3. Bölüm

909 Kelimeler
Dedim ya geceleri anlatmayı sevmem diye, sıra geldiğinde belki. Sabaha uyandığımda önce sorguladım kendimi; bu adamla birlikte olduğum için pişman mıyım diye. Değildim! Oysa bunu en son yaşadığımda ne kadar da pişman olmuştum. Neyse şimdilik bundan bahsedecek değilim. Yanımda uyumuyordu beyaz atlı prensim. Gece boyunca yanımda olmasına rağmen sabah gittiğini fark etmemiştim. Kendimce duşta olabileceğini düşünüp ayaklandım. Hayır bedenimi çarşafa falan sarmadım. Evet, bu işin raconu genel olarak budur ama kural adamı değilim ne yapalım? Banyo boştu. Boş bulduğun yere geç mantığı ile suyu ayarlayıp ben geçtim duşa. Raflardaki şampuanlardan birini seçerken elime bir saç tokası geçti. Atakan Bey'in bilmem kaç gece öncesi hikayesinden kalma tokayı tiksintiyle bıraktım. Fakat bir de saç fırçası görünce, kadınların da kullanacağı türden işkillenmedim değil. Belki de ara ara düzenli ilişkiler de yaşıyor ve banyosunda böyle anılar kalıyordu. Banyodaki dolapları karıştırıp kendime bir havlu bulup doladım bedenimi. Saçlarım için de seçecektim ki bir tane banyo kapısı açıldı. Atakan tam karşımdaydı! Akşam ki çakır keyf hali gitmiş suratı asılmıştı. Ne zaman gideceğimi soracak nasılsa deyip telkin ettim, umursamaz davran kızım Eylül. "Burda mıydın?" "Giyinip çıkarım şimdi." "Gidecek misin?" "Gitmeyim mi?" "Gitmek istiyorsan git. Kahvaltı hazırlamıştım ben de sana." Kahvaltı... Umursamaz davran öğüdümü iliştirdim yakama yine de ne olur olmaz diye giyinip geleceğimi söyledim. Kıyafetlerimi toparlayıp üzerimi giyinip saçımı kurulamadığım için çantamı deşeledim ve bir saç tokası bulamayınca banyodaki yadigarı alıp saçlarımı derleyip topladım. Merdivenleri indiğimde, mutfaktaydı. Keşke bahçeye kursaydı masayı diye tasalandım ama baktım ki mutfakta da klima çalışıyor bahçeden daha iyi bir fikir diye sevinip oturdum. Mükellef bir sofra değildi belki ama sahanda yumurta yapan erkek gecesinde birlikte olduğum adam da olunca sevindim. Yalancı Meral'e önce yalanı için hesap soracaktım sonra da ballandıra ballandıra anlatacaktım. Tabii ki sadece kahvaltıyı... "Zeytin reçeli mi o?" Çayları doldururken öyle olduğunu söyleyen bakışları ile beni onayladı. "Kim yaptı annen falan mı?" Gülümsedi. "Annem reçel yapmaz benim!" "Al benden de o kadar," diyerek ekmeğime reçeli sürmeye başladım. "Demir'in karısı yapardı zeytin reçelini."koca bir ısırık aldım reçelli ekmekten. "Oo şahane olmuş!" "Afiyet olsun!" "Demir bunu yese var ya ağlar adam. Karısı öldüğünden beri yememiştir eminim. Ne güzel bir lezzet bu sahi? Çok üşengeciz, hep hazır şeyler, pakete girmiş zehirler." "Şeker de çok masum sayılmaz." "Aman sen yeme, ben yerim!" O tebessümü halen oradaydı. Ayıkken daha sevimliydi besbelli, içmeyi yasaklamalıydı bu adama. O soğuk hali bile ılıman iklime transfer oluyordu güneşin doğuşuyla. "Bu reçeli kim yaptıysa tanıştır beni onunla bak var ya ellerini öpüp diyeceğim ki ömrün uzun olsun hatun." "Amin!" "Neye amin?" "Ömrü uzun olsun kısmına." "Ha ona! Olsun olsun ki daha çok yapsın. Şanslı velet seni! Kesin senin çevrende efsane su böreği yapan birileri de vardır." "Şu batı sahiline bakan ev yemekleri lokantasını biliyor musun?" "Bilirim! Oradan mı aldın reçeli?" "Orada kızıl bir afet var. Gir kapıdan bir gün, beni tanıdığını belli etme ama bu övgüleri ona yap bir kasa reçel bağışlar sana." "Sevgilin mi?" "Kim?" "Kızıl afet!" "Yoo!" "Eski takıldığın kızlardan." "Hayır biz Suzan'la hiç takılmadık! Kardeşim sayılır. " "Ama yine de seni tanıdığımı belli etmeyim öyle mi?" "Edersen reçelleri alamazsın ondan diyorum." "İyi de neden?" "Başladın yine sormaya." "İyi aman sormadık. Soru korkusu var sende de. Üniversite sınavından kalma bir fobi olabilir. Kesin, kesin ya eminim ben. Belki de heyecandan bayılangillerdensin sen. Konservatuar okusaydın keşke niye kastın o kadar. Yetenek zaten var. Gerçi orası için de baraj olayı vardı. Kaç sene önce girmiş olabilirsin sen üniversiteye sahi kaç yaşındasın sen? Dur tahmin edeyim. Otuzbeş! Bildim mi?" Ben böyle kaptırmış giderken içeriden sesler gelmeye başladı. Açık bahçe kapısından giren birileri... bir çocuk sesi! "Çıkar ayakkabılarını, evet annecim oraya çıkar!" Ayaklandı Atakan panikle, "Sen burada kal!" Gözden kaybolduğunda istemsizce ben de kalktım ayağa. "Baba!"diye bağırdı bir çocuk. "Hani yarın gelecektiniz Peri?" "Açtın mı ki telefonu Ata? Akşam aradım dedim bardadır, sabahtan beri de arıyorum kapalı telefonun." Mutfak kapısının aralığından birkaç adım ötede kalakaldım. Atakan bir erkek çocuğuna sarılıyordu, konuşup duran kadın ayak parmaklarına kadar uzun bir elbise giymişti. Başında modern çağın tesettürlüleri gibi bir şal vardı, tepesinde bir güneş gözlüğü. "Neler olduğunu bir bilsen," kendini olduğu gibi kanepeye bıraktı. "Üzerini değişmeyecek misin?" "Biraz dinleneyim çok kötü sıcak var dışarıda, saat kaçtan beri arabadayım uyuştum. Affan da zerre durmadı, gittik başladı dönelim diye. Oyuncaklarını özlemiş!" Oyuncaklarını duyan çocuk babasının kollarının arasından sıyrılıp koşarak odasına doğru çıktı. "Yavaş!"diye bağırdı arkasından Atakan. "Aslında karnı da aç onun!" "Sen çık yukarı bahçeye bir şeyler hazırlayıp çağırayım." Kadın başını çevirdiğinde göz göze geldik. Değişikti bakışları; çakmak çakmak gözleri okyanusun tüm renklerini taşıyordu adeta. Çok güzel gözlü bir kadın olmak dışında yüzü de ayrı güzeldi.Ayağa kalktı, suçlu bir şekilde eğdim başımı. "Bu kızın benim evimde ne işi var Ata?" Benim evim, oğlum... Evli bir adamla basılacaksam da en azından bunu bilmeliydim. Mideme yumruk yemiş gibi hissediyordum, damağımdaki zeytin reçeli pas gibi olmuştu iyice. "Aşk olsun sana Ata, aşk olsun!" Ağlamaklı oldu iyice, oğlunun peşi sıra koştura koştura çıkmaya yönelince ne yapacağını bilmez halde sağa sola bakınıp "Bir eşyan kalmasın ortalıkta,"dedi. "Hadi hadi gidiyorsun!" Ense köküme bir ağrı saplandı. "Ulan,"dedim. "Sen evli miydin şerefsiz?" "Uzatma hadi acele et!" Ne diye hesaplaşacaktım ki, parmağında bir alyans var mı diye bile bakmamıştım. Ne bileyim ben adamın hakkında efsaneye dönüşmüş çapkınlık dedikoduları varken oturup da evli olduğunu düşünemezdim. Üstelik de örtülü bir kadındı. Dini bütün kimseler barlarda şarkı söyleyip su gibi içki içen bir adamla olmazlardı ki. Bildiğim tek dindarı düşündüm. Demir! Demir, gözünün ucuyla bile bakmazdı açık saçık dediği kadınlara. Bize bile bir araba öğüt verir, "Allah ıslah etsin sizi,"derdi. Allah ıslah etmeden infilak edecekti bu gidişle beni!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE