Deşilen Yaralar...

1974 Kelimeler
Eflin'den... Gece göreve gideceğim için bugün izinliydim. Sadece yemek yemek için odamdan çıktım. Bir ara dış kapının açılıp kapandığını duydum ama umursamadım. Akşama Cihan amcayla buluşacaktık; birbirini seven insanların hikayesini dinlemek beni mutlu ederdi hep. Akşama yakın hazırlanıyordum ki kapı tekrar açıldı. Artık nereye gittiyse, yeni gelmişti anlaşılan. Hazırlanıp aşağıya indim; taksi gelmişti. Hiçbir şey söylemeden çıktım evden ve Cihan amcanın attığı konuma gittim. Burası deniz kenarında küçük bir balıkçı restoranıydı. Bize özel kapatmışlardı; sadece Cihan amca, ben ve balıkları pişiren Kamil amca vardı. “Balıklarımız geldiğinde yanına ne içersin, kara kızım?” dedi Cihan amca. “Ayıp olmazsa…” dedim. Sözümü daha bitirmeden Cihan amca gülümseyerek, “bunun yanına başka bir şey içilmez zaten,” dedi. Sonra Kamil amcaya dönüp, “Bize bir 35’lik aç,” dedi."Duruma göre yenisini isteriz." Ben Cihan amcanın anlatmasını beklerken bir süre yüzüme baktı. “Derdini içine atanın ya diline vurur çok konuşur yada susar dili lâl olur ” dedi. “Önce sen anlat kara kızım "dedi "seni böyle yapan ne?" Açıkçası beklemiyordum; bugüne kadar kimse sormamıştı, ben de anlatmamıştım. Derin bir nefes aldım ve bir yudumda kadehimden içtim. Anlaşılan yaralar bu akşam kanatılacaktı. Ama bir şey vardı… daha anlatamadan gözlerim dolmuştu. “Benim sorunum babamla,” dedim. “Aklım erdiğinden beri ne anneme ne de bana insan muamelesi yapmadı. On yaşındaydım boşandıklarında…” Kadehimden bir yudum daha aldım. “Annemle uzun süre görüşmeme izin vermedi. Askeriyedeki nüfuzunu kullandı. Ama annem pes etmedi… sürekli dava açtı, yaptıklarını ifşa etmekle tehdit etti. Çünkü biliyordu; ortaya çıkarsa mesleği tehlikeye girerdi.” Bir an duraksadım, boğazım düğümlendi. “Sonunda haftada bir telefonla konuşmamıza izin verdi. Sonra bir gün… yanında bir kadınla çıkageldi. ‘Ben evlendim,’ dedi.” “Yalan yok… anneme yaptıklarını bildiğim için o kadına çok üzülmüştüm. Ama sonra gördüm ki… ona karşı bambaşkaydı. Anlayışlı, sevecen… her kadının hayal edeceği bir koca.” Sesim biraz daha kısıldı. “Ama evde ben var mıydım, yok muydum… belli değildi. Bazen aç kaldığım bile olurdu.” Derin bir nefes aldım. “Bir komşumuz vardı… Deva teyze. Kızı benden küçüktü ama arkadaştık. Çoğu zaman beni Deva teyze doyururdu.” “Sonra o kadından bir oğlu oldu…” dedim, gözlerim bir noktaya dalıp giderken. “Ben o sene liseye geçmiştim. LGS’den güzel bir puan almıştım. Samsun’da, Tekkeköy’de oturuyorduk ama beni taa Ladik’teki yatılı sağlık meslek lisesine göndertti.” Kadehimle oynadım bir süre. “Aldığım puanı duyanlar ‘Aferin, maşallah’ diyordu… ama babamdan bir kere bile güzel bir söz duymadım.” “Lise son sınıftaydım… karne almaya bir hafta vardı. Sağlık okuduğum için… aklıma bir anda DNA testi yaptırmak geldi. Çünkü kimse evladına böyle davranmazdı.” Gözlerimi kapatıp kısa bir nefes aldım. “Evden babamın diş fırçasını almıştım. Kendimden de saç teli verdim. Ama dedim ya… nüfuzunu kullanırdı. Hastanede tanıdığı bir doktor arayıp haber vermiş.” Sesim titremeye başlamıştı. “O akşamüstü yatakhane müdürü beni odasına çağırdı. İçeri girdiğimde… babam da oradaydı.” “Müdürün yanında gayet sakindi. ‘Güzel kızım, sana izin aldım. Karneni de eve gönderecekler,’ dedi.” “Ama odadan çıkıp arabaya bindiğimiz anda…” “Yüzümde patlayan tokatla neye uğradığımı şaşırdım. Ne geri zekâlılığım kaldı… ne kuş beyinliliğim.” Bir damla gözyaşı süzüldü yanağımdan. “Eve geldiğimizde… önce güzelce dövdü. Daha önce de yapardı ama bu sefer… o kadının yanında olması… zoruma gitmişti.” Sesim neredeyse fısıltıya dönüştü artık. “Sonra üzerimi tamamen ıslatıp… babaannemlerin mandırada kullandığı soğuk hava deposuna attı.” Derin bir nefes aldım. “Yine de… biraz olsun insafı varmış demek ki… dereceyi yükseltmişti.” “Sonraki gün… annemin arama günüydü,” dedim, sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısılmıştı. “Defalarca aramış… hatta babamı da aramış ama ulaşamamış. Sonra Sencer albayı aramış. Sencer albayla babam arkadaşımış ama sonra ne olduysa görüşmeyi kesmişler. Benden haber alamadığını söyleyip yardım istemiş annem.” Gözlerim boşluğa dalıyordu. “Dolabın kapağını sadece su vermek için açardı. ‘Çok üşüdüm’ dediğimde ise… ‘Karda kışta sokakta yaşayan yüzlerce çocuk var,’ der, kapatırdı.” “İçerisi süt ürünleriyle doluydu ama yiyemiyordum elbiselerim soğuk yiyecekler soğuk..." Derin bir nefes daha aldım. “O soğuğu kemiklerimde… hatta iliklerimde hissettim.” Kısa bir sessizlik oldu sanki o soğuk vücudumda dolanmış gibi.. “Bir sonraki gün… Sencer albay Şırnak’tan gelmiş. Beni görmeye…” “Babamla tartışmışlar. Hatta babamı elinden zor almışlar. Mecbur kalmış yerimi söylemeye.” Başımı hafifçe salladım. “Sonrasını… pek hatırlamıyorum.” “Bildiğim tek şey… günler sonra GATA’da gözümü açtığımdı.” "O günden sonra ıslaklıktan ve soğuktan nefret ettim " Adam, duyduklarıyla resmen kilitlenmişti. Yüzündeki ifade değişmişti ama ben duramadım… devam ettim. “Sencer albay beni üniversite sınavı için Samsun’a getirdi,” dedim. “Sabah geldim, sınava girdim… sonra yine Ankara’ya döndüm. Çünkü hâlâ tedavi görüyordum. Günlerce ateşler içinde yanmışım.” Kadehimdeki içkiyi izledim bir süre. “Üniversite sınavından da yüksek puan aldım. Zaten Ankara’daydım… ‘Burada bir okul yazarım,’ dedim. GATA Tıp yazdım.” Gözlerimde kısa bir parıltı geçti. Sencer albay çok yardımcı oluyordu bana babamdan çok emeği vardır üzerimde." “İlk iki sene… güzeldi. Annem gelirdi yanıma. Birkaç gün kalır, sonra giderdi.” Gözüm yine boşluğa daldı O parıltı söndü. “Sonra bir gün… yine babam geldi.” Sesim sertleşti. “‘Benim evladım benim gibi asker olacak,’ dedi.” Kısa bir nefes aldım. “Adamın korkusu öyle işlemişti ki içime… ‘yok’ diyemedim. ‘Olur’ dedim.” Parmaklarım kadehin etrafında sıkıldı. “Böylece hem tıp okudum… hem de askerî eğitimlerimi tamamladım.” Başımı hafifçe yana eğdim. “Normal eğitimlerin dışında… insan bünyesini zorlayacak şeyler de vardı.” “Dayanıklılık eğitimlerinde… vücuduma elektrik düzeneğini babam takardı mesela.” Sesim neredeyse donuktu artık. “Sinir uçlarını uyaran… aklına gelebilecek her türlü işkenceyi denemiştir üzerimde.” Derin bir nefes aldım, gözlerimi Cihan amcaya kaldırdım. “Bugün… hocalarımın ve özellikle babamın sayesinde ‘Mergen’ oldum.” “Ama bir de bana sor…” “Anlatırken hikâye gibi geliyor… ama yaşarken… saçlarım ağardı." Kadehi elime alıp tek nefeste diktim kafama. Sonra Cihan amcaya; “Benim hikayem bu kadar,” dedim. "Cihan amca, Şimdi bana içinde yaşattığın Nergis’i anlat; anlat ki gerçekten de birbirini seven insanların olduğu inancımı kaybetmeyeyim,” dedim.. Cihan Karaca' dan... "Milleti güldüren kara kızımın içinde bir dert olduğunu biliyordum ama bu kadar ağırını beklemiyordum." "Pırlanta gibi kız… insan böyle bir evladı olduğu için gurur duyar, Ama yok…” Bu sefer ben kadehimi elime aldım. “Nergisim,” dedim. “İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tanıştık. İkimizde işletme okuyorduk. Ben ondan iki sınıf üstteydim. Kantinde görürdüm onu;” Bir süre duraksadım, gülümseyerek devam ettim: “Sonra bir gün cesaretimi toplayıp karşısına çıktım. Meğer o da bana bakıyormuş… öyle tanıştık.” Okullar bitti, askere gidip geldim… ama görüşmeyi hiç kesmedik. “O zamanlar böyle her yerde telefon yoktu; mektup atardık birbirimize. O mektupları direkt kışlaya gönderirdi, ben postaneye… güzel günlerdi.” Bir an durup kadehime baktım. “Bilir misin… o mektupları hâlâ saklarım. Özledikçe açıp okurum.” Böyle bir durumum da yoktu o zamanlar ikimiz de işe girmiştik; o Samsun’da, ben Antalya’da. İş yerindeki telefondan arayıp konuşurduk. Birkaç ay böyle geçti. Sonra ben aileme açıldım. Babam hemen, “İsteriz oğlum, haber gönder,” dedi. Heyecanla Nergis’e haber verdim. O heyecan hâlâ dün gibi aklımda… telefondaki sesi: “Cihan, sen ciddisin mi?” demesi... Haber verdiler, “Gelsinler, tanışalım” diye. Meğer babası istemiyormuş. Nergis ısrar edince zoraki gelsinler demiş. Gittik… istedik, vermediler. “Uzağa kız vermezlermiş, geçim zormuş, nasıl yapacakmışız” diye bir sürü bahane öne sürdüler. Ama ben geri adım atmadım. Her üç ayda bir istemeye gittim; annem ve babam da peşimdeydi. En son bir gün Nergis aradı, ağlıyordu. “Noldu?” diye sordum. “Babam beni başkasına verecekmiş, Cihan,” dedi. Otobüsle Samsun’a nasıl gittim bilmiyorum… koşarak gitmiş olsam daha hızlı gelecekmişim gibi hissediyordum. Neyse, buluştuk daha tek kelime etmemişti ki kolundan tuttuğum gibi otogara getirdim. “Gidiyoruz,” dedim. İlk başta, “Aileme bunu yapamam,” dedi ama sonra kabul etti. İlk otobüsle Antalya’ya geri döndük. Yolda mola yerinde babamı arayıp, “Nergisi getiriyorum baba, hemen nikah işlemlerine başla,” dedim.Babam belediyede isciydi. İki gün içinde yıldırım nikahıyla evlendik. Tam imzaları attık. Nikah memuru, “Sizi karı-koca ilan ediyorum,” dedi. Tam o sırada içeriye polislerle birlikte kayınpeder girdi, zorla almaya kalktı Nergis. Hemen nikah cüzdanını gösterip, “Ben reşidim kendi isteğimle geldim,” deyince polisler geri çekildi. Babam gidip, “Artık dünür olduk, akrabayız. Gelin, bu çocukların düğününü birlikte yapalım,” dedi. Ama kayınpeder babama yumruk attı. O sinirle ben de kayınpedere girişince… tabii anlayacağın, nikah karıştı. Zifaf gecesi yerine, bir hafta nezarette, üç ayda içerde yattım. Ziyarete geldiğinde, ben üzülmeyeyim diye bana bir şey söylememişti. Ama ailesi… evlatlıktan reddetmiş. Ne ölüme ne ölüne diye çıktığımda öğrendim bunu.Tahliye olup çıktığımda Bir süre ailemle birlikte yaşadık. İkimizde çalışıyorduk. Ev üstüne ev olmaz derler ya öyleydi. Nergisim bir gün bile şikayet etmedi annemi anne babamı baba bildi ama ben kocası olarak kendimi yetersiz görmeye başladım. İçerideyken bazı kişilerle tanışmıştım. O zamanlar gençlik,cahillik, fazla kazanma, güç, hırs ağır basıyordu. Tabii, bu işlere de dahil ettiler beni. Kazanmaya başladıkça önce bir oda bir mutfak küçük bir ev tuttum hiç unutmam içinde sadece bir buzdolabı, bir yatak, bir tencere,iki tabak iki kaşık ve bardağımız vardı. Bir kere bile şikayet etmedi."Sağlık olsun gerisi hallolur" derdi. Sonra bir gün akşam yemeği yerken "Cihan sana bişey söyleyeceğim" ded. "Noldu Nergisim" dedim Elinin karnına koyup," Cihan ben hamileyim" dedi. Ayağa kalkıp sarıldım. Sevinçten ağlıyordum artık ama bir yandan da nasıl olacak çocuğuma nasıl yeterim diye düşünüyordum. İşleri daha da büyüttük Kazancım gün geçtikçe artıyordu.İsmimiz her yerde bilinir oldu.Dostumuz kadar düşmanımız da çoğaldı Sonra işler çığırından çıktı; insanların canını yakmaya, vatana ihanete gelince… bu sefer ben karşı çıkmaya başladım. Benim gibi olan bi kaç kişiyle baş kaldırdık. Diğerlerini yıdırıp susturdular, ama benimle baş edemediler kontrolü iyice elime almıştım Artık sözü geçen yer altı dünyasının en zirvedeki adamı olmuştum. Çok badireler atlattım ama kaç kere saldırıya uğradım hatırlamıyorum. Hatta Aybars'ı bile okuldan bana şantaj yapmak için kaçırmaya çalıştılar. Öğretmeninin dikkati sayesinde tehlike önlendi. Bu süreçte Nergis çok yoruldu. Hem ailesinin barışmamış olması, hem benim kötü haberlerim, eve gelecek korkusu… İçerden soldurdu çiçeğimi. Göğüs kanseri, son evrede fark edebildik; sinsi ilerlemişti. Sekiz ayda alıp götürdü benden. Yirmi yıl aynı yastığa baş koyduk.Yirmi yılda ailesi bir kere bile aramadı. Hatta belki yumuşarlar diye Aybars' resmini bile yollamiştık. Biraz duraksadım.. Gülersin belki ama eski zamanlarda bütün yastıklar var ya… onlara başımızı koyardık.Zengin olduğumda da değişmedi Yastıkta bile benden ayrı olmasın diye. Şefkati, sevecenliği, güzelliği, zekâsı… her şeyiyle eşsizdi. Benim için mükemmel bir kadındı. Şükür, kurbanları bile kestirirdim; “Böyle bir karım var,” diye. En yakın arkadaşımın oğlu Ozan’ı bile kendi öz evladı gibi sevdi, yetiştirdi, büyüttü. Yani… daha nasıl anlatılır? Hangi kelime Nergisimi ifade eder bilemiyorum. Elimi kalbimin üzerine koyup, onu hep burada yaşattım, dedim. Bazen odama çekilip kapımı kilitleyip saatlerce resmiyle konuşurum. Sanki yanımdaymış gibi, beni dinliyormuş gibi. "Biliyormusun" dedim. "Bu yaşıma kadar hiç bir kadına kadın gözüyle bakmadım. Hatta bir defasında Aybars baba, “Yalnızlık Allah’a mahsustur, istersen evlenebilirsin,” dedi. Ama ben kesin bir dille, “İnsan ahirette sevdiğiyle olacakmış… ben Nergisimden başkasını istemiyorum,” demiştim. Hoş, bu kadar günahla nasıl olur bilmiyorum… ama ondan başkasını istemiyorum, dedim. Uzanıp elimi tuttu. “Cihan amca, ya sen ne güzel bir insansın,” dedi. Kendi anlattıklarını unutmuş, ıslak kirpikleri çipil çipil bakan gözleriyle beni dinliyordu. “Ben senin çok iyi biri olduğunu biliyorum,” dedi."Ve inanıyorum ki Nergisinle yine kavusacaksın." Vakit baya ilerlemişti; gece gece… iki ağlak. O anlattı, ben ağladım. Ben anlattım, o ağladı. Sonra, “Hadi kızım, kalkalım… sen göreve gideceksin,” dedim. Ayağa kalktığımızda, gelip sıkıca sarıldı bana. “Teşekkür ederim,” dedi. “Bana sevdiğine değer gösterenlerin de olduğunu gösterdiğin için.” Vedalaştık... "Hakkını helal et Cihan amca" dedi. "Gideceğim görev zor gidipte dönmemek var" dedi. İçime oturmuştu bu sözü. Sıkıca sarıldım yine "Rabbim ayağına taş gözüne yaş değdirmesin. Bütün işini gücünü en güzelinden, en kolayından hayır eylesin" dedim. Yanaklarına yaşlar süzüldü yine. "Annemden sonra ilk defa biri arkamdan dua ediyor." dedi Ağlatmıştı yine beni...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE