İçimi kıpır kıpır yapan düşünceler ile bulduğum ilk taksiye atlayıp şirketin partiyi düzenlediği binanın adresini verdim. Üzerimde diz kapaklarımın bir karış üzerinde biten koyu yeşil bir etek ve tülden kolları ve kare yaka kesimi olan cüretkar bir bluz vardı. Hepsinin üzerine bedenimi soğuktan koruyan şık bir palto giymiştim.
Uzun zamandır özenmediğim kadar makyajıma özenmiş, kızıl buklelerimi toplayıp davetkar birkaç tutamın omuzlarıma düşmesine izin vermiştim. Şehrin ışıkları bir nehir gibi akıp beni de kendileri ile birlikte sürüklerken neredeyse iki aydır sevgili olduğum adamın ela gözlerini düşünüp gülümsedim.
Meral Hanım ile olan son seansımız da daha fazlasını denemeye karar vermiştim. Onur’un dudaklarının tenimdeki hissini düşünüp yutkundum. Yanağıma kondurulan buselerden, dudaklarımızın birbirine kısa süreli temaslarından daha fazlasını istemeye başlamıştım. Yaşadığım travmayı bildiğinden her seferinde ondan kaçmama izin veren adama bu sefer ben gitmek, kollarının arasında durabilmek istiyordum.
Telefonumu elime alıp saati üçüncü kez kontrol ettiğimde taksi şoförü ‘’Adrese vardık hanımefendi.’’ diyerek beni düşüncelerimden kopardı. Cüzdanıma uzanıp taksi ücretini ödedikten sonra arabadan inip onlarca katı olan binanın girişine ilerledim.
Adresin beş yıldızlı lüks bir otele ait olduğunu görünce şirketin masraftan kaçınmadığına emin oldum. Otel girişinde bana kapıyı açan görevliye gülümseyip lobide tıkırdayan on santimlik topuklularım ile ilerledim. Yeni yılın heyecanı ile her yere saçılan kar tanesi teması, otelin altın rengine karışırken soğuk yüzünden paltolarına sarınıp dışarı çıkan insanların arasından sıyrıldım.
Görevli sarışına yaklaşıp ‘’Altın Başak Şirketi’nin organizasyonu için gelmiştim.’’ dedim.
Yeni yıl temasına uymak için kırmızı tek parça bir elbise giyen kadın bana gülümseyip asansörü işaret ederken ‘’Yirmi beşince kat. Terasın tamamı parti için ayrıldı.’’ dedi.
‘’Teşekkürler.’’
Teras partisi düşüncesi bir an için somurtmama sebep oldu. Üzerimdeki paltoyu çıkarmadan açık havada olma fikri planlarımı bozuyordu. Neyse ki asansöre binip partinin olduğu kata çıktığımda endişemin yersiz olduğunu gördüm.
Otelin çatı katı tamamen açık değildi. Şehrin kalabalığına tepeden bakan açık alanın dışında küçük dinlenme odalarından oluşan kapalı bir kısım vardı. Parti alanına adım atınca bir görevli zarifçe kolunu uzatıp ‘’Paltonuzu alabilir miyim?’’ diye sordu.
Görevli sarışın ile aynı elbiseyi giyen esmer kadına paltomu ve çantamı teslim ettikten sonra gözlerimle etrafı taradım. Açık alanda otelin lobisine benzer süslemeler hakimdi. Çam ağaçları ve sahte hediye kutularından oluşan yığınların arasına kokteyl masaları yerleştirilmiş, üstlerine altın rengi uzun şamdanlar konulmuştu. Üstelik her köşede açık havanın soğuğunu kırmak için ısıtıcılar vardı.
Işıklandırmanın şehrin kendi ışıltısı ile harmanlandığı teras kısmına ilerleyip gözlerimle Onur’u aradım. Birkaç dakika masaların arasında dolaşıp tanıdık birkaç iş arkadaşıma selam verdikten sonra onu tanımadığım iki adamla sohbet edip ellerindeki şampanya kadehlerini içerken buldum.
Ela gözleri varlığımı keşfedince dudakları kelimelerinin ortasında aralanıp kaldı. Bakışları yüzümden ayaklarıma doğru inerken istemsizce yerimde kımıldandım. İlerleyip onu selamlamak yerine beni incelemesine izin verdim. Ela küreler çizdiği yoldan geri dönüp yeniden gözlerimi bulduğunda bakışlarından yansıyan beğeni ile yüzüm kızardı.
Onur’un bir anda susması ile bana dikkatini veren iki yabancıdan soldaki ‘’Bizi tanıştıracak mısın Onur?’’ diye sordu.
Kısa bir öksürük ile bakışlarını benden koparan Onur arkadaşına dönüp gülümsedi. ‘’Elbette.’’ Elindeki bardağı masaya bırakıp bana doğru yaklaşırken sağ elini öne uzattı. Davetini kabul edip parmaklarımı avucunun içine bırakırken ‘’Şirketimizin ve kalbimin değerlisi Deniz Hanım.’’ dedi.
Kendi ile birlikte beni de masaya çekince sözleri yüzünden açık kalan ağzımı kapayacak zamanı bulamadım. İkiliden daha kısa olan adam elini tokalaşmak için uzatıp ‘’Memnun oldum Deniz Hanım, ben idari departmandan Haluk.’’ dedi.
Onur’un avucundan elimi kurtarıp Haluk’a uzattım. ‘’Memnun oldum.’’
Haluk samimi ama mesafeli bir gülümseme ile başını eğdi. İlk konuşan adam ise Haluk kadar görgülü olmak yerine kahkaha atıp ‘’Ben de Buğra.’’ dedi. Onur’un omzuna sertçe birkaç kez vurdu. ‘’Demek geçen gün beni ekmene sebep olan güzellik buymuş.’’
Buğra bana göz kırpınca gerildim. Onur omzunu morartmış gibi Buğra’nın vurduğu yeri ovalayıp ona kaşlarını çattı. ‘’Şimdiden sarhoş mu oldun?’’
Buğra yeniden kahkaha attı. ‘’Şampanya beni sarhoş edemez ama kadınlar…’’ Dudaklarını ısırıp inleyince edepsiz tavrı ile kaskatı kesildim. Buğra tepkimi görünce tek kaşını havaya kaldırdı. ‘’Pek de utangaç. Geçen gün sana telefon ettiğimde yanında çıkardığı sesleri düşününce-‘’
Buğra daha fazla konuşamadan Onur uzanıp adamı kolundan yakalayıp masadan uzaklaştırmaya başladı. Öfke ile kaşlarını çatarken başını çevirip ‘’Hemen dönerim.’’ diye bana seslendi.
Ne yapacağımı bilemeden Haluk ile baş başa kalırken Buğra’nın ima ettiği şeyler ile yüzüm alev aldı. Haluk da durumdan rahatsız olmuş olsa gerek ki bakışlarını benden kaçırıp çevreyi incelemeye odaklandı.
Şükürler olsun ki Onur beş dakikaya kalmadan geri döndü. Sarı saçlarını öfke ile eliyle geriye tararken bana bakıp sesini yumuşattı. ‘’Özür dilerim Deniz. Buğra alkolü fazla kaçırdığı için saçma sapan konuşuyor, aptal herif neyden bahsettiğinin de nerede olduğunun da bilincinde değil.’’
‘’Anladım.’’
Onur biraz daha bana yaklaşıp elini belime götürünce gerilip ondan uzaklaştım. Havayı okuyan Haluk ‘’İzninizle bir arkadaşımı gördüm.’’ diyerek seri adımlar ile bizden uzaklaşınca Onur masada yarısı dolu kadehi alıp kafasına dikti.
Sahip olduğumuz alkol oranındaki düşüşü hissetmiş gibi terasa elleri şampanya dolu tepsiler ile giren garsonlardan biri bize yaklaşıp ‘’Şampanya ister misiniz?’’ diye sorunca Onur bana sormadan iki kadeh alıp ‘’Teşekkürler.’’ dedi.
Bardaklardan birini Buğra’ya hala öfkeli olduğu belli olduğundan sıktığı çenesi ile yudumlarken yan gözle bana bakıp ‘’Kızdın mı?’’ diye sordu.
‘’Hayır, sadece utandım.’’ Elmacık kemiklerime yayılan çillerin daha belirgin hale geldiğine emindim. Onur dudağının tek tarafını kıvırıp yanağındaki gamzenin belirmesine neden olurken boştaki elini yüzüme uzatıp çenemin ucunu okşadı.
‘’Kırmızı sana yakışıyor.’’
Bakışları gözlerimden hafifçe aralık dudaklarıma kayıp orda kaldı. İmasının kızaran yanaklarıma mı yoksa kırmızı rujlu dudaklarıma mı olduğunu çözemeden elini çekip bardağı kafasına dikti.
Kullandığım ilaç yüzünden alkol alamadığımı bildiğinden dolu kadehi bana uzatmadığını biliyordum. Ama bu kadar hızlı içmeye devam ederse sonunun Buğra’ya benzemesinden korktum.
Elimi koluna koyup ‘’Biraz yavaş mı içsen?’’ dediğimde parmaklarımı yakalayıp sıktı. Dudakları yaramaz bir gülüşle kıvrılırken ‘’Sen bu kadar güzel görünürken mi?’’ diye sordu.
‘’Teşekkürler, sen de çok yakışıklı görünüyorsun.’’
Sözlerim yersiz değildi. Onur her zaman çekiciydi. Ela gözleri ve sarı saçlarına yaramaz gülüşü eklenince kalbi hızla atmayacak kadın yoktu. Üstelik beyaz gömleği ve zayıf bedenine oturan koyu yeşil ceketiyle bugün ayrı bir dikkat çekiciydi.
Renk uyumumuzun bizi bir çift gibi gösterdiği gerçeğini de ekleyince içim heyecan ve beğeni ile doldu. Onur kıkırdayıp ‘’Bence daha çok içmeliyim.’’ dedikten sonra ona engel olamadan masada kalan son dolu kadehi üç yudumda boşalttı.
Ona kızsam mı yoksa gülsem mi karar veremeden kulaklarımı ‘’Demek buradaydınız.’’ diyen İrem Hanım’ın sesi doldurdu.
Koluna girdiği uzun boylu kumral adamı tanımasam da nazikçe gülümsedim. İrem Hanım ise bana dönüp ‘’Deniz benim en parlak astlarımdan biri, sizinle olan son projede o sunum yapmıştı. O zaman Levent Bey ile görüşme sağlamıştık.’’ dediğinde adam bana değerlendiren tepeden bir bakış atınca mimiklerim bocaladı.
Sorun adamın egosuyla bana yüksekten bakması değildi. Adam gerçek anlamda bana yukarıdan bakıyordu. Boyu iki metrenin üzerinde falan olsa gerekti. Aramızdaki mesafeyi kapayıp elini uzatma gereği görmediğine bozulmam gerekse de benden uzak kaldığı için memnun oldum.
İrem Hanım bir süre daha projeler hakkında konuşsa da beklediği etkiyi sağlamayınca Onur’a dönüp ‘’Ah bu genç adamda bizim saha birimimizden.’’ diyerek konuyu değiştirdi.
Onur üç adım öne çıkıp adama elini uzattı. ‘’Onur Bozdağ.’’
Bana olan tavrının aksine hafifçe gülümseyen adam tokalaşmak için elini uzatıp ‘’Orhan Ateş.’’ diyerek kendini tanıttı. İrem Hanım ortamın yumuşamasından yararlanıp ‘’Orhan Bey’in kardeşi Levent Bey yurt dışında olduğundan partiye katılamasa da gelecek iş anlaşmalarımız için kendisini ikna edebildik.’’ deyip zarifçe dudaklarını kıvırdı.
İsminin Orhan olduğunu öğrendiğim çam yarması bana göz ucuyla bakıp yeniden Onur’a dönünce iş dünyasında erkek egemenliğine inanan mağara adamlarından biriyle karşı karşıya olduğumu anladım. Kadınlar onun için kolunda gezdirilecek aksesuarlar ya da yatak arkadaşları olsa gerekti.
Düşüncemi o an duyup kanıtlamak ister gibi Orhan Ateş kolunu çekip İrem Hanım’dan kurtardı. Yanından geçen garsonun tepsisinden bir kadeh almak için yapılmış gibi gösterilen bu hareket öyle kabaydı ki İrem Hanım’ın bile her zaman profesyonelce yüzüne kazınmış gülümsemesi dağıldı.
Adam içkisinden bir yudum bile almadan başka bir garsonun tepsisine bardağını bırakınca gözlerim irileşip öfke ile ellerimi birbirine kenetledim. Onur ortamı kurtarmak için adamın arkasında yer alan masalardan birine bakıp ‘’Görkem ah gelmişsin.’’ dedikten sonra Orhan Ateş’e döndü. ‘’Şirketinizin yeni kazı alanlarına yatırım yaptığını duymuştum. Görkem bu konuda oldukça bilgilidir. Dilerseniz kendisi ile sizi tanıştırmak isterim.’’
Orhan Ateş bu girişimi geri çevirmeyip Onur ile masadan uzaklaştığında İrem Hanım’a göz attım. Benden on yaş büyük proje liderimin öfke ile kısılmış yeşil gözleri bir an için irkilmeme neden olsa da işinde profesyonel olan kadın hemen toparlanıp derin bir nefesle ifadesini mutlu bir umursamazlığa çevirdi.
Dudağımı sertçe ısırdım. Bana bir buçuk yıldır arka çıkan, hatalarımı düzeltmem için fırsatlar veren hatta annemin ölüm yıl dönümünde yalnız kalmayayım diye yanımda gelen kadını teselli etmek istedim. Önümde omurgasını dikleştirip aldığı darbeyi göğüsleyen kadının benim sözlerime ihtiyacı olmadığını biliyordum. O bu sert dünyada benden çok daha uzun zamandır mücadele ediyor, dişini tırnağına takıp yükseğe tırmanıyordu.
Yine de acıyan dudağımı serbest bırakıp dolaylı sözlerimi anlamasını umdum. ‘’Bir damla su bile koca dağı ikiye yarabilir.’’
Koyu renkli farla süslenmiş gözlerini bana çevirdiğinde dudaklarının kenarları titredi. ‘’O zaman denizler onları yutar mı?’’
‘’Ancak liderleri yolu onlar için açarsa.’’
Sözlerimle sıkıntılı ifadesi dağılan proje liderim ceketinin kollarını düzeltip topuklarının üzerinde döndü.
‘’Partinin tadını çıkar.’’ dedikten sonra isteksiz adımlarla Onur ve Orhan Ateş’in olduğu yöne ilerledi.
Dudaklarıma kadar gelen ‘’Siz de.’’ lafını yuttum. Belli ki bazılarımız için eğlenmek mümkün değildi. Onun için bu partinin savaş meydanı olduğu kesindi.
Zaman masada yalnız kalmamla hızla aktı. Şirketin çalışanlarından oluşan topluluğa yanlarında getirdikleri partnerleri de eklenince ortam iyice kalabalıklaşmış, müziğe eklenen bolca konuşma sesi ile ortam bunaltıcı hale gelmişti. Masada bekleyip Onur’un dönmesini umsam da kırk dakika sonra hala gelmeyince masadan ayrılıp biraz sessizlik için dinlenme odalarına yöneldim. Cam kapısı koyu perde ile kapatılmamış iki odadan terastan en uzakta kalanına doğru ilerleyip insanların yanından geçtim. Hedefime ulaşıp derin bir nefes almak için odaya girmiştim ki arkamdan itilip odanın içindeki rahat görünümlü kanepeye doğru bocaladım.
Kapı tık sesiyle kapanıp kumaş hışırtısı kulaklarımı doldururken sert bir kol belime dolanıp beni dik tuttu. Panik ile gözlerim irileşirken ‘’Seni buldum.’’ diyen Onur’un sesiyle rahatladım.
Başımı çevirip ona bakmaya çalışınca beni serbest bıraktı. ‘’Seni bekledim ama gelmedin.’’
Homurdandı ardından kıkırdadı. Hafifçe dağılmış sarı saçlarına, yakası üstten iki düğme çözülmüş gömleğine baktım. Ceketini çıkarmış, kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı.
Açıkta kalan boynum ile dudaklarım arasında dolaşan bakışları beni yakarken Onur aramızdaki iki adımlık mesafeyi kapatmayıp ellerini belimin iki yanına yerleştirdi. Bana yakınlaşmıyor ama uzaklaşmama da izin vermiyordu.
‘’Denizzzz.’’
Harfler birbirinin üzerine binip dili dolanırken ‘’Onur sen ne kadar içtin?’’ diye sordum. Belli ki Orhan Ateş ile gittikten sonra da şampanya bardakları ile samimi olmaya devam etmişti.
Sorumu yanıtlamak yerine başını eğip boynuma doğru sıcak nefesini verdi. ‘’Benden yine kaçacak mısın?’’
Kelimeleri mi yoksa tenimdeki nefesi mi beni daha çok telaşlandırdı emin değildim. Başını geri çekip yüzüme bakarken yutkundum. Aylardır sınırlarıma saygı gösteren, beni zorlamayan adamın ela gözlerine bakmak için başımı geriye atmama gerek yoktu. Onur, kadınlara tepeden bakan Orhan Ateş gibi uzun değildi. Benim 1.60’lik boyumla arasında on santim vardı.
Tam da bu anı düşünerek giydiğim topuklularım sayesinde aynı boydaydık. Belki de bu yüzden bana neredeyse sarılacak olması beni korkutmuyor, dudaklarıma doğru alçalan başı kaçmak istememe sebep olmuyordu.
Yüzümü ısıtan nefesini soluyup bu geceye hazırlanırken verdiğim karara sıkı sıkı tutundum. ‘’Hayır kaçmayacağım.’’
Sözlerimi bir an algılayamamış gibi gözlerini kırpıştırınca tüm cesaretimi kuşanıp aramızdaki iki adımı kapattım. Parmak uçlarımı hafifçe kızarmış yanaklarına dokundurup avuçlarımı omuzlarına yerleştirdim.
Onur inleyip dudaklarımızın arasında kalan son santimleri istekle kapatınca parmaklarımı gömleğine geçirdik. Yumuşak dudakları benimkileri esir alırken elleri bedenimi keşfe çıktı. Avuçlarından biri enseme yerleşip beni daha derin bir öpücüğe davet ederken dili dudaklarımı aralamak için beni teşvik ediyordu.
Titrek bir nefesle ona izin verince bedeni öne atıldı. Boğazından fazlasıyla erkeksiz bir homurtu dökülürken diğer eli terasta dikilmekten üşüyen bacaklarımdan birini avuçlayıp beni kendine iyice bastırdı.
Bu zamana kadar yaşadığım masum öpücüklerden çok farklı bu tutku dansına uyum sağlayabilmek için ellerimi Onur’un saçlarına sokup çekiştirdim. İçimde anlamlandıramadığım duygular kabarıp bedenim ısınırken nefessiz kaldım.
Onur ensemdeki elini çekip iki eliyle kalçamı avuçladığında karnımın altında bir yer kasıldı. Dudaklarını benden koparıp boynuma doğru ıslak öpücükler bırakırken ‘’Seni istiyorum.’’ diye inledi.
Boğazım sıkışıp kalbim deli gibi atarken ‘’Onur.’’ diyebildim.
Dişlerini tenime hafifçe geçirip ardından emince çığlık attım. ‘’Evet daha çok çığlık atmanı sağlayacağım.’’ Sözlerinin anlamını çözemeden Onur beni havaya kaldırıp bacaklarımı beline dolamamı sağladı.
Şaşkınlıkla kollarımı ona dolayıp ‘’Onur!’’ diye bağırdım.
‘’Ah! Her darbede adımı bağırdığından emin olacağım.’’ Ağzı bluzumun kare yakasının açıkta bıraktığı tenime ıslak öpücükler bırakırken nefes alamadım. Tenimde arzu çiçekleri ilk kez tomurcuklanırken heyecanla titredim.
Onur ben kucağındayken ileriye atılıp odadaki kanepeye varınca durdu. Kalçamdaki ellerinden birini sırtıma kaydırıp eğilince bir anda kendimi sırt üstü kanepeye uzanmış buldum. Onur bluzumun tülden kollarını çekiştirip dantelli sutyenimi açığa çıkardı.
İnleyip bana bakabilmek için doğrulunca yüzüne yerleşen ifade ile kanım tutuştu. Gözlerinde yeniden görmeyi istediğim o aç bakış vardı. Koyu bir yeşile dönen gözleri dağılan saçlarımdan şişmiş dudaklarıma kaydı ardından açıkta kalan tenimde gezindi. En son çıplak baldırlarımı görünce ‘’Siktir.’’ dedi.
Küfür edince kulaklarıma kadar kızardım. Daha ileriye gitmek, geri çekilmeye izin vermemek üzere olan planıma sıkıca tutundum. Onur sol elini göğüslerimin açıkta kalan şişkinliğinden belimde toplanan eteğimin kumaşına oradan da çıplak bacaklarıma kaydırırken bedenim yükselmek için kıvrıldı.
Nefesim kesik kesik ve hızlıydı. Gözlerimiz buluşunca Onur inleyip yeniden ‘’Siktir.’’ dedi.
Dizlerimin arkasına yerleşen elleri etime gömülüp beni kanepede kaydırmak için hızla kendine doğru çekti. Bedeni yeniden dudaklarımı öpmek için alçalınca bir anda kilitlenip kaldım. Gözlerimin önündeki artık Onur değildi. Üzerime abanan beden sık nefesler ile bütün ağırlığını bana veriyor, boynumda ıslak kandan izler bırakıyordu.
Ciğerlerime sıkışan nefesle ellerimi aramıza sokup itmeye çalışsam da ağırlığından kurtulamıyordum. Çenemde ve dudaklarımın üzerinde ıslaklık hissederken korkuyla inledim.
‘’Evet bebeğim.’’
Gözlerimi kırpıştırıp üzerimde ölü bir beden olmadığını, Onur’un bana tutkuyla baktığını görsem de paniğimi yenemedim.
Tek yapabildiğim çığlık atmaktı. ‘’Onur!’’
Onur gülüp çenemin ucunu ısırdı. ‘’Sabırsız olma. Ben içine girdiğimde adımı bağır bebeğim.’’
Ellerimi yumruk yapıp onu tüm gücümle ittim. Yanaklarımdan yaşlar boşaldı. Sesim kısılırken ‘’Hayır.’’ diye inledim.
Beni dinlemek yerine ellerini eteğimin altına kaydırırken ‘’Çok ses çıkarırsan bizi duyarlar.’’ dedi. Baldırımı sürtünen parmakları iç çamaşırımın kumaşına ulaşınca midem bulandı. Görüşümde siyah noktalar dönüp boğuluyor gibi hissederken hıçkırdım.
Hayır, hayır, hayır!
Kanın bakır tadı dilime dolup sırtımda soğuk toprağı hissederken üzerime abanan bedeninde yakında soğuyacağını biliyordum.
Biri beni kurtarsın!
Kulağıma tek el silah sesi dolup zihnimde ardı ardına yankılanırken korkuyla büzüldüm. Peş peşe çığlık atıp ellerimi savururken birinin küfrettiğini duydum. Ardından bedenim yuvarlanıp sertçe zemine çarptı. Darbenin acısı ile zihnim hızla netleşip beni bulunduğum ana döndürdü.
Küçük odada hala kanepenin üzerinde olan Onur’a ıslak gözlerimi kırpıştırıp korkuyla baktım. Yanağındaki kanlı tırnak izleri ile bana bakarken şaşkındı.
‘’Deniz.’’ deyip bana uzanınca hızla ondan uzaklaşıp ayağa kalktım. Onur tek kelime edemeden kapıya koşup kendimi dışarı attım. Soğuk hava beni kucaklarken insanların terasın en ucunda toplandığını görüp aceleyle üzerimi düzelttim.
Işıkları söndürülmüş terasta geceyi yırtan ıslıkları ile havai fişekler peş peşe patladı. Birbirine sarılıp yeni yılı kutlayan bedenlerin neşesini paylaşmadan panik ile koştum.
Onur beni bulamadan önce kaçtım.