Eflin'den...
Ellerim titriyor sinirden.
“Millete oyuncak ayının içinden hediyeler, yüzükler çıkar…Bana ayının ta kendisi çıktı!”
Elimi saçlarımdan geçirdim sertçe.
“Bir de halinden memnundun diyor hayvan herif !”
Yatağın kenarına çöktüm.
“Allah’ım… yaşadıklarım kabus olsun… nolur uyandığımda bitsin…”
Gözlerimi kapattım ama gitmedi.
“İlk defa bir görevin bitmesini istiyorum… bu hayvanla aynı evde yaşanmıyor.”
Dişlerimi sıktım.
“Ama suç bende… ışığa tutulmuş tavşan gibi kalırsam tabii o da memnundun diyecek…”
Yutkundum.
“Peki ya… içimde hissettiklerim?”
Elimi kalbime koydum.
“Ben… onu durdurmak istemedim.”
Tamam Eflin düşünme şimdi bunları. Gözlerimi sildim.
Derin bir nefes aldım ve ayağa kalktım.
Ben bilirim yapacağımı.Bu zamana kadar o sakin, sessiz Eflin’i mumla arayacak bu saatten sonra.Savaş boyalarımı sürüyorum artık.Görürsün sen…Tuluyhan efendi.
Bugün evden dışarıya çıkmayacaktık mutfakta zaman geçirmek bence en iyisi ama tek farkla birileri rahatsız olmasın diye kulaklık takmak yok müzik son ses olacaktı.
Aşağıya inip mutfağa geçtim beyefendi oturmuş televizyonda maç özetlerine bakıyor.
Telefonum çalmaya başladı. Ekrana baktım, arayan Ubeyde abiydi. Açıp “Efendi abi” dedim, sesim gayet neşeliydi. Bu saatten sonra mottomuz: neşeli ve umursamaz olmak.
Abisi akşama “Planınız var mı?” diye sordu.
“Benim yok abi, ama diğer insan yavrusunu bilemem” dedim.
Kahkaha attı: “Tamam, anlaşılan siz limonisiniz. Ben arar sorarım” dedi.
“Hayırdır abi, ne oldu?” diye sordum.
“Akşama sizde toplanalım, yemek yeriz” dedi.
Sonra ekledi: “Sen güzel bir şeyler yaparsın"
Tabi abim, sen iste. Özel istediğin bir şey var mı?” diye sordum
“Hiç önemli değil, ne yaparsan kabulüz” dedi.
Arya'yı da eve gönderdim, o da gelecek, sana yardım edecek dedi.
“Tamam” diyip kapattım telefonu.
Şimdi güzel bir menü oluşturmalıyım, şansima güzel de denk geldi. Dolaptaki malzemelere bakıyordum ki;
Telefonum tekrar çalmaya başladı. Ekrana baktım, bu sefer arayan Mengühan’dı. Açtım, “Kız, akşama yemekte sizdeymişiz Menüde ne var?” diye sordu.
“Karar vermedim henüz” dedim, dolabın kapağını açıp bakarken.
“Senden bir şey istesem, yapar mısın?” dedi.
“Söyle bakalım, biliyorsam yaparım”
“Heh, iyi o zaman” dedi.
“Belen tava yapsan ya.”
“Olur, bakarım internetten” dedim.
"Yanına ne istersin?”
“Gerisi mühim değil, yaparsan çok sevinirim” dedi.
“Hem birader de çok sever” diye ekledi.
“Senin biraderin daşş yesin” dedim.
Kahkaha attı. "Tamam o zaman akşama görüşürüz"diyip kapattı.
İnternetten bakındım biraz kolaya benziyor daha lezzetli olsun diye de güveç tepsisinde yapar, yavaş yavaş çektire çektire pişiririm.
Yanına sebzeli et suyunda mercimek çorbası, pilav, salata ve birkaç meze yaptım mı, bence çok güzel olurdu.
Malzemeleri tezgahın üzerine koydum, sonra en sevdiğim kısma geldi.
Müzik foree, üstad Katip Şadi’den. Mintanım iki yaka açtım mı, her şey tamam.
Bundan sonra böle...
Bir süre sonra müziğin sesinden rahatsız olmuş olacak ki dayanamayıp geldi:
“Müziği kapatıp, ne yapıyorsun sen?” dedi.
“Akşama bizde yemek yiyecekmişiz, hazırlık yapıyorum” dedim.“Noldu ki?”
“Merak ettim” dedi, “sağır mısın acaba?”
“Yok” dedim, gayet rahat bir tavırla, “mutfakta volüm güzel oluyor.Ama maşallah yaşınıza göre kulaklarınız iyi duyuyor." dedim.
Derin bir of çekip, “Normal bir şey dinlemez misin peki ?” diye sordu.
Omuz silktim.
“Aaa nesi var, üstat, dinliyoruz burda” dedim.
“Keyifliyken genelde memleketten esintiler dinlerim”
Kaşlarını çatarak, dişlerinin arasından, “Samsun? Ne zamandan beri kemençe dinliyor?” diye sordu.
Yüzüne bakıp, “Komutanım” dedim üstüne basarak, “bende Mekan 55 ama Vatan 61, keyif durumuma göre her tele basarım."
"Merak ettim bak" dedi. "Üzgünsen ne dinliyorsun?"
" O zamanda İsmail Türüt' ten 'salaha yollarını dinliyorum. Yada birini özlemişsem ' çay zamanı ordayım"
Bir süre baktı, sonra “Ya sabır ya selamet” diye diye çıktı mutfaktan.
Kendi kendime mırıldandım:
“Sen daha dur Tuluyhan efendi, bunlar iyi günlerin.
Dışardan gördüğün merhametimle,
oyun oynarsan, içimdeki çocuk hayatını luna parka çevirir…”
Mezelerimi hazırlamaya başlamıştım ki telefonum tekrar çaldı. Ekrana baktım, annem arıyordu. Hemen müziğin sesini kıstım.
Açar açmaz, “Anneeemm” dedim.
Karşıdan o kadife gibi sesiyle, “Küçük prensesim…” dedi.
Evet… 25 yaşına girmiş olmama rağmen hâlâ annemin küçük prensesiyim.
Şikayetçi miyim? Asla.
Hâlâ sesini duyduğunuzda içinizi sıcacık yapan bir anneniz varsa…
bence çok şanslısınız.
Hem malzemelerimi hazırladım hem de annemle keyifli bir sohbet ettim.
Mahalledeki bütün dedikoduları da aldım.
Keyfim yerine gelmişti. Vedalaşıp kapattık.
Arya’nın cıvıldayan sesi geldi önce, salondaki insan yavrusuyla konuşuyordu, sonra mutfağa yanıma geldi.
“Kolay gelsin Eflin şefim, bugün menüde ne var?”
“Maşallah, baya da neşeliyiz” dedim.
“Hayırdır?”
“Güzel bir gün, ondandır” dedi.
“Evet, ben ne yapıyorum?” deyip hemen işe koyuldu.
“Sen içerideki büyük masayı hazırla” dedim.
Tatlıyı da Ubeyde abi alacaktı, nasıl olsa her şey hazırdı.
Odama çıkıp üzerimi değiştirdim. Aşağıya indiğimde kapı çaldı. Ubeyde abi, Mengühan ve Cihan amca gelmişti. Açıkçası Cihan amca sürpriz olmuştu. Ubeyde abinin elinde büyük bir kutu vardı. Direk mutfağa götürüp bıraktı "yemekten sonra ben açıcam" dedi
İçeri girip masayı gördüklerinde Mengühan, “Vayy anam vayy! Kız, sen yapıyorsun bu işi” dedi.
“Hadi, yemekler sıcakken yiyelim. Gidin ellerinizi yıkayın, gelin” dedim.
Bol kahkahalı bir akşam yemeği olmuştu ve yemeklerim çok beğenilmişti.
Hatta insan yavrusu bile “Eline sağlık, hepsi güzel olmuştu ” dedi.
Ubeyde abi mutfağa gitti. Bir süre sonra elinde kocaman bir pastayla geri geldi.
Üzerinde “Hayalet Timi 1 yaşında” yazıyordu.
Yazıyı görünce istemeden,
“Vay anasını… 1 senedir ben bu adamla aynı evde kalıyorum. Kesin cennetin yedi kapısını açtım” dedim gülerek.
Sinirlenmiş haliyle bana bakıp,
“Hımm girerde kapıları kapatırsın ” dedi.
Masadakilerden bi kahkaha daha koptu. Alışmışlar dı çünkü sürekli atışmamıza.
Hep birlikte pastayı kesecekken telefon çaldı. Sencer Albay görüntülü arıyordu.
Aslında sürpriz yapıp o da gelecekmiş ama son anda görevi çıkmıştı. Biz altı kişi evde, Mesut Yarbay ve Sencer Albay telefonda…
“Nice başarılı yıllara” diyerek pastamızı kestik.
Tam o sırada Sencer Albay’ın sesi ciddileşti:
“Eflin, seni birkaç günlüğüne Hakkâri’ye alacağım.” Bence çok güzel haberdi bi kaç günlüğüne de olsa buradan uzaklaşacaktım.
“Hayırdır komutanım?” dedim.
“Bizim Lübnan lı doktora işimiz düştü” dedi.
Ne demek istediğini anlamıştım.Erken sevindim.
Albay görüşmeyi bitirdiğinde Ubeyde abi bana bakıp,
“Eflin, keyfin kaçtı sanki… görevin ne olduğunu biliyor musun?” dedi.
“Biliyorum abi, daha önce de yaptım” dedim.
Biraz durup Cihan amcaya döndüm.
“Cihan amca, bana verdiğin sözü yarın akşam tutar mısın?” dedim.
" Döndüğünde konuşsak ya kara kızım" dedi
"Çok merak ederim aklım kalır"dedim
“Ha hay saat kaçta dersen?” dedi.
Geceyi bitirip herkes dağıldığında vakit ilerlemişti. Salona geçip biraz telefona bakındım.
Timuçin de gelip karşı koltuğa oturdu. Hiçbir şey olmamış gibi,
“Görevin ne?” diye sordu.
Yüzüne bakmadan,
“Görevde gizlilik esas komutanım” dedim.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra “İyi geceler” deyip odama çıktım.
Güzel ama yorucu bir gün olmuştu.
Yatağıma uzandığımda aklımdan bir sürü düşünce vardı…
Belki de bu yatağı bile özleyecektim.
Görevi biliyordum. Her görevde risk vardı ama bu başkaydı.
Geri gelmeme ihtimali daha yüksekti.
Gözlerimi tavana diktim.
“Neyse…” diye fısıldadım,
“Hakkımızda hayırlısı…”