılır gibi oldu. Bu sefer de gözlerim kısılmış, hesap sorar şekilde krupiyede döndüm "Peki sen?" oturduğu sandalyeyi işaret ettim "Nerede olduğunu biliyor musun? Ayrıldı mı? Başka bir masaya mı geçti?" sorularımı hızlı hızlı sallarken onun suratında şaşkın bir ifade vardı. Sadece, "O gitti." dedi. "Ne?" kaşlarım çatılırken "Ne demek gitti?" diye devam ettim. Omuz silkti, "Masadan ayrıldı bir anda." "Biriyle birlikte mi gitti?" Başını evet anlamında salladı, "Kumar oynadığınız adamla beraber apar topar çıkarıldı." Duyduğum cümleyi ilk başta anlayamadığım için "Ne?" dedim sonra ise bir kez daha tekrarlamasın diye elimle tamam işareti yapıp çıkışa doğru adımladım. Merdivenlere yöneleceğim sırada aynaya yapıştırılmış kâğıdı görmemle adımlarım yere çakıldı. "Hedefine ulaşmak istiyorsan yanlış yere gidiyorsun :)" Altında ise bir ok vardı. Lavaboyu işaret eden... Bunu yazan kimdi tam olarak bilmiyordum ama bildiğim bir şey varsa ben nasıl birinin peşindeysem o da benim peşimdeydi. Etrafta kimse yoktu. Biri ya öncesinden planlamıştı ya da her şey bir anda gelişmişti. Birkaç adım gerilerken bu seferde lavaboya doğru ilerledim. Kapıyı tıklattığımda içerden herhangi bir ses gelmedi. Başta tereddüt etsem de en sonunda lavabonun kapısını açıp içeri girmemle gördüğüm manzara kaskatı kesilmeme sebep oldu. Aradığım adam yerde cansız bir şekilde yatıyordu. Yüz üstü yattığı için tam olarak yüzünü göremiyordum. Aynaya doğru kaydı bakışlarım. Kandan oluşmuş el izlerine, ardından da az da olsa gözüken yüzüne kaydı sırasıyla. Yüzüne aldığı darbeler uzun süre biriyle boğuştuğunu, vücudundaki kesikler ise acımasızca katledildiğinin göstergesiydi. Ne yapacağımı bilemeyerek öylece dururken ayakkabımın ucuna kanın yavaş yavaş ulaştığını gördüm. Geriye doğru adımlayacağım sırada arkamda onu gördüm ve sırtım onun göğsüne çarptı. Aynadan benim şaşkınlık dolu bakışlarıma onun kendinden emin bakışları katılmıştı. Ona doğru döneceğim sırada izin vermedi. Boynumda başta bir sızı hissettim. Adeta bedenimin uyuşmasına, hareket edememe yol açtı saniyeler içerisinde. Kollarına yığılırken kendine doğru çevirdi bedenimi, "Ne derler bilirsin, kumar her zaman kaybediştir. Ben satrançta kaybettim sen ise bende kaybettin." Kulağıma bir şey söylemek istiyormuş gibi eğildi, ben ise yavaş yavaş net görmemeye başladım. Söyledikleri ise artık derinden geliyor gibiydi. "Ben senin kumarınım ve sen hep bende kaybedeceksin." nefesini kulağımda hissettim, yavaş yavaş gözlerim kapanırken, kendinden emin sesiyle son kez konuştu "Mat."

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
543.3K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
84.9K
bc

AŞKLA BERDEL

read
90.5K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
21.8K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
54.9K
bc

HÜKÜM

read
229.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
34.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook